İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkarken, tutumları, çatışmanın sonucu üzerinde etkili olacak

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
TT

İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)

Ömer Önhon

İsrail'in İran'a saldırısı dünya genelinde büyük endişe yarattı. Bölgesel bir savaşın patlak verme olasılığı, taktik nükleer silahların kullanılması ve hatta üçüncü bir dünya savaşına doğru kapsamının genişlemesi ihtimali alarm zillerini çaldırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'a karşı başlatılan operasyonun anlık olarak alınan bir karar olmadığını, İran'ın nükleer silah edinmeye yaklaşmasıyla birlikte uzun süredir devam eden planlamanın bir sonucu olduğunu açıkça ifade etti. Elli yılı aşkın süredir sivil nükleer programını sürdüren İran ise ısrarla nükleer programının sadece barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.

ABD ve İran, geçtiğimiz nisan ayından bu yana İran'ın nükleer programı konusunda müzakereler gerçekleştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump mayıs ayı sonlarında iki ülkenin anlaşmaya yakın olduğunu açıkladı, ancak İran bu açıklamayı doğrulamadı.

Buna karşın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın rekor miktarda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdi.

Bu çatışmanın, geçtiğimiz yıl ekim ayında İsrail’in İran’a saldırıları ve ardından İran'ın İsrail’e misillemesi ile karşılaştırıldığında çok daha büyük boyutlarda olduğu ortada. İsrail, İran'ın çeşitli bölgelerindeki nükleer ve askeri tesisleri hedef alan hassas saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı, Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve çok sayıda İranlı nükleer bilim adamı da dahil olmak üzere, yaklaşık on iki üst düzey komutan öldürüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İran'ın yanıtı da İsrail'e ciddi zararlar verdi, ancak İsrail'in saldırıları askeri sonuçlar açısından çok daha etkili oldu. İran’da 80 sivil öldü, çok sayıda sivil yaralandı. Buna karşılık İsrail'de sadece 9 kişi öldü ve yaklaşık 150 kişi yaralandı.

Suikastlar, İsrail'in askeri doktrininin temel bir unsuru haline gelirken Tel Aviv, düşmanın komuta kademesini veya doğrudan komutanlarını hedef alıyor. Amerikan vatandaşlarına dikkatli olmaları, ailelerini tahliye etmeleri ve büyükelçilikleri kapatmaları yönünde yapılan açık uyarılarına rağmen, İran yine hazırlıksız yakalandı.

İsrail, teknolojiye dayalı istihbarat yeteneklerinin yanı sıra İran içinde geniş bir insan ağına da sahip. Bu ağ sayesinde, çeşitli silah türlerini kaçırmayı ve hassas operasyonları gerçekleştirmek için ajanlar yerleştirmeyi başardı. Bu durum, birkaç hafta önce Ukrayna'nın Rusya topraklarında yaptığına benziyor.

İran, ABD gibi ülkelerin İsrail'e askeri destek vermeye devam etmesi halinde, ABD’nin bölgedeki üslerini ve gemilerini, ayrıca Fransız ve İngiliz üslerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulunarak söylemlerini sertleştirmeye devam ediyor. Bu gerilim, İsrail'in ABD ve diğer müttefiklerinin yardımıyla İran'ın saldırılarına karşı koyduğunu açıklamasının ardından patlak verdi.

Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya.

İsrail'in son olarak Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesisleri bombaladı. UAEA, Natanz’daki nükleer tesisin dışındaki radyoaktif aktivite seviyesinde herhangi bir değişiklik olmadığını ve normal seviyelerde kaldığını teyit etse de bu tesislerin içinde radyoaktif ve kimyasal kirlilik olduğunu da vurguladı. Ancak birçok gözlemci, özellikle iki ülke arasında devam eden müzakereler ve eski ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında anlaşmazlık olduğu yönündeki söylentiler göz önüne alındığında, ABD'nin İran'a karşı böyle büyük bir operasyona yeşil ışık yakmayacağı konusunda hemfikir.

Ancak uluslararası toplum, Trump'ın aynı anda çelişkili politikalar izleyebileceğini ve İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemeye kararlı olduğunu anlamalıydı.

Trump, 5 Ekim 2024'te, Kuzey Carolina eyaletinde seçim kampanyası sırasında İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini saldırması gerektiğini söyledi.  Dönemin ABD Başkanı Joe Biden'ın bu saldırılarda İsrail'i desteklemeyeceğini açıkladığı önceki bir açıklamasına ilişkin görüşü sorulduğunda Trump, "Nükleer silahlar en büyük tehlike. Biden'ın cevabı ‘Önce nükleer silahları vuralım, gerisini sonra düşünürüz’ olmalıydı” yanıtını verdi.

İran rejimi, içeride dini ve milliyetçi söylemlerle ve demir yumrukla kontrolü elinde tutuyor. Ancak artan göstergeler, rejimin sonunu getirebilecek bir gerilemeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

cdfgthyju
İran'ın Kirmanşah şehri yakınlarındaki bir füze üssünün havadan çekilmiş fotoğrafı, 12 Haziran 2025 (AP)

Öte yandan Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya. Uluslararası alanda da aşırı sağcı hükümetin politikaları nedeniyle antisemitizm ve İsrail karşıtı tutumlarda belirgin bir artış yaşanıyor.

İsrail Gazze'ye saldırmaya başladığında, dönemin İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ‘bu kez İsrail askerlerinin herhangi bir askeri kurala bağlı kalmadan savaşacaklarını ve yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını’ açıkladı. Görünüşe göre bu açıklama sadece bir konuşma olarak kalmadı, İsrail ordusunun izlediği resmi bir politikaya dönüştü.

Birçok İsrailli, Netanyahu'nun politikalarına karşı çıksa da bir ikilem içindeler. Zira İsrail'in başta İran, Hamas ve Suriye olmak üzere düşmanlarına büyük zarar verilmesi konusunda bir sakınca görmüyorlar.

Netanyahu'nun politikaları Trump'ın hoşnutsuzluğunu artırırken bu durum, iki lider arasındaki gerginliği daha da belirgin hale getirdi. Trump ve Netanyahu arasında her ne kadar bazı anlaşmazlıklar olsa da ABD ve İsrail arasındaki ortaklık ve iş birliği halen güçlü bir şekilde devam ediyor. İsrail'i destekleyen lobinin ABD Kongresi’nde büyük bir etkiye sahip olduğunu çok iyi bilen Trump, yasaların geçmesi ve bütçe konularının ele alınması için bu lobinin desteğine ihtiyaç duyuyor.

Bu ittifakın merkezinde yer alan Evanjelik-Siyonist bağın önemi de göz ardı edilemez.

Bugün yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız ve İsrail ile ABD, Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Suriye, Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'da gerçekleştirilen askeri operasyonların ardından İran'ın bölgesel nüfuzu geriledi. İran son zamanlarda Lübnan, Suriye ve Irak'ta ağır darbeler aldı. Bu darbeler, Suriye üzerinden Lübnan'a uzanan lojistik yolunun kesilmesine neden oldu.

Bölgenin geleceğini belirleyecek belirleyici faktörler arasında Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkıyor. Bu ülkelerin tutumları, çatışmanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek.

Şu anda, ‘İran boyun eğecek mi? Tahran'daki hükümet temsilcileri müzakere masasına oturacak mı? İsrail ve ABD'nin dayattığı şartları kabul edecek mi? Eğer kabul ederse, bu adım İran rejiminin sonunun başlangıcı olacak mı?’ gibi bölgenin kaderini belirleyecek olan bazı önemli sorularla karşı karşıyayız.

İsrail ve ABD, bazı konularda anlaşmazlık yaşasa da İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi gerektiği konusunda hemfikir. Netanyahu, Tahran'da rejim değişikliği çağrısında bulunarak, nihai hedefin ancak mevcut yönetimin ortadan kalkmasıyla gerçekleştirilebileceğini vurguladı.

ABD ise bu senaryoyu uygulamak için doğrudan müdahale etmek istemese de rejimin düşmesine karşı çıkmayacak. Rejimin devamı bir yandan ABD’nin bazı çıkarlarına hizmet ederken bir yandan da çöküşü İran sınırlarını aşan ciddi sonuçlara yol açabilir.

İran kaosa sürüklenirse, İran’da yaşayan Afgan mültecilerin yanı sıra yüzbinlerce İranlıdan oluşan yeni bir mülteci dalgası Türkiye ve Avrupa'ya yönelecek ve bu da bölgesel istikrarsızlık riskine kapıyı aralar. Bu durum, Birleşmiş Milletlerin (BM) artan bir yük altında ezildiği bir dönemde uluslararası toplumu yeni insani zorluklarla karşı karşıya bırakır.

Ancak İsrail, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler zaten gergin olduğundan Türkiye'yi yeni bir kaos dalgasının sarması halinde bu durum karşısında üzülmez. Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei'nin İsrail'i ziyareti sırasında Netanyahu'nun İsrail parlamentosu Knesset'te ‘Osmanlı İmparatorluğu geri dönmeyecek’ diyerek Türkiye'nin bölgesel emellerini doğrudan reddettiği konuşması, bu durumu açıkça ortaya koyuyordu.

uıo
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'da gerçekleşen Türk Devletleri Zirvesi'nde konuşurken 6 Kasım 2024 (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi bir açıklama yaparak buna yanıt verdi. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını uluslararası hukuku ihlal eden bir provokasyon olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun bölgeyi ve dünyayı felakete sürüklediği uyarısında bulundu ve uluslararası toplumu İsrail'i durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakın müttefiklerinden Devlet Bahçeli daha sert bir tonda yaptığı açıklamada, İsrail'e karşı durmanın Türkiye'nin ulusal güvenlik gereklilikleri ve bölgesel barışın önemi nedeniyle tarihi bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bahçeli, diplomatik tüm yolların tükendiğini ve İsrail'i caydırmak için güç kullanmanın zamanının geldiğini söyledi.

Bugün en tehlikeli senaryo, İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışmanın başlaması ihtimalidir. Tel Aviv, Ankara'nın kolayca kontrol altına alınamayacak bir rakip olduğunu çok iyi biliyor. Her iki taraf da açık bir çatışmanın her iki tarafa da büyük zarar vereceğinin son derece bilincinde.

Tüm bunlarla birlikte bölgede yaşanan hızlı dönüşümler, birçok politikanın mantığın sınırlarını aştığını ortaya koyarken bu durum, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek değişikliklerin habercisi olarak görülüyor.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.