İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkarken, tutumları, çatışmanın sonucu üzerinde etkili olacak

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
TT

İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)

Ömer Önhon

İsrail'in İran'a saldırısı dünya genelinde büyük endişe yarattı. Bölgesel bir savaşın patlak verme olasılığı, taktik nükleer silahların kullanılması ve hatta üçüncü bir dünya savaşına doğru kapsamının genişlemesi ihtimali alarm zillerini çaldırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'a karşı başlatılan operasyonun anlık olarak alınan bir karar olmadığını, İran'ın nükleer silah edinmeye yaklaşmasıyla birlikte uzun süredir devam eden planlamanın bir sonucu olduğunu açıkça ifade etti. Elli yılı aşkın süredir sivil nükleer programını sürdüren İran ise ısrarla nükleer programının sadece barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.

ABD ve İran, geçtiğimiz nisan ayından bu yana İran'ın nükleer programı konusunda müzakereler gerçekleştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump mayıs ayı sonlarında iki ülkenin anlaşmaya yakın olduğunu açıkladı, ancak İran bu açıklamayı doğrulamadı.

Buna karşın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın rekor miktarda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdi.

Bu çatışmanın, geçtiğimiz yıl ekim ayında İsrail’in İran’a saldırıları ve ardından İran'ın İsrail’e misillemesi ile karşılaştırıldığında çok daha büyük boyutlarda olduğu ortada. İsrail, İran'ın çeşitli bölgelerindeki nükleer ve askeri tesisleri hedef alan hassas saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı, Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve çok sayıda İranlı nükleer bilim adamı da dahil olmak üzere, yaklaşık on iki üst düzey komutan öldürüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İran'ın yanıtı da İsrail'e ciddi zararlar verdi, ancak İsrail'in saldırıları askeri sonuçlar açısından çok daha etkili oldu. İran’da 80 sivil öldü, çok sayıda sivil yaralandı. Buna karşılık İsrail'de sadece 9 kişi öldü ve yaklaşık 150 kişi yaralandı.

Suikastlar, İsrail'in askeri doktrininin temel bir unsuru haline gelirken Tel Aviv, düşmanın komuta kademesini veya doğrudan komutanlarını hedef alıyor. Amerikan vatandaşlarına dikkatli olmaları, ailelerini tahliye etmeleri ve büyükelçilikleri kapatmaları yönünde yapılan açık uyarılarına rağmen, İran yine hazırlıksız yakalandı.

İsrail, teknolojiye dayalı istihbarat yeteneklerinin yanı sıra İran içinde geniş bir insan ağına da sahip. Bu ağ sayesinde, çeşitli silah türlerini kaçırmayı ve hassas operasyonları gerçekleştirmek için ajanlar yerleştirmeyi başardı. Bu durum, birkaç hafta önce Ukrayna'nın Rusya topraklarında yaptığına benziyor.

İran, ABD gibi ülkelerin İsrail'e askeri destek vermeye devam etmesi halinde, ABD’nin bölgedeki üslerini ve gemilerini, ayrıca Fransız ve İngiliz üslerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulunarak söylemlerini sertleştirmeye devam ediyor. Bu gerilim, İsrail'in ABD ve diğer müttefiklerinin yardımıyla İran'ın saldırılarına karşı koyduğunu açıklamasının ardından patlak verdi.

Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya.

İsrail'in son olarak Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesisleri bombaladı. UAEA, Natanz’daki nükleer tesisin dışındaki radyoaktif aktivite seviyesinde herhangi bir değişiklik olmadığını ve normal seviyelerde kaldığını teyit etse de bu tesislerin içinde radyoaktif ve kimyasal kirlilik olduğunu da vurguladı. Ancak birçok gözlemci, özellikle iki ülke arasında devam eden müzakereler ve eski ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında anlaşmazlık olduğu yönündeki söylentiler göz önüne alındığında, ABD'nin İran'a karşı böyle büyük bir operasyona yeşil ışık yakmayacağı konusunda hemfikir.

Ancak uluslararası toplum, Trump'ın aynı anda çelişkili politikalar izleyebileceğini ve İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemeye kararlı olduğunu anlamalıydı.

Trump, 5 Ekim 2024'te, Kuzey Carolina eyaletinde seçim kampanyası sırasında İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini saldırması gerektiğini söyledi.  Dönemin ABD Başkanı Joe Biden'ın bu saldırılarda İsrail'i desteklemeyeceğini açıkladığı önceki bir açıklamasına ilişkin görüşü sorulduğunda Trump, "Nükleer silahlar en büyük tehlike. Biden'ın cevabı ‘Önce nükleer silahları vuralım, gerisini sonra düşünürüz’ olmalıydı” yanıtını verdi.

İran rejimi, içeride dini ve milliyetçi söylemlerle ve demir yumrukla kontrolü elinde tutuyor. Ancak artan göstergeler, rejimin sonunu getirebilecek bir gerilemeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

cdfgthyju
İran'ın Kirmanşah şehri yakınlarındaki bir füze üssünün havadan çekilmiş fotoğrafı, 12 Haziran 2025 (AP)

Öte yandan Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya. Uluslararası alanda da aşırı sağcı hükümetin politikaları nedeniyle antisemitizm ve İsrail karşıtı tutumlarda belirgin bir artış yaşanıyor.

İsrail Gazze'ye saldırmaya başladığında, dönemin İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ‘bu kez İsrail askerlerinin herhangi bir askeri kurala bağlı kalmadan savaşacaklarını ve yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını’ açıkladı. Görünüşe göre bu açıklama sadece bir konuşma olarak kalmadı, İsrail ordusunun izlediği resmi bir politikaya dönüştü.

Birçok İsrailli, Netanyahu'nun politikalarına karşı çıksa da bir ikilem içindeler. Zira İsrail'in başta İran, Hamas ve Suriye olmak üzere düşmanlarına büyük zarar verilmesi konusunda bir sakınca görmüyorlar.

Netanyahu'nun politikaları Trump'ın hoşnutsuzluğunu artırırken bu durum, iki lider arasındaki gerginliği daha da belirgin hale getirdi. Trump ve Netanyahu arasında her ne kadar bazı anlaşmazlıklar olsa da ABD ve İsrail arasındaki ortaklık ve iş birliği halen güçlü bir şekilde devam ediyor. İsrail'i destekleyen lobinin ABD Kongresi’nde büyük bir etkiye sahip olduğunu çok iyi bilen Trump, yasaların geçmesi ve bütçe konularının ele alınması için bu lobinin desteğine ihtiyaç duyuyor.

Bu ittifakın merkezinde yer alan Evanjelik-Siyonist bağın önemi de göz ardı edilemez.

Bugün yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız ve İsrail ile ABD, Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Suriye, Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'da gerçekleştirilen askeri operasyonların ardından İran'ın bölgesel nüfuzu geriledi. İran son zamanlarda Lübnan, Suriye ve Irak'ta ağır darbeler aldı. Bu darbeler, Suriye üzerinden Lübnan'a uzanan lojistik yolunun kesilmesine neden oldu.

Bölgenin geleceğini belirleyecek belirleyici faktörler arasında Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkıyor. Bu ülkelerin tutumları, çatışmanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek.

Şu anda, ‘İran boyun eğecek mi? Tahran'daki hükümet temsilcileri müzakere masasına oturacak mı? İsrail ve ABD'nin dayattığı şartları kabul edecek mi? Eğer kabul ederse, bu adım İran rejiminin sonunun başlangıcı olacak mı?’ gibi bölgenin kaderini belirleyecek olan bazı önemli sorularla karşı karşıyayız.

İsrail ve ABD, bazı konularda anlaşmazlık yaşasa da İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi gerektiği konusunda hemfikir. Netanyahu, Tahran'da rejim değişikliği çağrısında bulunarak, nihai hedefin ancak mevcut yönetimin ortadan kalkmasıyla gerçekleştirilebileceğini vurguladı.

ABD ise bu senaryoyu uygulamak için doğrudan müdahale etmek istemese de rejimin düşmesine karşı çıkmayacak. Rejimin devamı bir yandan ABD’nin bazı çıkarlarına hizmet ederken bir yandan da çöküşü İran sınırlarını aşan ciddi sonuçlara yol açabilir.

İran kaosa sürüklenirse, İran’da yaşayan Afgan mültecilerin yanı sıra yüzbinlerce İranlıdan oluşan yeni bir mülteci dalgası Türkiye ve Avrupa'ya yönelecek ve bu da bölgesel istikrarsızlık riskine kapıyı aralar. Bu durum, Birleşmiş Milletlerin (BM) artan bir yük altında ezildiği bir dönemde uluslararası toplumu yeni insani zorluklarla karşı karşıya bırakır.

Ancak İsrail, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler zaten gergin olduğundan Türkiye'yi yeni bir kaos dalgasının sarması halinde bu durum karşısında üzülmez. Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei'nin İsrail'i ziyareti sırasında Netanyahu'nun İsrail parlamentosu Knesset'te ‘Osmanlı İmparatorluğu geri dönmeyecek’ diyerek Türkiye'nin bölgesel emellerini doğrudan reddettiği konuşması, bu durumu açıkça ortaya koyuyordu.

uıo
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'da gerçekleşen Türk Devletleri Zirvesi'nde konuşurken 6 Kasım 2024 (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi bir açıklama yaparak buna yanıt verdi. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını uluslararası hukuku ihlal eden bir provokasyon olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun bölgeyi ve dünyayı felakete sürüklediği uyarısında bulundu ve uluslararası toplumu İsrail'i durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakın müttefiklerinden Devlet Bahçeli daha sert bir tonda yaptığı açıklamada, İsrail'e karşı durmanın Türkiye'nin ulusal güvenlik gereklilikleri ve bölgesel barışın önemi nedeniyle tarihi bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bahçeli, diplomatik tüm yolların tükendiğini ve İsrail'i caydırmak için güç kullanmanın zamanının geldiğini söyledi.

Bugün en tehlikeli senaryo, İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışmanın başlaması ihtimalidir. Tel Aviv, Ankara'nın kolayca kontrol altına alınamayacak bir rakip olduğunu çok iyi biliyor. Her iki taraf da açık bir çatışmanın her iki tarafa da büyük zarar vereceğinin son derece bilincinde.

Tüm bunlarla birlikte bölgede yaşanan hızlı dönüşümler, birçok politikanın mantığın sınırlarını aştığını ortaya koyarken bu durum, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek değişikliklerin habercisi olarak görülüyor.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.