Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Propaganda savaşları, gürültülü araçlardan sessiz algoritmalara, afişlerden beğenilere dönüştü

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
TT

Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)

Dalia Muhammed

Sıradan bir sabah, milyonlarca kişi TikTok uygulamasında dans videoları ya da komik videolar ararken karşılarına 30 saniyelik bir video çıktı. Videoda meçhul bir asker, yıkık bir şehrin ortasında ateş etmektedir. Videoda herhangi bir açıklama yok, sadece heyecan verici müzik ve hızlı görsel efektler var. Video 24 saatten az bir sürede 10 milyon izlenme sayısını aşar. Kimi bunu askerin kahramanlığını belgeleyen bir video olarak görürken kimi videonun gerçekliğini sorgulayıp sadece izlenme alabilmek için yapılmış bir video olduğu yorumunda bulundu.

Ancak bu rastgele çekilmiş fotoğrafın arkasında, sadece duyguları harekete geçirmekle kalmayıp zihinleri yönlendirmek amacıyla tasarlanmış, ustaca hazırlanmış bir mekanizma yatıyor. Çağdaş propaganda böyle bir hal aldı ve artık savaş alanında dağıtılan kâğıt broşürler veya uzun frekanslar üzerinden yayınlanan radyo konuşmaları değil, küçük ekranlardan akıp giden, kendini belli etmeden fikirler aşılayan gizli, görünür, canlı bir mesaj haline geldi.

İnsanlık, tapınaklarda firavunları yücelten yazıtlardan, iki dünya savaşındaki propaganda broşürlerine, değerleri ve düşmanları aynı anda tanıtan Hollywood filmlerine kadar binlerce yıldır propagandayı biliyor ve kullanıyordu.

Kâğıttan radyoya

Propaganda sosyal medya trendleri haline gelmeden önce, ucuz kâğıda basılmış ve uçaklardan atılan bir broşür ya da şehrin duvarlarını süsleyen renkli bir afiş halindeydi ve ‘biz haklıyız, düşman ise tamamen kötüdür’ şeklinde basit, ama güçlü bir slogan taşıyordu.

Modern propaganda, savaşın rahminden doğdu. Devletler, savaşın sadece savaş alanlarında değil, askerlerin zihinlerinde, fabrikalardaki kadınların zihinlerinde ve hatta okullardaki çocukların zihinlerinde de kazanıldığını fark ettiler.

fgthyu
Propaganda onlarca yıl önce ucuz kağıda basılmış broşürler biçimindeydi (Oxford University Press)

Birinci Dünya Savaşı'nda, savaşan güçler propaganda ilanlarını (broşürler, afişler) daha önce görülmemiş bir ölçekte kullandılar. Bu materyallerde vatan için fedakârlık yapan askerler veya masumları tehdit eden vahşi canavarlar olarak gösterilen düşmanlar resmediliyordu ve sembolik imgeler, temel insani duygular olan korku, gurur, nefret ve umut üzerine kurulu, son derece basit ve güçlü mesajlar içeriyordu.

İkinci Dünya Savaşı'nda ise, radyonun etkili bir kitle iletişim aracı olarak yaygınlaşmasıyla propaganda yeni bir aşamaya girdi. Liderin sesi her gün insanlara ulaşıyor, böyle onun etrafında bir ihtişam ve yenilmezlik havası yaratılıyor, mesajlara milliyetçilik ya da şüphecilik hakim oluyordu.

O zamanlar, Amerikan askerlerinin moralini bozmak amacıyla onlara yönelik mesajlar yayınlayan ‘Tokyo Rose’ radyosu ve Avrupa'daki direnişçilere gönderilen şifreli mesajları yayınlayan ‘Londra Radyosu’ gibi radyo istasyonları ortaya çıktı. Arap dünyasında ise bazı hükümetler radyonun gücünün farkına varmaya yeni yeni başladı. Kahire'den yayın yapan ‘Savtu’l-Arab’ (Arapların Sesi) sadece bir radyo istasyonu değil, özellikle 1950'ler ve 1960'larda Arapların toplumsal bilincinde etkili bir ideolojik platformdu.

Soğuk Savaş sırasında ise propaganda, Doğu ile Batı, yani komünizm ile kapitalizm arasında yumuşak bir savaşa dönüştü. ABD ve Rusya, resmi medya ve ‘Özgürlük Radyosu’ gibi taraflı radyo istasyonlarını kullanarak demokrasi, özgürlük ve ebedi düşman hakkında birbiriyle çelişen anlatılar yaydı.

İlginç olansa bu propaganda kampanyalarının her zaman geniş kitlelere yönelik olmamasıydı. Bazen işçiler, öğrenciler, azınlıklar ve hatta entelektüeller gibi belirli gruplara yönelik oluyordu.

Arap ülkelerinin modern dönem savaşlarında ise rejimler, medyayı meşruiyeti sağlamlaştırmak ve halkı harekete geçirmek için bir araç olarak gördüler. Bağdat’tan Şam’a ve Kahire'ye kadar resmi medya, yenilgiye uğramış olsalar bile zaferi öven bir söylem kullandı ve sorgulanmaya açık olmayan tek taraflı bir anlatı sundu. Yenilgiler medyada ‘taktiksel zaferler’ olarak gösterilirken, tüm yıkımların sorumluluğu düşmana yüklendi ve başarısızlık bir komplo olarak yorumlandı.

Bu açıdan propaganda, sadece bilgi aktarımı için bir araç değil, gerçekliğin kendisini şekillendiren, neyin söyleneceğini ve neyin söylenmeyeceğini, kimin kahraman kimin hain olduğunu belirleyen bir süreçti.

Televizyon ve sinema

Propaganda 20. yüzyılın ortalarında televizyonun ortaya çıkmasıyla daha etkili bir aşamaya girdi. Artık kelimeler veya sabit görüntüler yetmiyordu. Sesle desteklenen hareketli görüntüler, bilinci şekillendirmek için en güçlü araç haline geldi.

İkinci Körfez Savaşı (1990) sırasında, ABD merkezli televizyon kanalı CNN, savaşı 24 saat canlı olarak yayınlayan ilk televizyon kanalı olarak tarihe geçti. Gazetecilik başarısı gibi görünen bu olay, aynı zamanda Amerikan propagandasında da bir dönüm noktası oldu. Seçilmiş saha haberleri ve hesaplı yorumlar, ‘Irak düşmanı’ ve hava saldırılarının ‘cerrahi hassasiyeti’ hakkında dünya çapında bir kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulundu.

İlginç olansa canlı yayınların sadece gerçeği aktarmak için değil, duyguları yönlendirmek için de kullanılmasıydı. Bazen bağlamlar göz ardı edilir ve resmin diğer tarafı gizlenirdi.

Otoriter rejimlerde ise resmi televizyon, tek bir anlatıyı sabitlemek için bir araçtı. Lübnan iç savaşında, İsrail'in Gazze’ye saldırısında, hatta  Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'nda resmi kanallar propaganda aracına dönüşerek bazen moralleri yükselttiler, bazen de kayıpları gizlediler.

Beyaz perdede ise bu etki, 1935 yılında Leni Riefenstahl tarafından yönetilen ve üretilen, Nazi propagandasının en önemli eserlerinden biri olan ‘İradenin Zaferi’ gibi filmlerde daha da derin bir şekilde ortaya çıkıyor. Filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için neredeyse dini bir üslupla tasvir edilmiştir.

dfrgthy
‘İradenin Zaferi’ adlı filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için yarı-dini bir şekilde tasvir edildi (New York Times)

Aynı şekilde, İkinci Dünya Savaşı sırasında askerleri ve halkı harekete geçirmek amacıyla ‘özgürlük ve faşizm’ hikâyesini anlatmak için kullanılan Amerikan yapımı belgesel dizisi ‘Neden Savaşıyoruz?’ da buna bir örnektir. Öte yandan, ‘Cezayir Savaşı’ (1966) filmi, gerçekçi bir belgesel tarzında devrimci direnişin propagandasını yapan bir örnek olarak kabul edilir. “Kızıl Şafak” (1984) filmi ise, silahlı ulusal direnişin öyküsünü anlatarak Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği tehdidine ilişkin endişeleri yansıtıyor. Söz konusu filmlerde Ruslar, Araplar, Müslümanlar ve Çinliler çoğunlukla kötü adamlar veya insani motivasyonları olmayan teröristler olarak tasvir edildi.

Dolayısıyla televizyon ve sinema, sanatsal araçların açıkça siyasal amaçları gizlediği, kahramanların yaratıldığı, düşmanların resmedildiği psikolojik laboratuvarlara dönüşmüştür.

Hashtag (etiket) savaşları

20. yüzyılın sonlarında internetin ortaya çıkmasıyla birlikte propaganda, devletin ve resmi medyanın geleneksel kontrolünden uzak, fikirlerin ve anlatıların yayılması için alternatif platformlar sunan elektronik forumlar ve siyasi bloglar aracılığıyla yeni bir biçim almaya başladı. Bu araçlar 2000’li yıllarda, siyasi ve toplumsal hareketlerin muhalif anlatılarını yaymak için kullandığı önemli araçlar olarak öne çıktı.

Arap Baharı (2010-2012) bu hareketlerin en belirgin örneğiydi. Facebook ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformlar, gençleri harekete geçirmek, protestoları organize etmek ve resmi kanalların yayınladıklarından farklı hikayeler yaymak üzere çok önemli bir rol oynadı. Arap Baharı sırasında “#Devrim - #Onur - #BinAlinin_düşüşü” gibi hashtagler (etiketler), mesajları birleştirmek ve hızlı bir şekilde yaymak için etkili araçlar haline geldi. Böylece hashtagler gerçek bir kitle propaganda silahına dönüştü.

İnfluencerlar da (sosyal medya fenomenleri) bu alanda giderek daha önemli bir rol oynuyor. Kişisel ve gayri resmi görünen içerikler aracılığıyla siyasi veya askeri fikirleri yaygınlaştırarak, geleneksel medya kuruluşlarının denetimi altında olmadan veya resmi medya kuruluşları olarak sınıflandırılmadan daha derin ve daha geniş bir etki yaratıyorlar.

dfvgrthy
Sosyal medya çağında dijital platformlar kalıcı propaganda platformlarına dönüştü (Reuters)

Son yıllarda, TikTok hızlı etki yaratan bir görsel platform olarak yükselişe geçti. Bu platform, kısa sürede dikkat çeken ve rekor sürede çok sayıda kullanıcıya ulaşan kısa videolara dayanıyor. Canlı yayın özelliği, anlık propaganda fırsatı sunuyor. Çünkü güncel olayları (savaşlar veya protestolar gibi) anında belgeleyen mesajlar veya görüntüler yayınlanabiliyor ve bu görüntüler genellikle kamuoyunu yönlendirmek veya rakibi görsel olarak yanıltmak için özenle seçiliyor.

Kriz durumlarında, TikTok’da belirli bir tarafın anlatısını destekleyen içerik yayınlamak veya dijital virüsler aracılığıyla dikkati dağıtmak için kullanılır. Bu da onu gerçek zamanlı olarak bireysel ve toplu etkiye sahip gelişmiş bir propaganda aracı haline getiriyor.

Propagandanın geleceği

Günümüzde propaganda, dezenformasyon ve bilgi savaşı kavramları birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Artık sadece propaganda mesajları yaymakla kalmayıp, sahte içerikler, sahte hesaplar ve kamuoyunu karıştırmak ve farklı tarafların çıkarlarına hizmet etmek için koordine edilmiş kampanyalar gibi gelişmiş teknikler kullanılıyor. Son zamanlarda, bu araçları kullanarak yalan haberler yaymak veya kamuoyundaki tartışmanın gidişatını fark edilmeyecek veya karşı konulamayacak şekilde değiştirmek için sistematik kampanyalar düzenlendiğini gördük.

Bu kampanyaların amacı, iç cepheyi güçlendirmek ve ulusal aidiyeti pekiştirmekten, bağlamından koparılmış görüntü ve haberler yayınlayarak rakibin moralini bozmaya kadar çeşitlilik gösteriyor. Duyguları ve kültürel kimliği kullanarak derin bir psikolojik etki yaratmak, psikolojik savaş olarak bilinir.

Artık yapay zekanın (AI) gelişmesiyle birlikte, reklam içeriğinin otomatik olarak, doğru ve gerçekçi bir şekilde üretildiğini görebiliyoruz. Bu da akan içerik seli içinde bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeyi daha da güçleştirirken birçok kişiyi ‘profesyonel gazetecilik, kamuoyunu şekillendirmede etkili bir rol oynamaya devam edecek mi, yoksa kararlar algoritmalar ve dijital platformlar aracılığıyla saniyeler içinde mi alınacak?’ sorusunu sormaya itiyor.

Ancak içeriğin biçimi ne olursa olsun, ister uçaktan atılan bir kağıt parçası ister akıllı telefondan girilen bir sosyal medya platformundaki bir hashtag olsun, sorulması gereken en önemli soru ‘Biz, neyi alacağını seçen bilinçli bir kitle miyiz, yoksa eşitliğin olmadığı bir savaşta potansiyel kurbanlar mıyız?’ sorusudur.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety