İran ve ABD: Anlaşmazlığın kökleri ve özü

Velayet-i Fakih ideolojisi

İsrail'in, İran’ın başkenti Tahran'a saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 18 Haziran (Reuters)
İsrail'in, İran’ın başkenti Tahran'a saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 18 Haziran (Reuters)
TT

İran ve ABD: Anlaşmazlığın kökleri ve özü

İsrail'in, İran’ın başkenti Tahran'a saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 18 Haziran (Reuters)
İsrail'in, İran’ın başkenti Tahran'a saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 18 Haziran (Reuters)

Enver el-Ansi

İran'ın başlıca nükleer tesisleri Fordo, Natanz ve Isfahan’a yapılan saldırı, Tel Aviv'e yönelik en yüksek Amerikan ve Avrupa desteğini ve onayını temsil etti. İran ile savaşında tamamen İsrail’in tarafında olduğunu gösterdi. 

Tarihsel açıdan, bu durum mevcut çatışmanın ötesinde bir şeyi açığa çıkarıyor; sadece şimdi değil, uzun zamandır Tahran ile nükleer programının ötesinde önemli konulardaki uçurumun genişliği ve anlaşmazlığın derinliği.

İran'ın Batı'ya, özellikle de ABD’ye hiçbir güveni yok. Aynı şekilde, Tahran'ın bu savaşı önleme fırsatını kaçırdığına inanan ABD ve Avrupa da İran’a hiçbir şekilde güvenmiyor. ABD ve Avrupa’dan oluşan Batı, aynı zamanda, İran tamamen teslim olana veya aynı anda hem nükleer ve balistik füze programları yok edilip hem de bölgedeki kolları kesilene kadar zaman kazanmaya çalışan Batı diplomasisinin manevralarına rağmen, Washington'un savaşa katılmasının sadece bir zaman meselesi olduğuna da inanıyordu.

Bu meselenin, anlaşmazlığın özü ve karşılıklı güvenin yokluğunun nedenleri hakkında ayrıntılı bir sunum ve daha derin analiz gerektiren tarihi bir geçmişi var. Bu geçmiş ayrıca, ABD önderliğinde Batı’nın, İsrail kolunu kullanarak, bugün İran'ın sivil amaçlar için bile olsa nükleer programa sahip olmasını reddetmekte ısrar etmesinin nedenini de açıklıyor. Batı’da bu programın birkaç yıl içinde askeri amaçlara yönlendirilebileceği konusunda gerçek bir korku var.

 Rusya, Çin, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerin İsrail'in İran'a karşı savaşını kınadığı ve Tahran'ın “kendini savunma” hakkına sahip olduğunu düşündüğü doğru, lakin bu kınamalar savaşı durdurmayacak veya durumu değiştirmeyecektir. Zira ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi diğer etkili ülkeler, savaşı başlatan İsrail olsa da onun “varlığını savunma” hakkını kullandığını düşünüyorlar.

Batı'da tehlikenin sadece bu olayda değil, zira bu olayla başa çıkılabilir ve sıkı bir şekilde denetlenebilirdi; İran rejiminin, kuruluşundan beri “İslam Devrimi”ni ihraç etme fikri üzerine kurulmuş, kendi deyimleriyle “cihatçı ideolojik proje” olarak doğasında ve İsrail'e karşı varoluşsal bir tehdit oluşturması, her zaman onu bölge haritasından silme sözü vermiş olmasında yattığına inananlar var.

Batı İran'ı nasıl görüyor?

Amerikalı ve Avrupalı ​​yetkililer, İranlıların “tarihlerine ve kadim medeniyetlerine yakışır bir liderliğe sahip olmadıkları, mevcut liderliğin onların özlem ve umutlarını kavrayamadığı, geleceklerinin karşı karşıya olduğu zorluklarla baş edebilecek düzeyde olmadığı” yönündeki inançlarını sık sık yinelemişlerdir. Dini Lider'in, çok etnikli ve çok kültürlü İran halkını kendi “katı İslam yorumuyla” damgalama girişimini sert bir şekilde eleştirmektedirler. Ancak bu yetkililer, “rejim değişikliğiyle ilgilenmediklerini” ve bu konunun “İran halkının kendi meselesi” olduğunu da ısrarla belirtmektedirler. İsrail'in ise Savunma Bakanı Yisrael Katz, Tel Aviv'deki Soroka Hastanesi'ne düzenlenen füze saldırısının ardından İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'e suikast düzenleme niyetinde olduklarını vurguladığında, nasıl rejim değişikliğinden daha fazlasını ifade ettiğini gördük.

Son aylardaki olaylar, İran'ın Ortadoğu'daki kazanımlarının çoğunu İsrail, arkasından ABD ve son olarak Şam'daki dramatik değişim senaryosunun sponsoru olan Türkiye lehine azalttı. Hatta Ukrayna ile askeri, politik ve ekonomik başta olmak üzere birden fazla düzeyde hem iç hem de uluslararası düzeyde maliyetli savaşının ardından, Avrupa'da kendini yeniden konumlandırmak için Trump’ın Washington'da Beyaz Saray'a dönmesini uzun zamandır bekleyen Rusya lehine azalttı.

Batı'da tehlikenin sadece bu olayda değil, ki bu olayla başa çıkılabilir ve sıkı bir şekilde denetlenebilirdi, İran rejiminin “cihatçı ideolojik proje” olarak doğasında yattığına inananlar var

İran için bu çatışmadan önce önemli olan tek husus, İsrail ve Batı ile muhtemel ve neredeyse kesin olan çatışmayı ertelemekti. Ancak, İsrail'in Gazze'deki “acımasız” savaşının, Lübnan'daki Hizbullah'a yönelik kapsamlı saldırısının, Yemen'deki Husilerin elindeki bölgelere yönelik yıkıcı hava saldırılarının, yalnızca Tahran'a giden yolun taşlarını döşemek için tasarlanmış olduğu gerçeğini gözden kaçırmış olabilir. Zira bazılarına göre, bütün bunlara rağmen, komşu ülkelerin ve halklarının güvenliği ve istikrarı pahasına bile olsa, vekillerini İsrail'e saldırmaya teşvik etmeye devam etti. Oysa bu ülkeler birliklerini korumuş olsalardı, İran da dahil olmak üzere bölgesel çevreleri için bir siper görevi görebilirlerdi. Ancak Tahran tam tersini yaptı.

İran,1979'da İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana bölge genelinde önemli ölçüde değişen sahnedeki değişikliklere direnmeye çalıştı. Oysa Irak artık “Saddam Hüseyin'in Irakı” değil, Suriye artık Esed rejiminin yönetimi altında değil ve Lübnan hiçbir zaman denklemde bir tehdit oluşturmadı.

Krizin kökleri

Gerçek şu ki, Tahran ve Washington arasında onlarca yıldır birbirlerini anlama konusunda şüphelerle dolu derin bir uçurum var. Özetle, Tahran'daki rejim 1979'dan beri kökleri sağlam bir şekilde devam ediyor ve birbirini takip eden ABD yönetimlerinin manevraları hakkında artık deneyim sahibi ve onlarla başa çıkma konusunda birikmiş tecrübesi olduğuna inanıyor. Bu yönetimlerin başında farklı nesillerden yeni politikacılar yer aldı ve İran seçim döngülerinin bu politikacıların kendisi hakkında aynı uzmanlık ve tecrübeyi edinmelerine izin vermediğini düşünüyor. Ancak bu, ABD gibi büyük demokratik ülkelerin, hükümetlerin değişmesinden etkilenmeyen kurumlar devleti oldukları gerçeğini göz ardı eden Tahran için bir yanılsamadan başka bir şey değil. Bu ülkelerde hükümetlerin yöntemleri değişse bile politikalar “sabit”tir ve dalgalanan borsa göstergelerinden veya artan petrol fiyatlarından vb. etkilenmezler.

Tahran'daki “derin devlet” ile çeşitli ABD yönetimlerinin “pragmatizmi” arasında masa altında görmediğimiz veya bilmediğimiz bir ilişki olabilir. Zira İranlı yetkililer, Washington'un Irak'ı işgaline yardımcı olmak da dahil olmak üzere birden fazla konuda ABD ile iş birliği yapmaya çalıştıklarını itiraf ettiler. Ancak bunların hiçbiri iki taraf arasında güven oluşturmaya yardımcı olmadı.

İran'daki Velayet-i Fakih rejiminin siyasi doktrini, Batı'yı güvenemeyeceği “mutlak kötülük” olarak görüyor. Batı'ya sadece giyim kuşamda değil, her şeyde karşı çıkmaya çalışıyor. Tahran, Batılı ülkelerin vatandaşlığına sahip vatandaşlarını casus ve hain olarak etiketlemekten çekinmiyor. Bazı insan hakları örgütleri tarafından kendisine yöneltilen insan hakları ihlalleri suçlamalarının hepsini reddediyor ve kabul etmiyor. Hatta bu suçlamaları çürütme zahmetine bile girmiyor.

Avrupa ve ABD'de nükleer programla ilgili müzakerelerin başarısız olması durumunda, sonuçlarını ve kapsamını kimsenin tahmin edemeyeceği bir savaş gerektirse bile, İran'ın nükleer bir güç haline gelmesinin, Washington'un bölgedeki müttefiklerinin güvenliğine bir meydan okuma ve tehdit oluşturmasının engellenmesi gerektiği yönünde bir kararlılık vardı.

“Kudüs” ve Büyük Şeytan'a (ABD) karşı bir “direniş projesi” olarak tanımladığı proje için güvenilir istatistiklere göre İran, özellikle manevi seferberlik, nükleer ve füze alanlarında askeri silahlanma projelerine on milyarlarca dolar harcamasının yanı sıra, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve diğer yerlerdeki vekillerine ve dış kollarına cömertçe para harcadı.

Tahran'ın kaybına kanıt göstermek gerekirse, geniş petrol ve maden, tarımsal ve deniz kaynaklarına, muazzam insan potansiyeline sahip olan İran'ın onlarca yıldır kendisine uygulanan abluka, baskı ve yaptırımların ağırlığı altında yaşadığı ve bunların nüfusunun çoğunu oluşturan yoksulları öğüttüğü gerçeği yeterlidir. Bu haliyle, kuzeyde hayallerinden çekinen bir Avrupa ile çalkantılı güneyi, doğusu ve batısı arasında, çevresindeki tüm değişikliklerle büyük bir esneklikle başa çıkan, herkese açık ve aktif komşusu Türkiye ile bir tezat oluşturuyor.

Batı'nın, istihbarat teşkilatları ve medya aygıtıyla, motivasyonları ve hedefleri ne kadar saf olursa olsun, herhangi bir rejimi veya “devrimi” şeytanlaştırabileceği doğru. Ancak, İran Devrimi de dahil olmak üzere bu devrimler, onları kontrol altına almak, içlerini boşaltmak ve onları bir felaketten ibaret hale getirmek için pusuda bekleyenler tarafından kullanılabilecek hatalardan kaçınamazlar mıydı? Zira İran'ın başına gelen tam olarak budur.

Sonuç olarak, savaştan sonra ne olacak?

İsrail ve Batı’nın iddialarına göre, durum tamamen çözülmüş görünmüyor. Hatta belki de daha işin başındalar. Ancak, kısaca söylemek gerekirse, mevcut çatışmanın sonucu, bir yandan İran ile diğer yandan yeni bir Ortadoğu hayal eden İsrail de dahil olmak üzere Batı arasındaki ilişkinin biçimini ve doğasını belirleyecektir. Nükleer proje, füze programı ve bölgesel müdahalelerinin oluşturduğu tüm tehlikeler ortadan kaldırılmadığı sürece, bu yeni Ortadoğu’da İran'ın bir yeri olamaz. Sadece bu da değil, aynı zamanda İran rejiminin doğasında, yapısında ve yönelimlerinde de bir “değişim” yaşanmalı. İran rejimi toplumlarının ve dini gruplarının çeşitliliği ve çokluğunun yanı sıra, umut edilen yeni Ortadoğu çerçevesinde İran'ın Arap komşuları ve diğerleriyle uyumlu bir liberal veya laik demokrasi biçimiyle karakterize edilmeli.

Ancak bu pek olası görünmüyor. İran'ın tüm bu seçenekleri reddetmesi bekleniyor. Hatta Velayet-i Fakih rejimini korumak karşılığında, sonunda nükleer ve füze programlarından vazgeçmeyi veya feda etmeyi, bölgesel rolünü sınırlandırmayı bile kabul edebilir. Bunun sonucunda İran kendisini zayıf, yalnız ve kuşatılmış, iç ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerle boğuşur halde, rejimin devrilmesi ile sonuçlanabilecek ayaklanmalara yol açabilecek bir kaos ortamında bulacaktır.



Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
TT

Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, ülkedeki son protestoların Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından düzenlenen bir darbe girişimi olduğunu söyledi.

Televizyonda yayınlanan konuşmasında Hamaney, yaşananların "kendiliğinden gelişen protestolar değil, ülkenin yönetimindeki hassas noktaları hedef almak amacıyla yapılmış bir Amerikan-Siyonist komplosu" olduğunu ifade etti.

Hamaney'in konuşması, ocak ayındaki protestolar hakkındaki tutumları nedeniyle "Reform Cephesi" lideri Azer Mansuri'nin yanı sıra parlamenterler ve eski yetkililer de dahil olmak üzere önde gelen reformcu isimleri hedef alan bir gözaltı dalgasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Diğer yandan, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da konuşan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'la yapılacak herhangi bir müzakerede "kırmızı çizgileri" belirleyecek "tek kişinin" Başkan Donald Trump olduğunu söyledi.


Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı

62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
TT

Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı

62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)

Netflix, Super Bowl sırasında sürpriz bir "ilk bakış" videosu yayımlayarak Brad Pitt'in dublör Cliff Booth rolüne The Adventures of Cliff Booth'ta geri döndüğünü gösterdi. Yapım, Bir Zamanlar… Hollywood'da (Once Upon a Time... in Hollywood) evreninde geçen yeni bir film.

Kısa tanıtım, retro bir müzik eşliğinde Cliff'in bir barda keyif yaptığı, bir film setinin perde arkasında dolaştığı ve toprak pistte bir yarış arabasının direksiyonunda görüldüğü sahnelerden oluşuyor. 

Video, dublörün dizini buzlayıp Elizabeth Debicki ve Yahya Abdul-Mateen II’nin canlandırdığı karakterlerle tanışmasıyla açılıyor; ikili, gösterişli "eski Hollywood" tarzı kıyafetler içinde. Tanıtım boyunca çıplaklık, sigara, orta parmak, silahlar ve küfürlü replikler kısa kısa beliriyor; görüntüler, "şakacı" bir sansür numarasıyla anlık olarak kapatılıyor.

Finalde ise Cliff'in masasının üzerine bir Oscar koyduğu bir plan var. Bu da Pitt'in, Bir Zamanlar… Hollywood'da filmindeki rolüyle kazandığı ilk oyunculuk Oscar'ına gönderme diye yorumlandı.

Pitt'in canlandırdığı "havalı ve karizmatik" dublör Cliff Booth'u ilk kez 2019'da filmde tanımıştık.

Devam filminde yönetmen koltuğunda David Fincher oturuyor. Senaryoyu Quentin Tarantino kaleme aldı ancak yönetmenliği Fincher'a bıraktı. Tarantino'nun ise hâlâ çekmek istediği 10. ve "son" film projesi üzerinde çalıştığı belirtiliyor. 

Fincher'ın Netflix'le ilişkisi Mindhunter dönemine uzanıyor. Yönetmenin platform için çektiği The Killer ve Mank de bu ortaklığın son örnekleri.

Super Bowl'u evde izleyenler ise, tanıtımda filmin adının hiç görünmemesiyle şaşkınlık yaşadı. Sosyal medyada bir kullanıcı "O Brad Pitt'li fragman da neyin nesiydi, biri açıklasın" derken, bir başkası şöyle yazdı: 

Brad Pitt'li Netflix filminin adını öğrenmemize resmen izin yok mu?

Başka bir kullanıcı ise Netflix'in filmin ismini bilinçli olarak vermediğini, insanların internette aratmasını sağlamak istediğini savundu.

Bir Zamanlar… Hollywood'da, 1969'da Charles Manson tarikatı mensuplarının Sharon Tate ve arkadaşlarını öldürdüğü geceyi "alternatif tarih" kurgusuyla yeniden yazmış; Cliff Booth'la yakın arkadaşı, Rick Dalton saldırganları durdurup öldürmüştü. 

The Adventures of Cliff Booth'un hikayesi 1970'lerde geçecek. Dalton'ı canlandıran Leonardo DiCaprio'nun bu devam filminde geri dönmesi beklenmiyor. 

Cliff Booth'a; Scott Caan, Elizabeth Debicki, Yahya Abdul-Mateen II, Carla Gugino ve Holt McCallany'nin canlandırdığı yeni karakterlerin eşlik edeceği açıklandı. Ayrıca Timothy Olyphant'ın, ilk filmdeki James Stacy rolüyle geri döneceği de doğrulandı.

Independent Türkçe, Variety, Mirror


Netflix'e sessiz sedasız eklenen Alman dizisi listeleri altüst etti

Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
TT

Netflix'e sessiz sedasız eklenen Alman dizisi listeleri altüst etti

Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)

Netflix izleyicileri platforma yeni eklenen gerilim dizisini tek oturuşta bitiriyor.

6 bölümlük Unfamiliar, neredeyse hiç tanıtım yapılmadan Netflix kataloğuna eklendi. Ancak bu sessiz sedasız çıkışına rağmen kısa sürede izleyicinin ilgisini çekti ve platform listelerinde üst sıralara tırmandı.

Dizi, Birleşik Krallık'ta en çok izlenenler listesinde 9. sıraya yükseldi. Yayına girer girmez büyük ilgiyle karşılanan Unfamiliar, Türkiye'deyse ikinci sıraya yerleşti. Hem izleyiciler hem de eleştirmenler, bağımlılık yapan temposu nedeniyle gerilim dizisini türün meraklılarına öneriyor.

Almanya yapımı Unfamiliar, Simon ve Meret adlı iki eski casusun Berlin'in merkezinde gizli bir "güvenli ev" işletmesiyle açılıyor.

Netflix, 18 yaş altı izleyicilere uygun olmadığını belirttiği dizinin konusunu resmi özetinde şöyle anlatıyor:

İki eski casusun geçmişleri peşlerini bırakmayınca, en büyük dertleri araba kovalamacaları, silahlı çatışmalar veya yumruklaşmalar değil; birbirlerine gerçeği söylemek olur.

Bir değerlendirmede Unfamiliar'ın "kedi-fare" kovalamacası üzerine kurulu olduğu ve Netflix'in önceki casusluk hitleri The Night Agent, The Recruit ve Black Doves'u hatırlattığı belirtiliyor. Aynı yorumda dizi "görsel olarak etkileyici" bulunuyor. İzleyiciyi daha ilk bölümden yakaladığı ve aksiyon sevenler için "tek oturuşta bitirilecek" bir seçenek sunduğu vurgulanıyor.

Başka bir izleyici ise dizinin ilk bölümde merak uyandıracak kadar ipucu verip, bazı ayrıntıları karanlıkta bırakırken bunu "seyirciyle oynuyormuş" hissi yaratmadan yapmasını övdü.

Diziyi şimdiden bitirdiğini söyleyen bir izleyici de "Duramadım; gece 02.30'a kadar tüm bölümleri arka arkaya izledim" diyerek, yapımı "alışıldık Hollywood prodüksiyonlarından çok daha iyi" bulduğunu dile getirdi. 

Bir başka yorumda da aksiyon sahnelerinin sertliğine dikkat çekildi. Ana karakterin telefonda eşiyle tartışırken bir yandan da saldırganlarla boğuştuğu sekansı hatırlatan bir izleyici şöyle dedi:

Kulağa tuhaf geliyor ama sahne müthiş akıyor.

Bazı izleyiciler, başroldeki Susanne Wolff'un performansını "müthiş" diye nitelerken, dizinin klişelere düşmediğini belirtiyor. 

Çekimleri Berlin'de gerçekleşen Unfamiliar, 5 Şubat'tan bu yana Netflix'te izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Express, Mirror