Karmaşık denklemlerin gizli akıl hocası: Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Karmaşık denklemlerin gizli akıl hocası: Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Kemal Allam

ABD Başkanı Donald Trump, bu ayın ortalarında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir ile görüşmesi alışılmışın dışında bir durumdu. Çünkü toplantıda Mareşal Munir’in ABD'li mevkidaşı yer almadı. Ancak dikkati çeken sadece bu toplantının alışılmadık şekli değil, bölgede gerginliğin tırmandığı bir döneme denk gelmesiydi. Bu durum, birçok kişinin toplantının arka planı ve olası sonuçları hakkında sorular sormasına neden oldu.

Başkentlerin gözleri, hassas bölgesel meselelerde olası arabulucu olarak Maskat ve Doha’ya çevrilmişken, pek çok kişi İran’daki İslam Devrimi’nden bu yana Tahran’ın Washington'daki çıkarlarını Pakistan'ın temsil ettiğini gözden kaçırıyor.

Daha önce 2024 yılı başlarında Al-Majalla’da yayınlanan bir makalede de yazdığım gibi İran ile 900 milden fazla ortak sınıra sahip olan Pakistan, Tahran'a karşı açıkça bir istihbarat savaşı yürütüyor.

Köklü siyasi ve kültürel ilişkilere ve Pakistan'ın İran dışında en büyük Şii topluluğuna ev sahipliği yapmasına rağmen, iki ülkenin güvenlik kurumları, yani İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) arasında 1980'li yıllardan bu yana ‘gölge savaşı’ benzeri kronik bir düşmanlık süregeliyor. Suriye'deki çatışma alanlarından Beyrut'taki Filistin kamplarına, Azerbaycan ve Afganistan'a kadar, iki taraf çatışan çıkarları nedeniyle ve vekilleri aracılığıyla defalarca kez karşı karşıya geldi.

Bu arka plan, Pakistan ordusunu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Munir’i, ABD’nin Güney ve Batı Asya'da yürüttüğü politika hesaplarında son derece önemli bir konuma yerleştiriyor. Trump görüşmenin ardından, Mareşal Munir’in bu yılın başlarında Hindistan ile Pakistan arasındaki gerginliği yatıştırmaya katkıda bulunduğunu ve ABD'nin Afganistan topraklarında en çok aradığı kişiyi yakalamasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Trump dikkat çekici açıklamasında, Pakistan ordusunun ‘İran'ı ABD'den çok daha iyi tanıdığı’ itirafında bulundu.

Peki, Beyaz Saray'ın güvenini kazanan ve karmaşık bölgesel güvenlik denklemlerde ‘gizli akıl hocası’ olarak görülen Asım Munir kimdir?

Birkaç hafta önce, dünyanın ve haber bültenlerinin dikkati, kısa süreliğine de olsa, Gazze veya Ukrayna dışındaki başka bir çatışmaya yöneldi. Hindistan ve Pakistan ne zaman karşı karşıya gelse, en kötü senaryoları ve nükleer savaş riskini de beraberinde getirir. Ancak bu kez iki ülke gerçekten uçurumun eşiğine geldi. Öyle ki, Başkan Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun açıklamalarına göre Trump'ın başlattığı ve Başkan Yardımcısı J. D. Vance ile Bakan Rubio'nun 24 saat boyunca yürüttüğü yoğun diplomatik telefon görüşmeleri olmasaydı, iki taraf arasında tam bir ateşkes sağlanamazdı.

Bu müdahaleden önce Hindistan ve Pakistan aralarında günlerce çatıştı. Karşılıklı hava saldırıları düzenlediler ve her iki ülkenin topraklarının derinliklerindeki hedefler insansız hava araçları (İHA) ile vuruldu.

Her iki taraf da kimin galip geldiği konusunda tartışmaya devam sürer ve raporlar Pakistan hava kuvvetlerinin teyit edilmiş kayıplar verdiğini gösterirken, öne çıkan tek isim Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Munir oldu. Merkezi ABD’nin Florida eyaletindeki Tampa şehrinde bulunan ve Pakistan ile koordinasyondan sorumlu olan ABD Merkez Komutanlığı'na (CENTCOM) sorarsanız, Mareşal Munir'in sağlam bir komutan olduğu ve Batı Asya'nın, hatta Ortadoğu'nun istikrarında merkezi bir rol oynadığı konusunda kesin bir kanaat olduğunu göreceksiniz. Bugün, tüm dünya bunun farkında.

Pakistan ordusunun komutanları, ordunun büyüklüğü ve muazzam yetenekleri nedeniyle, Forbes ve Times dergileri tarafından hazırlanan dünyanın en güçlü 100 komutanı listesinde düzenli olarak ilk sıralarda yer alıyor.

Mareşal Munir, Pakistan ordusunun Suudi Arabistan ve Çin'den başlayarak, ABD ordusuyla on yıllardır süren sağlam ilişkilerine ve tabii ki nükleer silahlarına kadar uzanan bağlantıları nedeniyle uluslararası bir ağırlığa sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu yüzden her üç ila altı yılda bir, farklı komutanların görevlerine bağlı olarak, yaklaşık 700 bin askerden oluşan bu ordunun komutasını kimin üstleneceği konusunda, diğer uluslararası ordulara kıyasla daha fazla spekülasyon yapılıyor.

dfrg
Hindistan ve Pakistan arasındaki kontrol hattı yakınlarındaki Ahnur bölgesinde bir tankın yanında duran Hint askerleri (AFP)

Diğer komutanlardan tamamen farklı bir geçmişe sahip olan Asım Munir’in bu geçmişi, daha önceki koşullarda onun gibi birinin böyle bir mevkiye gelmesini imkansızlaştırabilirdi. Mareşal Munir, Pakistan’ın dini bir okulda eğitim gören ilk ordu komutanı. Ondan önceki komutanlar ise İngiliz hakimiyeti döneminden kalma seçkin yatılı okullara veya ordunun yönettiği askeri kolejlere gitmiş kişilerdi. Ayrıca, Pakistan'ın Kakul'da bulunan seçkin Pakistan Askeri Akademisi'nden mezun olmayan ilk komutan olan Asım Munir, daha az tanınan ve şu anda artık mevcut olmayan Mangla'daki Subay Eğitim Okulu'nda eğitim gördü. Munir, bunun yanında 40 yılı aşkın bir sürenin ardından Batı'da askeri eğitim almamış veya yüksek lisans yapmamış ilk general oldu. Pakistan ordusunun önceki dokuz komutanı, kariyerlerinin erken, orta veya üst aşamalarında İngiltere, ABD veya Kanada'da eğitim almıştı. Munir ise aslında Tokyo ve Kuala Lumpur'da, meraklı Batılı istihbarat analistlerinin gözünden uzak bir şekilde eğitim gördü. Bununla birlikte güçlü iç istihbarat teşkilatının başkanlığını en kısa süreliğine üstlenen kişi de o oldu.

Tüm bunlardan dolayı Mareşal Munir, 2022 yılında Silahlı Kuvvet Komutanı olarak atandığında, alışılmadık bir şekilde zirveye yükselişi ve mütevazı başlangıcı şaşkınlık uyandırdı.

Tokyo'dan Tampa'ya

Tampa’daki CENTCOM Komutanı General Michael Corella, Pakistan'ın, NATO'ya üye olmayan başlıca ortağı olarak rolünü ve konumunu değerlendirmekle görevli olduğundan, Asım Munir'i üç yıldan kısa bir sürede en az altı defa ziyaret etti. Her yıl, ABD Kongresi'nde gerçekleşen güvenlik ve istihbarat konulu oturumlarda, Pakistan'ın nükleer silahlarının güvenliği ve ABD'nin Batı Asya ve Ortadoğu'da istikrarı sağlamak için Pakistan'a ne kadar güvendiği konusunda sorular soruluyor. Bu sorular, ABD'nin diğer stratejik müttefiki Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkileri dikkate alınarak dile getiriliyor.

CENTCOM Komutanı Corella, 2023 yılında ABD Temsilciler Meclisi üyelerini, Asım Munir ile olan ‘sağlam ilişkisi’ ve Munir'in ülkesinin güvenliğini ve istikrarını sağlama kabiliyeti konusunda ikna etmek için büyük çaba sarf etti. Munir’i Tampa'da ağırlayan Corella, Pakistanlı komutanın Washington'da siyasilerle olan görüşmelerini koordine etti. Corella, geçen haftalarda yaptığı açıklamada, ABD'nin Pakistan ile olan güvenlik ortaklığının mükemmelin ötesinde olduğunu bir kez daha vurguladı.

Corella, Pakistan ordusunun Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer ülkelerle olan yakın ilişkileri sayesinde Munir'i Ortadoğu'nun istikrarı için bir köşe taşı olarak görüyor. Suudi Arabistan'da uzun yıllar yaşamış olan Munir, Arapçayı akıcı bir şekilde konuşuyor ve bölgenin dengeleri ve dinamikleri ile Pakistan ve ABD arasındaki ortak güvenlik sistemiyle nasıl uyum içinde olduğu konusunda derin bir anlayışa sahip.

Suudi Arabistan-Pakistan ilişkileri, uzun geçmişe sahip ilişkilerden daha fazlasıdır. Suudi Arabistan'ın eski İstihbarat Şefi Prens Türki el-Faysal, Suudi Arabistan-Pakistan ilişkilerini, diğer tüm ilişkilerden daha güçlü olarak nitelendirmişti. Munir, Suudi Arabistan'da geçirdiği üç yıl sayesinde bu ilişkileri güçlendirmiş ve halihazırda köklü olan bu dinamiklere yeni bir boyut katmıştır.

Munir Asım, Pakistan tarihinin en güçlü komutanı mı?

Bu soru, Pakistan'ın askeri meselelerinde uzmanlaşmış en önde gelen gazetecilerden biri olan ve iki yılı aşkın süredir askeri kurumlarla ilgili haberleri yakından ve derinlemesine takip eden Vecih Said Han tarafından soruldu. Pakistan'ın tarihi boyunca, Muhammed Ziyaülhak, Muhammed Eyüb Han ve Pervez Müşerref gibi ülkeyi fiilen yöneten cumhurbaşkanları da dahil olmak üzere, muazzam nüfuza sahip askeri komutanlar gördüğü düşünüldüğünde, bunun oldukça cesur bir soru olduğuna şüphe yok.

Ancak Asım Munir'i öncekilerden ayıran özelliği, Pakistan Askeri İstihbaratı (MI) ve ISI olmak üzere iki ana istihbarat biriminin başkanlığını yürüten ilk ordu komutanı olmasıdır. Ayrıca tüm bunlardan bağımsız bir saygınlığa sahip olan Munir, Batılı yetkililerden çekinmiyor veya onları memnun etmeye çalışmıyor gibi görünüyor. Bu da kendisinden önceki bazı komutanların, mezun oldukları Batılı eğitim kurumlarının büyüsüne kapıldıkları söylemlerinin aksine bir durum teşkil ediyor.

Göreve gelişiyle sadece üç yıl içinde, tekrarlanan provokasyonlara yanıt olarak Afganistan, İran ve Hindistan'a doğrudan saldırılar düzenleyen Mareşal Munir, Tahran'ı, Belucistan sınırında herhangi bir girişimde bulunmaması konusunda uyardı, emriyle Hindistan uçakları düşürüldü ve Hindistan'daki hedefler bombalandı. Bunun yanında Afganistan’da iktidardaki Taliban’a sert bir üslupla seslenen Munir, Taliban’dan sınır ötesi silahlı gruplara verdiği desteği durdurmasını talep ederek, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir tutum sergiledi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Robert Ford

Donald Trump, Ortadoğu savaşlarına asla karışmayacağına söz vermişti, ancak bugün, tıpkı 2006 yılında George W. Bush'un Irak Savaşı sebebiyle karşı karşıya kaldığı gibi, altı ay içinde patlak verebilecek bir seçim felaketi riskiyle karşı karşıya.

Geçen yıl Riyad'da Trump'ın, Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin rejimini devirdikten sonra Irak devletini yeniden kurmaya çalıştığı için Başkan George W. Bush'u nasıl hedef aldığını hatırlıyoruz. İronik bir şekilde, Trump, 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde Bush'un yaptığı aynı hataları yaptı. Bush gibi Trump da düşmanı yok ederken askeri yöne odaklandı ve “Şok ve Dehşet” olarak adlandırılan savaşta Irak ordusunu ezmek için seyir füzeleri gibi gelişmiş teknolojilere büyük ölçüde güvenen Bush'un izinden gitti.

2003 yılındaki işgal sırasında, ABD liderliğindeki koalisyon güçleri 22 gün içinde Bağdat'a ulaşarak Saddam Hüseyin rejimini devirdi; bu operasyonda en fazla 172 ABD askeri hayatını kaybetti, Irak'ın askeri ve sivil kayıpları ise doğal olarak çok daha yüksekti. Tamamen askeri açıdan bakıldığında, Saddam'ın devrilişinden sonra Irak şehirlerinde yaşanan güvenlik çöküşüne rağmen, operasyon başlangıçta tam bir başarı gibi görünüyordu. Ama bu çöküş, Irak Savaşı'nın, Bush yönetiminin beklentilerinin aksine, kısa sürmeyeceğini hızla ortaya koydu.

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı. Kendi “şok ve dehşet” taktiğinin, sürpriz saldırıda öldürülenlerin yerine yeni İranlı liderlerin atanmasını engelleyeceğine ve kalan İran güçlerinin misilleme yapamayacağına dair bir bahis oynadı.

 Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)

8 Nisan'da düzenlenen basın toplantısında, Trump'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth, üst düzey komutanların öldürülmesinden İran hava kuvvetlerinin, savaş gemilerinin, füze stoklarının ve üretim tesislerinin imhasına kadar İran'ın kayıplarının bir listesini sundu. İran'ın ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln'e yönelik başarısız hedef alma girişimlerini alaya aldı. Ancak Trump ve Hegseth, tıpkı kendisinden önceki Bush yönetimi gibi, kısa sürede farklı bir gerçeğe tosladılar. Yerel İranlı askeri komutanların kalan füzeleri ve insansız hava araçlarını fırlatma kabiliyeti ve yeni ulusal liderliğin bir dereceye kadar bütünlüğü koruma kudreti, Amerikalıları ve İsraillileri şaşırttı. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve Washington ile müttefik Körfez ülkelerinde enerji, su ve sivil altyapıya zarar verilmesine neden oldu. Burada da Amerikalılar güvenliği yeniden sağlamakta aciz kaldılar.

Tarihçiler, Saddam Hüseyin'in devrilişinden ve ülkedeki güvenliğin anında çökmesinden sonra Irak için bir plan hazırlamakta başarısız olunmasından George W. Bush ve ekibini sorumlu tutuyor. Bush yönetimi, hükümet çalışanlarının ve polis memurlarının vatandaşların misillemelerinden korkarak ofislerinden kaçacaklarını öngörmemişti. Kriz, yönetimin Irak ordusunu feshetme kararıyla iyice karmaşık hale geldi, bu da güvenlik alanındaki çöküşü daha da kötüleştirdi.

Askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir

Bağdat ve diğer Irak şehirlerinde yağmalama olayları yaşanırken, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yaşananların endişe verici bir durum olmadığı izlenimini vererek, “Bunlar olur” demişti. Yağmalama ve kaosun silahlı direnişe dönüşmesiyle birlikte, Amerikalılar kendilerini isyanla mücadele için askeri bir plan veya net siyasi vizyonlarının olmadığı bir durumda buldular. Brett McGurk'ün de aralarında bulunduğu bir Amerikan ekibi, Irak direnişini kontrol altına alabilecek yeni bir Irak hükümeti kurmak için hızla siyasi plan geliştirdi. Ancak bu planın ilk adımları 2003 sonlarında atıldığında, Sünni Arap silahlı örgütler zaten Irak'ın batısında Amerikalılarla savaşmak üzere örgütlenmişti, Mukteda es-Sadr'ın Mehdi Ordusu ise Irak'ın orta ve güneyinde onlarla çatışma halindeydi.

Başta 7 Nisan'da yayınlanan bir New York Times makalesi olmak üzere, basında çıkan ilk haberler, ABD istihbarat teşkilatlarının şubat ayı sonlarında Trump'a İran rejiminin hızla çökeceği yönündeki İsrail iddiasının saçma bir iddia olduğunu bildirdiğine işaret ediyor. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da Trump'ı İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma riski konusunda uyardı. Ne var ki Trump, ilk suikast serisinden sonra İranlıların yeni bir liderlik kurabileceğinden şüpheliydi ve bu nedenle boğazı kapatamayacaklarını varsaydı.

Şaşırtıcı bir şekilde ABD ordusu tıpkı 2003'te Bağdat'ta olduğu gibi, İran ile savaşta da askeri durumun kötüleşebileceğini öngörerek Şubat 2026'da güçlerini yeniden konumlandırmadı. Mart ayında Pentagon, Hürmüz Boğazı'ndan geçecek ticari gemi konvoylarına eşlik edecek gerekli gemilere sahip olmadığını vurgularken, dört Amerikan mayın temizleme gemisi ABD’nin Doğu Kıyısı'ndaki limanlarda demirli kaldı.

İran’ın füze saldırılarının devam etmesiyle birlikte Washington, Avrupa ve Asya'dan Körfez'e ilave füze savunma sistemleri sevkini ve konuşlandırılmasını hızlandırmak zorunda kaldı. ABD, İranlıların boğazı başarıyla kapatmasından tam bir hafta sonra, İran kıyıları boyunca sınırlı bir kara operasyonu düzenleyebilmek için Japonya ve ABD anakarasından Körfez'e Deniz Piyadeleri ve Kara Kuvvetleri birliklerini sevk etmeye başladı.

Burada, askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir. Tarihçiler, CIA liderliğinin, özellikle Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin istekleri doğrultusunda, Irak'taki kitle imha silahlarıyla ilgili güvenilmez istihbaratı kasıtlı olarak nasıl büyütüp abarttığını açıkladılar.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu

Benzer şekilde, dönemin ABD Merkez Komutanlığı komutanı General Tommy Franks, işgalci gücün güvenliği sağlamak için çok küçük olduğuna inanan Genelkurmay Başkanı Eric Shinseki'nin uyarılarını görmezden gelmişti. Bunun yerine, Franks, daha fazla sayıda asker konuşlandırmanın Amerika Birleşik Devletleri içinde siyasi tartışmalara yol açacağından korkarak, Donald Rumsfeld'in daha küçük bir güç için verdiği direktiflere uydu.

2026 yılına gelince, New York Times'ın yaptığı bir araştırma, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in riskler konusunda uyarıda bulunurken, açıkça İran'a saldırma tavsiyesinde bulunmamaya özen gösterdiğini ortaya koydu. Aynı durum, saldırının durdurulmasını savunmaktan kaçınan CIA Direktörü Ratcliffe için de geçerli. Askeri ve istihbarat kurumlarından gelen bu örtülü kabul ile birlikte Trump, İsrail hükümetinin açık teşviki eşliğinde Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı saldırı çağrılarına kulak verdi.

Başkan George W. Bush, 2003 Irak işgalinden önce diplomasiyi ihmal etmemişti. Amerikan saldırısına katılmak üzere 45 bin İngiliz askeri gönderen dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yakın koordinasyon içinde çalışmıştı. Polonya, İspanya ve Avustralya da dahil olmak üzere diğer birçok Avrupa ülkesi de sınırlı askeri katkı ve siyasi destek sağlamıştı. Bush ayrıca Kuveyt gibi Arap devletlerinden de örtülü destek almıştı.

Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı ve Amerikan diplomatik heyetini savaşın gerekçelerini açıklamak ve uluslararası destek sağlamakla görevlendirmişti. Yazar, o dönemde Beyaz Saray'ın hayal kırıklığını yansıtan bir gözlemle, Colin Powell'ın ilk olarak Ortadoğu'daki Amerikan büyükelçiliklerindeki personele, yaklaşan savaşla ilgili uyarı göndermeyi bırakmaları ve bunun yerine savaş çabalarını desteklemeye odaklanmaları direktifini göndermek zorunda kaldığını belirtiyor.

Sonuç olarak, bu diplomatik çabalar, çoğunluğu asker göndermese de 32 ülkenin Irak savaşında kurulan “gönüllüler koalisyonuna” resmen katılmasıyla sonuçlandı. Ancak, George W. Bush'un 2002 ve 2003 yıllarındaki diplomatik çabaları, Kuveyt'i özgürleştirmek için geniş bir uluslararası koalisyon kuran babası Başkan George Bush'un çabalarının çok gerisinde kalmıştı.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu. Bakanlığın bunun dışında tutulduğu o kadar belirgindi ki, Amerikan vatandaşlarını Körfez bölgesini terk etmeleri konusunda ancak savaşın başlamasından iki gün sonra, 2 Mart'ta uyardı. Dışişleri Bakanlığı genellikle savaşlar başlamadan önce bu tür uyarıları yayınlar. Nitekim Colin Powell döneminde Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Irak'ı işgalinden iki ay önce Amerikalılara Ortadoğu'yu terk etmeye hazırlanma çağrısı yapmıştı.

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor

Üstelik Trump, İsrail hariç, ortak ülkelerle koordinasyon kurmaya veya bir koalisyon oluşturmaya çalışmadı. Bu nedenle 28 Şubat saldırısı, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri için taktiksel bir sürpriz oldu. Trump, Hürmüz Boğazı'nda zorluklarla karşılaştıktan sonra Avrupalı NATO müttefiklerinden yardım talep etmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu talepler bile kınamalar, hatta bazen korkaklık ve anlamlı bir yardım sağlayamama suçlamalarıyla birlikte geldi. Bu nedenle, Trump'ın diplomasisi, baba ve oğul başkanlarınkinden radikal bir şekilde farklı görünüyor.

Son tablo altı ay daha netleşmeyecek olsa da Trump'ın George W. Bush'a başka bir açıdan benzemesi muhtemel, o da savaş kararının iç siyasi maliyeti. Nitekim Irak Savaşı'na rağmen, Amerikalı seçmenler 2004'te Bush'u yeniden seçti çünkü o zamanki kamuoyu yoklamalarına göre halkın yaklaşık yarısı hâlâ savaşı destekliyordu. Ancak bu destek 2006'da yarının altına düştü. Bush'un ikinci döneminin ortasında yapılan o yılki ara seçimler hem kendisi hem de Cumhuriyetçi Parti için bir felaket oldu. Temel nedeni de sonu görünmeyen Irak Savaşı idi. Demokrat Parti, Kongre'nin her iki kanadının kontrolünü Cumhuriyetçilerden alarak Senato'da beş, Temsilciler Meclisi'nde ise 31 yeni sandalye kazandı. Bu, Bush'un iç politika ve ekonomi alanındaki büyük projelerinin gerileyişinin ve 2008 seçimlerinde Beyaz Saray'ın Demokratlara geçeceğinin erken bir göstergesiydi.

 İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor. Söz konusu kongre seçimlerinden önceki aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, Bush'un Beyaz Saray'daki performansından memnun olanların oranının, büyük ölçüde uzun süren ve bitmek bilmeyen Irak Savaşı nedeniyle sadece yüzde 35 ila 40 arasında olduğunu gösteriyordu. Son kamuoyu yoklamalarında Trump'a yönelik destek oranları da benzer bir aralıkta yer alıyor ve Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı artık onun performansından memnun olmadığını ifade ediyor.

Bu arada, bir zamanlar kendisine aşırı sadık olduğu bilinen siyasi tabanı da eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladı. Eski Georgia Temsilciler Meclisi üyesi, önde gelen medya figürü ve bir zamanlar Trump'ın en sadık müttefiklerinden biri olan Marjorie Taylor Green, Trump'ın İran'a savaş açarak “ABD'yi Yeniden Harika Yap” hareketine ihanet ettiğini belirtti. Cumhuriyetçilere, Kongre'deki Demokratlara katılarak Trump'a karşı azil sürecini başlatma çağrısında bulundu.

X platformunda 4,4 milyon takipçisi olan Alex Jones, 3,6 milyon takipçisi olan Megyn Kelly ve 17,4 milyon takipçisi olan Tucker Carlson gibi muhafazakar medya figürleri de onlara göre Amerikan çıkarlarından ziyade İsrail'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiği için Trump'ı hedef aldı. Bunun aksine, 2,2 milyon takipçisi olan Glenn Beck ve 5 milyon takipçisi olan Mark Levine gibi diğer önde gelen medya figürleri ise onu desteklemeye devam ediyor. Gelgelelim eleştirilerin boyutu öyle bir noktaya ulaştı ki, 9 Nisan'da Trump, sosyal medyada eleştirmenlerine aptallar ve kaybedenler diyerek yanıt verdi.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur

2006'da ABD ekonomisinin güçlü olduğu ve Irak Savaşı'nın enerji fiyatlarında yükselişe neden olmadığı Bush'un aksine, Trump bu savaşın ekonomik etkisinin yaklaşan seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin şansını daha da azaltacağının farkında. Mart ayı sonunda yapılan bir CNN anketi, Amerikalıların yüzde 65'inin Trump'ın savaş ve gümrük vergileri de dahil olmak üzere politikalarının ekonomiyi kötüleştirdiğine inandığını gösterdi. Katılımcıların sadece yüzde 31'i ekonomik politikalarını desteklerini belirtti.

Altı ay Amerikan siyasetinde uzun bir süre ve savaş seçimlerden önce bitebilir. Kamuoyu yoklamaları bazen yanıltıcı olabilir. Ancak, Hürmüz Boğazı'nın sürekli kapalı kalması ve bunun sonucunda Amerikan tüketicileri açısından enflasyonun ve faiz oranlarının daha da yükselmesi, Amerikan seçmenlerinin Temsilciler Meclisi'nde ve belki de Senato'da Demokratların çoğunluk kazanmasını sağlaması beklentisini güçlendiriyor.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur. Zira herhangi bir Demokrat zaferi, iç gündeminin çoğunu hayata geçirmesini engelleyecek ve aynı zamanda, 6 Ocak'ta Cumhuriyetçi milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda kendisinin de kabul ettiği gibi, gelecek yıl Kongre'de yeni bir azil davası sürecinin başlatılmasının kapısını açacaktır. Dolayısıyla, çatışmalar sona erdikten sonra bile hem İran rejimi hem de Trump, artan iç siyasi meydan okumalarla karşı karşıya kalacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

TT

ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

Katie Hawkinson ABD Muhabiri 

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), "akıllı gözlük" geliştirilmesine 7,5 milyon dolar ayırmayı planladığı bildirilirken DHS sözcüsüne göre cuma günü itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı" (AFP)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), federal göçmenlik görevlileri için "akıllı gözlükler" geliştirmek üzere milyonlarca dolar harcamaya hazırlandığı bildirildi.

NewsNation'ın haberine göre görevlilerin, ABD'ye yasadışı yollarla girmiş olabilecek göçmenleri tespit etmesini sağlayacak "akıllı gözlüklerin" geliştirilmesi için bakanlık gelecek yıl 7,5 milyon dolar ayırmayı planlıyor.

Yayın kuruluşu tarafından incelenen belgelere göre bu "akıllı gözlükler", memurlara "sahada gerçek zamanlı bilgi erişimi ve biyometrik kimlik tespiti yetenekleri" kazandırabilir. Önerinin, gelecek yılın ilk çeyreğine kadar kullanıma hazır bir prototipin tamamlanmasını öngördüğü bildirildi.

Haber kuruluşunun aktardığı üzere bu planlar Trump yönetiminin 2027 mali yılı bütçe teklifinde yer alıyor. Teklifte, yetkililerin "Birleşik Devletler'de yasadışı bulunan göçmenleri belirleme, nakletme, gözaltına alma ve sınır dışı etme" kapasitesini güçlendirmeye katkı sağlayacağını söylediği projelere milyonlarca dolay ayrılıyor.

NewsNation'ın elde ettiği bir bütçe belgesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Bu iyileştirmeler, kamu güvenliğini ve operasyonel mükemmelliği sağlarken, verimli ve etkili göçmenlik denetimlerini, sınır dışı etme operasyonlarını, yürütme emirlerinin ve idari önceliklerin yerine getirilmesini doğrudan [mümkün kılacak].

DHS sözcüsünün The Independent'a yaptığı açıklamaya göre cuma günü öğleden sonra itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı". 

Sözcü, "Bilim ve Teknoloji Direktörlüğü (S&T), sahadaki kolluk görevlilerine yardımcı olmak için ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ve diğer DHS birimlerinin ihtiyaçlarını sürekli değerlendirmeye alıyor. DHS'nin kullandığı her türlü teknolojinin tamamen yasalar kapsamında kalmasını sağlamak için bu görüşmelere gizlilik ofisleri, bilgi teknolojileri yöneticileri ve avukatlar da katılıyor" diye ekledi.

The Independent'ın daha önce yürüttüğü araştırmada DHS memurlarının kişisel akıllı gözlükler taktığı görülmüştü.

Araştırmada Trump'ın göreve gelmesinden bu yana en az 6 eyalette DHS görevlilerinin Meta'nın yapay zeka gözlüklerini takarken görüldüğü ve bazı durumlarda bunları halktan kişileri kaydetmek ve fotoğraflamak için kullandığı ortaya çıkmıştı.

NewsNation'ın DHS "akıllı gözlük" projesine ilişkin haberi, New York Times'ın şubatta aktardığı üzere Meta'nın akıllı gözlükler için yüz tanıma özelliği geliştirmeye çalıştığı dönemde geldi. Yeni eklenen bu özelliğin, kullanıcıların başka kişileri teşhis etmesini mümkün kılacağı ve Meta'nın yapay zeka asistanının da bu kişiler hakkında bilgi sağlayabileceği bildiriliyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor
TT

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın iki temsilcisi, İran’la yeni bir müzakere turu amacıyla Pakistan’ın başkenti İslamabad’a gitti. Ancak İran’a ait resmî medya organları, mevcut koşullarda doğrudan görüşmelerin yapılmasını ihtimal dışı olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin taleplerini ve ABD’nin tutumuna yönelik çekincelerini dile getirdi. İslamabad’da bulunan İranlı bir diplomatik kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, “İlke olarak İran tarafı sert talepleri kabul etmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Görüşmelere ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmazken, Arakçi’nin Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldiği bildirildi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’un taleplerini karşılamaya yönelik bir teklif sunmayı planladığını söyledi. Ancak bu teklifin içeriğine dair bilgi sahibi olmadığını belirten Trump, ABD’nin kimlerle müzakere yürüttüğünü de açıklamaktan kaçındı ve “Şu anda sorumlu kişilerle temas halindeyiz” dedi.