‘Narnia Operasyonu’ ve ‘Kızıl Düğün’… Netanyahu ve Trump İranlıları bir ‘Hollywood hayali’ ile nasıl kandırdı?

İsrail başarısızlıktan korktu ve bir ‘hata’ İranlı yetkilileri ölüme mahkûm etti

İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından Tahran'dan yükselen dumanlar, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından Tahran'dan yükselen dumanlar, 15 Haziran 2025 (Reuters)
TT

‘Narnia Operasyonu’ ve ‘Kızıl Düğün’… Netanyahu ve Trump İranlıları bir ‘Hollywood hayali’ ile nasıl kandırdı?

İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından Tahran'dan yükselen dumanlar, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından Tahran'dan yükselen dumanlar, 15 Haziran 2025 (Reuters)

İsrailli generaller 13 Haziran günü gece yarısı İsrail Hava Kuvvetleri karargâhının altındaki bir sığınakta toplandılar ve ‘Kızıl Düğün’ adını verdikleri bir operasyonla füzelerin Tahran'a inişini izlediler.

Saatler sonra, bin mil (yaklaşık bin 609 kilometre) ötede, İran'ın üst düzey askeri liderleri Wall Street Journal'ın (WSJ) ‘toplu katliam’ olarak tanımladığı ve Game of Thrones'daki ünlü düğün sahnesine benzettiği olayda öldürüldü.

WSJ'nin 18 mevcut ve eski İsrailli ve ABD'li güvenlik yetkilisiyle yaptığı görüşmelere dayandırdığı haberinde, İsrail'in İran'a saldırmasının, görevde başarılı olamama korkusundan kaynaklandığı vurgulandı.

Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığı habere göre, saldırının gerçekleştirilmesini sağlayan istihbarat ve askeri hassasiyetin birleşimi dünyayı şaşırttı. Ancak İsrail'in İran'a karşı 12 gün süren savaşının başlangıcındaki tek beklenmedik başarı bu değildi.

Haberde şu ifadelere yer verildi: “Planlayıcılarının C.S. Lewis'in tamamen kurgusal bir dünyada geçen ünlü roman serisine atfen ‘Narnia Operasyonu’ adını verecek kadar hayalperest olduğu düşünülen ilk saldırının önemli bir bölümünde, uygulayıcılar İran'ın en önde gelen dokuz nükleer bilim adamına başkent Tahran'daki evlerinde neredeyse aynı anda suikast düzenlemeyi başardılar.”

WSJ'ye göre, nükleer tesislere verilen zarar konusunda çelişkili raporlar var. İsrail ile ABD'nin İran'ın yıkılanları yeniden inşa etmesini engelleyip engelleyemediği henüz belli değil.

İsrail Askeri Operasyonlar Direktörlüğü Başkanı ve operasyonun ana mimarı General Oded Pasiuk, “Bunu ayrıntılı olarak planlamaya başladığımızda, işe yarayıp yaramayacağını bilmek çok zordu” dedi.

İsrail'in riski

Haber, İsrail'in saldırıyı gerçekleştirirken iki seçenekle karşı karşıya kaldığı için ‘ciddi bir risk aldığını’ ortaya koydu: Ya insani hedeflerini bir kerede vuracaktı ya da başarısız olup Tahran'a hedeflenen unsurları dağıtma şansı verecekti. Eğer bu hedefler dağıtılsaydı, İran'ın tepkisi daha sert olacak ve Tahran'ın nükleer hedeflerine dokunulmayacaktı.

Ancak kayıplarına rağmen İran halen toparlanma kapasitesine sahip ve nükleer silah elde etmek için her zamankinden daha kararlı bir şekilde geri dönebilir.

Uzun bir yol

Haberde operasyonun kökenlerinin 1990'ların ortalarına, İsrail istihbaratının ‘İran'ın nükleer silah programı inşa etmeye yönelik yeni girişimlerini’ ilk kez tespit ettiği döneme dayandığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığı haberde şu ifadeler yer aldı: “İsrail istihbaratı, İran'ın ana zenginleştirme tesislerinden birinde iki patlamaya neden olmak ve bazı bilim adamlarına suikast düzenlemek de dahil olmak üzere bir sabotaj kampanyasını kolaylaştırmak için İran içinde geniş bir ajan ağı kurmaya başladı. Ancak İsrailli yetkililer sonunda bu faaliyetlerin yetersiz olduğuna ve İran'ın nükleer programını ve İran'ın nükleer faaliyetlerinin beynini hava yoluyla yok etmeleri gerektiğine karar verdiler. Bunu yapmak son derece zor olacaktı. İsrail'in vurması gereken yerler kendi topraklarından bin milden daha uzaktaydı; pilotların tek bir yakıt ikmal uçağının etrafında altı ila on uçaktan oluşan formasyonlar halinde uçmayı ve uçuş sırasında birkaç kez sırayla yakıt ikmali yapmayı öğrenmeleri gerekiyordu. Ayrıca uçaklarının hassas bir şekilde konumlandırılmasında ustalaşmaları gerekiyordu ki füzeler hedeflerini vurmak üzere fırlatılabilsin ve her vuruş arasında 15 ila 20 saniyelik bir aralık bırakarak etkinliklerini en üst düzeye çıkarabilsinler.”

sdfrgt
Tahran'da Humeyni heykelinin bulunduğu bir meydan (EPA)

Gazze savaşı sırasında İsrail neredeyse iki yılını Hamas'ı ezerek geçirdi ve geçen yıl Lübnan savaşı sırasında Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflattı. Daha sonra Suriye muhalefeti Suriye hükümetini devirerek İran karşıtı bir hükümet kurdu ve İsrail uçaklarının ülkenin hava sahasından engelsiz bir şekilde geçmesinin önünü açtı.

O zamana kadar İsrail'in İran içindeki casusluk ağları, askeri liderlerinin hareketlerini izleyebilecek ve ülke içinde bir saldırı sırasında İran'ın hava savunma sistemlerini yok etmede önemli bir rol oynayabilecek insansız hava aracı (İHA) üsleri kurabilecek kadar genişti.

Haberde şöyle deniyordu: “Tüm bu unsurlar mevcutken saldırı planları yoğunlaştı.”

Narnia Operasyonu

İsrail'de İran'ın uranyum zenginleştirmeye başlamasıyla birlikte, eğer isterse nükleer bomba yapmasına sadece aylar kalacağı hissi durumun aciliyetini arttırdı.

Haberde, “İran'ın uranyum zenginleştirmesini durdurma savaşını çoktan kaybettiğinden korkan İsrail, İsrail saldırıları nükleer tesisleri yok etse ya da devre dışı bıraksa bile ülkelerinin bu nükleer yakıtı bir nükleer silah yapmak için kullanmasına yardımcı olabilecek İranlı bilim adamlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir operasyon başlattı” denildi.

Haberde bu görevin Narnia Operasyonu olarak adlandırıldığı belirtildi.

Haberde, İsrail savaş uçaklarının 12 gün boyunca hedef listesini yoğun bir şekilde bombalamaya devam etmesinin önünü açmak için ilk andan itibaren hava üstünlüğünü sağlamanın da bir öncelik olduğu ifade edildi. Bu amaçla İsrailli yetkililer İran'ın hava savunma sistemlerinin kapsamlı bir haritasını çıkarmak için binlerce istihbarat kaynağını referans aldı.

Saldırının ilk aşamalarında İsrail kendi topraklarından büyük İHA’lar fırlattı. Operasyon hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre, saldırıdan önceki gece bu İHA’lardan bazılarının uzun menzilli görevler gerçekleştirme kabiliyetleri ilk kez test edildi.

İsrail kamuflajı

İsrailli bir güvenlik yetkilisine göre Netanyahu ve askeri danışmanları saldırı kararını 9 Haziran'da aldı. Yetkiliye göre Netanyahu'nun ekibi, İranlıların bilim adamlarını ve askeri liderlerini dağıtmak gibi önlemler almamalarını sağlamak için planlarını gizlemek zorunda kalacaklarını biliyordu.

Bu arada İsrailli yetkililer, Netanyahu ile Trump arasında bir saldırı konusunda anlaşmazlık olduğunu gösteren raporları medyaya sızdırdı. Sızıntılar, operasyonun başlamasından dört gün önce Netanyahu ile Trump arasında yapılan bir telefon görüşmesinin ayrıntılarını içeriyordu; Trump, İsrail Başbakanı’na askeri seçeneklere başvurmadan önce diplomasinin yoluna girmesini istediğini bildirdi.

Saldırıların gerçekleştiği gün Trump gazetecilere ABD ve İran'ın ‘bir anlaşmaya nispeten yakın’ olduğunu ve ‘İsraillilerin bu işe karışmasını’ istemediğini söyledi.

İsrailli yetkililer de gazetecilere bir saldırının yakın olduğunu, ancak Washington ile Tahran arasında pazar günü yapılması planlanan altıncı tur nükleer görüşmelerin nihai sonucunu görmek için bekleyeceklerini belirtti.

Operasyonun planlamasına aşina bir güvenlik yetkilisi, aldatmacanın sırrının İranlıların zihninde İsrail'in ABD'nin izni ve müdahalesi olmadan saldırmayacağı fikrinin yattığını söyledi. ABD harekete geçmediği ve müzakerelerle meşgul olduğu sürece, İsrail sürpriz unsurunu kaybetmeden İranlıların gözü önünde saldırı tehdidinde bulunabilir ve hatta harekete geçebilirdi. Nitekim İsrail uçakları havalanırken Trump Truth Social'da şu paylaşımı yaptı: “İran'ın nükleer sorununa diplomatik bir çözüm bulmaya kararlıyız!”

İranlı yetkilileri ölüme mahkûm eden bir hata

Nihai planın önemli bir parçası, Kızıl Düğün olarak bilinen bir hamleyle İran Silahlı Kuvvetleri’nin liderliğini ortadan kaldırmaktı. Habere göre bu hamlenin amacı, İran'ın karşılık verme kabiliyetini ortadan kaldırarak İsrail savaş uçakları ve İHA’larının İran füze rampalarını imha etmesinin önünü açmak ve böylece beklenen karşılığın boyutunu en aza indirmekti.

Ancak İsrail uçakları yaklaştıkça ani bir meydan okuma ortaya çıktı ve İran Hava Kuvvetleri komutanları aniden hareketlenmeye başladı. İsrail komuta merkezinde gerginlik vardı; tüm plan çöküyor ve İranlılar planı açığa çıkarmış gibi görünüyordu.

Ancak İsrailli komutanları şaşırtan sürpriz, İranlı yetkililerin dağılmak yerine kendilerini ölüme mahkûm etmek için aynı yerde toplanmış olmalarıydı. Dakikalar sonra İsrail füzeleri fırlatıldı.

Aynı anda İranlı nükleer bilim adamlarının evlerinde patlamalar meydana geldi ve neredeyse eş zamanlı saldırılarda dokuz bilim adamı öldürüldü.

Daha sonra İsrail füzeleri radar alanlarını, hava savunma bataryalarını ve İran'ın karadan karaya füzelerini hedef aldı. İsrail istihbaratı geçen kasım ayından bu yana belirlenen insani hedeflerin çoğunun öldürüldüğünü teyit edebildi. Yaklaşık dört saat içinde başlangıç operasyonu sona erdi.

Takip eden günlerde İsrail savaş uçakları ateşkes ilan edilene kadar balistik füze üretim sahalarını, nükleer tesisleri ve fırlatma rampalarını bombalamaya, İranlı askeri liderleri ve nükleer bilim adamlarını takip etmeye ve öldürmeye devam etti.



İran’da ‘füze üreticisi’ Savunma Bakanlığına aday gösterildi

İran Savunma Bakanlığına aday gösterilen Mehrdad Ahlaki Kitapçi (Mehr)
İran Savunma Bakanlığına aday gösterilen Mehrdad Ahlaki Kitapçi (Mehr)
TT

İran’da ‘füze üreticisi’ Savunma Bakanlığına aday gösterildi

İran Savunma Bakanlığına aday gösterilen Mehrdad Ahlaki Kitapçi (Mehr)
İran Savunma Bakanlığına aday gösterilen Mehrdad Ahlaki Kitapçi (Mehr)

İranlı bir yetkili, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ülkenin füze sanayisiyle yakın ilişkileriyle bilinen Mehrdad Ahlaki Kitapçi’yi Savunma Bakanlığı görevine aday gösterdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Yardımcısının Parlamento İşlerinden Sorumlu Danışmanı Sasan Veli Zade, Pezeşkiyan’ın Ahlaki Kitapçi’nin adaylığını Anayasa’nın bakanların Meclis’ten güvenoyu almasını öngören 133. maddesi uyarınca Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a ilettiğini belirtti. İran’ın Mehr ajansının haberine göre Veli Zade, adaylığın resmen sunulduğunu doğruladı.

Milletvekillerinin, güvenoyu için yapılacak oylamanın tarihini belirlemeden önce Ahlaki Kitapçi’nin programını ve politikalarını incelemesi bekleniyor. Ancak İran’da güvenlik açısından hassas görevler için aday gösterilen isimlerin Meclis tarafından onaylanması çoğunlukla rutin bir prosedür olarak değerlendiriliyor. Zira bir ismin aday gösterilmesi ve kamuoyuna duyurulması, söz konusu kişinin dini liderin onayını aldığı anlamına geliyor.

Bununla birlikte İran medyasında yer alan haberlerde, dini liderin kamuoyunun karşısına çıkmamasının sürdüğü bir dönemde Ahlaki Kitapçi’nin adaylığının, atamanın siyasi sistemin en üst kademelerinde nasıl onaylandığı konusunda soru işaretlerine yol açtığı belirtildi.

Ahlaki Kitapçi’nin adaylığı, eski Savunma Bakanı Aziz Nasırzade’nin şubat ayında savaşın başında düzenlenen ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından boş kalan Savunma Bakanlığı makamı için geldi.

Mecid İbnürrıza, Nasırzade’nin öldürülmesinin ardından 2 Mart’ta Pezeşkiyan tarafından vekaleten Savunma Bakanlığı görevine atanmıştı ve o tarihten bu yana bakanlığı yönetiyordu.

Savunma Bakanlığında deneyimli isim

Ahlaki Kitapçi, İran Savunma Bakanlığında uzun yıllara dayanan deneyime sahip bir yetkili olarak biliniyor. İran’ın füze ve uzay sanayisiyle yakın bağlantıları bulunan Ahlaki Kitapçi, 2007 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Savunma Bakanlığına bağlı ve balistik füze programıyla bağlantılı Şehit Bakri Sanayi Grubu’nun başkanı olarak tanımlanmıştı.

Eski Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, Kasım 2014’te Ahlaki Kitapçi’yi Havacılık ve Uzay Sanayileri Teşkilatı Başkanı olarak atamıştı. ABD ise 2020 yılında Ahlaki Kitapçi’ye yaptırım uygulayarak kendisini Savunma Sanayii Teşkilatı yöneticisi olarak tanımlamış ve konvansiyonel silahlarla bağlantılı faaliyetlerine işaret etmişti.

Ahlaki Kitapçi’nin adı, İran’a yönelik önceki yaptırımların Eylül 2025’te yeniden uygulanmasının ardından Birleşmiş Milletler yaptırım listesine tekrar dahil edildi.

Adı ayrıca Avrupa Birliği’nin yaptırım belgelerinde de yer aldı. Bu belgelerde Ahlaki Kitapçi, İran Savunma Sanayii Teşkilatı ile Havacılık ve Uzay Sanayileri Teşkilatındaki yetkililerden biri olarak tanımlandı.

fergthyu
Pezeşkiyan, askeri yetkililerle görüşmesi sırasında (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ahlaki Kitapçi’nin adaylığının önemini artıran unsurlardan biri de Havacılık ve Uzay Sanayileri Teşkilatının Savunma Bakanlığı bünyesindeki kritik rolü. Teşkilatın faaliyetleri füze sanayisinin yanı sıra havacılık ve uzay sanayileri ile bu alanlarla bağlantılı bazı ekipman ve sistemleri kapsıyor.

Ordunun üst kademelerinde değişim

Dini lider Mücteba Hamaney, 10 Ağustos’ta son savaşta öldürülen komutanların yerlerini doldurmak üzere altı üst düzey askeri komutanı görevlendirmişti.

Atamalarda öne çıkan isimler arasında Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı olarak görevlendirilen Ali Abdullahî ile daha önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan ve yardımcılığına getirilen Keyumers Haydari bulunuyordu. Ahmed Vahidi ise tümgeneralliğe terfi ettirilmesinin ardından Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanlığına atanmıştı.

Bununla birlikte istihbarat alanındaki en hassas üst düzey görevlerin bir bölümü hâlâ kalıcı yöneticilerden yoksun bulunuyor.


İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?
TT

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

“Sufa 53”, İsrail'in Kuneytra şehrinin kuzeyinden güneyine, Golan Tepeleri boyunca uzanan bir askeri ve mühendislik projesinin genel adıdır; bu bölgenin büyük bir kısmı İsrail tarafından Haziran 1967’deki savaş sırasında işgal edilen Suriye topraklarıdır.

Proje yeni bir sınır veya Suriye ile İsrail arasında siyasi olarak tanınmış bir hat değil, toprak setler, siperler, mevziler ve gözlem noktalarıyla birlikte güçlendirilmiş bir askeri yoldur. Önemi, bazı bölümlerinin 1974’te imzalanan Suriye-İsrail Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tanımlanan tampon bölge içinde inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.

- Neden Sufa 53 olarak adlandırılıyor?

İbranicede Sufa kelimesi “fırtına” anlamına gelirken, 53 sayısı İsrail ordusunun 188. “Barak” Tugayı'na bağlı 53. Sufa Zırhlı Taburu’na atıfta bulunmaktadır.

İsrail ordusu daha önce 53. Taburun, 210. Tümenin mühendislik birimleriyle iş birliği içinde Suriye cephesinde yol ve eksenlerin inşasına katıldığını bildirmişti. Bu nedenle, yaygın olarak kullanılan “Sufa 53” adının, bu eksenin kurulmasına katılan askeri birlikle ilişkili olması muhtemel.

Ancak, İsrail ordusunun Sufa 53 adını tüm proje için resmi bir isim olarak benimsediğini doğrulayan hiçbir resmi İsrail belgesi bulunmuyor. Bu nedenle, bunu hattın yaygın olarak kullanılan adı olarak tanımlamak daha doğru olur.

- Proje ne zaman başladı?

Projenin kökenleri, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden önce, 2022 yılına dayanıyor. Bölgedeki yol yapımı ve tahkimat çalışmaları o zaman başladı ve sonraki yıllarda kademeli olarak genişletildi.

Suriye rejiminin devrilmesinden sonra askeri durum önemli ölçüde değişti. İsrail ordusu tampon bölge içindeki varlığını genişletti ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafı da dahil olmak üzere yeni mevzilere konuşlandı. Yollar ve tahkimatlar, güney Suriye'deki daha geniş bir İsrail askeri konuşlandırmasının parçası haline geldi.

- Sufa 53 ne kadar uzun?

En yaygın tahminlere göre proje yaklaşık 70 kilometre uzunluğundadır.

Bazı tahminler, toplam uzunluğu bu rakamı aşan daha geniş bir İsrail yol, mevzi ve tahkimat ağından bahsediyor, ancak Sufa 53’e atıfta bulunurken kullanılan rakam yaklaşık 70 kilometredir.

Proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor

- Nerede başlıyor ve nerede sonlanıyor?

Proje, Kuneytra şehrinin kuzeyindeki Hadar kasabası yakınlarında, Hermon Dağı'nın eteklerinde başlıyor ve daha sonra işgal altındaki Golan Tepeleri boyunca güneye doğru uzanıyor.

Cabata el-Haşab, el-Hamidiye, el-Kahtaniye, Ruvayhina, Bir Acem, Barika ve el-Aşa'tan veya yakınlarından geçiyor, ardından Kuneytra'nın en güney noktasına ve Suriye, Ürdün ve işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınır üçgenine doğru uzanıyor.

Böylece proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor.

- Hattın genişliği ne kadar?

Askeri yolun kendisi bazı bölümlerde yaklaşık sekiz metre genişliğinde, ancak sadece askeri araçların kullandığı bir yol değil.

cfgth
İsrail'in ilhak ettiği ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

Yol boyunca toprak setler, hendekler, gözlem noktaları, tahkimatlar ve askeri mevziler bulunuyor. Bazı setlerin yüksekliği yaklaşık beş metreye ulaşırken, sahadan gelen haberlerde bazı yerlerde derin hendeklerin kazılı olduğundan bahsediliyor.

Bu nedenle, yaklaşık sekiz metre olan yolun genişliği ile, bir bölgeden diğerine değişen çevredeki askeri ve mühendislik kuşağının genişliği arasında bir ayrım yapılmalıdır.

- 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile ilişkisi nedir?

1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Suriye ve İsrail, 31 Mayıs 1974'te Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzaladı. Anlaşma bir barış antlaşması veya sınırın nihai olarak belirlenmesi değil, iki orduyu ayırmak ve savaşın tekrarını önlemek için hazırlanmış askeri düzenlemelerdi.

Şam projeyi reddediyor ve İsrail'in tampon bölge içindeki eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın ihlali olarak değerlendiriyor

Anlaşmaya göre, Suriye ve İsrail güçleri arasında bir tampon bölge kuruldu ve Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgeye konuşlandırıldı.

Haritayı basitçe anlamak için iki ana hattın bulunduğunu söylemeliyiz: İsrail tarafındaki “Alfa Hattı” ile Suriye tarafındaki “Bravo Hattı”. Bu iki hat arasında, BM tarafından denetlenen ve özel askeri düzenlemelere tabi olan bir tampon bölge bulunuyor.

Sufa 53’ün hassasiyeti, projenin bazı bölümlerinin sadece İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde değil, bu bölge içinde de inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Sahadan gelen haberler ve insan hakları raporları, İsrail'in bazı yerlerdeki eylemlerinin Bravo Hattı'nı da aşarak Suriye topraklarına uzandığını gösteriyor.

cvgthyju
Suriye'nin güneyinde, İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra'daki gözlem noktasında bir UNDOF askeri nöbet tutuyor, 21 Eylül 2025 (AFP)

Bu nedenle, proje üzerindeki anlaşmazlık sadece bir askeri yol ile ilgili değil, aynı zamanda 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen hatlara göre konumuyla da ilgilidir.

-Şam'ın pozisyonu nedir?

Şam projeyi reddediyor ve tampon bölge içindeki İsrail eylemlerini Suriye egemenliğinin ve  Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının ihlali olarak görüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 4 Ekim'de Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Sufa 53 hattındaki çalışmalarını tamamlamasını kınayarak, bunu 1974 Anlaşmasının “açık bir ihlali” ve Suriye egemenliğine bir tecavüz olarak değerlendirdi.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor

Şam, tüm toprakları üzerindeki egemenliğine olan bağlılığını vurguladı ve BM ile uluslararası toplumu İsrail’in eylemlerini durdurmaya ve anlaşmanın düzenlemelerine geri dönmeye çalışmaya çağırdı.

- Esed rejiminin devrilmesinden sonra ne değişti?

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki stratejik konumlar da dahil olmak üzere ek mevziler ele geçirdi.

cdvfbhj
İsrail güçleri, İsrail'in 23 Temmuz 2025'te ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarındaki Suriye sınırında devriye geziyor (AFP)

İsrail, Suriye'deki değişen güvenlik ve askeri durum ışığında Golan Tepeleri yakınlarında tehditlerin ortaya çıkmasını önleme ihtiyacını gerekçe göstererek bu hamlesini haklı gösterdi.

Şam ise, 1974 anlaşmasının bu cephedeki durumu düzenleyen çerçeve olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor ve İsrail güçlerinin ilerledikleri mevzilerden çekilmesini talep ediyor.

-Peki Sufa 53 neden önemli?

Projenin önemi, yolun kendisinden ziyade, konumu ve etrafında inşa edilen askeri altyapıda yatıyor.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor.

Siyasi önemi ise bu tesislerin geçici mi yoksa Güney Suriye'deki uzun vadeli bir İsrail konuşlandırmasının parçası mı olacağında yatıyor.

Eğer yollar, toprak setler, siperler ve askeri mevziler kalıcı hale gelirse, o zaman mesele sadece bir askeri yol inşa etmekten öteye geçerek, 1974'ten beri Suriye-İsrail cephesini yöneten düzenlemelerden farklı, yeni bir güvenlik gerçekliği tesis etmeye dönüşecektir.


Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?

Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
TT

Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?

Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)

Enes bin Faysal el-Hacci

ABD’de dizel rafinaj kârları tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, Rusya’nın dizel ihracatının tamamen durduğu bir dönemde ABD’nin dizel ihracatı da rekor seviyelere ulaştı.

Bu gelişme, ABD üretiminin rekor seviyelere yaklaşması, New Mexico eyaletindeki Permian Havzası’nın batı kesimindeki üretimin tarihi zirvesine ulaşması ve ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin kaydedilen en düşük seviyeye gerilemesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Bu çerçevede G7 ülkeleri, başta dizel olmak üzere bir kısmı işlenmiş petrol ürünlerinden oluşmak üzere stratejik rezervlerden 100 milyon varil çekilmesi konusunda anlaştı.
G7 ülkeleri, ABD’nin baskısı üzerine dizel ve petrol rezervlerini serbest bırakmayı kabul etti

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre G7 ülkeleri geçtiğimiz cuma günü, Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Karadeniz’i kapsayan ‘Üç Deniz Krizi’ ile bağlantılı fiyat artışlarını yatıştırmayı hedefleyen ABD baskılarının ardından, ticari rezervlerden 100 milyon varil dizel ve ham petrol serbest bırakma konusunda uzlaştı.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinesinde yürütülecek olan bu tahliye derhal başlayacak ve dört ay sürecek. Trump, Almanya ve Fransa’dan rezervlerini kullanmalarını istemiş, aksi takdirde ABD’nin dizel ihracat kısıtlamasıyla karşı karşıya kalacakları uyarısında bulunmuştu.

Ancak bu kararın piyasalardaki etkisi, birkaç temel nedenden ötürü oldukça sınırlı:

Birincisi; bu miktarların krizin başında çekilmesi gerekiyordu, ancak Avrupalı ülkelerin bunu yapmadığı, yükü ABD ve Japonya’nın üzerine bıraktığı anlaşıldı. Başka bir ifadeyle bu miktarlar, geçtiğimiz mart ayında duyurulan 400 milyon varile ek bir miktar niteliği taşımıyor.

İkincisi; rezerv çekimi isteğe bağlı olup bağlayıcı bir nitelik taşımıyor.

Üçüncüsü; bu miktarların tamamı çekilse dahi, haftalık bazdaki hacmi oldukça sınırlı kalacağı için fiyatlar üzerindeki etkisi zayıf olacak.

Dördüncüsü; tamamı piyasaya sürülse bile bu miktar, Pekin’in bu ekim ayında ihracatı durdurma kararının ardından Çin petrol ürünlerinde yaşanan kayıp ile Rusya’nın dizel ihracat yasağını aynı ayın sonuna kadar uzattığını açıklamasının yarattığı açığı kapatmaya ancak yetmekte.

Beşincisi; ABD Stratejik Petrol Rezervi’nden yapılan çekimlerde yaşanan keskin düşüşün ardından, şirketlerin bu miktarları hükümetlerden satın mı alacağı yoksa ödünç mü alacağı henüz netlik kazanmış değil.

ABD’nin Venezuela’dan petrol ithalatı günlük 700 bin varili aştı

Tarihsel olarak Venezuela petrolünün büyük kısmı üç ülkeye gitmekteydi: ABD, Çin ve Hindistan. Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında uygulanan ABD yaptırımlarının ardından bu akışın çoğu Çin ve Hindistan’a kaydı. Başkan Biden’ın Chevron şirketine muafiyet tanımasıyla petrol yeniden ABD’ye akmaya başladı. Ancak ABD’nin geçen 3 Ocak’ta düzenlenen özel bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu tutuklaması üzerine bu sevkiyatlar durdu. Yaptırımların askıya alınmasının ardından ise ihracat, özellikle de ABD yönlü olmak üzere, keskin bir artış gösterdi.

Venezuela ihracatındaki bu artışın petrol piyasalarındaki etkileri, son aylarda ve gelecekte -gecikmeler olabileceği varsayılsa dahi- oldukça büyük. Bu artış, ABD ticaret savaşları, enerji hakimiyeti ve yapay zekâ hakimiyeti denkleminin bir parçası olarak değerlendirilmekte. Tarihsel verilere bakıldığında şu hususlar netleşiyor:

Birincisi; Venezuela ham petrol ihracatını artırma fırsatları, özellikle de mevcut seviyelerin üç katından fazla olan eski düzeylerine dönmesi halinde son derece yüksek.

İkincisi; ABD yaptırımlarından en çok zarar gören ülkeler İspanya, Hindistan ve bazı Güney Amerika ülkeleri.

Üçüncüsü; Hürmüz krizinden bu yana Venezuela petrol ihracatındaki artıştan faydalanan ülkeler ABD, Hindistan ve İspanya olurken, Venezuela petrolünü kaybeden ülke Çin.

Dördüncüsü; ABD’nin Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatındaki artış, başta Irak olmak üzere diğer ülkelerden yapılan ithalatın pahasına gerçekleşti; gelecekteki olası artışlar ise Kanada petrolünün pahasına olacak.

Çin artık Venezuela petrolü alamamakta ve onun yerini ana ithalatçı olarak ABD almış durumda. Olayların kronolojisine bakıldığında bir başka detay daha ortaya çıkıyor: ABD, Meksika Körfezi’nde Venezuela ham petrolü stokladı ve Hürmüz’ün kapatılmasının ardından Irak’tan yapılan ithalatın yerini bu ham petrol ile doldurdu. ABD rafinerileri açısından bakıldığında, fiili farklılıklarına rağmen Venezuela ve Irak petrolleri birbirinin ikamesi işlevini görüyor. Dolayısıyla bunun etkisi şimdiden görülmüştür; Venezuela ham petrolü olmasaydı ABD, Hürmüz krizinden daha fazla zarar görecekti ve bu petrol, Irak ham petrolünün yokluğunun yarattığı etkiyi hafifletmiştir.

Geleceğe gelince; veri kayıtları tek bir şeyi gösteriyor: Kanada’dan yapılan ithalat artışı Venezuela ham petrolünün pahasına gerçekleşmiştir ve aralarındaki ters korelasyon açıktır. Kanada’dan yapılan ithalat ne zaman yükselse, Venezuela’dan yapılan ithalat düşmektedir. Ham petrol kalitelerinin farklılığı nedeniyle bunun gerçekleşemeyeceğini söyleyenler aynı anda hem haklı hem de haksızdır; teknik açıdan iki petrolün kalitesi birebir aynı değildir ancak rafinaj açısından bakıldığında küçük bir ayarlama onları birbirinin ikamesi haline getirmeye yetmektedir.

Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor seviyeye yükseldi

Hürmüz krizi Rusya’ya büyük ölçüde yaradı. Ukrayna saldırıları nedeniyle bir miktar üretim kaybı yaşamış olsa da, yükselen fiyatlar üretim ve ihracattaki düşüşten kaynaklanan kayıpları telafi etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tarafında ise Rusya yalnızca fiyat artışlarından yararlanmakla kalmadı; aynı zamanda Kuzey Deniz Yolu üzerinden Çin’e yapılan sevkiyatları ve miktarları da artırdı. Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor kırmakla kalmayıp, Çin’e yapılan kargolar da tarihi zirvesine ulaştı; Avrupa’ya yapılan ihracat ise aylık bazda yüzde 44 oranında artış gösterdi. Bu durum iki net göstergeye işaret ediyor: İlki; Çin yönlü artışın, ABD yaptırımlarına tabi olan Arctic LNG 2 projesindeki hareketliliğin yükselmesinden kaynaklanmasıdır. Bu durum, yaptırımlara rağmen Rusya’nın bu tür projelere devam etme kararlılığını göstermektedir. Tüm bu ihracatın Çin’e gitmiş olması, ABD’nin bu akışı engelleyemediği anlamına gelmektedir. İkincisi; Avrupa’ya yapılan artışın, yaptırıma tabi olmayan tek tesis konumundaki Yamal LNG Tesisi’nden kargoların bu bölgeye yönlendirilmesinden kaynaklanmasıdır. Avrupa’nın Rus gazına olan bu bağımlılığı AB’nin Rus gazı ithalat yasağını uygulamayı büyük olasılıkla erteleyeceğini göstermektedir. Başka bir deyişle, yasak kararı bir gün uygulanana kadar kâğıt üzerinde kalmaya devam edecektir.

Özetle; ne dizel krizinden ne de gaz krizinden bir çıkış yolu bulunmaktadır. Üç Deniz Krizi varlığını sürdürdüğü sürece, dizel ve gaz krizleri de devam edecektir.