Sert gücün hakim olduğu bir dünyada yumuşak gücün rolü

Bu giderek daha rekabetçi hale gelen bir ortamda, yumuşak güce yapılan yatırımları ikiye katlama ihtiyacı artıyor

Görsel: Lina Cedarat
Görsel: Lina Cedarat
TT

Sert gücün hakim olduğu bir dünyada yumuşak gücün rolü

Görsel: Lina Cedarat
Görsel: Lina Cedarat

Christopher Phillips

Geçtiğimiz Ocak ayında, İngiliz hükümeti, İngiltere'nin uluslararası etkisini artırmak amacıyla yeni bir kurum olan İngiltere Yumuşak Güç Konseyi'ni kurdu. Konseyde önde gelen kültürel figürler yer alıyordu ve İngiltere'nin küresel konumunu veya bilinen adıyla “yumuşak gücünü” desteklemek için kraliyet ailesi de dahil olmak üzere diğer İngiliz kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması gerekiyordu.

Ancak, konseyin kurulmasından sadece birkaç ay sonra The Guardian gazetesi, konseyin önde gelen üyelerinin Londra'nın ekonomik politikalarının bu alandaki beklenti ve umutlarını tehdit ettiğine dair endişelerini dile getirdiklerini açıkladı. Zira İngiltere, savunma harcamalarını artırarak “sert gücünü” takviye etmek için büyük miktarlarda yatırım yaparken, BBC World Service, British Council ve üniversite sektörü gibi önemli yumuşak güç kurumları giderek daha fazla finansal olarak ihmal ediliyor.

İngiltere bu değişimin tek örneği değil. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana, birçok Batılı lider, askeri ve savunma varlıklarının yumuşak güçten daha öncelikli olduğu bir “sert güç” çağında yaşadığımız sonucuna vardı.

Bu gerçeklik temel bir soruyu gündeme getiriyor: Yumuşak güç araçları yalnızca sembolik girişimler mi, yoksa sert gücün giderek daha fazla egemen olduğu bir dünyada jeopolitik önemlerini koruyorlar mı?

Yumuşak güç ve Joseph Nye

Harvard Üniversitesi profesörü Joseph Nye, 1990 yılında “yumuşak güç” terimini ortaya atan kişiydi. Yumuşak gücü, başkalarını güç veya zorlama yoluyla değil, tercihlerini şekillendirerek hedeflerinize gönüllü olarak uymalarını sağlayarak etkilemek olarak tanımlamıştı. Nye'ye göre, uluslararası ilişkilerde geleneksel güç veya “sert güç” olarak bilinen şey zorlamaya dayanıyordu. Daha güçlü devletler zayıf devletleri isteklerine uymaya zorlamak için fiziksel araçlara başvuruyordu. Bunun için de baskı aracı olarak askeri veya ekonomik araçlar, düşmanlara karşı tehditler, şiddet ve yaptırımlar, buna karşılık müttefiklerle ittifaklar, silahlandırma ve yatırımlar kullanılıyordu. Ancak bu ilişkiler özünde işlemsel ve karşılıklı, devletler maddi olarak ne kazanacaklarına veya kaybedeceklerine bağlı olarak buna uyar veya karşı çıkarlar.

Gelgelelim Profesör Nye, zorlama olmadan devletlerin desteğini kazanmanın olası olduğunu düşünüyordu. Güçlü bir devletin ideolojisi, kültürü ve yaşam tarzı daha zayıf devletler için çekiciyse, ikincisinin halkları ve hükümetleri maddi sonuçlardan bağımsız olarak o devletin pozisyonlarını benimsemenin cazibesine kapılabilirler. Nye, bu terimi ortaya attığında, Soğuk Savaş sırasında devletleri ABD ile aynı çizgide olmaya ikna ederken kullanılan “Amerikan Rüyası”nı ya da tam aksi olan ve Küresel Güney'deki birçok ülkeyi Sovyet yörüngesine katılmaya teşvik eden komünizm fikrinin cazibesini örnek gösteriyordu.

Nye'nin fikirleri, Francis Fukuyama'nın ünlü kitabı “Tarihin Sonu”nu yazdığı ve Batılı liberal kapitalist demokrasinin mutlak Amerikan hegemonyası şemsiyesi altında zafer kazandığı dönem olan Soğuk Savaş sonrası bağlamla uyumluydu. Ancak, 35 yıl sonra, bugün dünya, çok kutupluluğun yükselişi ve Amerikan hegemonyasının gerilemesi ile ​​tamamen farklı. Uluslararası ilişkiler sert güç denklemlerine geri dönerken ve hatta bu geri dönüş belki de kesintisiz devam ederken, birçok kişi meşru bir soru soruyor: Yumuşak güç hâlâ etkinliğini koruyor mu?

Trump'ın ABD'nin küresel imajının aldığı yarayı açıkça görmezden gelmesi, onun çekici veya iş birlikçi güç kavramlarıyla pek de ilgilenmediğini teyit ediyor

Batı'nın sert güce odaklanması

Batılı hükümetler, sert gücü takviye etme yönünde yenilenen hamleye öncülük ediyorlar. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ve Donald Trump'ın Avrupa’nın güvenliğini sağlamaktan tartışmalı bir biçimde geri çekilmesinin çifte şoku, Avrupa hükümetlerinin istikrarını sarstı ve birçoğunu savunma bütçelerini hızla artırmaya yöneltti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü'ne (SIPRI) göre, Avrupa'nın savunma harcamaları (Rusya dahil) geçen yıl yüzde 17 artarak 693 milyar dolara yükseldi ve bu, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana kaydedilen en yüksek seviye. İngiltere savunma harcamalarını GSYİH'nın yüzde 2,5'ine çıkardı ve bunu yüzde 3'e çıkarmayı planlıyor. Buna karşılık Almanya daha da ileri giderek savunma bütçesini yüzde 5'e çıkarabileceğini belirtti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, tüm üye ülkelerin 2030'ların ortalarına kadar GSYİH'nın yüzde 3,5'i oranında bir savunma harcaması oranına ulaşmasını arzuladığını ifade etti.

grthyu
25 Haziran'da Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde çekilen NATO liderleri grup fotoğrafı (Reuters)

Trump yönetimindeki ABD, askeri savunmaya Avrupa'dan daha az ilgi duyuyor gibi görünse de yumuşak güçten çok sert güce öncelik vermeye devam ediyor. Joseph Nye'nin “zorlayıcı güç” olarak tanımladığı, yani siyasi hedeflere ulaşmak için yaptırım tehdidini veya ticaret anlaşmalarının cazibesini kullanma kapsamında, Trump hâlâ ekonomiyi etkili bir diplomatik araç olarak görüyor.

Dahası, Trump'ın göçmenlere ve yerel protestoculara yönelik baskı kampanyaları ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa gibi müttefiklerini Beyaz Saray'da küçük düşürmesi sonucu, ABD'nin küresel imajının aldığı yarayı açıkça umursamaması, çekici veya iş birlikçi güç kavramları ile pek de ilgilenmediğini teyit ediyor.

Ankara, Türk dizilerinin reklamını yaparak ve “komşularla sıfır sorun” sloganına dayanan bir dış politika benimseyerek, Arap dünyasındaki sembolik sermayesini artırmayı başardı

Batı dışında yumuşak gücün öncüleri

Bazı Batılı liderler, yumuşak güç kavramını Donald Trump kadar açıkça reddetmeyebilirler. İngiltere'de Yumuşak Güç Konseyi'nin kurulması, bu kavramın hâlâ ciddi bir ilgi gördüğünün en iyi kanıtı olabilir. Ancak, kendisine tahsis edilen sınırlı fon, genel politikalar gündemindeki önceliğinin azaldığını gösteriyor. Sert güce artan odaklanma, birçok Batılı hükümetin bir özelliği haline gelmiş olsa da bu, yumuşak gücü ikinci plana itmez veya onu alakasız kılmaz. Aslında, son yıllarda Batılı olmayan ülkeler arasında yumuşak gücün değerine dair artan bir farkındalık görülüyor ve bunlar küresel imajlarını geliştirmek, uluslararası etkilerini genişletmek için kaynaklarını kullanmaya başladılar bile.

Çin bunun en belirgin örneği sayılıyor. Bir BBC araştırması, Pekin'in küresel yumuşak gücünü artırmak için önemli miktarda finansal kaynak ayırdığını ortaya koydu. Bunun sonucunda, Çin'e yönelik küresel destek oranları 2021'de yüzde 21 iken, 2025'te yüzde 40'a yükseldi. Dikkat çekici bir şekilde, bu iyileşmenin önemli bir kısmı Çin'in medya faaliyetlerini yoğunlaştırdığı ve imajını ve çekiciliğini artırmak için kültürel kurumlar kurduğu Batı dışı ülkelerde gerçekleşti.

Göstergeler, artan turist sayıları ve özellikle Küresel Güney başta olmak üzere çeşitli ülkelerin imajındaki ​​iyileşme bu stratejinin başarısına işaret ediyor.

Türkiye de yumuşak güce özel önem veren Ortadoğu ülkeleri arasında öne çıkıyor. 21. yüzyılın ilk on yılında Ankara, Türk dizilerinin reklamını yapmanın yanı sıra, “komşularla sıfır sorun” sloganına dayanan bir dış politika benimseyerek, Arap dünyasındaki sembolik sermayesini artırmayı başardı. Bu da popülaritesinin artmasına katkıda bulundu. Şu anda Türkiye, bölgesel etkisini artırmak için İslam'ı ve Osmanlı mirası ile ekonomik yatırımlar ve silah ihracatı gibi sert güç araçlarını birlikte kullanarak Afrika kıtasında da büyüyen bir rol oynuyor. Başka bir bağlamda, Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açılan davaya öncülük ederek, yumuşak güç açısından itibarını güçlendirdi.

1990'larda ve 2000'lerde, ABD, önemli yumuşak güç kaynaklarına rağmen, küresel hedeflerine ulaşmak için sert güç araçlarına fazlasıyla güvenmişti

Batı geriliyor mu?

Sert güç uluslararası ilişkilerde giderek daha baskın hale gelmiş olsa bile, yumuşak gücün gerilediğini deklare etmek için henüz çok erken.

Ancak, son yıllarda dikkate değer bir değişim yaşandı. Sert güç, ABD'nin egemen olduğu Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dönemin gerilemesiyle birlikte, çok kutupluluk ve artan sertlikle karakterize edilen yeni bir dünya düzeni lehine zemin kazandı.

 Ancak, 1990'larda ve 2000'lerde bile, ABD sahip olduğu önemli yumuşak güç kaynaklarına rağmen, küresel hedeflerine ulaşmak için sert güç araçlarına fazlasıyla güvenmişti. Bugün gerçekten değişen husus, Batılı olmayan ülkelerin yumuşak güç araçlarına başarılı bir şekilde yatırım yapması ve bunları yaymasıdır.

İngiliz Yumuşak Güç Konseyi, Londra'nın kültürel ve diplomatik kurumlarına yatırımının gerilemesinden duyduğu endişeyi dile getirebilir. Ancak, Soğuk Savaş sırasında da İngiltere'nin savunmaya BBC veya British Council'dan önemli ölçüde daha büyük bütçeler ayırdığını hatırlamakta fayda var, bu nedenle model yeni değil. Yeni olan, İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin, özellikle Çin, Körfez ülkeleri ve diğer Batılı olmayan hükümetlerden kaynaklanan artan bir uluslararası rekabetle karşı karşıya olmalarıdır.

Bu hızla artan rekabetçi ortamda ve kamu bütçelerinin artan savunma harcamalarını zar zor karşıladığı bir zamanda, yumuşak güce yapılan yatırımları ikiye katlama ihtiyacı her zamankinden daha fazla. Yumuşak güce verilen öncelik azalmaya devam ettikçe, İngiltere başta olmak üzere Batılı hükümetlerin, bu çok kutuplu dünyada yeni aktörlere karşı yumuşak güçlerinin bir kısmını kaybetmeye devam etmeleri muhtemel görünüyor.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.