Sert gücün hakim olduğu bir dünyada yumuşak gücün rolü

Bu giderek daha rekabetçi hale gelen bir ortamda, yumuşak güce yapılan yatırımları ikiye katlama ihtiyacı artıyor

Görsel: Lina Cedarat
Görsel: Lina Cedarat
TT

Sert gücün hakim olduğu bir dünyada yumuşak gücün rolü

Görsel: Lina Cedarat
Görsel: Lina Cedarat

Christopher Phillips

Geçtiğimiz Ocak ayında, İngiliz hükümeti, İngiltere'nin uluslararası etkisini artırmak amacıyla yeni bir kurum olan İngiltere Yumuşak Güç Konseyi'ni kurdu. Konseyde önde gelen kültürel figürler yer alıyordu ve İngiltere'nin küresel konumunu veya bilinen adıyla “yumuşak gücünü” desteklemek için kraliyet ailesi de dahil olmak üzere diğer İngiliz kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması gerekiyordu.

Ancak, konseyin kurulmasından sadece birkaç ay sonra The Guardian gazetesi, konseyin önde gelen üyelerinin Londra'nın ekonomik politikalarının bu alandaki beklenti ve umutlarını tehdit ettiğine dair endişelerini dile getirdiklerini açıkladı. Zira İngiltere, savunma harcamalarını artırarak “sert gücünü” takviye etmek için büyük miktarlarda yatırım yaparken, BBC World Service, British Council ve üniversite sektörü gibi önemli yumuşak güç kurumları giderek daha fazla finansal olarak ihmal ediliyor.

İngiltere bu değişimin tek örneği değil. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana, birçok Batılı lider, askeri ve savunma varlıklarının yumuşak güçten daha öncelikli olduğu bir “sert güç” çağında yaşadığımız sonucuna vardı.

Bu gerçeklik temel bir soruyu gündeme getiriyor: Yumuşak güç araçları yalnızca sembolik girişimler mi, yoksa sert gücün giderek daha fazla egemen olduğu bir dünyada jeopolitik önemlerini koruyorlar mı?

Yumuşak güç ve Joseph Nye

Harvard Üniversitesi profesörü Joseph Nye, 1990 yılında “yumuşak güç” terimini ortaya atan kişiydi. Yumuşak gücü, başkalarını güç veya zorlama yoluyla değil, tercihlerini şekillendirerek hedeflerinize gönüllü olarak uymalarını sağlayarak etkilemek olarak tanımlamıştı. Nye'ye göre, uluslararası ilişkilerde geleneksel güç veya “sert güç” olarak bilinen şey zorlamaya dayanıyordu. Daha güçlü devletler zayıf devletleri isteklerine uymaya zorlamak için fiziksel araçlara başvuruyordu. Bunun için de baskı aracı olarak askeri veya ekonomik araçlar, düşmanlara karşı tehditler, şiddet ve yaptırımlar, buna karşılık müttefiklerle ittifaklar, silahlandırma ve yatırımlar kullanılıyordu. Ancak bu ilişkiler özünde işlemsel ve karşılıklı, devletler maddi olarak ne kazanacaklarına veya kaybedeceklerine bağlı olarak buna uyar veya karşı çıkarlar.

Gelgelelim Profesör Nye, zorlama olmadan devletlerin desteğini kazanmanın olası olduğunu düşünüyordu. Güçlü bir devletin ideolojisi, kültürü ve yaşam tarzı daha zayıf devletler için çekiciyse, ikincisinin halkları ve hükümetleri maddi sonuçlardan bağımsız olarak o devletin pozisyonlarını benimsemenin cazibesine kapılabilirler. Nye, bu terimi ortaya attığında, Soğuk Savaş sırasında devletleri ABD ile aynı çizgide olmaya ikna ederken kullanılan “Amerikan Rüyası”nı ya da tam aksi olan ve Küresel Güney'deki birçok ülkeyi Sovyet yörüngesine katılmaya teşvik eden komünizm fikrinin cazibesini örnek gösteriyordu.

Nye'nin fikirleri, Francis Fukuyama'nın ünlü kitabı “Tarihin Sonu”nu yazdığı ve Batılı liberal kapitalist demokrasinin mutlak Amerikan hegemonyası şemsiyesi altında zafer kazandığı dönem olan Soğuk Savaş sonrası bağlamla uyumluydu. Ancak, 35 yıl sonra, bugün dünya, çok kutupluluğun yükselişi ve Amerikan hegemonyasının gerilemesi ile ​​tamamen farklı. Uluslararası ilişkiler sert güç denklemlerine geri dönerken ve hatta bu geri dönüş belki de kesintisiz devam ederken, birçok kişi meşru bir soru soruyor: Yumuşak güç hâlâ etkinliğini koruyor mu?

Trump'ın ABD'nin küresel imajının aldığı yarayı açıkça görmezden gelmesi, onun çekici veya iş birlikçi güç kavramlarıyla pek de ilgilenmediğini teyit ediyor

Batı'nın sert güce odaklanması

Batılı hükümetler, sert gücü takviye etme yönünde yenilenen hamleye öncülük ediyorlar. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ve Donald Trump'ın Avrupa’nın güvenliğini sağlamaktan tartışmalı bir biçimde geri çekilmesinin çifte şoku, Avrupa hükümetlerinin istikrarını sarstı ve birçoğunu savunma bütçelerini hızla artırmaya yöneltti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü'ne (SIPRI) göre, Avrupa'nın savunma harcamaları (Rusya dahil) geçen yıl yüzde 17 artarak 693 milyar dolara yükseldi ve bu, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana kaydedilen en yüksek seviye. İngiltere savunma harcamalarını GSYİH'nın yüzde 2,5'ine çıkardı ve bunu yüzde 3'e çıkarmayı planlıyor. Buna karşılık Almanya daha da ileri giderek savunma bütçesini yüzde 5'e çıkarabileceğini belirtti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, tüm üye ülkelerin 2030'ların ortalarına kadar GSYİH'nın yüzde 3,5'i oranında bir savunma harcaması oranına ulaşmasını arzuladığını ifade etti.

grthyu
25 Haziran'da Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde çekilen NATO liderleri grup fotoğrafı (Reuters)

Trump yönetimindeki ABD, askeri savunmaya Avrupa'dan daha az ilgi duyuyor gibi görünse de yumuşak güçten çok sert güce öncelik vermeye devam ediyor. Joseph Nye'nin “zorlayıcı güç” olarak tanımladığı, yani siyasi hedeflere ulaşmak için yaptırım tehdidini veya ticaret anlaşmalarının cazibesini kullanma kapsamında, Trump hâlâ ekonomiyi etkili bir diplomatik araç olarak görüyor.

Dahası, Trump'ın göçmenlere ve yerel protestoculara yönelik baskı kampanyaları ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa gibi müttefiklerini Beyaz Saray'da küçük düşürmesi sonucu, ABD'nin küresel imajının aldığı yarayı açıkça umursamaması, çekici veya iş birlikçi güç kavramları ile pek de ilgilenmediğini teyit ediyor.

Ankara, Türk dizilerinin reklamını yaparak ve “komşularla sıfır sorun” sloganına dayanan bir dış politika benimseyerek, Arap dünyasındaki sembolik sermayesini artırmayı başardı

Batı dışında yumuşak gücün öncüleri

Bazı Batılı liderler, yumuşak güç kavramını Donald Trump kadar açıkça reddetmeyebilirler. İngiltere'de Yumuşak Güç Konseyi'nin kurulması, bu kavramın hâlâ ciddi bir ilgi gördüğünün en iyi kanıtı olabilir. Ancak, kendisine tahsis edilen sınırlı fon, genel politikalar gündemindeki önceliğinin azaldığını gösteriyor. Sert güce artan odaklanma, birçok Batılı hükümetin bir özelliği haline gelmiş olsa da bu, yumuşak gücü ikinci plana itmez veya onu alakasız kılmaz. Aslında, son yıllarda Batılı olmayan ülkeler arasında yumuşak gücün değerine dair artan bir farkındalık görülüyor ve bunlar küresel imajlarını geliştirmek, uluslararası etkilerini genişletmek için kaynaklarını kullanmaya başladılar bile.

Çin bunun en belirgin örneği sayılıyor. Bir BBC araştırması, Pekin'in küresel yumuşak gücünü artırmak için önemli miktarda finansal kaynak ayırdığını ortaya koydu. Bunun sonucunda, Çin'e yönelik küresel destek oranları 2021'de yüzde 21 iken, 2025'te yüzde 40'a yükseldi. Dikkat çekici bir şekilde, bu iyileşmenin önemli bir kısmı Çin'in medya faaliyetlerini yoğunlaştırdığı ve imajını ve çekiciliğini artırmak için kültürel kurumlar kurduğu Batı dışı ülkelerde gerçekleşti.

Göstergeler, artan turist sayıları ve özellikle Küresel Güney başta olmak üzere çeşitli ülkelerin imajındaki ​​iyileşme bu stratejinin başarısına işaret ediyor.

Türkiye de yumuşak güce özel önem veren Ortadoğu ülkeleri arasında öne çıkıyor. 21. yüzyılın ilk on yılında Ankara, Türk dizilerinin reklamını yapmanın yanı sıra, “komşularla sıfır sorun” sloganına dayanan bir dış politika benimseyerek, Arap dünyasındaki sembolik sermayesini artırmayı başardı. Bu da popülaritesinin artmasına katkıda bulundu. Şu anda Türkiye, bölgesel etkisini artırmak için İslam'ı ve Osmanlı mirası ile ekonomik yatırımlar ve silah ihracatı gibi sert güç araçlarını birlikte kullanarak Afrika kıtasında da büyüyen bir rol oynuyor. Başka bir bağlamda, Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açılan davaya öncülük ederek, yumuşak güç açısından itibarını güçlendirdi.

1990'larda ve 2000'lerde, ABD, önemli yumuşak güç kaynaklarına rağmen, küresel hedeflerine ulaşmak için sert güç araçlarına fazlasıyla güvenmişti

Batı geriliyor mu?

Sert güç uluslararası ilişkilerde giderek daha baskın hale gelmiş olsa bile, yumuşak gücün gerilediğini deklare etmek için henüz çok erken.

Ancak, son yıllarda dikkate değer bir değişim yaşandı. Sert güç, ABD'nin egemen olduğu Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dönemin gerilemesiyle birlikte, çok kutupluluk ve artan sertlikle karakterize edilen yeni bir dünya düzeni lehine zemin kazandı.

 Ancak, 1990'larda ve 2000'lerde bile, ABD sahip olduğu önemli yumuşak güç kaynaklarına rağmen, küresel hedeflerine ulaşmak için sert güç araçlarına fazlasıyla güvenmişti. Bugün gerçekten değişen husus, Batılı olmayan ülkelerin yumuşak güç araçlarına başarılı bir şekilde yatırım yapması ve bunları yaymasıdır.

İngiliz Yumuşak Güç Konseyi, Londra'nın kültürel ve diplomatik kurumlarına yatırımının gerilemesinden duyduğu endişeyi dile getirebilir. Ancak, Soğuk Savaş sırasında da İngiltere'nin savunmaya BBC veya British Council'dan önemli ölçüde daha büyük bütçeler ayırdığını hatırlamakta fayda var, bu nedenle model yeni değil. Yeni olan, İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin, özellikle Çin, Körfez ülkeleri ve diğer Batılı olmayan hükümetlerden kaynaklanan artan bir uluslararası rekabetle karşı karşıya olmalarıdır.

Bu hızla artan rekabetçi ortamda ve kamu bütçelerinin artan savunma harcamalarını zar zor karşıladığı bir zamanda, yumuşak güce yapılan yatırımları ikiye katlama ihtiyacı her zamankinden daha fazla. Yumuşak güce verilen öncelik azalmaya devam ettikçe, İngiltere başta olmak üzere Batılı hükümetlerin, bu çok kutuplu dünyada yeni aktörlere karşı yumuşak güçlerinin bir kısmını kaybetmeye devam etmeleri muhtemel görünüyor.



ABD ve İran, nükleer denetimler konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen teknik müzakerelere yeniden başlıyor

ABD ve İran, nükleer denetimler konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen teknik müzakerelere yeniden başlıyor
TT

ABD ve İran, nükleer denetimler konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen teknik müzakerelere yeniden başlıyor

ABD ve İran, nükleer denetimler konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen teknik müzakerelere yeniden başlıyor

Pakistan, ABD ile İran arasındaki teknik müzakerelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını açıkladı. Görüşmeler, İran'ın nükleer tesislerinin denetlenmesi konusunda Washington ile Tahran arasında yaşanan görüş ayrılıklarının gölgesinde devam edecek.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, çarşamba günü yaptığı açıklamada, ajans müfettişlerinin İran’daki nükleer tesisleri ziyaret edeceğini doğruladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise dün yaptığı açıklamada İran’ın “süresiz olarak” nükleer denetimleri kabul ettiğini öne sürdü. Ancak Tahran yönetimi, müzakerelerde bu yönde herhangi bir taviz vermediğini belirterek Trump’ın açıklamalarını yalanladı. Bu durum, taraflar arasında varılan kırılgan anlaşmanın geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ülkesinin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan gemilerden herhangi bir ücret veya geçiş bedeli alınmasına karşı olduğunu yineledi. Rubio, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası bir deniz geçidi olduğunu ve seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğini vurguladı.


Fransa'da aşırı sıcaklar trafoyu patlattı 68 bin evin elektriği kesildi

Paris'te yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle Eyfel Kulesi'nin erken kapatılacağını duyuran dev bir ekran (Reuters)
Paris'te yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle Eyfel Kulesi'nin erken kapatılacağını duyuran dev bir ekran (Reuters)
TT

Fransa'da aşırı sıcaklar trafoyu patlattı 68 bin evin elektriği kesildi

Paris'te yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle Eyfel Kulesi'nin erken kapatılacağını duyuran dev bir ekran (Reuters)
Paris'te yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle Eyfel Kulesi'nin erken kapatılacağını duyuran dev bir ekran (Reuters)

Fransa'da etkili olan aşırı sıcak hava dalgası, ülkenin batısında 68 bin hanede elektrik kesintisine yol açtı. Fransız makamları tarafından bugün yapılan açıklamada, kesintinin sıcaklık artışına bağlı olarak bir elektrik trafosunda meydana gelen arızadan kaynaklandığı bildirildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) aktardığına göre, Finistère Valiliği'nden yapılan basın açıklamasında, "Arıza, mevcut yüksek sıcaklıklarla bağlantılı olarak tamamen kaza sonucu meydana gelmiş olup, olayda yaralanan olmamıştır" denildi. Finistère, bugün itibarıyla şiddetli sıcak hava dalgası nedeniyle kırmızı veya turuncu alarma geçirilen 58 Fransız vilayeti arasında yer alıyor.

bghyju
Fransa'nın güneybatısındaki Bordeaux kentinde yaşanan şiddetli sıcak hava dalgası sırasında kurtarma ekipleri, Bordeaux Gölü'nün kalabalık plajını bulundukları yerden izliyor (AFP)

Fransa, Avrupa'yı etkisi altına alan erken sıcak hava dalgasıyla birlikte dün tarihinin en sıcak gününü yaşadı. Hayatı olumsuz etkileyen aşırı sıcaklar nedeniyle Eyfel Kulesi ve Louvre Müzesi ziyaret saatlerini kısıtlamak zorunda kalırken; birçok Avrupa ülkesinde okullarda eğitime ara verildi ve ulaşım hatlarında ciddi aksamalar yaşandı.

Ulusal sıcaklık endeksinde tarihi rekor

Ülke genelindeki 30 meteoroloji istasyonundan alınan ölçümlerin ortalamasını yansıtan Fransa Ulusal Sıcaklık Endeksi, 29.8°C (85.6°F) ile tarihi bir rekor kırdı. Avrupa'nın yüz ölçümü olarak en büyük ülkelerinden biri olan Fransa'da, bu rekorun küresel ısınmaya bağlı ekstrem hava olaylarının son halkası olduğu ve mevcut hava koşullarının en azından hafta sonuna kadar süreceği tahmin ediliyor.

vfv
Rekor seviyedeki yüksek sıcaklıklar okul ve ulaşımı aksattı (AFP)

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Fransa Meteoroloji Kurumu (Météo-France) tarafından yapılan açıklamada, "Yılın hangi dönemi olduğuna bakılmaksızın, geçmişteki tüm rekorları geride bırakabilecek yeni sıcaklık rekorlarının kırılması bekleniyor" uyarısında bulunuldu.

Fransa'da daha önceki en sıcak günler, Ağustos 2003 ve Temmuz 2019'daki ölümcül sıcak hava dalgaları sırasında 29.4°C (84.6°F) ortalamayla kayıtlara geçmişti. Meteoroloji kurumu, bazı şehirlerde üst üste birkaç gün boyunca gündüz sıcaklıklarının 40°C'yi (104°F) aşmasıyla, yerel ölçekteki birçok hava istasyonunda da bireysel rekorların altüst olduğunu belirtti.


Mamdani, New York ön seçimlerinde Demokrat adayları geride bırakan bir dalgaya liderlik ediyor

New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani (DPA)
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani (DPA)
TT

Mamdani, New York ön seçimlerinde Demokrat adayları geride bırakan bir dalgaya liderlik ediyor

New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani (DPA)
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani (DPA)

New York’taki ön seçimlerde, Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin desteklediği ilerici aday listesi, Demokrat Parti’nin geleneksel kanadından adayları geride bırakarak geniş çaplı bir başarı elde etti.

Sonuçlar, eyaletteki Kongre yarışlarında görevdeki iki Temsilciler Meclisi üyesinin elenmesine yol açarak, Amerika’nın en büyük şehrinde demokratik sosyalist eğilimin etkisini artıran güçlü bir zafer olarak değerlendirildi. Bu gelişme, Mamdani’nin New York ve ötesinde Demokrat Parti’yi yeniden şekillendirme çabasının önemli bir göstergesi olarak görülüyor.

Seçimlerde, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Adriano Espaillat, beşinci dönemindeki görevine rağmen Mamdani’nin desteklediği aday Daría Lisa Avila Chevallier karşısında yenildi. Avila Chevallier, Columbia Üniversitesi’nde Filistin yanlısı protestoların organizasyonunda yer almış demokratik sosyalist bir isim olarak biliniyor.

Ayrıca ikinci dönemindeki Temsilciler Meclisi üyesi Dan Goldman da Mamdani’nin desteklediği aday Brad Lander’a karşı kaybetti. Lander, New York’taki ilerici hareketin önde gelen isimlerinden biri ve demokratik sosyalist çizgiye yakınlığıyla tanınıyor.

Bir diğer önemli sonuçta ise Mamdani’nin müttefiki olan eyalet meclisi üyesi Claire Valdez, emekli Milletvekili Nydia Velázquez’in desteklediği adayı mağlup ederek seçimleri kazandı.

Dün yapılan oylama, 34 yaşındaki Mamdani için önemli bir siyasi risk olarak görülüyor. Artan etkisi, Demokrat Parti’nin üst düzey isimleri arasında endişe yaratırken, partinin sol kanada doğru fazla kaymasının kasım ayındaki ara seçimler öncesinde siyasi dengeleri değiştirebileceği görüşleri dile getiriliyor.