Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Türkiye'deki Kürt sorunu: Tarihi bir uzlaşı mı yoksa taktiksel bir dönüşüm mü?

PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)
PKK üyeleri, IKBY’nin Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen törenle silahlarını teslim ederken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Ömer Önhon

1999 yılından bu yana Türkiye'nin İmralı Adası'ndaki bir hapishanede tutuklu bulunan PKK'nın kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan geçtiğimiz şubat ayında PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısında bulundu. Türkiye’de 47 yıl süren ve on binlerce kişinin hayatına mal olan silahlı mücadeleyi yürüten PKK, 1 Mart 2025'te ateşkes ilan etti ve geçtiğimiz 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği 12’nci Kongresi’nde kendisini feshedeceğini açıkladı.

PKK’nın 15’i kadın 15’i erkek olmak üzere 30 üyesi 11 Temmuz 2025’teIrak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'nin 50 kilometre batısında bulunan Kazin Mağarası'nda güvenlik ve protokol düzenlemelerinin tamamı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından üstlenilen resmi törene katıldı.

Törene, Irak federal hükümeti, IKBY hükümeti, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Türkiye'deki Kürtleri destekleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) yetkililerinin yanı sıra uluslararası ve insan hakları örgütleri temsilcileri, diplomatlar, çeşitli ülkelerden yetkililer ve çok sayıda gazeteci olmak üzere yaklaşık 250 kişi katıldı.

PKK üyeleri, kısa bir konuşmanın ardından, Kalaşnikof tüfekleri ve roketatarlar da dahil olmak üzere silahlarını tören alanında hazırlanan büyük bir kazana koydu ve ateşe verdi.

Türkiye ile PKK arasında 2013 yılında bir barış süreci başlatılmaya çalışıldı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Bunu, Türk güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında kanlı çatışmaların yaşandığı bir dönem izledi. Ayrıca, DEM Partili bazı belediye başkanı terörü destekledikleri suçlamasıyla görevden alınarak hapse atıldı ve yerlerine devlet tarafından atanan kayyumlar getirildi.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve genel diplomasi açısından etkileyici bir manzara oluşturdu, ancak PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var.

Son uzlaşı süreci geçtiğimiz yılın ekim ayında, PKK'ya en çok muhalefet eden partilerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin savaşın sona erdirilmesi çağrısı ile başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan, hapishane hücresinden bu çağrıya olumlu yanıt verdi.

Bu dönemde, Türk devleti, Abdullah Öcalan, Suriyeli taraflar ve IKBY yetkilileri gibi bazıları açık, bazıları gizli olmak üzere birçok toplantı düzenlendi.

dfgthy

Cuma günü gerçekleştirilen sembolik silah bırakma töreni, son değil, bir başlangıçtı. Çünkü süreç halen birçok testle ve zorlukla karşı karşıya. Daha da önemlisi taraflar arasında güven henüz tesis edilemedi. Bunun kanıtı, törenin Türkiye'de, Türkiye sınırında veya PKK'nın kontrolündeki bölgede değil, KYB'nin kontrolündeki Süleymaniye kırsalında, PKK'nın geleneksel kalesi olan Kandil yakınlarında gerçekleştirilmiş olması.

Silahların teslim edilmesi ve yakılması sembolik ve diplomatik açıdan etkileyici bir manzara oluştursa da PKK'nın büyük bir silah cephaneliği var. Bu silahların bir kısmını güvenli yerlerde saklayıp bir kısmını da yakmak veya tamamen teslim etmek yerine Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) aktarabilir.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır.

PKK kendini feshettiğini açıklamış olabilir, ancak ortadan kaybolmadı ve bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edebilir. Abdullah Öcalan, ana hedef olan Kürt sorununun tanınmasının sağlandığını, savaş stratejisinin sona erdiğini ve demokratik siyasi faaliyete geçme zamanının geldiğini açıkladı.

Bu sürece büyük bir belirsizlik hâkim olsa da en azından Türk yetkililer, Türkiye’nin PKK'nın feshedilmesi ve silahsızlandırılması karşılığında ne sunacağı konusunda ‘teröristlerle’ müzakere yapmadıklarını ve devletin temel ilkelerinin pazarlık konusu olamayacağını defalarca kez vurguladılar.

Törenin ardından yaptığı konuşmada, töreni yöneten PKK’nin elebaşılarından Bese Hozat, bu aşamada anayasal ve yasal düzenlemelerin en önemli konu olduğunu belirterek, ‘Silahlarınızı bırakın, biz de buna uymaya hazırız’ mesajını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre PKK'nın beklentileri ile Türkiye'nin sunabilecekleri arasındaki derin uçurum, ciddi sorunlara ve hatta çıkmaza yol açabilir.

Bir sonraki adım, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bir komisyon kurulması olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, komisyonun ‘sürecin yasal gereklilikleri’ üzerinde çalışacağını söyledi. Komisyon, parlamentoda temsil edilen tüm partilere açık olacak, ancak muhalefet partilerinin katılıp katılmayacağı henüz belli değil.

Türk kamuoyu, PKK'ya en şiddetle karşı çıkanlar da dahil olmak üzere, hâlâ endişe ve nefret duysa da terör tehlikesi ortadan kalktığı sürece iş birliğine hazır. Ancak Türkiye, PKK’ya bağlı veya benzeri oluşumların aşırı taleplerini dayatmaya çalıştığı bir arenaya dönüşürse, bu ruh hali tersine dönebilir.

Gelecekte hazırlanacak yeni anayasa, önemli bir sınav olacak. Bununla ilgili en önemli sorunlardan biri, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması ve PKK üyelerine af çıkarılması.

PKK Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütü listelerinde yer alıyor. Son gelişmeler çerçevesinde PKK’nın yakında bu listelerden çıkarılacağı tahmin ediliyor. Bu durum, Öcalan ve (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi/HDP eski Genel Başkanı) Selahattin Demirtaş başta olmak üzere tutukluların serbest bırakılması için acil bir talep doğuracağına şüphe yok.

İşin Suriye boyutu ise belirleyici bir halka olarak öne çıkıyor. Kürtler ve özellikle YPG ile PKK'nın Suriye ve Türkiye'deki faaliyetleri, bu ilişkiyi bozmaya yönelik girişimlere rağmen birbiriyle yakından bağlantılı olmaya devam ediyor. Öte yandan Şam ve YPG, aralarında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli anlaşmayı halen hayata geçirmediler. Bu da önceki çıkmazı yeniden gündeme getiriyor.

Türkiye'de birçok kişi, PKK üyelerinin bir kısmının evlerine dönmek yerine silahlarıyla birlikte YPG'ye katılacağından endişeli. PKK'nın feshedilmesi sorunun sonu anlamına mı geliyor? Türk hükümeti, terör döneminin sona erdiğini ve kalan sorunların çözümünün demokrasinin güçlendirilmesiyle sağlanacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ağustos 2005 tarihinde (Başbakan olduğu dönemde) Diyarbakır'da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu, ülkenin diğer sorunları gibi, anayasal düzen çerçevesinde daha fazla demokrasi, hukuk ve refahla çözülecektir” demişti. Ancak Türkiye'nin bugünkü gerçekliği bunun tam tersini gösteriyor.

yu7
PKK savaşçıları, Irak Kürdistanı'nın Süleymaniye kenti yakınlarında düzenlenen tören sırasında silahlarını teslim ediyorlar, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Türk halkının geniş bir kesimi, hükümetin politikalarının demokrasiyi içi boş bir kavram haline getirdiğini ve totaliter bir dönemin önünü açtığını düşünüyor. Bu kanaat, 31 Mart 2024'te yapılan yerel seçimlerde ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihi bir oy oranıyla seçimlerden birinci olarak çıktı ve 81 ilin aralarında ekonomik ve idari başkentler olan İstanbul, Ankara ve İzmir'in de bulunduğu 35'ini kazandı. Bu tablo, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) için büyük bir darbe oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerden sonra CHP'nin kazandığı belediyeleri yönetemeyeceği konusunda uyardı. Buna paralel olarak, yetkililer geçtiğimiz mart ayından bu yana ülke çapında bir kampanya başlattı ve başta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere 13 belediye başkanı ve onlarca çalışanı yolsuzluk ve şantaj suçlamalarıyla tutukladı. Muhalefet bu tutuklamaları tamamen siyasi nedenlere dayandırıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini söyledi.

CHP lideri Özgür Özel, ‘Türk demokrasisini ve partisini hedef alan saldırılar’ olarak nitelendirdiği gelişmelerin Kürtlerle barış sürecini engellediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın PKK meselesini acilen çözme konusundaki temel motivasyonu, yeni bir meclis ve halk desteği elde etmek ve böylece bir anayasa değişikliği ile ikinci bir başkanlık dönemi için zemin hazırlamaktı.

Türk hükümetinin PKK ile uzlaşıyı ‘tarihi bir başarı’ olarak sunmasına rağmen, bu uzlaşı seçmenlerin (Türkler ve Kürtler) tercihlerini belirleyen tek faktör değil. Barış sürecinin gelecekteki gelişmeleri, hükümetin ekonomi ve özgürlük konularını ele alma etkinliği, Türk siyaset sahnesinin belirleyici kriteri olmaya devam edecek.

Silah bırakma töreninin ertesi günü olan cumartesi günü, AK Parti'nin 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı‘nda üst düzey danışmanlarının ‘tarihi’ olarak nitelendirdiği bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK ile uzun süredir devam eden çatışmayı ve barış sürecini kendi bakış açısıyla ele aldı ve bu yaklaşımı tartışmalara yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakmasının terör belasına son vereceğini ve Türkiye'nin enerjisini ‘Türkiye Yüzyılı’na yöneltebileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘terörden arındırılmış Türkiye’ girişiminin (PKK veya diğer örgütlerle) müzakere veya takas sonucu olmadığını kesin bir dille vurgularken, bunun ‘karşılıklı ödün verme’ üzerine kurulu bir süreç olmadığının altını çizdi.

Ayrıca, Türkler, Kürtler ve Araplar arasında var olan ‘tarihi kardeşlik’ ve ‘ortak Müslüman kimliğini’ yeniden vurgulayan Erdoğan’ın bu ifadesi fikri geçmişlere ve aidiyetlere göre farklı yorumlara açık bir ifade.

Konuşmasında genel olarak önemli meselelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin sonraki adımları, Suriye'deki YPG’nin kaderi ve daha da önemlisi Türkiye’deki genel demokratik uygulamaların durumu gibi temel konularda ayrıntılara girmedi.



Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.