İran ve müzakereler öncesinde kartları toplama

Tahran, masaya güçlü bir konumda oturmaya çalışıyor

Fotoğraf: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
Fotoğraf: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran ve müzakereler öncesinde kartları toplama

Fotoğraf: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
Fotoğraf: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

Hasan Fahs

Tahran ve Moskova arasında pozisyon ve hedeflerde bir ayrışma veya uzaklaşma olduğunu düşündüren atmosfere ve Rusya'nın ihaneti, İsrail saldırılarına karşı koymak için gerekli desteği sağlamayı reddetmesi nedeniyle İran sokaklarını saran hayal kırıklığı hissine rağmen, iki taraf arasında perde arkasında yaşananlar bu hissin ve görüntüye dayalı tutumların ötesine geçiyor. Zira Tahran'ın düşüşü, her şeyden önce Moskova'yı kuşatma, hatta devirme yolunun artık açık olduğu anlamına geliyor. Bu durum, özellikle Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in tutumundan duyduğu derin rahatsızlığı dile getiren Başkan Trump başta olmak üzere, ABD yönetiminin tutumlarındaki tırmandırma ile birlikte netleşmeye başladı. Trump son olarak Washington'un bunların bedelini ödemeyeceğini vurgulayarak, Ukrayna'ya silah sevk etme kararı ile birlikte Rusya'ya yönelik vergileri artırma kararı aldı.

Tahran'ın düşmesi, ikinci olarak, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi’ne trajik bir şekilde son verecek ve Trump'ın Çin'i kuşatma ve ekonomik ve siyasi emellerine nokta koyma hedefini daha gerçekçi ve ulaşılabilir kılacaktır. Zira İran toprakları, Batı Asya’daki kara bağlantısı projesindeki en önemli ve jeo-ekonomik bağlantıyı oluşturuyor. Buradan yola çıkarak, Çin'in Şanghay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı kapsamında Çin'in başkenti Pekin'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasında bir görüşme gerçekleşmesini kolaylaştırma çabası anlaşılabilir. Bu görüşme, Arakçi'nin Çinli mevkidaşı Dışişleri Bakanı Wang Yi ile yaptığı ön görüşmenin akabinde, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile yaptığı görüşmenin ardından gerçekleşti.

Rus bakanın belirli bir tutum benimsememe konusundaki ısrarı -veya başka bir deyişle, İran-Amerikan nükleer krizi konusunda açık ve net bir tavır beyan etme konusundaki isteksizliği- ile Lavrov'un Rusya'nın barışçıl nükleer enerji hakkı konusunda İran'ın yanında durduğu açıklaması göz önüne alındığında, Lavrov, ülkesinin İran'ın kendi topraklarında zenginleştirme faaliyetlerinde bulunma hakkı talebine ilişkin tutumunu bir şekilde belirsiz bıraktı. Bu durum, Moskova'nın bu ilişkiyi, Washington ile yaşanan krize çözümler ve çıkış yolları sunmak için kullanmasına olanak tanıyor. En azından İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoku ve Rusya'ya nakledilerek İran'ın gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere elektrik üretimi için yakıta dönüştürülmesi olasılığı konusunda.

Ancak, her iki yöndeki bu ikili görüşmeler, yeni bir diplomatik çerçeve oluşturabilir. Söz konusu çerçevenin de 16 Ekim'de, BM Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararının sona ermesinden, 7. Bölüm kapsamında İran'a karşı uluslararası yaptırımların yeniden devreye alınmasına yönelik “tetik mekanizmasının” çökmesinden önceki üç ay boyunca, bir sonraki aşamanın şekillenmesine katkıda bulunması bekleniyor.

Her iki tarafın, yani Amerikalılar ile İranlıların, bu sefer doğrudan müzakere masasına döneceğine şüphe yok. Bu nedenle, her iki taraf da müzakere masasına oturmadan önce gücünü pekiştirecek kartları toplamaya çalışıyor. Washington askeri eyleme başvurmakla tehdit ederken ve askeri seçeneğe geri dönebileceğini deklare ederken, aynı zamanda Güvenlik Konseyi'ne başvurma ve tetik mekanizmasını aktifleştirme hakkına sahip olan Avrupa “troykası”ndaki (üçlüsü) müttefiklerinin nüfuzuna güveniyor.

Buna karşılık, Tahran'ın elindeki seçeneklerden biri, bir ay önce 13 Haziran'da şafak vaktinde düzenlenen saldırıda olduğu gibi hazırlıksız yakalanmamak için olası bir askeri çatışmaya hazırlık seviyesini yükseltmektir. Tahran ayrıca, Avrupa üçlüsünün Washington ile koordinasyon halinde başvurabileceği herhangi bir kararı engellemek için diplomatik seçeneği de aktifleştirecektir. Yani hem Moskova'yı hem de Pekin'i 5 Ağustos'tan önce nükleer anlaşmadan çekildiklerini açıklamaya ikna etmek için çalışması gerekecektir. Bu durumda iki ülke, 2015 anlaşmasına bağlı kalmaları halinde kaybettikleri veto haklarını geri kazanacak, böylece Washington ve üçlünün alabileceği herhangi bir karara karşı bu hakkı kullanabileceklerdir.

Tahran, eşzamanlı füze kabiliyetlerini yeniden değerlendirerek askeri hazırlıklarının seviyesini yükseltiyor ve bu kabiliyetleri müzakere masasında görüşmeye zorlayabilecek herhangi bir baskıyı kabul etmeyi reddediyor. Bununla birlikte bakım ve muharebe kabiliyetleri açısından, gelişmiş SU-35 savaş uçaklarının kendi istediği koşullar altında tedariki konusunda Moskova ile yaşadığı mevcut anlaşmazlığı, ihtiyaçlarını karşılayabilecek Çin savaş uçaklarına yönelerek aşmaya çalışıyor. Zira Çin'in koşulları daha az karmaşık ve daha dinamik. Bu hazırlıklar veya Tahran'ın deyimiyle “parmağını tetikte tutmak”, özellikle de güçlü bir konumda olduğunu hissettiği için diplomatik sürece geri dönmeyi reddettiği anlamına gelmiyor. Eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in, rejimin ve İran'ın tarihindeki bu kritik anda Dini Lider'in diplomasinin rolü hakkındaki sözlerini tekrarlaması, İran rejiminin diplomatik ve siyasi seçeneği destekleme ve askeri seçeneğe geri dönme ihtimalini savuşturma arzusunun birçok göstergesini taşıyor olabilir. Zarif'in de dediği gibi, Dini Lider diplomatik çabaları İran’ın gücünün temel taşlarından biri olarak nitelendirdi ve bunlara başvurmanın diğer tüm seçeneklerin veya güç yapılarının yokluğu veya kaybı anlamına gelmediğini belirtti. Çünkü “diplomasiyle elde edilebilecek bir şey savaşla elde edilmemelidir ve diplomatik seçenek kesinlikle daha az maliyetlidir.” Bakan Arakçi de tüm temaslarında, Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS ülkeleri ve hatta Avrupa üçlüsündeki mevkidaşlarıyla yaptığı çeşitli toplantı ve istişarelerde bu seçeneğe bağlı kalıyor. Washington ile müzakere masasına dönme olasılığını, Güvenlik Konseyi ve Avrupa üçlüsü tarafından İran nükleer tesislerine yönelik ABD-İsrail ortak saldırısının açıkça kınanmasına ilave olarak, yaptırımların yeniden uygulanması seçeneğinin, yani “tetik mekanizmasının” geri çekilmesi koşuluna bağlıyor. Zira tetik mekanizmasının aktifleştirilmesi “troyka” ülkelerini müzakerelerin dışında bırakabilir. Bu durum da İran'ı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve müfettişleriyle iş birliğini askıya alma kararının ardından tansiyonu daha da yükseltecek adımlar atmaya zorlayabilir.

Arakçi'nin belirgin sert tutumu, İran'ın müzakereler konusunda isteksiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, İran’ın müzakerelere güçlü bir konumda katılmaya çalıştığını gösteriyor. Çünkü İran, herkese güç ve kudrete sahip olduğunu ve bu gücü kullanabileceğini kanıtladığına, ABD-İsrail saldırısına verdiği yanıtla da bunu gösterdiğine inanıyor. Dolayısıyla, diplomatik fırsat, bu gücü ve elde ettiği başarıları pekiştirmek için en uygun yol ve en etkili mekanizmadır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Peru, vatandaşlarının Rus ordusunda savaşmak üzere askere alındığı iddialarını soruşturuyor

Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
TT

Peru, vatandaşlarının Rus ordusunda savaşmak üzere askere alındığı iddialarını soruşturuyor

Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)
Kurbanların aileleri ve zorla askere alınan kişiler Lima'da Dışişleri Bakanlığı binası önünde gösteri düzenledi (EPA)

Peru Savcılığı, Perulu vatandaşları "yüksek maaşlı güvenlik işi" vaadiyle Rusya’ya götüren ve burada Ukrayna’ya karşı savaşmaya zorlayan bir insan kaçakçılığı şebekesine yönelik soruşturma başlattı.

Savcılık ofisinden yapılan açıklamada, aralarında eski askerlerin de bulunduğu çok sayıda kişinin, sosyal medya üzerinden verilen yanıltıcı ilanlarla kandırıldığı belirtildi. Bu kişilere Rusya’da dolgun ücretlerle güvenlik görevlisi olarak çalışma sözü verildiği ifade edildi.

Polise sunulan bilgilere dayandırılan savcılık açıklamasında, durumun vahameti şu sözlerle vurgulandı:

"Kurbanlar Rusya’ya nakledildikten sonra, yabancı topraklara ayak basar basmaz Rusya ile Ukrayna arasındaki silahlı çatışma operasyonlarına katılmaya zorlanmışlardır."

Peru Başsavcılığı, söz konusu ağın faaliyetlerini "insan ticareti" suçlaması kapsamında incelemek üzere derhal adli süreç başlattı.

13 Perulu Hayatını Kaybetti

Mağdur ailelerin avukatı Percy Salinas, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Rusya-Ukrayna savaşında şimdiye kadar 13 Perulunun hayatını kaybettiğini duyurdu. Salinas’ın verdiği bilgilere göre: Geçtiğimiz ekim ayından bu yana yaklaşık 600 Perulu, aylık 2 ila 3 bin dolar arası maaş vaadiyle Rusya’ya götürüldü. Kurbanların büyük bir kısmı, vaat edilen işlerin sahte olduğunu ancak Rusya'ya gittiklrinde anladı.

Peru Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın Lima Büyükelçiliği’nden, Rus silahlı kuvvetlerine katıldığı belirtilen vatandaşlarının nerede olduğuna dair resmi bilgi talep etti.

Moskova’nın Lima Büyükelçiliği ise perşembe günü yaptığı açıklamada, Perulu vatandaşların Rus ordusuna katılmak üzere sözleşme imzaladığını doğruladı. Ancak Büyükelçilik, iddiaların aksine bu kişilerin bunu gönüllü ve yasal olarak yaptıklarının altını çizdi.


Müzakereler çıkmaza girdi... Tahran'ın yeni teklifini Trump reddetti

Müzakereler çıkmaza girdi... Tahran'ın yeni teklifini Trump reddetti
TT

Müzakereler çıkmaza girdi... Tahran'ın yeni teklifini Trump reddetti

Müzakereler çıkmaza girdi... Tahran'ın yeni teklifini Trump reddetti

Washington ve Tahran arasındaki müzakere süreci, bir sonraki aşamanın şartları üzerindeki derin görüş ayrılıkları nedeniyle çıkmaza giriyor.

ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada, ateşkes süreci devam etmesine rağmen yürütülen diplomatik temasların tıkandığını belirterek, İran’ın sunduğu yeni müzakere teklifinden "memnun olmadığını" ifade etti.

İranlı liderlerin kendi aralarında "bölünmüş" olduğunu ve çatışmadan çıkış stratejisi konusunda uzlaşamadıklarını savunan Trump, "Benden kabul etmemin mümkün olmadığı şeyler talep ediyorlar" ifadelerini kullandı.

İran medyasında yer alan haberlere göre Tahran yönetimi, gelecek döneme ilişkin müzakere önerilerine dair hazırladığı yeni yanıtı, arabulucu Pakistan kanalıyla ABD yönetimine iletti. Ancak Trump’ın açıklamaları, bu yanıtın Washington kanadında karşılık bulmadığını gösteriyor.

Müzakere masasındaki tıkanıklığa paralel olarak, sahada Hizbullah ve İsrail arasındaki "çatışmalar" devam ediyor: İsrail, Lübnan'ın güneyindeki bazı kasabaları topçu ateşine tutarken, Hizbullah, İsrail güçlerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almayı sürdürdü.

Bölgedeki kontrollü gerilim, diplomatik kanallardaki belirsizlikle birlikte artmaya devam ediyor.


İran'da hapiste olan Nobel ödüllü Nergis Muhammedi acil olarak hastaneye kaldırıldı

İranlı aktivist Nergis Muhammedi (AP)
İranlı aktivist Nergis Muhammedi (AP)
TT

İran'da hapiste olan Nobel ödüllü Nergis Muhammedi acil olarak hastaneye kaldırıldı

İranlı aktivist Nergis Muhammedi (AP)
İranlı aktivist Nergis Muhammedi (AP)

Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı aktivist Nergis Muhammedi’nin, cezaevinde yaşadığı "feci" sağlık sorunları nedeniyle acil olarak hastaneye sevk edildiği bildirildi.

Nergis Muhammedi Vakfı tarafından dün yapılan açıklamada, İranlı aktivistin durumunun ağırlaşması üzerine cezaevinden ülkenin kuzeybatısındaki bir hastaneye nakledildiği belirtildi. Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Muhammedi’nin sağlık durumunun "felaket düzeyinde" kötüleştiği vurgulandı.

Vakıf, Muhammedi'nin iki kez tam bilinç kaybı yaşadığını ve ciddi bir kalp krizi geçirdiğini duyurdu. Dün erken saatlerde, kuzeybatıdaki Zencan şehrinde tutulduğu cezaevinde iki kez baygınlık geçiren aktivistin durumunun ciddiyetini koruduğu ifade edildi.

Avukatları, mart ayı sonlarında Muhammedi’nin bir kalp krizi geçirdiğinden şüphelendiklerini belirtti. Olaydan günler sonra kendisini ziyaret eden avukatlar, Muhammedi’nin renginin solgun olduğunu, aşırı kilo kaybettiğini ve ancak bir hemşirenin yardımıyla yürüyebildiğini belirtti.

Vakıf, hastaneye sevk kararının 12 Aralık'taki tutuklanmasından bu yana maruz kaldığı "140 günlük sistematik tıbbi ihmalin" ardından geldiğini belirtti. Yapılan açıklamada, "Daha önce Tahran'daki uzman doktorlar tarafından tedavi edilmesi gerektiği yönündeki tıbbi tavsiyelere rağmen, cezaevi doktorlarının durumun hapishane koşullarında yönetilemeyeceğini kabul etmesi üzerine bu nakil kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gerçekleşmiştir" ifadelerine yer verildi.

Muhammedi’nin ailesi, haftalardır uygun bir tıbbi tesise nakledilmesi için çağrıda bulunuyordu. Vakıf, ailenin dün gerçekleşen hastaneye nakli "son dakika müdahalesi" olarak nitelendirdiğini ve kritik sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için "çok geç kalınmış olabileceğine" dair endişelerini dile getirdi.

Muhammedi’nin Fransa’daki yasal temsilcisi Şirin Erdekani ise aktivistin hastaneye sevk edilmesinin veya özel kardiyoloğuyla görüşmesinin daha önce engellendiğini belirtti. Erdekani ayrıca, avukatların gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında bir cezaevi yetkilisinin sürekli odada hazır bulunduğuna da dikkat çekti.