BM Suriye Özel Temsilcisi: Devlete sadakat güçle dayatılamaz

Geir Pedersen, İsrail bombardımanını kınadı ve Suriye makamları ile Suveyda’daki aktörler arasında gerçek bir diyalog çağrısında bulundu

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
TT

BM Suriye Özel Temsilcisi: Devlete sadakat güçle dayatılamaz

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen

İbrahim Hamidi

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen dün Mecelle’ye verdiği röportajda, “geçiş aşamasının kendine özgü niteliğini göz ardı ederek egemenlik ilkesini katı şekilde uygulamanın yanlış bir yaklaşım olduğunu” söyledi. Pedersen, “devlete sadakat askeri güçle dayatılamaz. Vatandaşlar, devletin kendilerini temsil ettiğini, koruduğunu, haklarını güvence altına aldığını ve tüm vatandaşlara eşit davrandığını hissettiklerinde gerçek bir aidiyet duygusu geliştirirler” değerlendirmesinde bulundu.

Suveyda'daki olayların, “rejimin kalıntıları denilen tarafların Genel Güvenlik Güçlerine saldırısı” ile başlayan sahil bölgesindeki olaylardan farklı olduğunu söyleyerek şunu belirtti: “Suveyda'da durum farklı. Tüm taraflar farklı davransaydı, orada tırmanan gerilimin önlenebileceğine inanıyorum.” Güney Suriye'deki Suveyda'da sağlanan ateşkesten duyduğu memnuniyeti dile getiren Pedersen, “Şam makamları ile Suveyda'daki yerel aktörler arasında, Suveyda'da devlet kurumlarının varlığını güvence altına alan, Suveyda halkının yerel işlerinin yönetiminde önemli bir rol oynamasını sağlayan uzun vadeli güvenlik ve idari düzenlemeler konusunda gerçek ve kapsamlı bir diyalog olmalıdır” dedi.

Pedersen'e Suriye'nin geleceğine ilişkin beklentileri sorulduğunda,“İster Suveyda'da ister kuzeydoğuda olsun, istikrarı sağlayacak mutabakatlara varmak, Şam makamları için en önemli öncelik olmalıdır” yanıtını verdi. Pedersen, “Güvenlik ve istikrarın sağlanması, başarılı bir siyasi geçişle yakından bağlantılıdır ve bu konular birbirinden ayrılamaz” ifadesini kullandı. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Meşruiyeti sağlayan nihayetinde dış taraflar değil, Suriye halkının kendisidir. Sonuç olarak meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir.” Dürzi liderlerin “uluslararası koruma” çağrıları ile ilgili soruya; “uluslararası koruma fikrine güvenmek veya BM ya da diğer güçlerin müdahalesini beklemek gerçekçi değil” yanıtını verdi. Ayrıca İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırısını kınayarak, “Tüm tarafların Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini defalarca söyledim. İsrail'in saldırılarını ve müdahalelerini açıklamalarımda ve Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde alenen kınadım. Bu eylemler durdurulmalı” dedi.

Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı habere göre Pedersen'in, Suveyda yakınlarında Dürziler ve Bedeviler arasında çatışmalar çıkmadan önce kendisine gönderilen sorulara verdiği yazılı yanıtlar aşağıda yer alıyor.

Geçiş dönemi yetkilileri, bu ihlallerin durdurulması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Bu taahhütleri yerine getirme sorumluluğu da şimdi geçiş dönemi yetkililerine düşüyor.

* Güney Suriye'de Süveyda'daki son gelişmeleri ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu bağlamda iki temel konu olduğuna inanıyorum. Birincisi, egemenlik ve devletin otoritesini tüm topraklarına yayma hakkıyla ilgilidir. İkincisi ise, mevcut Suriye koşulları gölgesinde halen devlet kontrolü dışında olan bölgelerin nasıl yönetileceğinin ele alınması ile ilgilidir.

Suriye, onlarca yıllık baskı ve zulmün ardından siyasi bir geçiş sürecinden geçiyor. Bu nedenle, egemenlik ilkesini bu geçiş döneminin kendine özgü doğasını göz ardı ederek katı şekilde uygulamak hatalı bir yaklaşım. Sonuç olarak, devlete sadakat askeri güçle dayatılamaz. Vatandaşlar, devletin kendilerini temsil ettiğini, koruduğunu, haklarını güvence altına aldığını ve tüm vatandaşlara eşit davrandığını hissettiklerinde gerçek bir aidiyet duygusu geliştirirler.

Aslında, Süveyda ve diğer yerlerdeki çoğu taraf, devletin otoritesini yeniden tesis etme fikrine karşı çıkmıyor; asıl soru bunun nasıl yapılması gerektiği. Bu, diyalog, karşılıklı uzlaşılar ve üzerinde mutabık kalınan düzenlemeler yoluyla yapılmalıdır.

Suriye güvenlik güçleri, 16 Temmuz 2025 (AFP)Suriye güvenlik güçleri, 16 Temmuz 2025 (AFP)

Süveyda'da Bedevi ve Dürzi gruplar arasında başlayan çatışmalar, başlangıçta şiddeti durdurmak ve kontrolden çıkan unsurları kontrol altına almak için devlet müdahalesini gerektirdi. Ne yazık ki işler büyüyerek, siviller için ciddi tehdit oluşturan trajik ve şiddetli bir sahneye evrildi. Ciddi ihlallere tanık olduk, ancak geçiş dönemi yetkilileri, bu ihlallerin durdurulması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Bu taahhütleri yerine getirme sorumluluğu da şimdi geçiş dönemi yetkililerine düşüyor.

* Siz ve ekibiniz, gerginlik tırmanırken nasıl bir rol oynadınız?

- Gelişmeleri dakika dakika yakından takip ediyorduk. Ekibim ve ben, ilgili tüm taraflarla sürekli iletişim halindeydik. Yardımcım şu anda Şam'da ve Süveyda'daki yetkililer ve taraflarla doğrudan iletişim halinde. Çabalarımız, durumu sakinleştirmeye, gerilimi düşürmeye ve sivilleri korumaya odaklanıyor.

Tüm taraflar Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermelidir. Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde ve yaptığım bilgilendirmelerde İsrail saldırılarını ve müdahalelerini alenen kınadım

* Sosyal medya platformları bir dizi ihlali belgeledi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve bunlar nasıl ele alınmalı?

- Sivillere yönelik yargısız infazlar, aşağılamalar ve ağır ihlaller de dahil olmak üzere ihlallerle ilgili haberleri büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Güvenlik personeli ve diğer taraflar arasında da can kayıpları yaşandı.

Kanaatimce, bu durumu ele alırken atılması gereken iki temel adım var. İlk adım, Suriyeli yetkililerin halihazırda yaptığı şeydir; bu eylemleri kınamak, suç saymak ve sorumlulardan hesap sorma sözü vermek. İkincisi ise, bu ihlallere derhal son vererek, soruşturmak ve hesap sormak için şeffaf ve bağımsız mekanizmalar kurarak bu taahhütleri eyleme dönüştürmektir.

: Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)

* Süveyda'da yaşananlar ile Suriye kıyı bölgesinde yaşananlar arasındaki fark nedir?

- Birçok fark var. Kıyıdaki olaylar, geçen mart ayında rejim kalıntıları denilen tarafların Genel Güvenlik Güçleri'ne düzenlediği bir saldırıyla başladı ve ardından olaylar tırmandı. Ancak Süveyda'da durum farklı. Tüm taraflar farklı davransaydı, oradaki gerilim ve tırmandırma önlenebilirdi kanaatindeyim. Bir diğer önemli nokta; kıyı bölgesinde, Savunma Bakanlığı'ndan emir almadan faaliyet gösteren kontrolsüz gruplar olduğu iddiaları vardı. Ancak Süveyda'da durum farklı. Suriye makamlarına bağlı güçlerin, sivillere yönelik ihlaller de dahil olmak üzere eylemleri kabul edilemez ve hiçbir koşulda haklı gösterilemez. Suriye makamları da bunu bizzat itiraf etti ve bu uygulamaların derhal durdurulması çağrısında bulunan çeşitli açıklamalarda bulundu.

* Bazı Suriyeli Dürziler “uluslararası koruma” çağrısında bulundular. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Kim olursa olsun, görüştüğüm tüm Suriyeli taraflara, uluslararası koruma fikrine güvenmenin veya BM ya da diğer güçlerin müdahalesini beklemenin gerçekçi olmadığını her zaman söylüyorum. Böyle bir müdahale, son derece zor bir iş ve bir Güvenlik Konseyi kararı gerektirir. En iyi çözümün diyalog, karşılıklı uzlaşı ve ortak düzenlemelerde yattığını sürekli vurguluyorum. Ayrıca, tüm tarafların kışkırtıcı söylemlerini durdurmaları da önemlidir.

* İsrail, Süveyda ve Şam'da bazı bölgeleri hedef aldı. İsrail’in müdahalesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Tüm tarafların Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeleri gerektiğini defalarca belirttim. Güvenlik Konseyi'ne verdiğim tüm brifinglerde ve yaptığım bilgilendirmelerde, İsrail saldırılarını ve müdahalelerini alenen kınadım. Bu eylemler durdurulmalıdır.

İnandırıcı ve ciddi bir siyasi geçişin gerçek garantisi, hesap sorma, ihlallerden sorumlu olanlardan hesap sorma ve Suriye sakinlerinin tüm kesimleri için gerçek garantilerin sunulmasıdır

* Ateşkesin ardından Suveyda'da çözüm ile ilgili düşünceleriniz nedir?

- Acil öncelik, şiddeti durdurmak, sivilleri korumak, insani ve tıbbi yardımların ulaştırılmasını sağlamak olmalıdır. Bu sabahın erken saatlerinden beri sükûnetin sağlanmış olmasından memnuniyet duyuyorum ve bu sükûneti kalıcı istikrara ulaşmak için geliştirebilmemizi içtenlikle umuyorum.

Uzun vadeli çözüme gelince, Şam makamları ile Süveyda'daki yerel aktörler arasında gerçek ve kapsamlı bir diyalog gerekiyor. Bu diyalog, Süveyda'da devlet kurumlarının varlığını güvence altına alan, Süveyda halkına yerel işlerini yönetmede önemli bir rol oynama yetkisi veren, uzun vadeli güvenlik ve idari düzenlemelere odaklanmalıdır.

Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)Lazkiye'deki Suriye güvenlik güçleri mensupları 7 Mart 2025 (Reuters)

* Bu gelişmelerin Şam'ın önceliklerini değiştireceğini düşünüyor musunuz? Siyasi bir çözüme katkıda bulunabilirler mi?

- Vatandaşlarının güvenliğini ve istikrarını sağlamanın her hükümet için en önemli öncelik olduğuna inanıyorum. Bu nedenle ister Süveyda'da ister kuzeydoğuda olsun, istikrarı sağlayacak mutabakatlara varmak, Şam makamları için en önemli öncelik olmalıdır.

Siyasi çözüme gelince, Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararında ortaya konan temel ilkelerin geçerli ve elzem olduğuna hâlâ inanıyorum. Bu, Suriye halkının meşru isteklerini karşılayan ve Suriye'nin egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyan, Suriye liderliğinde ve sahipliğinde güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi geçiş sürecidir.

* Defalarca siyasi bir çözüm ve kapsayıcı bir hükümet çağrısında bulundunuz. Son olaylar bunları gerçekleştirmeye katkıda mı bulunuyor, yoksa meseleleri daha mı karmaşıklaştırıyor?

- Güvenlik ve istikrarın sağlanmasının siyasi geçiş sürecinin başarısıyla yakından bağlantılı olduğuna şüphe yok ve bu konular birbirinden ayrılamaz. Süveyda'daki gelişmelerin başarılı bir siyasi geçişin ilerlemesine katkıda bulunup bulunmayacağı yahut süreci daha da karmaşık hale getirip getirmeyeceği, büyük ölçüde Suriye makamlarının bu olayların sonuçlarıyla nasıl başa çıkacağına bağlı. Güvenilir ve ciddi bir siyasi geçişin gerçek garantisi hesap sorma, ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi ve Suriye halkının tüm kesimlerine gerçek garantilerin sunulmasıdır. Sözlü garantiler yeterli değildir; somut eylemlere dönüşmelidir.

İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Şam'ın merkezindeki Suriye Savunma Bakanlığı binasının önünde bisikletli bir Suriyeli, 17 Temmuz (AFP)İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Şam'ın merkezindeki Suriye Savunma Bakanlığı binasının önünde bisikletli bir Suriyeli, 17 Temmuz (AFP)

Bu, yeni Halk Meclisi tarafından çıkarılacak her türlü yeni yasaya yansıtılmalı ve mezhepçi söylemlere, kışkırtmalara ve nefret söylemine son vermek için kararlı adımlar atılmalı. Yaklaşan Halk Meclisi seçimlerinin gerçekten güvenilir ve katılımcı olması, tüm Suriyelilere ülkelerinin geleceğini şekillendirmede gerçek bir fırsat sunması esastır. Suriye, tüm halkı tarafından yeniden inşa edilmeli, çünkü Suriye'nin çeşitliliği bir güç ve gurur kaynağıdır. Tüm bunların başarılması, yalnızca tüm bileşenleri temsil eden bir hükümet kurmakla kalmayıp, bütün alanlarda kapsamlı politikalar gerektiriyor.

Meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir. Bu nedenle, geçiş dönemi, tüm Suriyelilerin temsil edildiği anayasal ve yönetişim çerçeveleri üretmelidir

* Yeni Suriye hükümetine Arap ve Avrupa ülkeleri ile uluslararası toplum destek oldu. Süveyda'daki olaylar bu desteği ve yeni hükümetin meşruiyetini nasıl etkiler?

- Bana göre meşruiyeti sağlayan nihayetinde dış taraflar değil, Suriye halkının kendisidir. Suriyelilerin büyük bir kısmı mevcut makamları desteklerken, diğer kesimler bazı konularda şüpheci veya memnuniyetsiz olmaya devam ediyor.

BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 20 Ocak 2025, Şam (AFP)BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 20 Ocak 2025, Şam (AFP)

Geçici Devlet Başkanı Ahmed Şara ve geçici Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile yaptığım son görüşmelerde, Suriye'nin iyi bir diplomatik performans gösterdiğini ve artık iç koşullara odaklanma zamanının geldiğini vurguladım. İç meselelerin ele alınmasının son derece önemli olduğu ve bir sonraki aşamada Suriye makamları için temel bir öncelik olacağı konusunda benimle aynı fikirdeydiler.

Sonuç olarak, meşruiyet ancak güvenilir ve kapsayıcı bir siyasi süreçle gerçek anlamda tesis edilebilir. Bu nedenle, geçiş dönemi, tüm Suriyelilerin gerçek anlamda temsil edildiği, haklarına tam olarak saygı duyulduğu ve etkili bir korumanın sağlandığı anayasal ve yönetişim çerçeveleri üretmelidir. Ardından bunlar, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın geçiş döneminin sonunda düzenlemeyi taahhüt ettiği özgür, şeffaf ve adil seçimlerle pekiştirilmelidir.



İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet


NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
TT

NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)

Küresel merkez bankaları, İran savaşıyla yükselen jeopolitik gerilimler ve enflasyon endişeleri nedeniyle altın rezervlerini hızla artırıyor.

Dünya Altın Konseyi'nin verilerine göre, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Çin, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Özbekistan gibi ülkeler merkez bankalarının altın rezervlerini artırmaya devam etti.

New York Times'ın analizinde bunun, 2022'de patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının ardından altına artan ilginin devamı niteliğinde olduğu belirtiliyor.

2022'de 228 ton altına sahip Polonya Merkez Bankası, martta bu rezervi 580 tona yükseltmişti. Banka başkanı Adam Glapinski, rezervi 700 tona çıkarmayı planladıklarını söylüyor.

Çin Merkez Bankası da 17 aydır aralıksız olarak altın rezervlerini artırıyor. Banka, martta yaklaşık 5 ton altın alarak son bir yılın en yüksek aylık alımını gerçekleştirmişti.

2023-2025'te en büyük altın alıcılarından biri olan Türkiye Merkez Bankası (TCMB) ise İran savaşının patlak vermesiyle kademeli olarak üç hafta içinde toplamda 120 ton altını sattı veya swap işlemlerinde kullandı.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, altın satış ve swap işlemleriyle ilgili "Tüm adımlarımızın amacı fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek" demişti.

Analizde, satışların "enflasyon endişeleri ve ülkenin kötü ekonomik görünümü nedeniyle değer kaybeden Türk Lirası'nı desteklemek amacıyla gerçekleştirildiği" yorumu yapılıyor.

TCMB'nin altın işlemleri, "İran'la savaşta ülkelerin ekonomik zorluklara karşı altını bir tampon olarak nasıl kullanabileceğinin göstergesi" diye niteleniyor.

Enflasyon yükseldiğinde iyi bir değer saklama aracı olarak görülen, kriz dönemlerinde de acil nakit ihtiyacı için hızlı şekilde satılabilen altının, oynak piyasa koşullarına rağmen "güvenli liman" rolünün sürdüğü ifade ediliyor.

Dünya Altın Konseyi'nden analist Krishan Gopaul, özellikle merkez bankalarının altın alımlarının bu imajı güçlendirdiğini vurguluyor:

Koşullar ne olursa olsun, merkez bankaları altın piyasasında talebin gerçek bir dayanağı haline gelmiştir.

Independent Türkçe, New York Times, Bullion Vault, Reuters


Meryl Streep kült filmdeki rol arkadaşıyla yaşadığı husumeti anlattı

(Macall Polay/20th Century Studios)
(Macall Polay/20th Century Studios)
TT

Meryl Streep kült filmdeki rol arkadaşıyla yaşadığı husumeti anlattı

(Macall Polay/20th Century Studios)
(Macall Polay/20th Century Studios)

Jacob Stolworthy Kültür ve Yaşam Tarzı Editörü @Jacob_Stol 

Meryl Streep, kült klasik Ölüm Kadına Yakışır'da (Death Becomes Her) Goldie Hawn'la yaşadığı rekabetin, çekimler sırasında gerçek hayata da yansıdığını açıkladı.

Şeytan Marka Giyer 2'nin (The Devil Wears Prada 2) 76 yaşındaki yıldızı, 1992'de Robert Zemeckis'in yönettiği kara komedide rol alırken Hawn'ın zamanında gelmemesinden dolayı sinirinin bozulduğunu samimiyetle itiraf etti.

Sete hep zamanında giden Streep, rol arkadaşının bu huyuna özellikle sinir olduğunu ancak herkesin çok cazibeli bulduğu Hawn'ın bu davranışından paçayı sıyırdığını söyledi.

Streep, Vanity Fair'a verdiği röportajda, "Goldie sete her zaman geç gelirdi" dedi. 

Bilirsiniz, ben hep zamanında gelirim ve sinir bozucuyumdur ama o geç kalırdı. Üstü açılan kırmızı bir arabası olduğunu hatırlıyorum ve sete kendi arabasıyla gelirdi. Muhtemelen sorun da buydu. Sete kendi arabasıyla geliyordu.

Streep "Saçları dağınık olurdu. 'Aman Tanrım, özür dilerim!' derdi. Ve herkes 'Ah, ne kadar tatlı' diye düşünürdü. Evet, bu yüzden onunla derdim vardı" diye devam etti.

Ancak üç kez Oscar kazanan oyuncu, filmin çekimleri sırasında "çok güldüklerini" ve 80 yaşındaki Hawn'la dostluklarının bugün hâlâ sürdüğünü belirtti.

Ölüm Kadına Yakışır, kendilerini ölümsüz yapan sihirli bir iksir içtikten sonra bir erkek (Bruce Willis) için ölümüne bir mücadeleye girişen Madeline Ashton (Streep) ve Helen Sharp'ı (Hawn) konu alıyor.

Oyuncular arasındaki komik dinamikle övgü toplayan film, görsel efektleriyle Oscar kazandı ve Broadway müzikaline uyarlandı.

Filmin süregelen cazibesi üzerine konuşan Streep, "İnsanlar bu yapımı sevdiği için yıllar içinde filmle ilgili epey güldük. Bence film, Beverly Hills hakkında bir belgesel gibiydi" dedi.
 

Görsel kaldırıldı.Meryl Streep ve Goldie Hawn, 1992 yapımı kara komedi Ölüm Kadına Yakışır'da (Universal Pictures)

Ayrıca Willis'i müthiş diye nitelendirerek, "Onunla çok eğlendik. Çok nazikti, yeni şeylere açıktı ve gülünç duruma düşmeye de hazırdı" dedi.

Streep halihazırda 2006 yapımı Şeytan Marka Giyer'in devam filmindeki moda editörü Miranda Priestly'yle izleyici karşısına çıkarken Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci de rollerine geri döndü.

The Independent'ın sinema eleştirmeni Clarisse Loughrey, filme 4 yıldız verdiği incelemesinde şöyle yazıyor: 

Ana dörtlü orijinal rollerine o kadar çok yakışıyordu ki, Streep'in tek yapması gereken boncuklu bir kolyeyle düşünceli bir şekilde oynamak ve anında Miranda sanki hiç aramızdan ayrılmamış gibi oluyor.

Streep'in sıradaki projesi Greta Gerwig'in Narnia: The Magician's Nephew'u olacak ancak aktrisin filmdeki rolü henüz açıklanmadı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment