Lübnanlı yetkililer, Aley'de Hamas ve Cemaat-i İslami’ye ait bir eğitim kampı keşfetti

Son tutuklamalarda DEAŞ hücrelerinin varlığına dair şüpheler ortaya çıktı

Beyrut şehir merkezine konuşlandırılan Lübnan askerleri (Arşiv – EPA)
Beyrut şehir merkezine konuşlandırılan Lübnan askerleri (Arşiv – EPA)
TT

Lübnanlı yetkililer, Aley'de Hamas ve Cemaat-i İslami’ye ait bir eğitim kampı keşfetti

Beyrut şehir merkezine konuşlandırılan Lübnan askerleri (Arşiv – EPA)
Beyrut şehir merkezine konuşlandırılan Lübnan askerleri (Arşiv – EPA)

Lübnan'da her hafta, DEAŞ örgütüyle bağlantılı bir ağın, ibadethaneleri ve halk toplantılarını hedef alan bombalı saldırılar planladığına dair bir açıklama yapılıyor. Son olarak Lübnan ordusu, ‘askeri kurumu hedef alan terör eylemleri planlayan bir hücreyi durdurduğunu’ duyurdu. Öte yandan Lübnanlı bir yargı kaynağı, Şarku'l Avsat'a, Aley bölgesinde Hamas ve Cemaat-i İslami’ye ait bir eğitim kampının dağıtıldığını açıkladı.

Hamas ve Cemaat-i İslami

Lübnan Dağı’nda yer alan Aley kentindeki Tebiyat kasabası yakınlarında silahlı bir grubun gözaltına alınmasının üzerinden üç hafta geçmesine rağmen, askeri yargı henüz bu kişilere karşı dava açma kararı almadı. Yargı kaynağı, ‘bu olayla ilgili gelişmeleri takip etmeye’ çağırdı.

Kaynak, Lübnan ordusunun ‘Lübnanlı ve diğer uyruklardan silahlı kişileri eğitmek için özel olarak kurulmuş ve silah ve teçhizatla donatılmış bir kampı dağıtmayı başardığını’ açıkladı. Yargı kaynağı, “Bu eğitim kampında Hamas Hareketi ve Lübnan'daki Cemaat-i İslami’nin askeri kanadı Fecr Kuvvetleri'nden silahlı kişiler bulunuyor, bu da onların askeri yaklaşımlarında ısrarcı olduklarını ve savaşma yeteneklerini yeniden geliştirmeye devam ettiklerini gösteriyor” dedi. Kaynak, ‘10'dan fazla kişinin tutuklandığını ve bunların çoğunun Beyrutlu olduğunu, ayrıca Ürdün vatandaşı arkadaşlarının da bulunduğunu’ belirtti. Tutuklananları ‘önemli kişiler’ olarak nitelendiren kaynak, özellikle de bazılarının babalarının güney cephesinde savaşırken son savaşta İsrail tarafından öldürüldüğünü ifade etti.

DEAŞ'dan tutuklamalar

Lübnan Ordu Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Terör örgütlerinin izlenmesi ve takip edilmesi kapsamında, istihbarat müdürlüğü bir dizi güvenlik operasyonu düzenledi ve sonuç olarak DEAŞ terör örgütünü destekleyen bir hücre kurdukları gerekçesiyle üç vatandaşı tutukladı” denildi. Açıklamada, “İlk soruşturmalarda, hücrenin ülke dışındaki örgüt liderlerinin talimatıyla orduya karşı güvenlik operasyonları planladığı ortaya çıktı. Hücrenin geri kalan üyelerinin tutuklanması için çalışmalar devam ediyor ve tutuklananlar hakkında yetkili yargı makamlarının gözetiminde soruşturma başlatıldı” ifadeleri yer aldı.

Yeni endişeler

Lübnan sokaklarında, özellikle Suriye'de son zamanlarda yaşanan olayların ardından, aşırılıkçı grupların ülkeye sızdığına dair endişeler yeniden güçlendi. Ancak konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak bu endişeleri hafifleten açıklamalarda bulundu. Bazı medya kuruluşlarının, Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı'nın, üyelerinden birinin Beyrut'un güney banliyölerinde intihar saldırısı planladığı bir terör şebekesini durdurduğunu sızdırması, Lübnan'ın, 2013 ila 2015 yılları arasında yaşadığı bombalı saldırı kabusunun geri döndüğünü düşündürdü.

Şarku'l Avsat'a konuşan kaynak, “Lübnan yargı ve güvenlik kurumları, uyuyan ya da aktif olan güvenlik hücreleriyle sürekli bir mücadele içinde. Son gelişmeler, Suriye uyruklu iki gencin (Halid ez-Zubi ve Muhammed el-Acluni) tutuklandığını ortaya çıkardı. Bu iki genç, Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından gizlice Lübnan'a girmiş ve Güney Lübnan'ın Sayda kentinde bir akrabalarının yanında kalarak, banliyöde kalabalık bir alanda motosiklet bombalamak gibi operasyonlar hazırlamak için harekete geçmiştir” ifadelerini kullandı.

Kontrol noktasında bir aracı arayan Lübnan ordusu mensupları (Lübnan Ordu Komutanlığı)Kontrol noktasında bir aracı arayan Lübnan ordusu mensupları (Lübnan Ordu Komutanlığı)

Kaynak, ‘tutuklananların çoğunun aşırıcı eğilimleri olduğunu, ancak Lübnan'da güvenlik operasyonu planları olmadığını ve gerekli imkanlara sahip olmadıklarını’ gizlemedi. “Lübnan güvenlik güçlerinin son yıllarda terör hücrelerini takip ederken edindiği deneyim, DEAŞ'ın hedef bankası belirlemediği ve bu görevler için silah ve patlayıcı sağlamadığı sürece kişileri veya grupları örgüte dahil etmediğini gösteriyor” diyen kaynak, ‘son zamanlarda dolaşan bilgilerin, özellikle Suriye'nin Suveyda vilayetinde yaşanan olayların ardından, bu aşamada istismar edilip kullanılmak üzere abartıldığını’ vurguladı.

DEAŞ ile bağlantısı olmayan tutuklular

Güvenlik güçleri, birkaç hafta önce güney banliyösündeki Burc el-Baracna bölgesinde ve Bekaa Vadisi'ndeki Şemstar kasabasında DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen iki grup Suriyeliyi gözaltına aldı. Ancak bir güvenlik kaynağı, ‘bu kişilerin DEAŞ veya herhangi bir terör örgütüyle ilgisi olmadığını’ kesin bir dille ifade etti. Güvenlik kaynağı, Burc el-Baracna'da gözaltına alınanların Suriyelileri iş bulmak için Lübnan'a kaçak olarak sokan bir grup olduğunu ve sözde Şemstar hücresinin herhangi bir faaliyet yürütmediğini, sadece kimlik belgeleri olmadığı için şüpheli görülen işçiler olduğunu belirtti. Güvenlik kaynağı, “Bu aşamada ihtiyatlı olmak anlaşılabilir ve haklıdır; ancak bu, insanları korkutmak için bir araç olarak kullanılmamalıdır” dedi.



Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
TT

Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Shmuel Ben Ezra, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin "gönüllü göçü" için plan hazırlanması amacıyla acil toplantı düzenledi.

Haaretz'in aktardığına göre salı günü düzenlenen toplantıya İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Şin Bet ve Mossad yetkilileri katıldı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Mossad yetkilileri, toplantıda hiçbir ülkenin Gazzelileri almayı kabul etmediğini hatırlatarak, konuyla ilgili bir gelişme olmadığını söyledi.

İsrail ordusu, mayısta düzenlediği operasyonda Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın lideri Muhammed Odeh'in öldürüldüğünü duyurmuş, Filistinli örgüt de bunu doğrulamıştı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, harekatın ardından yaptığı açıklamada "gönüllü göç" planının vakti geldiğinde uygulanacağını söylemişti.

Tel Aviv yönetimi, Filistinlileri Gazze Şeridi'nden sürme planlarını birçok kez gündeme getirmişti. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde hazırlanan barış planında "Filistinlilerin bölgede kalmaya teşvik edilmesi ve kendilerine daha iyi bir Gazze'nin inşasında yer alma fırsatı tanınması" gerektiği bildirilmişti. Ancak Trump yönetimi daha önce de Filistinlilerin bölgeden sürüleceğini, Gazze'nin lüks bir tatil bölgesine dönüştürüleceğini duyurmuştu.

Kaynakların aktardığına göre güvenlik yetkilileri, Ezra'nın acil toplantı düzenleyerek konuyu yeniden gündeme getirmesine şaşırdı. Diğer yandan bir savunma yetkilisi, bunun Netanyahu'yla Trump arasında yapılmış gizli bir anlaşmanın parçası olabileceğini öne sürüyor. ABD'nin, İran'la anlaşma yaparak İsrail'i zor duruma soktuğunu, Beyaz Saray'ın bunu telafi etmek isteyebileceğini savunuyor.  

İsrail yönetimi, Filistinlilerin Kongo ve Somaliland gibi üçüncü ülkelere gönderilmesi için geçen yıl diplomatik faaliyetler yürütmüş ancak bunlardan sonuç alınamamıştı. Tel Aviv, Somali'den ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland'ı Aralık 2025'te tanımıştı.

Bunlara ek olarak Tel Aviv yönetiminin, Gazzelileri göndermek için Endonezya, Uganda, Güney Sudan ve Libya'yla görüştüğüne dair haberler çıkmıştı.

Amerikan haber ajansı AP'nin araştırmasında, geçen yıl mayıs ve kasım arasında Filistinlilerin Güney Afrika ve Endonezya'ya götürüldüğü, bu uçuşların İsrailli asker ve eski istihbarat görevlileri tarafından kurulan radikal sağcı Ad Kan örgütü tarafından fonlandığı belirlenmişti.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, AP


Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.


El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
TT

El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)

Sağir el-Hidri

El-Kaide'nin Sahel kolu olan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in (CNIM) Nijer'in başkenti Niamey'e düzenlediği saldırı, örgütün savaşlarını uzak kasaba ve şehirlerden başkentlere kaydırmasının nedenleri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.

Bu saldırıdan önce, örgüt Mali'nin başkenti Bamako'yu kuşatarak ve yakıt tedarikini durdurarak şehri adeta boğmuş, ardından da ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ile başkente, Kidal ve Gao gibi diğer şehirlere karşı koordineli bir saldırı başlatarak hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirmişti.

Afrika'nın Sahel bölgesindeki siyasi ve istihbarat çevreleri, el-Kaide'nin son aylarda sahada önemli ölçüde etki kazanma gücü konusunda uyarıyor. Zira bu durum, örgütün hükümet binalarının bulunduğu başkentleri tehdit etmesine olanak tanıdı. Nitekim örneğin Nijer hükümeti, örgütün saldırıları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ve Başbakanlık Ofisi’nin çevresindeki yolları kapatmak zorunda kaldı.

Tehlikeli sonuçlar

Sahel'deki Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün lideri İyad Ag Ghali, el-Zallaqa platformunda sürekli olarak askeri darbelerle iktidara gelen hükümetlerin devrilmesini savunan videolar yayınlıyor. Ayrıca, son yıllarda bölgeye yaklaşık 2 bin paralı asker konuşlandıran Rusya'yı kovma sözü de veriyor.

Ag Ghali, hem Nijer hem de Mali'deki geçiş dönemi yetkilileri tarafından her zamankinden daha çok aranıyor ve yakalanmasını veya öldürülmesini sağlayacak bilgiler verenler için önemli ödüller koyuldu.

Afrika işleri uzmanı siyasi analist Muhammed Turşin, “Sahel'de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütü tarafından düzenlenen saldırının şüphesiz ilk veya son olmayacağına” inandığını söyledi. “Aylardır Niamey Uluslararası Havalimanı'nı ve içindeki bir askeri üssü hedef alıyor. Bence bu eylem, Mali ordusunun Rus-Afrika Lejyonu unsurlarıyla koordineli olarak örgüte karşı başlattığı büyük saldırının ardından bir mesaj gönderme amacı taşıyordu” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Turşin şunları da söyledi: “Nijer başkentine birden fazla kez saldırmanın ardındaki mesaj, örgütün hâlâ önemli sayıda savaşçıya ve savaşın yerini değiştirebilecek ve silahlı çatışmaların kapsamını genişletebilecek kapasiteye sahip olduğudur.”

Askeri sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle, doğrudan gerilla savaşına veya ulusal ordulara karşı çok yönlü stratejilere dayanan bu yaklaşıma güvenmek, özellikle örgütün önemli askeri yeteneklere sahip olması nedeniyle, Sahel ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.”

 Turşin, “Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin güçlerinin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesinin, örgütün askeri gücünün artmasına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” değerlendiriyor. “Bu nedenle, Niamey, Bamako ve hatta Vagadugu gibi başkentleri başarıyla tehdit etme şansı artık çok yüksek” diyor.

Yönetme hırsı

El-Kaide, Nijer, Mali ve Burkina Faso'da siyasi bir rol oynama arzusunu gizlemiyor; bu nedenle gözlemciler, bu başkentler üzerindeki baskısının, orada iktidarda olan rejimler ile müzakere pozisyonunu iyileştirmeyi amaçladığına inanıyor.

Afrika işleri konusunda uzman siyasi ve güvenlik araştırmacısı Abdul Sido, “gerçekte, el Kaide saldırıları son haftalarda Sahel bölgesinde benzeri görülmemiş bir ivme kazandı. Örgüt, örneğin Mali Cumhurbaşkanı Assimi Goïta'nın da kabul ettiği gibi, önemli hükümet binalarının ve önde gelen askeri kurumların bulunduğu başkentleri tehdit etmek için güvenlik açıklarından yararlanıyor” dedi.

Özel bir açıklamada Sido, “örgüt, başkentlere saldırarak çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor. Birincisi, iktidardaki askeri cuntaların prestijini zayıflatmayı ve onları rejimlerini ve çevrelerini koruyamayacak biçimde göstermeyi, böylece iç ve dış dünyada onları zor durumda bırakmayı amaçlıyor” diye açıkladı.

“İkincisi, bu saldırıların amacı, askeri cuntaları örgütle müzakerelere başlamayı ve onu hükümete entegre etmeyi düşünmeye zorlamaktır. Askeri cuntalar, özellikle Mali'de, örgütün iktidara ortak olma hırsının farkındalar ve yabancı yatırımları, başkentleri ve diğer bölgeleri tehdit etme gücünden korkuyorlar” diye belirtti.

Yine Sido, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri cuntaların el-Kaide ile gerçekten başa çıkamayacak durumda olmalarının gölgesinde, bugün bir “yol ayrımında” olduklarını vurguladı.

Zor bir pozisyon

El-Kaide'nin düzenlediği saldırılar, özellikle bu örgütün ayrılıkçılarla alışılmadık ittifaklar kurarak sahadaki etkisini güçlendirmesine olanak sağlaması nedeniyle, iktidardaki rejimlerin kaderi hakkında endişelere yol açtı.

 Turşin, “İktidardaki rejimlerin zor bir durumda olduğunu ve Rusya ile ittifaklarına rağmen şu anda örgütle başa çıkamayacak durumda olduklarını” düşünüyor. “Sahel'de el-Kaide'nin aşırıcılık ve benzeri ideolojilere dayalı unsurları kendisine çeken bir örgüt olmadığına, aksine tarihsel uzantıları olan, etnik ve ırksal olarak iç içe geçmiş toplumlardan kendisine üye topladığına” işaret etti.

“El-Kaide'ye katılanlar, bunun yaşadıkları tarihsel haksızlıkları gidermelerine olanak sağlayacağına inanıyorlar. Bu nedenle, bence çözüm, bölgedeki tarihsel adaletsizlikleri ve dışlanma sorunlarını ele alan gerçek bir uzlaşmaya ulaşmaktan geçiyor” tespitinde bulundu.