Yeni sezonu beklerken: Slow Horses severler için 10 casus dizisi

Bu liste, Gary Oldman'ın ustalıklı performansıyla şahlanan Slow Horses'ın düşmeyen temposunu ve hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş karakterlerini özleyenler için

Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
TT

Yeni sezonu beklerken: Slow Horses severler için 10 casus dizisi

Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)

Slow Horses'ın yeni sezonu için bekleyiş sürüyor. Yeni bölümler eylül sonunda izleyiciyle buluşacak. Ancak yeni maceralar için sabırsızlanırken oluşan o boşluğu dolduracak sağlam diziler arıyor olabilirsiniz. Merak etmeyin; bu tür sevenlerini asla uzun süre sahipsiz bırakmaz. Ve iyi bir casus hikayesi hiçbir zaman çok uzak değildir.

Karanlık mizahıyla parlayan karakterler, gerilimin sessizce tırmandığı hikayeler ve devletin gölgelerinde dönen kirli oyunlar... Casus dizileri işte tam da bu yüzden büyüleyici.

Bu listeyi hazırlarken, türün klasikleşmiş işleri olan The Americans ya da Homeland gibi yapımlara özellikle yer vermedik. Onlar zaten çoktan kendi hayran kitlesini oluşturdu. Bunun yerine daha az bilinen, deyim yerindeyse "arada kaynamış" ama en az onlar kadar çarpıcı yapımlara odaklandık. Le Bureau des Légendes'in soğukkanlı stratejilerinden Tehran'ın kişisel çıkmazlarına, Bodyguard'ın tansiyon yükselten çatışmalarından The Little Drummer Girl'ün şiirsel gerilimine uzanan bu diziler, casus türüne taze ve derinlikli bir bakış sunuyor.

Eğer Slow Horses'ın sürprizlerle dolu temposunu, hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş karakterlerini ve ahlaki muğlaklıklarla dolu anlatımını sevdiyseniz, bu listedeki yapımlarda da aynı ruhu yakalayacaksınız. Üstelik her biri kendi coğrafyasından, kendi tarihinden, kendi paranoyasından besleniyor. Ve tıpkı Slow Horses gibi, kaçınılmaz soruyu bir kez daha soruyor: 

Kime güvenebilirsin?

Le Bureau des Légendes

Fransız yapımı The Bureau adıyla da bilinen Le Bureau des Légendes, soğukkanlı casus anlatılarına özlem duyanlar için nokta atışı bir tercih. Gerçek Fransız istihbarat belgelerinden ilham alan dizi, Ortadoğu'daki gizli operasyonlar ve çift taraflı ajanlar arasında soğuk terler döktüren bir satranç oyununu andırıyor. Le Bureau des Légendes, aynı Slow Horses gibi klasik ajan anlatılarını ters yüz ederken, kahramanlarını çatışma dolu iç dünyalarıyla baş başa bırakıyor. İki dizi de aksiyon yerine zeka oyunlarına, kusurlu karakterlere ve kurum içi gerilimlere odaklanarak casusluk türüne taze bir soluk getiriyor.

xzvfgt
Fotoğraf: Canal+

Başroldeki Mathieu Kassovitz, sade ama derinlikli performansıyla karakterin iç dünyasını ekranın ötesine taşıyor. Le Bureau, aksiyona bel bağlamadan, zeka, sabır ve sadakat gibi kavramları sorgulatan incelikli bir gerilim kuruyor.

Dizinin her sezonu tedirgin edici bir sessizlikle başlıyor; bu sessizlik zamanla patlayan duygulara, kırılmalara ve ihanete evriliyor. Karakterlerin hayatlarına dair çizilen detaylı portreler, diziyi klasik casusluk yapımlarından ayırıyor. Kurum sadakatiyle bireysel vicdan arasında gidip gelen ajanların hikayesi, bugün hâlâ güncelliğini koruyan bir meseleye dönüşüyor.

Dizinin temposu hızlı değil ama aslında bu onun en büyük gücü; sabırla izleyenleri bir kez yakaladığında kolay kolay bırakmıyor. Görsel dili sade, gösterişsiz ama her kadraj özenle düşünülmüş; tam da hikayenin ihtiyaç duyduğu atmosfer. 

Dizinin, başrolünde Michael Fassbender'ın yer aldığı The Agency adlı bir Amerikan uyarlamasının da bulunduğunu not düşelim.

Le Bureau des Légendes, Slow Horses sevenlerin hayranlıkla izleyebileceği, akılda kalıcı ve ağırbaşlı bir casus klasiği.

IMDb: 8.7
Nerede izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Gece Müdürü (The Night Manager)

Slow Horses'ın dağınık masasından Gece Müdürü'nün lüks süitlerine geçiyoruz. Bu kez casusluk, gölgelerden çok ışıltılı vitrinlerin ardında şekilleniyor. Tom Hiddleston'ın hayat verdiği Jonathan Pine, gece müdürü unvanının çok ötesinde, görünüşünün ardında fırtınalarla boğuşan eski bir askeri gizliyor.

vfer
Fotoğraf: BBC One / AMC

John le Carré'nin 1993 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan Gece Müdürü, aksiyonun cilalı yüzeyler ve pahalı takım elbiselerle parladığı bir casusluk evreni inşa ediyor. Tıpkı Slow Horses gibi, burada da kahramanımız istemeden bir operasyona sürükleniyor ama Iskartalar'ın dağınık düzeninden çok uzak bir ihtişamla. Pine'ın otel lobisinden silah tüccarlarının karanlık dünyasına geçişi, neredeyse bir günah çıkarma seremonisi gibi işliyor. Olivia Colman'ın canlandırdığı Angela Burr ise Lamb'in alaycılığından ziyade vicdani bir motivasyonla hareket eden bir lider. 

Dizinin görsel dili, Ortadoğu'nun sıcak tozlarıyla Avrupa'nın soğuk zarafetini harmanlıyor; bu çelişki ise anlatıya tedirgin edici bir gerilim ve büyüleyici bir ihtişam katıyor. Slow Horses kaosun içinde gerçekçilik ararken, Gece Müdürü gerçeği cilalayıp bir James Bond şıklığına büründürüyor. Hiddleston ve Hugh Laurie arasındaki psikolojik satranç, izleyiciyi diken üstünde tutarken, karakterler arasındaki gri alanları da cesurca deşiyor. 

Güncel çatışmalarla bezenmiş senaryosu sayesinde sadece bir ajan hikayesi değil, aynı zamanda bir çağ eleştirisi sunuyor. Ve en önemlisi, Pine'ın dünyasında da Lamb'in evreninde olduğu gibi, kahramanlık bazen yalnızca hataların kefaretini ödemekten ibaret.

IMDb: 8.0
Nerede izlenir: Amazon Prime Video

Bodyguard

Devletin gölgelerinde geçen Bodyguard, güvenlik ve sadakat kavramlarını hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide sorgulayan çarpıcı bir gerilim dizisi. Savaş gazisi David Budd, korumakla görevlendirildiği İçişleri Bakanı Julia Montague'yle kurduğu karmaşık ilişki nedeniyle, hem mesleki hem kişisel olarak yıkıcı bir krize doğru sürükleniyor. Slow Horses'taki gibi burada da merkezde, yaralı ve içsel çatışmalarla boğuşan bir anti-kahraman var. Ama Lamb alaycılığıyla öne çıkarken, Budd’ın öfkesi daha içe dönük ve sessiz bir biçimde infilak ediyor.

scdfrgt
Fotoğraf: BBC One

İki dizi de devletin görünmeyen yüzünü ortaya sererken, Bodyguard daha yüksek bir tempo ve politik alt metinle ilerliyor. Gerilim neredeyse ilk sahneden itibaren soluk kesici bir hızla tırmanıyor. Her bölüm, ardındaki patlamayı haber veren bir kurşun gibi. Dizinin alt metni, yalnızca bireylerin değil, kurumların da ne kadar kolay yozlaşabileceğini gözler önüne seriyor.

Richard Madden'ın performansı, karakterin çatışmalarını yalnızca bakışlarıyla bile hissettirecek kadar güçlü. Slow Horses kara mizah üzerinden denge kurarken, Bodyguard izleyicisini bıçak sırtı kararlarla yüzleştiren daha karanlık bir atmosfer sunuyor. Eğer Slow Horses'ın zekice yazılmış ajan entrikalarına kapıldıysanız, Bodyguard'ın sunduğu kısa ama yoğun ve sarsıcı yolculuk sizi içine çekecek.

IMDb: 8.0
Nerede izlenir: Netflix

The Spy

Gerçek yaşam, kimi zaman en çarpıcı kurgu hikayelerini bile gölgede bırakabilir. The Spy, Mossad ajanı Eli Cohen'in 1960'larda Suriye hükümetinin en üst kademelerine kadar sızan olağanüstü hikayesini anlatıyor. 

Komediyle tanınan Sacha Baron Cohen'in şaşırtıcı derecede ciddi ve derin performansı, bu dizide oyunculuğuna dair tüm algıları altüst ediyor. Onu komedide tanıyan izleyiciler için bu rol, oyunculuğunun bambaşka bir yüzünü keşfetme fırsatı. Slow Horses'taki sistemin kenarına itilmiş, alaycı ve kırılgan ajanların aksine, The Spy tek bir adamın kimlik ve inançla verdiği içsel savaşa odaklanıyor. Casusluğun sadece bilgi değil, kimlik takası olduğunu ve bir başkasına dönüşmenin bedelini gözler önüne seriyor. 

scds
Fotoğraf:Netflix

Her ne kadar tarihsel gerçeklikte bazı tutarsızlıklar olsa da atmosfer ve gerilim etkileyici şekilde inşa edilmiş. 6 bölümlük yapısı bazen ritmini yitiriyor ama Cohen'in dramatik yolculuğu izleyiciyi hikayenin içinde tutmayı başarıyor. Olayların arka planındaki politik gerilimlerde aksamalar olsa da dizi, kişisel bir dönüşüm hikayesi olarak tatmin edici. The Spy, tek bir adamın sessizce tarihi nasıl etkileyebileceğini hatırlatan sade ama etkileyici bir anlatı sunuyor.

IMDb: 7.9
Nerede izlenir: Netflix

Akbaba (Condor)

Casuslukla idealizmin çarpıştığı noktada başlar Akbaba... Robert Redford'un başrolde yer aldığı 1975 tarihli Sydney Pollack harikası Akbabanın Üç Günü'nün (Three Days of the Condor) televizyon uyarlaması olan bu dizi, genç bir CIA analistinin bir öğle yemeğinden dönüp ofisindeki herkesin öldürüldüğünü görmesiyle başlıyor. Max Irons'ın hayat verdiği Joe Turner, bir anda kendini kaçarken, ihaneti ve paranoyayı adım adım deneyimlerken buluyor. 

erfgr
Fotoğraf: Audience

Yüksek tempolu kurgu, dönemin Soğuk Savaş paranoyasını günümüzün dijital tehditleriyle buluşturuyor. Slow Horses'tan farklı olarak Akbaba, daha stilize ama kara mizah açısından daha ölçülü. İki dizide de bürokratik çürümüşlük, kırılgan kahramanlar ve görünmeyen savaşlar ortak tema. Ancak Akbaba, gerçekçiliğin yerini zaman zaman entrikaya ve görsel şovlara yaslanarak daha klasik bir ajan anlatısına yaslanıyor. Yine de Turner'ın içsel çatışmaları ve dış dünyadaki kaos, onu Slow Horses'taki Lamb ve ekibine ruhen yaklaştırıyor. İdealleri uğruna kurumuna savaş açan bir adamın hikayesi, her dönemde güncelliğini koruyor. Ve Akbaba, bu hikayeyi modern bir tempoyla ama eski usul bir casusluk ruhuyla anlatmayı başarıyor.

IMDb: 7.7
Nerede izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor  
 

Tehran

Gizli görevler, başarısız planlar ve aidiyet çatışması... Tehran, tıpkı Slow Horses gibi bir ajan hikayesinin çok ötesine geçerek kişisel çıkmazları politik entrikaların ağına ustalıkla örüyor. Mossad ajanı Tamar Rabinyan'ın doğduğu ama artık düşman kabul edilen Tahran'a geri dönmesiyle başlayan dizi, klasik casus anlatılarına meydan okuyor. Kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlamak neredeyse imkânsız; tıpkı gerçek hayat gibi, tüm hikaye gri tonlar üzerine inşa edilmiş.

hy6
Fotoğraf: Kan 11

Slow Horses'ın Britanya merkezli soğuk mizahı ve alaycılığı, Tehran'ın duygusal ve içsel gerilimiyle karşıtlık kuruyor ama her iki dizi de gözden düşmüş ajanların dünyasına içeriden bakmayı başarıyor. Tamar'ın yaşadığı kimlik sorgulaması, Jackson Lamb'in dünyaya karşı geliştirdiği alaycı ve mesafeli duruşunun tersine daha kırılgan ama aynı derecede etkileyici. Tehran, ilk bölümlerde biraz dağınık ilerlese de kısa sürede hız kazanıyor ve izleyicisini, dönüşü olmayan bir kovalamacanın içine sürüklüyor.

Dizinin sürükleyici temposu, insanı rahat bırakmayan atmosferi ve politik arka planı, onu klasik aksiyon dizilerinin ötesine taşıyor. Hem uluslararası gerilimleri hem de bireysel travmaları yansıtan bu hikaye, ajanlık mesleğinin bedelini sorgulatıyor. Tahran sokaklarının klostrofobik havası, karakterin ruh halindeki boğuntu hissine ayna tutuyor; şehir dizide adeta bir karaktere dönüşüyor.

Tehran, bir casus hikayesinden ziyade, köklerine dönmenin ne anlama geldiğini soran bir kimlik anlatısı. Eğer Slow Horses'ta başarısızlıktan doğan kara mizahı sevdiyseniz, Tehran size bu başarısızlığın daha duygusal, daha kırılgan bir yüzünü gösterecek.

IMDb: 7.6
Nerede izlenir: Apple TV+

The Old Man

The Old Man, eski bir CIA ajanı olan Dan Chase'in saklandığı yerden çıkmak zorunda kalmasıyla açılıyor. Jeff Bridges'in hayat verdiği karakter, sadece düşmanlarıyla değil, yaşla, yorgunlukla ve geçmişin ağırlığıyla da hesaplaşıyor. Ona karşı hamle yapan isimse John Lithgow'un canlandırdığı, eski bir dosttan düşmana dönüşen FBI yöneticisi Harold Harper. İkilinin arasındaki gerilim, dizinin merkezine gölge gibi uzanan ağır bir hat çiziyor. 

frgty
Fotoğraf: FX

Slow Horses gibi The Old Man de yaşlanan bedenlerin ve işlevini yitirmiş kurumların içinde hâlâ var olan zekayı ve direnci anlatıyor. Ancak bu dizi, daha içe dönük bir anlatım tonu benimsiyor; zaman zaman şiirsel, zaman zaman iç burkucu. Ritmini hızdan değil, derinlikten alıyor.; aksiyonun yerini iç hesaplaşmalar alıyor. Casusluk burada artık sadece görev değil, bir varoluş biçimi. The Old Man, zamanın ağırlığını taşıyan bir ajan hikayesi anlatıyor. Ve bunu öyle bir zarafetle yapıyor ki, bazen en ağır adımların bile derin izler bırakabileceğini hatırlatıyor.

IMDb: 7.5
Nerede izlenir: Disney+

Kleo

Soğuk Savaş'ın gölgesinde geçen Kleo, ajan hikayelerine taze bir soluk getiren, kanlı ama stilize bir intikam yolculuğu. 1980'lerin sonlarında geçen bu Alman dizisi, Doğu Alman istihbaratının eski bir tetikçisi olan Kleo Straub'un ihanete uğrayıp hapse atılmasıyla başlıyor. Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla serbest kalan Kleo, onu yarı yolda bırakanları birer birer avlamak için harekete geçiyor. 

aswder
Fotoğraf: Netflix

Hikaye hem kişisel hem politik bir hesaplaşma sunarken, dönem atmosferini özenli prodüksiyon tasarımıyla yakalıyor. Jella Haase'ın canlandırdığı Kleo, hem kırılgan hem yıkıcı; tıpkı yaşadığı ülke gibi dönüşümün eşiğinde. Slow Horses'taki gibi burada da kahramanımız sistemin dışına itilmiş biri ama Kleo, Lamb gibi kaderine boyun eğmek yerine harekete geçiyor.

Gerilimle mizahı harmanlayan dizi, hikayeyi yalnızca sürükleyici değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim haline getiriyor. Slow Horses Britanya mizahıyla daha kasvetli bir dünya çizerken, Kleo daha renkli, popüler kültürle flört eden, yer yer çizgi roman estetiğine yaklaşan bir anlatıya sahip. Ama iki dizi de kusurlu karakterleri, gölgede kalmış hesaplaşmaları ve yozlaşmış kurumları merkeze alarak benzer bir damar yakalıyor. 

IMDb: 7.5
Nerede izlenir: Netflix

The Little Drummer Girl

İstihbarat dünyasında sahte kimliklerle gerçek duyguların iç içe geçtiği bir hikaye arıyorsan, The Little Drummer Girl tam sana göre. Yıldızı henüz parlamaya başlayan Florence Pugh'nun etkileyici performansıyla hayat verdiği genç aktris Charlie, kendini bir anda Mossad'ın karmaşık operasyonlarının içinde buluyor. Tıpkı Slow Horses'taki River gibi, o da içine sürüklendiği dünyayı anlamaya çalışırken, kendi benliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

vedfe
Fotoğraf: HBO

Ancak bu kez mizah değil, Güney Kore sinemasının usta ismi Park Chan-wook'un zarif ama gergin rejisiyle örülmüş şiirsel bir tempo var karşımızda. Dizideki gerilim daha içsel, daha yavaş ama aynı derecede sarsıcı. Slow Horses gri Londra sokaklarında dolaşırken, The Little Drummer Girl bizi Batı Almanya'dan Ortadoğu'ya uzanan daha güneşli ama bir o kadar tehlikeli coğrafyalara taşıyor. Bu zıtlık, dizinin atmosferine ayrı bir yoğunluk katıyor.

Her iki dizi de casusluk oyunlarının ahlaki bulanıklığını sorguluyor. Ama The Little Drummer Girl, kadın perspektifinden yürüyen nadir le Carré uyarlamalarından biri olarak öne çıkıyor. Kim olduğun ve kim olmak zorunda bırakıldığın arasındaki çizgi burada hayati bir soruya dönüşüyor. 

Michael Shannon ve Alexander Skarsgård gibi oyuncuların varlığı ise hikayeyi daha da katmanlı hale getiriyor. Gerçekle kurgu arasındaki sınırlar silinirken, sahne ışıkları bu kez savaşın ortasını aydınlatıyor. Slow Horses gibi zekice yazılmış, karakter odaklı bir casusluk draması arayanlara tereddütsüz önerilir.

IMDb: 7.4
Nerede izlenir: HBO Max

Black Doves

İki hayat arasında sıkışmış bir kadın için Noel, yalnızca süslerden ibaret değildir. Black Doves, Keira Knightley'yi Enigma'dan (The Imitation Game) sonra bir kez daha gizli gizli operasyonların kalbine yerleştiriyor ama bu kez şifre çözen değil, sahada ter döken bir ajan olarak...

wergf
Fotoğraf: Netflix

Bir politikacının eşi ve bir casus olarak çifte hayat süren Helen Webb, kaybettiği yasak aşkın ardından kendi geçmişinin hedefi haline geliyor. Netflix'in bu orijinal dizisi, devletler üstü çalışan paralı bilgi satıcılarıyla klasik casus anlatılarına karanlık bir alternatif sunuyor.

Yılbaşı süsleri ve puslu Londra sokakları arasında geçen gerilim, hikayeye zarif ama tehditkar bir arka plan oluşturuyor. Black Doves'un atmosferi, Slow Horses'ın dağınık bürosundan daha stilize, daha kurgusal ama gizli tehditlerin sıradan hayatlara sızma biçimi açısından benzer izler taşıyor.

Dizi zaman zaman ritmini yitirse de Knightley ve Ben Whishaw'un güçlü performanslarıyla karakterlerin içsel çatışmaları, izleyiciyi sürekli tetikte tutuyor.

Casuslukla duygusallık arasındaki çizgiyi ustalıkla yürüyen Black Doves, sezon finaline kadar nabzı hiç düşürmüyor. İkinci sezon onayını daha yayına girmeden alan dizi, gelecek bölümler için de beklentiyi fazlasıyla yükseltiyor. Slow Horses'ın yeni bölümlerini beklerken pekala izlenebilir.

IMDb: 7.2
Nerede izlenir: Netflix



Manchester United taraftarı saçını yine kesemedi

Manchester United taraftarı Frank Ilett, meydan okumasına başlamadan önce ve 500 güne yaklaşırken (@TheUnitedStand/Instagram)
Manchester United taraftarı Frank Ilett, meydan okumasına başlamadan önce ve 500 güne yaklaşırken (@TheUnitedStand/Instagram)
TT

Manchester United taraftarı saçını yine kesemedi

Manchester United taraftarı Frank Ilett, meydan okumasına başlamadan önce ve 500 güne yaklaşırken (@TheUnitedStand/Instagram)
Manchester United taraftarı Frank Ilett, meydan okumasına başlamadan önce ve 500 güne yaklaşırken (@TheUnitedStand/Instagram)

Bir Manchester United taraftarı, takımı üst üste 5. galibiyetini alma şansını değerlendiremeyince 500 gün sonra saçını ilk defa kestirme fırsatını kaçırdı.

29 yaşındaki Frank Ilett, Ekim 2024'te kulüp üst üste 5 maç kazanana kadar saçını kestirmeyeceğine yemin etmişti. Ancak United'ın geçen sezon yaşadığı zorluklar, beklediğinden daha uzun bir bekleme süresine yol açtı ve artık saçları komik derecede fazla uzamış durumda.

The United Strand adlı Instagram hesabındaki günlük video güncellemeleri milyonlarca görüntülenme alan Ilett, saçını, tedavi sonucu saçları dökülen genç kanser hastalarına peruk sağlayan hayır kurumu The Princess Trust'a bağışlamayı planlıyordu.

Ilett yemin ettiğinde United'ın teknik direktörü Erik ten Hag'dı ve Hollandalı çalıştırıcının görevden alınmasının ardından halefi Ruben Amorim geçen yılki sıkıntılı sezonda sadece üç kez üst üste kazanabildi.

Amorim'in ayrılmasının ardından Michael Carrick, Manchester City, Arsenal, Fulham ve Tottenham Hotspur'a karşı üst üste 4 galibiyet elde ederek, salı günü West Ham United deplasmanında 5. galibiyeti alma şansını yakaladı.

Ancak formdaki Çekiçler'e karşı United, Londra Stadyumu'nda sadece 1-1'lik bir beraberlik elde edebildi; Casemiro'nun golü iptal edildikten sonra Tomas Soucek'in perdeyi açan golünü Benjamin Sesko'nun 96. dakikada attığı golle eşitledi.

Ilett içinse, sosyal medyada milyonlarca takipçisiyle paylaşmayı planladığı, sonunda devasa saçlarından kurtulma fırsatı da suya düştü.

Ocak ayı başında görevden alınan Amorim'in yerine geçen eski United orta sahası Carrick, çocuklarının West Ham'ı yenmenin ek önemini kendisine anlattığını ve Ilett'in meydan okumasının onu gülümsettiğini söyledi.

Carrick, "Çocuklarım bu durumdan haberdar olmamı sağladı ama bu kesinlikle profesyonel düzeyde takım konuşmalarına girmeyecek" dedi.

Olan biteni anlayabiliyorum ve bu beni gülümsetiyor ama sonuçta bir etkisi olmayacak.

Independent Türkçe


İzlanda, Washington'da neden lobici tuttu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İzlanda, Washington'da neden lobici tuttu?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yeni bir habere göre ABD Başkanı Donald Trump, Grönland ve İzlanda'yı o kadar çok birbirine karıştırdı ki Reykjavík tavsiye almak için Washington D.C.'de bir lobici tuttu.

Trump, ocak ayında Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı konuşmasında Grönland ve İzlanda'yı defalarca karıştırdı.

Başkan, Beyaz Saray'a dönmeden önce bile, Danimarka'nın yarı özerk bölgesi Grönland'ın ABD tarafından satın alınması için baskı yapıyordu. Trump, ülkenin "ulusal güvenlik" amacıyla Grönland'a ihtiyacı olduğunu öne sürerek, Rusya ve Çin gibi hasım ülkeler tarafından tehdit edildiği uyarısında bulunuyor.

Davos konuşmasında Trump, Avrupa ülkelerine atıfta bulunarak, "İzlanda konusunda bizim yanımızda değiller, bunu size söyleyebilirim" dedi. Ancak Avrupa liderleri Trump'ı Grönland konusunda eleştirmiş ve bir açıklamada, mineral bakımından zengin Arktik adasının "halkına ait olduğunu" yazmıştı.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, Trump'ın konuşmasında Grönland'a yanlışlıkla İzlanda demediğini asılsız bir şekilde iddia etti.

The Bulwark'ın salı günü yayımladığı bülten, İzlanda'nın ABD Büyükelçisi Svanhildur Hólm Valsdóttir'in, "Birleşik Devletler yönetimiyle ilişkilerde stratejik danışmanlık sağlaması" için Brownstein Hyatt Farber Schreck adlı lobi şirketini görevlendirdiğini ortaya koydu.

The Bulwark, Adalet Bakanlığı'nın geçen çarşamba tarihli dosyasında yer alan ve lobi şirketinin avukatlarından Jason Buckner'ın büyükelçiye yazdığı, anlaşmayı detaylandıran mektubu kaynak gösterdi. Anlaşma, gelecek 6 ay için aylık 25 bin dolarlık danışmanlık ücretini içeriyordu.

Dosyada Brownstein'in İzlanda hükümetine yardımcı olmak için yapacakları, yetkilileri ABD yönetimi paydaşlarıyla tanıştırmak ve İzlanda için "ortaya çıkan öncelikler konusunda yapıcı geri bildirim" vermek de dahil ayrıntılı olarak ele alınmıştı.

cfvgbhy
Trump, geçen ay Davos'taki konuşmasında ABD'nin Danimarka topraklarını satın alması için baskı yaparken Grönland ve İzlanda'yı defalarca karıştırmış gibi görünüyordu (Jonathan Nackstrand/AFP)​​​​​

Bu yeni ilişkinin Trump'ın son yorumlarıyla doğrudan ilgisi açık olmasa da The Bulwark, zamanlamasının ilginçliğine dikkat çekti.

Bültende şöyle dendi:

[Anlaşma] sadece Trump'ın kavgacı Davos konuşmasında Grönland yerine tekrar tekrar İzlanda demesinden bir hafta sonra gerçekleşmekle kalmadı, aynı zamanda ocak ayında Trump'ın İzlanda büyükelçisi adayı Billy Long, Temsilciler Meclisi'nden eski çalışma arkadaşlarına ülkenin kendisinin vali olarak atanmasıyla Amerika'nın 52. eyaleti olacağı konusunda şaka yapmıştı.

Long daha sonra yaptığı yorumlar için özür dileyerek, kâr amacı gütmeyen haber sitesi Arctic Today'e şunları söylemişti:

Ciddi bir şey yoktu, üç yıldır görüşmediğim bazı kişilerle birlikteydim ve [Louisiana Valisi'yle Grönland Özel Elçisi] Jeff Landry'nin Grönland valisi olmasıyla ilgili şakalaşıyorlardı ve benimle ilgili de şaka yapmaya başladılar. Eğer birileri bundan rahatsız olduysa özür dilerim.

Independent, yorum için Washington'daki İzlanda Büyükelçiliği'yle iletişime geçti.

Independent Türkçe


Muhteşem Marty, masa tenisi turizmini patlattı

1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde. Film, masa tenisi turizmine yeni bir ilgi uyandırdı (A24)
1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde. Film, masa tenisi turizmine yeni bir ilgi uyandırdı (A24)
TT

Muhteşem Marty, masa tenisi turizmini patlattı

1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde. Film, masa tenisi turizmine yeni bir ilgi uyandırdı (A24)
1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde. Film, masa tenisi turizmine yeni bir ilgi uyandırdı (A24)

Muhteşem Marty (Marty Supreme) gösterime girdiği günden bu yana 147 milyon doların üzerinde hasılat elde ederek muazzam bir başarı yakaladı ve şimdi de yeni bir turizm ilgisine yol açıyor.

New York'ta geçen ve Marty Mauser'ın (Timothée Chalamet) para kazanmak için masa tenisi becerilerini kullandığı film, artık insanların seyahat etme biçimlerinde de kendini gösteriyor. Seyahat rezervasyon platformu Bokun'a göre, "masa tenisi şampiyonaları" ve "yakınımdaki masa tenisi maçları" için yapılan Google aramaları son bir ayda yüzde 5000 arttı. Filmin setlerinden birine benzeyen masa tenisi barı "Space Ping Pong NYC" için yapılan aramalarsa yüzde 2600 arttı.

1950'lerde geçen film, Bokun'a göre masa tenisi turizmi üzerinde de küresel bir etki yarattı.

Bokun'a göre, mayısta Londra'da OVO Arena Wembley ve Copper Box Arena'da düzenlenecek "2026 Dünya Takım Masa Tenisi Şampiyonası" aramaları, Google'da son 30 günde yüzde 5000 artarak fırladı.

Öte yandan "Amsterdam'da masa tenisi barı" aramaları yüzde 250, "Danimarka'da masa tenisi barları" aramalarıysa yüzde 79 arttı.

Bokun ayrıca, "masa tenisi brunch deneyimleri" aramalarının da yüzde 250 arttığını keşfetti.

Bokun'da Kıdemli Büyüme Pazarlama Müdürü Samuel Jefferies, verilerin seyahat sektörü için bir fırsata işaret etmesinin nedenini açıkladı.

Muhteşem Marty'nin vizyona girmesinin ardından canlı etkinlikler ve ilgili deneyimlere yönelik aramaların hızla artmasıyla birlikte, film ve televizyonun kültürel hızlandırıcılar işlevi görmeye devam ettiği açık. Niş ilgi alanlarını ana akıma taşıyor ve turistik mekanlara, etkinliklere ve deneyimlere yeni bir soluk getiriyor. Filmin vizyona girmesinden bu yana 'Dünya takımlar masa tenisi şampiyonası 2026' aramalarının yüzde 5000'den fazla artmasıyla, film canlı etkinlik turizmi üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. Londra'da düzenlenen bu etkinlik, güçlü kültürel anların küresel turizmi nasıl artırabileceğini yansıtıyor. Daha da ilginci, Muhteşem Marty'nin yükselen sosyal spor deneyimleri trendi üzerindeki etkisi. Google arama trafiğinde küresel olarak masa tenisi barları ve masa tenisi mekanlarına yönelik aramalarda artış görülmesiyle, filmin 2026'daki seyahat deneyimleri ve seçimleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olacağını tahmin ediyoruz.

Independent Türkçe