Arap dünyası için gerekli seçimler

Zorlukların üstesinden gelmek, bir kalkınma felsefesi benimsemek ve inşa etmeye kararlı olmak, daha iyi bir gelecek için gerekli adımlardır

Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
TT

Arap dünyası için gerekli seçimler

Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)

Nebil Fehmi

Günümüzün çalkantılı küresel düzeninin iki kutuplu sistemden sonra, tek kutuplu dünya, çok kutuplu dünya ve büyük kutupları olmayan bir sistem arasında gidip geldiğine kimse itiraz etmiyor.

Ortadoğu'nun istikrarsız olduğu ve ulusal sistemin bir ülkeden diğerine değişen başarı ve başarısızlık oranları, başta İsrail olmak üzere Arap olmayan ülkelerin bölgeyi kendi kimliklerine göre şekillendirme hırsları nedeniyle hem doğal hem de zorunlu bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiğine de kimse itiraz etmiyor.

Uluslararası ve bölgesel sahnedeki en önemli ortak unsur, kendisine eşlik eden ya da hegemonya arayışındaki tarafların stratejik kararlarının sonucu olan kargaşadır. Bahsi geçen taraflar, bazı gerginliklere rağmen soğuk barış içinde bir arada yaşamaya dayalı istikrarlı uluslararası ve bölgesel sistem oluşturan, uluslararası ve bölgesel mutabakat ve dengelerin dışına çıkan kararları ile bu kargaşaya neden olmuşlardır.

Soğuk barış içinde bir arada yaşama evresi, yerini uluslararası düzeyde Batı tarafından tek taraflı bakış açısının ve belirli taraflar için neredeyse sıfır toplamlı çözümlerin hakim kılındığı bir başka evreye bıraktı. Sosyal ve siyasi eksenleri yönlendirmek için ekonomik eksenlere odaklanıldı. Ortadoğu'da ise bu geçiş, özellikle ABD tarafından desteklenen İsrail tarafından, kaba askeri ve siyasi güç kullanılarak gerçekleştiriliyor. Böylece başkalarının meşru haklarına veya devletlerin egemenliğine saygı göstermeden, kamusal alanda şiddet ve çifte standart kullanılarak, güç kanunu hukukun gücüne üstün geldi.

Mevcut uluslararası ve bölgesel durum son derece zor, tehlikeli ve etkileri denizler ve kıtalar boyunca uzanıyor. Bu, genel olarak bağımsız devletlerin ve özellikle de Ortadoğu'daki Arap devletlerinin, kapsamlı vizyonlar, coşkulu bir kararlılık, kararlar almada ve politikalarımızı eyleme dönüştürmede cesaret ve bilgelikle inisiyatif almasını gerektiriyor.

Anın önemine ve durumun zorluğuna rağmen, Arap dünyasının bu kasırgayı güvenli bir şekilde atlatmasının temel olarak üç kelimeye bağlı olduğunu belirtirken, koşulları abartmıyor veya küçümsemiyorum. Bu üç kelime, meydan okuma, kalkınma ve inşadır.

Biz Araplar olarak, meydan okumanın- aslında meydan okumaların- büyüklüğünü takdir etmeliyiz. Ortadoğu'da ve Arap ülkelerinde Arap kimliğini sulandırma, bunu özellikle de İsrail etkili bir Ortadoğu kimliği veya gerekirse bölgesel stratejik çıkarlar pahasına acil, kısa vadeli maddi çıkarlarla yönlendirilen bir kimlikle değiştirme girişimlerini, keza yeni hegemonun, Arapların teknolojik ve finansal olarak gelişmiş dünyaya açılan kapısı ve aracısı olduğu iddiasını bu meydan okumalar arasında sayabiliriz.

Arap kimliğinin başkalarının yararına parçalanması, finansal ve teknolojik kanalların kontrol altına alınması ve Arap ülkelerinin bunlara erişiminin kısıtlanması, askeri, ekonomik ve politik olarak Arap ülkelerinin ulusal güvenliğine açık ve uzun vadeli tehdit oluşturmaktadır. Mısır, Suudi Arabistan ve etkili Arap ülkeleri, komşu Arap olmayan ülkelerle istişare etmeden önce, Arap düzeyinde tartışılacak bir Arap ulusal güvenliği planı ve vizyonu geliştirmelidir. Zira bizi birleştiren kavram ve çıkarlar, belirli konulardaki görüş ayrılıklarından çok daha ağır basmaktadır.

Dürüstlük aynı zamanda, vatandaşların Arap kimliğinin gerçekliğine olan güvenini ve inancını yeniden tesis etmek için Arap düzeyinde bir öz meydan okumayla yüzleşmek gerektiği konusunda da açık sözlü olmayı elzem kılıyor. Bu yüzleşme özellikle kültür, miras ve ekonomik alanlarda bizi birleştiren unsurlara dayanan gerekli bir tutkuyla ve zaman zaman, özellikle siyasi düzeyde ortaya çıkan farklı önceliklerle gerçekçi ve saygılı bir şekilde başa çıkarak yapılmalıdır.

Bölgesel düzeyin dışındaki Arap toplulukların çeşitliliğinden de en üst düzeyde faydalanılmasına, olumlu bir şekilde teşvik edilmesine ve eylemlerinin daha geniş Arap bölgesel çerçevesi içinde uyumlu ve entegre hale getirilmesi için çalışılmasına davet ediyorum; zira bunlar, genel Arap çabasına kümülatif katkılar oluşturmaktadır.

İçeride ise meydan okumalar, Arap dünyasında ulus-devlet kavramını güvence altına almayı ve güçlendirmeyi, halklarımızın ve çeşitli dini grupların hususiyetlerine saygı göstererek parçalanma ve bölünmeye yer bırakmamayı içeriyor. Zira özellikle 21. yüzyıldan bu yana veya kısa bir süre öncesine kadar, fitne, radikal muhalif hareketler veya yabancı oluşumlar tarafından istismar edilen Arap istikrarsızlığı, ulusal bölünme ve ayrılığın en önemli tohumlarından biri olmuştur.

Bir diğer meydan okuma da orta büyüklükte ve ılımlı devletler olduğumuz göz önüne alındığında, oldu bitti dayatma ve bölgesel düzeni güç kullanarak şekillendirme girişimlerine karşı koyma gerekliliğidir. Uluslararası hukuk, doğrunun yanlışa üstün gelmesini, uluslarımızın ve dünyamızın ulusal güvenliğinin korunmasını, tüm ülkeleri ve halkları ortak ve evrensel standartlara göre hesaba katarak adil bir bölgesel düzenin istikrarının sağlanmasını güvence altına almanın temel taşıdır. İsrail'in son aylarda Gazze ve Batı Şeria, Suriye, Lübnan, Yemen ve İran'daki uygulamaları, İsrailli yetkililerin bölgeyi yeniden şekillendirdikleri ve karşılarında duran her tarafa karşı güç ve çifte standart kullanacaklarını ilan ettikleri politikalarının pratik bir yansımasıdır.

Belki de meydan okumaların üstesinden gelmenin ve başarı fırsatları sunmanın en iyi yollarından biri, Arap dünyasının hem ulusal hem de bölgesel olarak sürekli ve kademeli bir kalkınma metodolojisini benimsemesidir. Öncelikle özelliklerimizi, haklarımızı, bölgesel ve uluslararası etkimizi korumak, uluslararası ve bölgesel durumlar sürekli değiştiği için gelişmelere ayak uydurmak için bunu yapmalıyız. Arap dünyasının uluslararası ve bölgesel gelişmelerin farkında olması ve bunları yakından takip etmesi yeterli değil. Aksine, özellikle Arap olmayan uluslararası ve bölgesel aktörlerin müdahale ettiği ve istediği gibi dolaştığı Ortadoğu düzeyinde, çağdaş düzenin, eğilimlerinin ve sonuçlarının şekillendirilmesine katkıda bulunmamız zorunludur.

Ulusal ve bölgesel Arap siyasi, ekonomik ve güvenlik düzeylerinde sürekli öz-gelişim felsefesini benimsemeden bölgesel kalkınmayı güvenli bir şekilde yönlendirmeyi başaramayız. Bu durum, bütün ülkelerimizi temsil eden ve Mağrip'ten Maşrık (Levant) ve Körfez'e kadar herkese ilham veren ulusal ve bölgesel kurumlarımızı da kapsamaktadır. Böylece yapay zekâ, insansız hava araçları, genetik alanında inovasyon, akıllı navigasyon ve uzun menzilli teslimat sistemleri çağında ortaya çıkan, birbirine bağlı ve hızla değişen olaylar ile kapsamlı ve hızlı bir şekilde etkileşime girebilirler. Çünkü hızlı kalkınma treni asla durmaz ve bu trene ayak uydurup onu şekillendirenler bundan faydalanırken, diğerleri her şeye açık hale gelir. Arap dünyasının sadece bir teknoloji kullanıcısı değil, aynı zamanda bir teknoloji üretim kaynağı olmasını temenni ediyoruz.

Bağımsız karar sahibi, koşulları değiştirebilen, baskı ve krizlere dayanabilen, bölgesel ve uluslararası örgütlere katılım için çabalayan modern ve güçlü ulus-devletler inşa etmeye devam etmeliyiz. Dış politika kararlarımızı ulusal kabiliyetlerimiz ile bölgesel ve uluslararası ilişkilerimizin bir bileşimine dayandırarak bunu başarabiliriz. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu da uluslararası arenada aktif rolümüzü koruyacak ve halklarımızın yararına karar alma bağımsızlığımızı ve çoklu seçeneklerimizi güvence altına alacaktır.

Bölgesel ve uluslararası siyasi ve toplumsal kalkınma, sağlam ve üretken bir ulusal ekonomik temel ve sistem gerektirir, çünkü bu, başarının temel ölçütü ve birincil hedeftir. Ayrıca, kapitalist, sosyalist veya başka türlü olmasına bakılmaksızın, performans açısından son derece verimli bir ekonomik sistem de gerektirmektedir. Verimlilik için ise ilgili bilgilerin şeffaf olmasına, gizlilik konusunda hesap sormaya, iyi performansın ödüllendirilmesine ihtiyaç vardır. Verimlilik ayrıca, herkesi katılıma ve rekabete teşvik etmeyi ve güçlendirmeyi, toplumsal taleplere yanıt verebilecek hem yerel hem de uluslararası düzeyde uluslararası şirketlerle rekabet edebilecek ekonomik sistemler ve kurumlar yaratmaya çabalamayı gerektirir. Zira dünya ekonomileri birbirine bağlı ve iç içe geçmiştir, orta gelirli ülkelerin artık rekabetçi uluslararası piyasalardan izole veya bağımsız bir şekilde sürdürülebilir olarak kalkınmasına imkân yoktur.

Zorlukların üstesinden gelmek, bir kalkınma felsefesi benimsemek ve inşa etmeye kararlı olmak, Arap dünyası için daha iyi bir gelecek amacıyla atılması gerekli adımlardır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.


Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
TT

Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)

İsrail medyası dün, Güvenlik Kabinesi'nin şu açıklamayı yaptığını bildirdi: "İran'ın İsrail'e zarar verme girişimlerine kararlı bir güçle karşılık vereceğiz."

Jerusalem Post gazetesinin bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Trump yönetimi İran'a, iki taraf arasında yapılacak görüşmede İran heyetinin "somut öneriler" sunmasını beklediğini bildirdi.

İsrail gazetesi, iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Amerikalıların İran'dan nükleer mesele ve diğer konularda "tavizler" vermesini beklediğini ifade etti.

Gazete, İsrail Güvenlik Kabinesinin İran rejiminin verdiği sözleri tutacağına güvenilemeyeceğine inandığını belirtti.

Jerusalem Post, askeri bir kaynağa atıfta bulunarak, “İran rejimi, verdiği sözlere güvenilemeyeceğini defalarca kanıtladı… Eğer İran egemenliğimize tecavüz etmeye veya vatandaşlarımıza zarar vermeye kalkışırsa, sonuçları ağır olacaktır… Kararlı bir güçle karşılık vereceğiz” ifadelerini aktardı.

Kaynak ayrıca, İsrail'in ABD ve İran arasındaki görüşmelerin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemesi ve balistik füze programına kısıtlamalar getirmesi konusunda ısrar ettiğini de belirtti.

Jerusalem Post, güvenlik kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail askeri yetkililerinin yakın zamanda ABD'ye İran'ın balistik füze programının varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu, gerekirse İsrail'in Tahran'a karşı tek taraflı olarak harekete geçmeye hazır olduğunu bildirdiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post’tan aktardığına göre bir güvenlik kaynağı, “İran'ın balistik füzeler konusunda belirlediğimiz kırmızı çizgiyi aşması durumunda tek taraflı olarak karşılık vereceğimizi Amerikalılara bildirdik” dedi. Kaynak, İsrail'in henüz bu noktaya ulaşmadığını ancak İran içindeki gelişmeleri yakından izlediğini belirtti.

Cuma sabahı Maskat, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında dolaylı müzakerelerin bir turuna ev sahipliği yaptı ve iki taraf görüşmelere devam etme konusunda anlaştı; tarih ve yer daha sonra belirlenecek.