Sudan Savaşı'nda sahte pusulalar

Eşi ve benzeri görülmemiş bir fikir

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Sudan Savaşı'nda sahte pusulalar

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Emced Ferid el Tayıb

 “Temel siyasi görev, sadece görünürdeki iktidar biçimleriyle yüzleşmek değil, tarafsız ve bağımsız görünen kurumların çalışma mekanizmalarını eleştirmek, söylemlerini parçalamak ve gizlice uyguladıkları politik şiddeti ortaya çıkarmak için onlara saldırmaktır. Bu gizli şiddeti ifşa etmenin amacı, ona bilinçli ve öngörülü bir şekilde direnmek ve mücadele etmek mümkün hale gelmesidir” İnsan Doğası/İktidara Karşı Adalet - Foucault ve Chomsky Tartışıyor adlı kitaptan bir alıntı.

Sudan'ı kasıp kavuran savaşın ortasında, top seslerinden daha ağır ve yıkımdan daha acı verici acı bir gerçek ortaya çıkıyor. Bu gerçek, Sudan'ın siyasi bilincine daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş bir darbe indirirken siyasi araçlar geleneksel kutuplaşmayı aşarak siyasi uygulamada ‘milliyetçilik’ ve ‘kamu yararı’ kavramlarının tamamen parçalanmasına tanık oldu.

Sudan'daki ister sağcı ister solcu olsun çeşitli siyasi güçler 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesinden bu yana bu trajediyi kendi siyasi hesaplarını görmek, kendilerini ve söylemlerini yeniden sunmak ve ulusal felaketi, savaşın gidişatı ve içindeki acılarla ilgilenmeyen, siyasi nüfuz ve kendi çıkarları için sembolik bir sermayeye dönüştürmek amacıyla kullanmaya çalışıyor.

Sudan'da tanık olduklarımız artık sadece silahlı bir askeri çatışma değil, aynı zamanda ulusal siyasi pratiğin içeriğinin tamamen çöküşü ve onu yönlendiren ahlaki pusulanın kökünden sökülüp atılmasıdır. Bu durum, ateşli bir fırsatçılığa dönüşürken vatanın parçalarının siyasi ganimet haline gelmesine katkıda bulunuyor ve büyük anlatılarını gerçekliğin enkazı üzerine inşa ediyor. Bu manzarada savaş, yıpranmış siyasi kimliklerin yeniden inşası oyununda sadece bir arka plan haline geldi. Vatanı ganimet bilme mantığının bozulması, top sesleri eşliğinde toprağın üzerinde tam bir yıkım ve tahribat, ulusal projenin temellerinin çöküşü karşısında siyasi bir boşluk şeklinde ulusal tarihin en karanlık anlarında çifte bir çöküşe neden oldu.

Ülkedeki İslamcı gruplar 2019 Nisan ayında halk devriminin başarıyla sonuçlanmasıyla iktidarı kaybetti. Halk devrimi, 1989 yılının haziran ayında Ulusal İslami Cephe (NIF) tarafından gerçekleştirilen darbeden bu yana ülkeyi yöneten Ulusal Kongre Partisi (NCP) rejimini devirip Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir'i iktidardan düşürdü. Söz konusu İslamcı gruplar, Aralık devrimini yöneten halkın kendilerine karşı gösterdiği büyük tepkiyi atlatmaya ve kendilerini ve söylemlerini yeniden sunmaya, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) işlediği suçlara karşı ordu ve devletin koruyucusu olarak yeniden konumlanmaya ve kendilerini orduyu ve devleti destekleyen siyasi güç olarak göstermeye çalışıyorlar. Böylece, halkın kitlesel devrim orduları tarafından devrilen otoriter geçmişlerini ve otuz yıllık yolsuzluk ve otoriterlik mirasını silebileceklerini düşünüp barışçıl silahlarına sarılıyorlar. Savaşı, ülkeye gizlice geri dönme planlarının bir parçası olarak göstermeye çalışıyorlar ve HDK'nın Sudan'ı kasıp kavuran yıkım dalgasına karşı duran ulusal cephe olduklarını iddia ediyorlar. Milislerin işlediği suçlara ve faşist doğasına karşı herhangi bir tavrı, kendi cephelerine siyasi bir tavır olarak görüyorlar.

Sudan'daki ister sağcı ister solcu olsun çeşitli siyasi güçler 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesinden bu yana bu trajediyi kendi siyasi hesaplarını görmek, kendilerini ve söylemlerini yeniden sunmak ve ulusal felaketi, savaşın gidişatı ve içindeki acılarla ilgilenmeyen, siyasi nüfuz ve kendi çıkarları için sembolik bir sermayeye dönüştürmek amacıyla kullanmaya çalışıyor.

Karşı tarafta ise, devrim güçlerinin saflarında yaşanan kargaşa onlara yardımcı oldu. Devrimin oluşumuna katkıda bulunan ve savaşın ardından ortaya çıkan çeşitli oluşumlarla geçiş dönemini yöneten Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne (ÖDBG) bağlı sivil gruplar, Sivil Cephe, Tekaddum İttifakı ve ardından Samud İttifakı, HDK üyelerinin savaşla ilgili anlatısını benimsedi ve tekrarladı. Bunu milislerin ordudaki eski rejimin kalıntıları ile savaşı olarak tasvir etti. Milislerin yenilgiye uğratılmasının -tüm suçlarına rağmen- eski rejimin yeniden canlanması anlamına geleceği uyarısında bulundu.

Bu anlatı sağlam temellere dayanmamasına, milis grupların ordu ve komutanlarıyla iletişim kurmak için çılgınca çaba göstermelerine, diğer devlet kurumları dışında doğrudan orduyla iletişim kurmakta ısrar etmelerine ve devrimin temel sloganı olan devletin ve Sudan’daki yönetimin modernleştirilmesi ile çelişmesine rağmen savaşı, bilinçli ya da bilinçsiz olarak eski dostları olan devrik İslamcı iktidarın bir uzantısı olarak gören olgunlaşmamış bir vizyonu dayatmaya devam ettiler. Bu şekilde milislerin anlatısını desteklediklerini ve Sudanlıların eşi görülmemiş bir suçla karşı karşıya kaldıkları savaşı meşrulaştırdıklarını görmezden geldiler. Sudan ordusu, tarihi siyasi müzakerelerine rağmen şu anda bu suçla mücadele ediyor. Sudanlıların milislerin kontrolündeki bölgelerden ordunun kontrolündeki bölgelere kaçışı da bu gerçeği teyit ediyor.

Söz konusu güçlerin milislere yakın tutumu bununla sınırlı kalmadı. Sudan devletinin tüm kurumları, ordu da dahil olmak üzere, HDK ile aynı düzeyde görüldü. Durumu daha da karmaşık hale getirense yaklaşık iki yıldır süren savaş boyunca bu ittifakların söylem ve karar alma süreçlerinde milislerle organik, entelektüel ve siyasi bağları olan unsurların varlığının devam etmesiydi. Nihayet bu yılın mart ayında milislere siyasi desteğini açıkça ilan eden Sudan Kurucu İttifakı’nı kurmak için Tekaddum İttifakı’ndan ayrıldılar ve başından beri var olan bu eğilimlerini açıkça ortaya koydular. Bu unsurların bazıları, ‘Samud’ adı altında ittifakın geri kalanında varlıklarını sürdürürken, bu durum onu, Sudan'ı bölmek için rekabet etmeye devam eden HDK’nın siyasi ittifaklarıyla ilişkilerini sürdürmeye ve onlarla iş birliği yapmaya itti.

Savaşı, devrik İslamcı iktidarla olan eski çatışmalarının bir uzantısı olarak görmekte aceleci bir yaklaşım sergilediler ve bilinçli ya da bilinçsiz şekilde milislerin anlatısını desteklediklerini göz ardı ettiler.

Böylece, sağlam bir ahlaki zeminde durmak yerine ya ağır suçları meşrulaştırmaya karıştırlar ya da sessiz kaldılar. Hatta bazen siyasi denge bayrağı altında, bazen de ihlallere ilişkin gerçekleri ve verileri açıkça tahrif ederek bu suçları normalleştirmeye katkıda bulundular. Sivil Cephe, 2023 yılının mayıs ayında yapılan açıklamada, HDK milislerinin işlediği tecavüz suçlarını Sudan ordusuna atfetti. Ancak bu durum ortaya çıkınca özür dilemek zorunda kaldı.

Daha sonra bu siyasi birliktelik daha da güçlendi. Öyle ki ilgili ittifaklar milislerin İslamcı gruplara karşı direniş adına şiddet uygulamaları meşru bir gerekçe haline getirildi. Milislerin ve bu ittifakların bölgesel destekçileri, yandaşları ve koruyucuları da durumu daha da ağırlaştırdı.

Bu güçler, Aralık devriminin fitilini ateşleyen ve İslamcıların iktidarını deviren halkın öfkesini kullanarak ahlaki bir duruş sergilemeye çalışırken, bu devrimin mirasını tekellerine almaya çalışıyorlar. Ancak HDK milisleriyle aynı anlatıyı paylaşarak İslamcılara paha biçilmez bir hizmette bulundular. İslamcıların kendilerini devrimle milisler arasında bağlantı kurmaya çalışan bir söylem üretmelerine ve kendilerini Sudan'da istikrarı sağlayan ve koruyan unsurlar olarak göstermeye izin verdi. Oysa gerçekte, onlarca yıl süren yolsuzluk ve despotluğun tohumlarını ekerek Sudan halkının bugün yaşadığı tüm felaketlerin asıl nedeni İslamcı gruplardır. Buna karşın Samud İttifakı, ulusal mücadelenin ahlaki pusulası olduğunu iddia ederek devrimin mirasını tekelinde tutmaya çalıştı. Bu da devrimin sloganlarına, özellikle de devrimci kitlelerin şu anda yaşananlara karşı devrimci tutumu belirlemek için açık ve net bir şekilde formüle ettikleri ‘Ordu kışlaya, Cancavid dağtılsın!’ sloganına ölümcül bir darbe indirdi.

Rızanın İmalatı

Çatışan taraflar genel iletişim düzeyinde Noam Chomsky'nin ‘Rızanın İmalatı’ modelini gerçeklikten tamamen ayrı bir bağlamda uygulamaya çalışıyorlar. Bu modelde tüm taraflar kendi tabanına hitap ederken onlardan güç alır ve halkı görmezden gelir.

Rızanın İmalatı, halka sahte ikili seçenekler sunan bir medya çerçevesi oluşturarak yapılır. Bu çerçeve, olası düşünce alanını daraltmak ve alternatifleri göz ardı etmek için tasarlanmıştır. Tartışma varsayımsal olarak iki seçenekle sınırlıdır. Ya ordunun ya da milislerin mutlak otoritesi kabul edilmeli. Ordunun mutlak otoritesi kabul edilirse İslamcılar liderlerinin otoriter emellerini destekleyecek ve bunun devrim ve geçiş sürecinin hedefleriyle çeliştiğini yani ordunun reformu ve devlet mekanizmasının demokratik yönetime geçiş için sivil bir şekilde modernize edilmesi ve geliştirilmesini görmezden gelecek. Milislerin mutlak otoritesi kabul edilirse, eski rejimin kalıntılarıyla mücadele etmek için kaçınılmaz bir gerçeklik olarak görülecek ve onların suçlarını, varlıklarının temelindeki bozukluğu ve Sudan'ın sosyal dokusunun istikrarı üzerindeki tehlikesini görmezden gelinecek. Dolayısıyla Tekaddum İttifakı güçleri ve daha sonra da Samud İttidakı güçleri, Sudan'ın sosyal ve siyasi tarihinin karmaşıklığına ilişkin tartışmaları gündeme getirerek, gerçeklere aykırı olsa da, milislerin varlığını meşrulaştırmaya ve onları Sudan'ın marjinal kesimlerinin temsilcisi olarak göstermeye çalışacak.

Çatışan taraflar genel iletişim düzeyinde Noam Chomsky'nin ‘Rızanın İmalatı’ modelini gerçeklikten tamamen ayrı bir bağlamda uygulamaya çalışıyorlar. Bu modelde tüm taraflar kendi tabanına hitap ederken onlardan güç alır ve halkı görmezden gelir.

Taraflar, resmî kurumların tek başına meşru şiddeti tekelinde tuttuğu ve hukukun üstünlüğüne tabi olan bir sivil devletin inşası şeklindeki devrimin temel talebini dışlayan ve üçüncü bir seçenek olan bu yapay çerçevede kendi anlatılarını sunuyorlar. Siyasi tartışma, ‘sivil devletin nasıl kurulacağı ve devletin şiddeti tekelinde tutacağı’ konusundan, ‘iktidarı ele geçirmek için hangi silaha başvuracağımız’ sorusuna kaydı. Bu da organize ama tembel bir yanıltma süreci olmanın yanında geçiş sürecinin görevlerini yerine getirmek için halkın yanında yer alarak siyaset yapmayı zorlaştırıyor.

Bu karşıt anlatılar, görünürdeki düşmanlıklarına rağmen, derin yapılarında birbirine benziyor. Her ikisi de siyasi doğruluk için sahte bir pusula oluşturmaya çalışıyor ve kendi önderlerini takip etmeyen kim varsa kınıyor. Bu otoriter girişimin milliyetçilik, devrim veya adaletle hiçbir ilgi yok, daha ziyade yıkıntıları üzerinde bile olsa sahneyi domine etmeye çalışan fırsatçı siyasi projelerle ilgili. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu çok boyutlu çatışmanın nihai sonucu, Sudan'da siyasetin ‘ölüm politikasına’ (Thanatopolitics) dönüşmesidir. Buradaki politika artık vatandaşların hayatlarını yönetmekle değil, onların ölümlerini, yerlerinden edilmelerini ve acılarını diğerlerine karşı mücadelede birer araç olarak kullanmakla ilgileniyor. Samud İttifakı’nın yükselttiği ‘savaşa hayır’ sloganı bile, milislerin varlığını sürdürmesini sağlamak ve onları dağıtmak yerine varlıklarını garanti altına almak için kullanılıyor. Vatandaşlar ve onların görüşleri, gerçek katılımcılar olarak siyasi niteliklerinden mahrum bırakılarak, devletin yıkıntıları üzerinde rekabet eden tarafların şiddetine maruz kalan bedenlere indirgenmiş durumda. Her iki taraf da, sloganlarında farklılık gösterse de, siyasi bencil bir zihniyet, ulusal çıkar ile örgütsel veya partizan çıkarlarını kasıtlı olarak karıştırma ve vatan, devrim, demokrasi gibi büyük değerleri, iktidarın merkezinde yeniden yer edinme çabalarını gizlemek için bir perde olarak kullanma konusunda ortak bir tutum sergiliyor.

fgthyuj
Zemzem Mülteci Kampı, HDK’nın kontrolüne geçtikten sonra, kamp sakinleri Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesindeki geçici bir kampa kaçarken, 13 Nisan 2025 (AFP)

Herçeği gösteren değil, onlara yönelenlerin çıkarlarına hizmet eden bu sahte pusulalar, özünde bir çözüm aramak veya felaketi cesurca yorumlamak yerine ülkenin yıkıntıları üzerinde olsa bile siyasi nüfuzu yeniden üretmek için krizi yönetmeyi amaçlıyor. Bu yüzden onlarla aynı safta yer almayan birinden gelen her türlü eleştiri ya ihanetle ya da abartılı tepkilerle, hatta o kişinin karalanması ve siyasi sahneden uzaklaştırılması için çılgınca çabalarla karşı karşıya kalır ve bu eleştiriye, diğerlerinin kesinlikle düşman olduğu düşüncesi altında ortadan kaldırılması gereken bir tehdit olarak bakılır.

İlkelerin değil, çıkarların yarattığı ‘pusulalar’ arasında gerçek kayboldu. Vatanın tüm bu varlıklardan daha büyük olduğu fikri kayboldu. Bugün yaşanan en tehlikeli durum, siyaseti ahlaki ve sorumlu bir şekilde kamu işlerini yönetme sanatı olarak yüce anlamından uzaklaştırıp, kaynaklar üzerinde bencil bir mücadelenin aynasına dönüştüren bu toplu davranış biçimidir. Bu davranış biçiminde gerçekler çiğnenir, hafıza ayaklar altına alınır, gerçekler göz ardı edilir ve güç saplantısı ya da intikam arzusuna dayanan bir anlatıya uymayı reddedenler ihanete uğrar. Bu savaş, tüm vahşetine rağmen, Sudan sahnesinin seçkinleri biraz ahlaki cesaret ve kendileri dışında düşünme yeteneği sergileseydi, yeni bir kuruluş anı olabilirdi. Ancak İslamcılar, devrim öncesi tutumu çağrıştırarak eski yolda devam etmeyi tercih ettiler. ÖDBG, 2021 ekimindeki darbeden önceki tabloya geri döndü. Tüm taraflar kendine bir ayna yaratıyor ve önünde durup kendini övüyor, başkalarını ise kötülüyor. Bu trajik manzara sadece siyasi başarısızlığı değil, ulusal siyasi uygulamaların standartlarında da derin bir çöküşü ortaya koyuyor.

Bu tünelden çıkmak için siyasi uzlaşmalardan daha fazlası gerekiyor. Öncelikle, sahte ikilikleri, sahte suçlamaları ve sahte ahlaki pusulaları aşan yeni bir söylem oluşturarak siyaset sahnesini yeniden kurmak gibi entelektüel bir görev gerekiyor. Bunun için, iktidarı paylaşma çabası değil, kavramlara dayalı yeni bir siyasi uygulama projesi geliştirmek gerekiyor. Eğer devlet kurumlarının yeniden inşasının yanında zorlu bir görev olan anlamın da yeniden inşası gerçekleşmezse Sudan, yıkımla ilgili çatışan ideolojilerle, bazen silahlarla, bazen de içi boş sözlerle kendini besleyen bir şiddet döngüsünde dönmeye devam edecek.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.