İsrail ve Türkiye'nin Suriye'deki çıkarları ve kırmızı çizgileri

Yanlış değerlendirme ve hesapları önlemek için karşılıklı uzlaşıya varılabilir mi?

 Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Eylül 2023'te New York'taki BM Genel Merkezi'nde BM Genel Kurulu'nun 78. oturumu sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Eylül 2023'te New York'taki BM Genel Merkezi'nde BM Genel Kurulu'nun 78. oturumu sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi.
TT

İsrail ve Türkiye'nin Suriye'deki çıkarları ve kırmızı çizgileri

 Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Eylül 2023'te New York'taki BM Genel Merkezi'nde BM Genel Kurulu'nun 78. oturumu sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Eylül 2023'te New York'taki BM Genel Merkezi'nde BM Genel Kurulu'nun 78. oturumu sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi.

Michael Harari

Esed rejiminin çöküşü bölgesel sahneyi yeniden şekillendirdi. Yeni rejimin uzun vadeli istikrarı beklentileri hakkındaki haklı şüphelere rağmen, Ahmed eş-Şara'yı destekleyen geniş bir uluslararası uzlaşı var ve devam eden kaostan ziyade merkezi otorite altında birleşik bir Suriye'yi açıkça tercih ediyorlar. Birçok ülkenin gözünde, İran'ın Suriye'den hızla çekilmesi belki de şu ana kadarki en önemli başarı, zira bölgesel istikrarı artırmak için bir umut penceresi açıyor. Suriye böylece küresel gündemde ve Washington’un gündeminde daha yüksek bir öneme kavuştu. Aynı durum, Suriye ile ortak sınırları olan iki büyük bölgesel aktör olan İsrail ve Türkiye için de geçerli. Her ikisi de Suriye'deki gelişmelere ulusal çıkar meselesi olarak bakıyorlar.

İsrail, aşırı İslamcı bir hükümetin ortaya çıkışından ve Suriye'de aşırı Türk nüfuzundan endişe duyuyor. İsrail hükümeti, Türkiye'nin rolünü ve Kuzey Suriye'deki, özellikle de Kürt bölgelerindeki iddialı müdahalesini kabul etse de ülkenin diğer bölgelerindeki Türk askeri varlığı konusunda kırmızı çizgi çekiyor, bunu önceki İran müdahalesine benzetiyor ve şiddetle karşı çıkıyor görünüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail, Şam'da güçlü bir merkezi hükümeti tercih edip etmediği konusunda da henüz kesin bir karara varmış değil. Son açıklamaları ve eylemleri, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'yi tercih ettiğini gösteriyor; ancak bu hesapları bir dereceye kadar şekillendirecek olan, nihayetinde Washington'un tutumudur. Buna ilave olarak, mevcut koşullarda, özellikle son aylarda askeri üstünlüğünü göstermesinin ardından, İsrail Suriye'nin geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynayabileceğine inanıyor.

Öte yandan Türkiye, Kürtlere (PKK da dahil) karşı son dönemde attığı ve yine benzer tarihsel öneme sahip adımlara paralel olarak, Suriye ile sınırını kendi şartlarına göre istikrara kavuşturmak için tarihi bir fırsat görüyor ve aynı zamanda Şara rejiminin kendisine bağımlılığını pekiştiriyor. İsrail'in kanıtlanmış askeri ve teknik üstünlüğüne rağmen, Türkiye bunu bir engel olarak görmüyor ve mevcut durumu bölgesel konumunu güçlendirmek için altın bir fırsat olarak görüyor (kimileri bunu bölgesel hegemonya arayışı olarak tanımlıyor). Başkan Trump ve Erdoğan ile ilişkisi, Türkiye açısından bu umut verici görünüme katkıda bulunuyor. Dahası, son yıllarda Körfez ülkeleri ve Mısır ile ilişkilerini geliştiren Türkiye, artan bölgesel konumunun olumlu bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyor.

Ankara, İsrail'in Süveyda'ya yönelik kararlı müdahalesini ve buna eşlik eden olayları, İsrail'in Şara'yı zayıflatma ve Suriye'nin zayıf ve parçalanmış kalmasını sağlama yönündeki kasıtlı bir girişim olarak görüyor

Ankara'nın, İsrail'in Suveyda'ya yönelik kararlı müdahalesini ve buna eşlik eden olayları, Şara'yı zayıflatmak ve Suriye'nin zayıf ve parçalanmış kalmasını sağlama yönündeki kasıtlı bir İsrail girişimi olarak görmesi şaşırtıcı değil. Türkiye Dışişleri Bakanı 25 Temmuz'da yaptığı açıklamada, “Türkiye, istihbarat kanalları ve ortak arabulucular aracılığıyla İsrail'e bir mesaj gönderiyor. Gizli bir ajandamız yok. Hiçbir ülke Suriye için tehdit oluşturmamalı ve Suriye de kimseye tehdit oluşturmamalı... Suriye bizim için kırmızı çizgi; ulusal güvenlik meselesi... Hegemonya peşinde değiliz” dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, 4 Şubat 2025'te Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında el sıkışıyor (AFP)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, 4 Şubat 2025'te Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında el sıkışıyor (AFP)

Öyle görünüyor ki, İsrail ve Türkiye'nin şu anda Suriye'de çatışan çıkarları var. Önemli soru şu; yanlış değerlendirme ve hesapları önleyecek, olası bir gerilimin doğrudan çatışmaya dönüşmesini engelleyecek karşılıklı bir uzlaşıya varılabilir mi?

Kanaatimce cevap evettir, yeter ki iki hükümet de hayati çıkarlarını ve kırmızı çizgilerini açıkça belirlesin. Şara rejimini destekleme konusunda hakim olan uluslararası mutabakat ve rejimin kontrolünü sağlamlaştırma arzusu (en azından aksi kanıtlanana kadar), hem İsrail'in hem de Türkiye'nin dikkatlice düşünülmüş bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor.

İsrail-Türkiye ilişkileri Filistin meselesi nedeniyle gerginliğini sürdürecektir, bu nedenle Suriye konusunda iki taraf arasında ortak bir zemin bulunması şarttır

Bunun için birkaç siyasi dayanak gerekiyor:

1. Washington, bölgesel arena ve Ankara, İsrail'in proaktif yaklaşımına, yani askeri müdahalesine, özellikle de Şara rejimine karşı “tetiğe hafifçe basmak” olarak varsayılan müdahalesine olumsuz bakıyor. İsrail'in Dürzi bölgesindeki nüfuzu ile Türkiye'nin Kürt bölgesindeki nüfuzu arasında bir paralellik kurmaya çalıştığı varsayılabilir. Teorik olarak bu anlaşılabilir, ancak pratik ve stratejik açıdan son derece sorunlu. Her halükarda, İsrail'in Suriye sahasında Türkiye üzerinde nüfuz ve etki gücü sahibi olduğu ve bu yönde daha fazla tırmandırmaya gerek olmadığı mesajı alındı. Türkiye de İsrail'in, Suriye'de kendi çıkarları kadar önemli hayati çıkarları olduğunu anlamalı.

2- İsrail, Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesini aşırı buluyor ve hayati çıkarlarını tehlikeye atabileceğini düşünüyor. Aslında bölgedeki diğer aktörler de aynı görüşte. Ancak, Suriye'deki Türk askeri varlığının İran'ınkinden daha tehlikeli olduğu yönündeki gizemli İsrailli sesler hatalı ve yanıltıcı olup, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratma riski taşıyor.

3- Suriye'deki Türk hegemonyasının İsrail ve diğerleri açısından istenmeyen bir durum olduğu şüphesizdir. Bunu, özellikle Washington yoluyla öncelikle diplomatik kanallar aracılığıyla sınırlamak için çaba gösterilmelidir. Ancak bu, İran tehdidiyle aynı nitelikte bir tehdit oluşturmamaktadır.

4. Üç tarafın çıkarlarını netleştirmek ve istenmeyen yanlış anlamalara doğru bir kaymayı önlemek için Kudüs-Ankara-Washington üçgeninde yoğun bir diplomatik faaliyete ihtiyaç vardır. İsrail ve Türkiye arasında doğrudan ve gizli bir iletişim kanalı ve Azerbaycan'ın arabuluculuğu şarttır.

5. İsrail, etkileyici askeri başarılarının ardından kibrini dizginlemeli ve mevcut kibrinden vazgeçerek, başarısını maceracı bir şekilde değil akıllıca değerlendiren, rasyonel ve stratejik bir yaklaşım benimsemelidir. Sahadaki askeri başarıları ona bunu yapma fırsatı sunmaktadır.

6. İsrail-Türkiye ilişkileri Filistin meselesi nedeniyle gerginliğini sürdürecektir, bu nedenle iki taraf arasında Suriye konusunda ortak bir zemin bulunması şarttır. Aralarındaki gerginliği yatıştırmak ve her birinin sorduğu sorulara cevap vermek gerekmektedir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Akaryakıt zammı protestoları: Suriye ekonomisi en büyük sınavını veriyor

Akaryakıta yaklaşık yüzde 40 zam yapılmasıyla başlayan protestolarda İdlib'deki göstericiler ana yolları kapatmıştı (AP)
Akaryakıta yaklaşık yüzde 40 zam yapılmasıyla başlayan protestolarda İdlib'deki göstericiler ana yolları kapatmıştı (AP)
TT

Akaryakıt zammı protestoları: Suriye ekonomisi en büyük sınavını veriyor

Akaryakıta yaklaşık yüzde 40 zam yapılmasıyla başlayan protestolarda İdlib'deki göstericiler ana yolları kapatmıştı (AP)
Akaryakıta yaklaşık yüzde 40 zam yapılmasıyla başlayan protestolarda İdlib'deki göstericiler ana yolları kapatmıştı (AP)

Suriye'de akaryakıt zammına karşı bu ay patlak veren protestolar, Ahmed Şara yönetiminin ekonomi politikalarının karşılaştığı zorlu süreci ortaya koyuyor.

CNN'in analizinde, Şara yönetiminin "şimdiye kadarki en büyük ekonomik sınavıyla" karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Harvard Kennedy School'dan İbrahim el-Assil, ekonomik sorunların çok ağır olduğu ve benzer protestoların tekrar tekrar yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.  

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Charles Lister ise Suriye halkının Şara yönetiminden yüksek beklentileri olduğuna, bunların karşılanamaması halinde toplumsal tepkilerin büyüyebileceğine dikkat çekiyor.

Şara liderliğindeki isyancıların Aralık 2024'te Beşar Esad rejimini devirmesinin ardından kurulan yeni Şam yönetimi, neredeyse iflas etmiş bir ekonomiyi devralmış oldu.

Dünya Bankası'nın tahminlerine göre ülkenin yeniden inşasının maliyeti 216 milyar doları bulabilir.

Diğer yandan Şara'nın ABD Başkanı Donald Trump'la kurduğu yakın ilişki, Beyaz Saray'ın Şam'a yönelik ekonomik yaptırımları kaldırmasını da mümkün kıldı.

Amerikan yayın kuruluşunun analizinde Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Suriye'ye yatırımda başı çektiğine işaret ediliyor.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat öncülüğündeki heyet, ağustosta düzenlenen 63. Şam Uluslararası Fuarı'na katılmış, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkarılmasının hedeflendiği bildirilmişti.

Şara yönetimi, Suriye'nin Asya'yla Avrupa arasındaki stratejik konumunu kullanarak ülkeyi bir ticaret merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.

Ayrıca Şam hükümeti, İran savaşı nedeniyle Husilerin saldırı düzenlediği Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı ve gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına geldiği Hürmüz Boğazı'na alternatif bir kara köprüsü oluşturmak da istiyor.

Diğer yandan taahhüt edilen anlaşma ve yatırımların hayata geçirilmesinin uzun süreceğine de dikkat çekiliyor.

Buna ek olarak İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırgan politikasının ülkeye yatırımları engellediği vurgulanıyor. Şara, geçen hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, yönetime geldiğinden beri İsrail'in Suriye'ye en az 500 hava saldırısı düzenlediğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, CNN, National News


ABD'nin Irak'tan çekilmesi, İran savaşının gidişatını nasıl etkileyecek?

Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam Hüseyin heykeli Nisan 2003'te yıkılmıştı (Reuters)
Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam Hüseyin heykeli Nisan 2003'te yıkılmıştı (Reuters)
TT

ABD'nin Irak'tan çekilmesi, İran savaşının gidişatını nasıl etkileyecek?

Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam Hüseyin heykeli Nisan 2003'te yıkılmıştı (Reuters)
Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam Hüseyin heykeli Nisan 2003'te yıkılmıştı (Reuters)

ABD'nin Irak'tan tamamen çekilmesiyle yeni bir dönem başlarken, bölgedeki İran destekli milislerin güçlenebileceği ve IŞİD'in yeniden nüfuzunu artırabileceği belirtiliyor.

Reuters'ın analizinde Amerikan askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki güç ilişkilerinde değişiklik yaşanacağı ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın selefi Joe Biden'ın 2024'te başlattığı süreçle ülkede kalan 2 bin 500 Amerikan askeri de çekiliyor.

Amerikan ordusu, kitle imha silahları olduğu iddiasıyla 2003'te ülkeyi işgal etmiş ve Saddam Hüseyin rejimini devirmişti. 2011'de Irak'tan çekilen ABD güçleri, 2014'te IŞİD'le mücadeleye destek vermek üzere ülkeye geri dönmüştü. Beyaz Saray 2017'de Irak'ta, 2019'da ise Suriye'de IŞİD'in askeri açıdan yenilgiye uğratıldığını açıklamıştı.

Irak, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşında da Amerikan güçlerine karşı saldırılarla gündeme geldi. Tahran destekli Şii milisler, ülkedeki ABD hedeflerine birçok drone ve füze saldırısı düzenledi. Washington'ın resmi rakamlarına göre İran savaşında hayatını kaybeden 18 ABD askerinden 7'si Irak'taki saldırılarda öldürüldü.

Amerikan güçlerinin tüm Ortadoğu'dan çekilmesini isteyen İran ise son gelişmeleri "direniş ekseni" için bir zafer olarak görüyor.

Iraklı analist Ahmed Yunus, ABD'nin Irak'tan çekilmesinin İran'ın elini güçlendirebileceğini söylüyor:

Batı'nın bölgedeki askeri varlığının ortadan kalkmasıyla İran'ın vekil güçlerinin nüfuzu artabilir. Bu örgütler, devlet politikalarının şekillenmesindeki rollerini artırmaya ve kilit kurumlardaki varlıklarını pekiştirmeye çalışabilir.

Wall Street Journal'ın analizinde ise İran savaşının Irak'ı daha derin bir çatışmanın içine sürüklediği yazılıyor.

İran, güçlü Şii milisler ve siyasi partiler aracılığıyla Irak'ta askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi. Tahran yönetimi aynı zamanda komşusunu uzun süredir önemli bir ekonomik destek kanalı olarak görüyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı ihracat yoluyla döviz elde ederken, komşusunun bankacılık sistemini kullanarak ABD yaptırımlarını aşıyor.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, ülkedeki milislerin silahsızlandırılmasına yönelik sürecin 30 Haziran 2027'de tamamlanacağını bildirmişti. Ancak ABD'li yetkililere göre İran, Irak'taki Şii milislere desteği 28 Şubat'tan bu yana artırırken, Zeydi'nin silahsızlandırma sürecini yürütmesi de güçleşebilir.

ABD'nin 20 yılı aşkın süredir Irak'taki gelişmeleri şekillendiren askeri varlığı sona ererken, Washington ve Tahran arasında başta Hürmüz Boğazı olmak üzere kritik konularda henüz anlaşmaya varılamadı.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, dünkü açıklamasında ABD'yle İran arasındaki görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik toplantı ve temasların sürdüğünü bildirdi.

Öte yandan Donald Trump yönetimi kasımda düzenlenecek ara seçime hazırlanırken, İran Devrim Muhafızları da Amerikan vatandaşlarına seslenen bir mesaj yayımladı.

Dün yayımlanan mektupta ABD seçmenlerine savaşa karşı çıkma çağrısında bulunulurken, "Amerika'nın şu anki durumundan sorumlu olan kötü niyetli, aldatıcı ve şiddet yanlısı politikacıları iktidardan uzaklaştırın" diye seslenildi.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Times of Israel, Tesnim


Diplomatik azarlama... Rubio, müzakerelerin tıkanmasının ardından İran heyetini ABD’den “kovdu”

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (EPA)
TT

Diplomatik azarlama... Rubio, müzakerelerin tıkanmasının ardından İran heyetini ABD’den “kovdu”

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (EPA)

ABD merkezli Axios haber sitesinde bugün yer alan habere göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington ile Tahran arasındaki dolaylı müzakerelerin savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşma çabalarına rağmen çıkmaza girmesinin ardından, İran heyetine ve heyetin başındaki mevkidaşı Abbas Arakçi’ye pazartesi akşamı New York’tan derhal ayrılmalarını istedi.

Site, bir ABD’li yetkili ile konu hakkında bilgi sahibi bir başka kaynağa dayandırdığı haberinde, heyetin talimatı aldıktan birkaç saat sonra Doha’ya giden bir uçağa bindiğini, bu sırada Katarlı arabulucuların uzlaşma önerisi konusunda taraflarla temaslarını sürdürdüğünü ifade etti.

İran’la müzakerelerde tıkanma sürerken, ABD’den diplomatik azarlama

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre İranlıların zaten kısa süre içinde ABD’den ayrılması bekleniyordu. Ancak Rubio’nun bu hamlesi, “son derece alışılmadık bir diplomatik azarlama” niteliği taşıyor ve savaşı sona erdirme yönündeki sonuçsuz çabalar sürerken iki ülke arasındaki güvensizliğin boyutunu ortaya koyuyor.

Katarlı arabulucular, ABD ile İran arasında diplomatik ilerleme sağlamak için girişimlerde bulundu, ancak tarafların herhangi bir taviz vermeye yanaşmaması nedeniyle sınırlı ilerleme kaydedildi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de New York’tan ayrılması istenen yetkililer arasında yer aldı.

ABD’li yetkili Axios’a yaptığı açıklamada, “Bakan Rubio, kendisine gösterilen misafirperverlik süresini aşmış olan İran heyetini gönderdi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sona ermişti, dolayısıyla artık ayrılma zamanları gelmişti” ifadelerini kullandı.

Müzakerelerin tıkanması Beyaz Saray’ın umutlarını boşa çıkardı

Beyaz Saray, pazartesi sabahı perde arkasında, İran’la görüşmelerde günün ilerleyen saatlerinde ilerleme sağlanabileceğine inanıyordu. Ancak öğleden sonraki saatlere gelindiğinde müzakerelerin çıkmaza girdiği açıkça ortaya çıktı.

ABD’li yetkilinin aktardığına göre Rubio’nun talimatı üzerine ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilciliği, pazartesi akşamı İran’ın BM misyonuna Arakçi’nin de aralarında bulunduğu heyetin New York’tan derhal ayrılması gerektiğini bildirdi.

Arakçi’nin de yer aldığı İran heyeti birkaç saat sonra havalimanına hareket etti ve salı günü saat 01.20’de New York’tan Doha’ya giden uçağa bindi.

İkinci bir kaynak da ABD’nin İran heyetinden ülkeyi terk etmesini istediğini doğruladı. Ancak kaynak, Arakçi’nin pazartesi akşamı zaten Tahran’a dönmesinin planlandığını belirtti.

Katarlı arabulucular Washington ile Tahran arasında temaslarını sürdürüyor

Axios’a konuşan bölgesel kaynaklara göre Katarlı arabulucular, uzlaşma önerisi konusunda ABD ve İran taraflarıyla görüşmelerini sürdürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü gazetecilerin “deli” olarak nitelendirdiği bir rejimle nasıl anlaşmaya varılacağı yönündeki sorusuna, “Belki de onları ortadan kaldırırım” yanıtını verdi.

Trump, “Bu kararı vermemiz gerekiyor. Ya onları ortadan kaldıracağız ya da bir anlaşmaya varacağız. Ancak zaman daralıyor. Bu durum çok yakında, şu ya da bu şekilde sona erecek” ifadelerini kullandı.