Mısır ve Türkiye, ikili ilişkilerde “niteliksel gelişmeyi” temel alacak

Sisi ve Fidan, çeşitli bölgesel meselelerde iki ülke arasındaki tutumların koordinasyonunu görüştü

Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır ve Türkiye, ikili ilişkilerde “niteliksel gelişmeyi” temel alacak

Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Fidan, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesini reddettiklerini vurguladılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır, Türkiye ile ikili ilişkilerde ‘niteliksel gelişmeyi’ sürdürmek amacıyla dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı ağırladı. Fidan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde, iki ülke arasında çeşitli bölgesel konularda tutumların yakınlaştırılması ele alındı. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımın krizlerin çözülmesine katkıda bulunabilecek önemli bir adım olduğunu belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şenavi tarafından yapılan açıklamaya göre Akdeniz kıyısındaki el-Alameyn şehrinde bir araya gelen Sisi ve Fidan, Gazze'nin yeniden işgal edilmesini reddederek, ateşkesin derhal sağlanması, insani yardımların ulaştırılması, rehinelerin ve esirlerin serbest bırakılması gerektiğini vurgularken Filistinlilerin yerinden edilmesini reddettiklerine işaret ettiler.

Taraflar Libya, Suriye ve Sudan'daki gelişmeleri de ele aldı. Sisi, bu kardeş ülkelerde barış ve istikrarın sağlanması için Mısır'ın vizyonunu ve bu bağlamdaki çabalarını değerlendirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Şenavi’ye göre taraflar, söz konusu ülkelerin egemenliğine saygı duyulmasının, toprak bütünlüğünün ve halklarının kaynaklarının korunmasının önemini vurguladı.

Vizyonların uyumu

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Temim Hallaf’ın açıklamasına göre iki ülkenin Dışişleri Bakanları Abdulati ve Fidan, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde ‘ortak ilgi alanına giren en önemli bölgesel ve uluslararası dosyaları’ ele aldı.

Abdulati, Türk mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında, “Mısır ve Türkiye arasında bölgesel krizlerle başa çıkma yolları konusunda görüş birliği var” dedi. Filistinlilerin yerinden edilmesinin hiçbir koşulda kabul edilemez bir kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan Abdulati, sistematik açlık ve soykırım politikasının devam etmesinin çatışmayı körüklediği, nefret duygularını derinleştirdiği ve bölgede aşırılığı yaydığı uyarısında bulundu. Ayrıca, Filistin devleti kurulmadan İsrail'in ve bölgenin güvenliği ve istikrarının sağlanamayacağını bir kez daha ifade eden Abdulati, Mısır'ın Katar ve ABD ile ortaklaşa yürüttüğü ateşkes anlaşması ve insani, tıbbi ve acil yardımların ulaştırılmasına yönelik çabaları değerlendirdi.

dfrgt
Abdulati-Fidan görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan Dışişleri Bakanı Fidan “Filistinlileri yerlerinden etmek için yapılan her türlü girişim boşuna ve başarısız olacaktır” dedi. Filistinlileri yerlerinden etmek için yapılan girişimlere karşı Mısır'ın yanında durmaya devam edeceklerini belirten Fidan, İsrail'in Gazze'de ateşkes çabalarını engellediğini ve bölgede katliamlar yaptığını söyleyerek “Durmak yok, pes etmek yok, İsrail'in planlarına karşı koyacağız” dedi. Fidan, İslam ülkelerinin birleşmesi ve İsrail'in Gazze Şeridi’ni kontrol altına alma planına karşı uluslararası toplumu harekete geçirmesi gerektiğini vurguladı. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bu konuda acil bir toplantı çağrısı yaptı. Bölgedeki meseleler konusunda Mısır ile görüşlerin uyumlu olduğunu belirtti.

Mısır ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecinin hızlanması

Mısır ve Türkiye arasındaki normalleşme süreci, Sisi'nin 2022 Katar Dünya Kupası açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile tokalaşmasından bu yana hız kazandı. Bu yakınlaşma, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yılının şubat ayında Kahire'yi ziyaret etmesiyle zirveye ulaştı ve aynı yılın Eylül ayında Sisi'nin Ankara'ya yaptığı benzer ziyaretle iki ülke arasında ‘yeni bir iş birliği dönemi’ başladı.

Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Reha Ahmed Hasan, Fidan'ın Mısır ziyaretinin önemini vurguladı. Fidan'ın ziyaretinin, bölgede gelişmelerin yaşandığı ve uluslararası anlaşmaları ve yasaları ihlal eden İsrail'in uygulamalarının devam ettiği bir dönemde gerçekleşmesini onu daha da önemli kıldığını ifade eden Hasan, iki ülke arasında çeşitli bölgesel konularda işbirliği ve koordinasyonun, krizlerle mücadele ve hatta bunların çözümü için çözümler üretilmesine katkıda bulunacağını ve İsrail üzerinde baskı unsuru oluşturabileceğini de sözlerine ekledi.

Demokrasi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı ve bölgesel meseleler uzmanı Kerem Said de bu görüşe katılıyor. Said, ziyaretin özellikle İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etme kararının ardından bölgedeki çatışmaları çözmek için tutumları koordine etmek amacıyla yapıldığına dikkati çekti.

Türkiye ile Mısır arasında yapılan geniş kapsamlı istişarelerde, Sudan'daki durum da dahil olmak üzere bölgedeki çeşitli konuların ele alındığını ifade eden Said’e göre iki taraf “ateşkesin sağlanması ve yardımların ulaştırılmasının önemi’ üzerinde durdu.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Suriye'deki duruma ilişkin değerlendirmesinde ‘Mısır'ın Suriye halkının güvenliğini, huzurunu ve istikrarını tehlikeye atacak her türlü hareketi reddettiğini’ vurguladı.

Görüşmelerde ayrıca Afrika Boynuzu bölgesindeki gelişmeler ele alındı. Abdulati, ‘Somali'nin egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmesinin reddedilmesi, böylece ülkenin güvenliği ve istikrarının korunması’ gerektiğini teyit ederken ‘Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması’ gerektiğini de belirtti.

frgty7u
Abdulati ve Fidan, dün el-Alameyn'de ortak basın toplantısı düzenledi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır-Türkiye görüşmeleri bölgesel meselelerle sınırlı kalmadı, ikili ilişkiler de görüşmelerin önemli bir bölümünü oluşturdu. Sisi, Fidan ile yaptığı görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesine devam edilmesinin önemini vurguladı. Bu bağlamda, özellikle 2024 yılının şubat ayında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantılarının yeniden başlatılması ve bu toplantıların iki ülkenin cumhurbaşkanları düzeyine yükseltilmesi konusunda ortak bildirinin imzalanmasından sonra Mısır-Türkiye ilişkilerinde yaşanan niteliksel gelişmeye dikkati çekti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Şenavi, görüşmede ekonomik alandaki iş birliğinin güçlendirilmesi, 15 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması ve Türk şirketlerinin doların yaklaşık 48 cuneyh olduğu Mısır'daki yatırım projelerine katılımının artırılması gerektiği konusunda karşılıklı mutabakat sağlandığını söyledi.

Her iki ülkenin dışişleri bakanları, özellikle bu yılın Mısır ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 100. yıldönümü olması nedeniyle, çeşitli alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmeye yönelik ortak kararlılıklarını vurguladılar.

Bölgesel meseleler uzmanı Said, iki ülke arasındaki yatırımlarda ve ekonomik ilişkilerde bir sıçrama yaşandığını ve her iki tarafın da iş birliğini artırmaya özen gösterdiğini değerlendirdi.

Müslüman Kardeşler dosyasına değinen Said, bu dosyanın halen bir zorluk teşkil etmesine rağmen, çıkarların daha büyük olduğunu ve bu nedenle iki ülkenin bu konuyu pragmatik bir şekilde ele aldığını söyledi. Mısır’ın, Türkiye'den aranan kişilerin iadesini talep etmek için yasal yollara başvuracağını belirten Said, Ankara’nın ise aranan kişileri iade ederek veya başka ülkelere sınır dışı ederek bu dosyanın yükünden kademeli olarak kurtulmaya çalışacağını söyledi.

Mısır-Türkiye ilişkileri, 30 Haziran 2013'teki gösterilerin ardından Mısır'da yasaklanan Müslüman Kardeşler örgütüne Ankara'nın verdiği destek nedeniyle bir on yıl süren kopukluk ve gerginliğin ardından normalleşme yönünde bir eğilim gösterdi. Ankara, 2021 martında Mısır ile diplomatik ilişkilerini yeniden başlatacağını duyurdu. Türk yetkililer, Mekameleen, Vatan ve eş-Şark isimli Müslüman Kardeşler'e yakın üç televizyon kanalını ‘Mısır'a karşı kışkırtıcı programlarını durdurmalarını veya Türkiye topraklarından yayın yapmayı tamamen bırakmalarını’ talep etti.



Devrim, uzlaşı ve darbe üçgeninde Yemen dramı

Günümüzün jeopolitik ve stratejik dinamikleri, geçmiştekinden çok farklı (AFP)
Günümüzün jeopolitik ve stratejik dinamikleri, geçmiştekinden çok farklı (AFP)
TT

Devrim, uzlaşı ve darbe üçgeninde Yemen dramı

Günümüzün jeopolitik ve stratejik dinamikleri, geçmiştekinden çok farklı (AFP)
Günümüzün jeopolitik ve stratejik dinamikleri, geçmiştekinden çok farklı (AFP)

Refik Huri

Yemen’de savaşların adı değişse de ana başlık hep aynı kaldı: Sonu gelmeyen bir çatışma... Sanki savaş, Yemenlilerin genetik koduna işlemiş gibi. Toprak parçalarından ziyade yönetimin biçimi ve gücü kimin elinde tutacağı üzerine yürütülen bir kavga. Yoksul bir ülkede ‘ganimet’ elde etme yarışı. Sert coğrafyanın ve tarihin cilvelerinin ardına gizlenmiş; kabilelerin güçlü müttefik bulma arayışıyla dışa açılmış bir sahnede, nüfuz mücadelesi veren dış güçlerin rekabeti.

Kuzey ve Güney arasındaki ayrılık günlerinde de durum böyleydi; sonrasında sağlanan birlik döneminde ve Kuzey’in askeri gücü ile Güney’deki iç çekişmelerin başarısız bir ayrılık savaşına yol açtığı süreçte de... Bugün de durum farklı değil. Toprağı ve iktidarı paylaşan ordular ile milisler, Yemen Şafağı Operasyonu öncesinde bir yanda İran cephesi, diğer yanda Arap cephesi olmak üzere derinleşen bir çatışmanın içinde.

‘Saha birliği’ dedikleri kavram ise; bazısını İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurduğu, bazısını da büyütüp beslediği devlet dışı aktörlerin kullandığı bir müstear isimden ibaret. Bu yapılar; İran İslam Cumhuriyeti’ni ve onun bölgesel projesini savunmak adına kendi ülkelerine ve rejimlerine karşı savaşmak üzere yetiştirildi: Lübnan’daki Hizbullah’tan Irak’taki Haşdi Şabi’ye, Suriye’deki eski Ulusal Savunma Güçleri’nden Yemen’deki Husilere, Gazze’deki Hamas ve İslami Cihad’a kadar...

Husiler, 1962 Devrimi ile imamet rejiminden cumhuriyete geçen Yemen’i şimdi tekrar cumhuriyetten imamete döndürmeye çalışıyor; Hamiduddin ailesinin imameti yerine Bedreddin el-Husi ailesinin imameti... Üstelik bu proje, İran’ın daha geniş kapsamlı jeopolitik hamlelerinin gölgesinde yürütülüyor. Bu hamlelerin en mütevazı hedefi bile Akdeniz, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki Babu’l Mendeb’i İran’ın bölgesel projesi doğrultusundaki savaş hattına bağlamak. Kaldı ki Husiler de kendilerini ABD ve İsrail ile savaşan, kaderini dille de olsa Filistin davasına bağlayan bölgesel bir güç gibi görmeye ve öyle davranmaya başladılar.

Bugün oynanan jeopolitik ve stratejik oyun, geçmiştekinden son derece farklı. Güney Yemen’deki radikal sosyalist rejimin hırsları sadece yakın çevreyle sınırlıydı; o rejim de aynı partinin yoldaşları arasındaki kanlı hesaplaşmalarla son buldu. Aşiret yapısının hâkim olduğu bir toplumda Marksizm’i uygulama çabasının hayalperest çılgınlıktan ibaret olduğu ve ‘aşiret Marksizmi’nin’ başarı şansının bulunmadığı çabuk anlaşıldı.

Hamiduddin ailesinin imameti ise son derece yerel bir nitelik taşıyordu. Öyle ki, Arap Birliği’nde az konuşan herhangi bir temsilci için ‘Yemen’in her daim sessiz kalan temsilcisi gibi’ benzetmesi yapılırdı. Cumhuriyetin kurulması ve Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın rejimi korumak için Mısır ordusunu göndermesinin ardından, imamet yanlıları ile cumhuriyetçiler ve onların müttefikleri arasındaki savaş bir uzlaşıyla sona erdi. Ancak cumhuriyeti yönetenler arasındaki çatışmalar, en azından suikastlar şeklinde sürmeye devam etti. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile Saada’daki Husiler arasında sonuçsuz kalan altı savaş yaşandı. Ardından, Arap Baharı adı verilen süreçte milyonların sokaklara döküldüğü halk devrimi patlak verdi.

Bu süreç, Suudi Arabistan ile diğer Arap ve uluslararası güçlerin katkıda bulunduğu bir uzlaşma çerçevesinde Salih istifaya zorlanana kadar bir süre devam etti. Uzlaşmanın özü; Salih’in, gerekli reformların yapılması ve seçimlerinin hazırlanması amacıyla geçiş süreci için yetkilerini yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi’ye devretmesiydi. Bu uzlaşmada herkes kendisine bir yer bulmuştu: Salih, Husiler, devrimciler, kabileler... Hemen hemen tüm kesimler.

İşte tam bu noktada; devrim, uzlaşı ve darbe üçgeninde dramatik süreç başladı. Uzlaşı, hukuki bir çerçeve ile yerel ve dış aktörlerin mutabakatı sayesinde devrim sayfasını kapattı. Darbe ise bu uzlaşıyı zor kullanarak rafa kaldırdı. Peki hangi darbe? Ali Abdullah Salih ile Husilerin ittifak kurarak gerçekleştirdiği darbe... Salih, yaklaşık 40 yılını geçirdiği iktidara geri dönmek istiyordu ve Husileri ilk aşamada kullanıp ardından onları saf dışı bırakabileceğini sandı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husiler ise Salih’in kurduğu ordunun önemli bir kısmını ve elindeki gelişmiş silahları ele geçirmek istiyordu. Salih’in iktidar tutkusunu başlangıçta kendi lehlerine kullanmayı hesaplamışlardı; ancak akıllarındaki asıl planı Sana’yı işgal ettikten sonra devreye soktular. Hem Salih’in destekçilerinin hem de düşmanlarının kalbine korku salmak amacıyla onu açıkça katlettiler.

Yemen Şafağı, devrime geri dönme savaşı değil; darbeyi yıkma, uzlaşıya ve meşru yönetime yeniden sarılma savaşıdır. Ancak kaçınılmaz olan bu uzlaşının nasıl şekilleneceği henüz net değil. Kesin olan tek şey; İran’a hizmet eden ve ülkeyi cumhuriyetten tekrar imamete döndürmek isteyen devlet dışı milislerin hakimiyetine son verme çabası. Bununla birlikte, Yemen halkının bir parçası olarak Saada halkının da herkes gibi bu uzlaşıda bir yeri olacak. Asıl büyük oyun ise Yemen’in Ortadoğu’daki ve bölge üzerindeki jeopolitik ve stratejik güç mücadelesindeki konumu. Ne İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ve bölgeyi tek başına kontrol etmesi mümkün ne de bölgesel veya uluslararası güçlerin Babu’l Mendeb ve Kızıldeniz üzerinde herhangi bir hakimiyeti kabul etmesi... Eğer mevcut çatışmaların görünen amacı İran bağlantılı devlet dışı güçleri tasfiye etmekse, nihai hedef İran rejiminin değişmesi ya da davranışlarını değiştirmesidir. Bir zamanlar Tahran; Sana, Bağdat, Şam ve Beyrut olmak üzere dört Arap başkentini yönettiğiyle övünse de artık Arap dünyasında bir İran nüfuzuna yer kalmadı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Yeniden yapılanmanın aksaklıkları, Gazze anlaşmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ‘yerinden edilme hayaletini’ hâlâ ayakta tutuyor

025 yılının ekim ayında Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen Barış Zirvesi’nde Gazze anlaşmasının imzalanması sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
025 yılının ekim ayında Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen Barış Zirvesi’nde Gazze anlaşmasının imzalanması sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Yeniden yapılanmanın aksaklıkları, Gazze anlaşmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ‘yerinden edilme hayaletini’ hâlâ ayakta tutuyor

025 yılının ekim ayında Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen Barış Zirvesi’nde Gazze anlaşmasının imzalanması sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
025 yılının ekim ayında Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen Barış Zirvesi’nde Gazze anlaşmasının imzalanması sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Gazze anlaşmasının imzalanmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, İsrail’in süregelen uzlaşmaz tutumu nedeniyle Gazze Şeridi’nin yeniden imarı konusunda hâlâ ilerleme kaydedilemiyor. Geçtiğimiz şubat ayında İran savaşının başlamasından bu yana anlaşma maddelerinin uygulanması çıkmaza girerken, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi ihtimali de varlığını koruyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ‘İsrail’in dondurulmuş barış planının gölgesinde Gazze Şeridi’ndeki hedeflerine ulaştığını’ belirtti. Uzmanlar, ‘Tel Aviv’in Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 75’ini kontrol ettiğini ve savaş sonrasında başka bölgeleri de yıktığını, bunun da bölgede yaşamı sürdürmeyi zorlaştırdığını’ ifade etti.

Geçtiğimiz yıl 9 Ekim’de arabulucular, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından Hamas ile İsrail arasında ateşkes sağlandığını duyurdu. Nihai anlaşma ise aynı ayın 13’ünde ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla imzalandı.

Mısır, ABD, Katar ve Türkiye’den oluşan arabulucu ülkelerin liderleri ‘barış belgesini’ imzaladı. Birkaç aşamadan oluşan anlaşma, Gazze’de ateşkesin sağlanmasını öngörüyordu. İlk aşamada çatışmaların durdurulması, insani yardımların girişine izin verilmesi ve rehineler ile mahkûmların takası yer alıyordu. Ardından erken toparlanma ve yeniden imar çalışmalarını, Gazze Şeridi’nin yönetiminin sivil bir teknokratlar komitesine devredilmesini içeren ikinci aşamaya geçilmesi planlanıyordu.

Arabulucular ocak ayında Ali Şaas başkanlığında Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere bir teknokratlar komitesi kurulduğunu duyurmuş olsa da komitenin görevini yerine getirmesine henüz imkân tanınmadı. Bu süreçte ihlaller sürerken İsrail, Filistinli grupların haziran ayında onayladığı ve ikinci aşamanın yükümlülüklerinin yerine getirilmesini amaçlayan yol haritasını da reddediyor.

Öte yandan İsrail, Filistinlileri Gazze Şeridi’nden ‘zorla yerinden etme’ planından vazgeçmiş değil. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, geçtiğimiz eylül ayında yaptığı açıklamada, hükümetinin Filistinlileri Gazze Şeridi’nden çıkarmaya yönelik hazır planları bulunduğunu belirterek, “ABD’nin onları hangi bölgeye nakledebileceklerini belirlemesini beklediklerini” söyledi.

Arap ülkeleri, 7 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik savaşın başlamasından bu yana İsrail’in Filistinlileri zorla yerinden etme girişimlerine karşı uyarılarda bulunuyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, ülkesinin ‘Filistin halkını zorla yerinden etmeyi amaçlayan her türlü planı kesinlikle reddettiğini’ vurguladı. Sisi, perşembe günü Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung ile düzenlediği basın toplantısında, ‘İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durumu tehlikeli biçimde tırmandırmasını reddettiklerini’ de ifade etti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi Üyesi Reha Ahmed Hasan, ‘İsrail’in barış planının arkasına sığınarak hedeflerine ulaştığını’ belirterek, “Gazze’de Trump planının aşamalarının uygulanması çıkmaza girmiş durumda. Buna rağmen Tel Aviv, bölgede Filistinlilere yönelik uygulamalarını sürdürüyor” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hasan, “İsrail tarafı, Gazze Şeridi’nin büyük bölümünü işgal altında tutuyor, altyapıyı yıkmayı sürdürüyor ve insani yardımların girişine engeller çıkarıyor” ifadelerini kullandı. Bu uygulamaların Gazze’de yaşamı imkânsız hâle getirdiğine dikkat çeken Hasan, aynı zamanda Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi planının hayata geçirilmesine zemin hazırladığını belirtti.

İsrail’in Gazze’de yeniden imar aşamasına geçilmesini istemediğini ve kendi planını bütünüyle uygulayabilmek için mevcut durumu dondurmayı amaçladığını söyleyen Hasan, Trump planının aşamalarını hayata geçirmekle, İsrail’in Gazze Şeridi’nde kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini sağlamakla görevlendirilecek uluslararası barış gücünün oluşturulmasının da zor olduğunu kaydetti.

Gazze İstikrar Gücü, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen Barış Zirvesi’nde imzalanan ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasındaki en önemli maddelerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak Trump başkanlığında Gazze Barış Kurulu ile Filistinli Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gibi çeşitli yürütme organları oluşturulmasına rağmen söz konusu güç henüz hayata geçirilemedi.

Filistin Halkının Haklarını Destekleme Uluslararası Heyeti Başkanı Salah Abdulati de İsrail’in ateşkesi ihlal etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Abdulati, “Barış anlaşmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen soykırım savaşı sona ermedi. Her gün yüzlerce kişi hayatını kaybediyor, evler yıkılıyor” dedi. Bu uygulamaların yeniden imar çalışmalarına yönelik her türlü girişimi zorlaştırdığını vurguladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdulati, İsrail’in barış planında öngörülen yükümlülükleri yerine getirmediğini, bunlar arasında Gazze halkına insani yardım ulaştırılmasının da bulunduğunu söyledi. İsrail’in, barış planında belirlenen yardım miktarının yalnızca yüzde 37’sine ulaşan sınırlı bir yardım girişine izin verdiğini kaydetti.

İsrail’in ekipman ve yakıt girişine de izin vermediğine dikkat çeken Abdulati, bunun bölgedeki insani koşulları daha da ağırlaştırdığını belirtti. Abdulati, Mısır’ın planı da dâhil olmak üzere Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik çeşitli planların bulunduğunu, ancak bunların uygulanmasının Trump planındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlı olduğunu ifade etti.

Arap Birliği’nin Mart 2025’te Kahire’de düzenlenen olağanüstü zirvesinde, Mısır’ın Gazze Şeridi’ni yeniden imar planı kabul edilmişti. Konut projeleri, toplum merkezleri, ticari bir liman, teknoloji merkezleri ve sahil şeridinde otellerin inşasını öngören planın, 53 milyar dolara varan bir maliyetle üç yıl içinde tamamlanması hedefleniyordu.


Florida’daki Lübnan-İsrail görüşmesine ilişkin şüpheler artıyor

Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
TT

Florida’daki Lübnan-İsrail görüşmesine ilişkin şüpheler artıyor

Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)

BD’deki ara seçimler öncesinde Lübnan ile İsrail arasında Florida’da yapılması planlanan askerî müzakere turunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğine ilişkin şüpheler artıyor. Müzakereler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’nın toplantı tarihinin kesinleştirilmesine ilişkin şu ana kadar herhangi bir yeni bilgi getirmediğini söyledi.

Toplantının 20-22 Ekim tarihleri arasında yapılması planlanıyordu. Ancak Lübnan tarafına henüz görüşmenin kesin tarihine ilişkin bir teyit ulaşmadı. Beyrut yönetimi, ABD’yi toplantıya ev sahipliği yapmayı İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak Knesset seçimlerinden ve daha sonra 3 Kasım’da düzenlenecek ABD ara seçimlerinden önce kesinleştirmeye ikna etmeyi umuyor.

Lübnanlı bir kaynak ise müzakerelerin söz konusu iki seçim sürecinin tamamlanmasının sonrasına ertelenmesinin Lübnan’ın çıkarına olmadığını ifade etti.