İran nükleer müzakerelerin yönetimi konusunda bir çatışma mı yaşıyor?

Abbas Arakçi, dosyanın Dışişleri Bakanlığı'ndan alınması ihtimalini küçümsüyor

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin Telegram hesabından geçtiğimiz mayıs ayında paylaştığı fotoğraf
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin Telegram hesabından geçtiğimiz mayıs ayında paylaştığı fotoğraf
TT

İran nükleer müzakerelerin yönetimi konusunda bir çatışma mı yaşıyor?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin Telegram hesabından geçtiğimiz mayıs ayında paylaştığı fotoğraf
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin Telegram hesabından geçtiğimiz mayıs ayında paylaştığı fotoğraf

İran'da Ali Laricani'nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği görevine geri dönmesiyle birlikte, Dışişleri Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi arasında nükleer dosyanın yönetimine ilişkin yetkiler konusunda tartışmalar devam ediyor. Bu durum, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin yalanlamasına rağmen, dosyanın Dışişleri Bakanlığı'ndan başka bir kuruma devredilebileceği yönündeki spekülasyonları beraberinde getirdi.

Laricani'nin ofisine yakın olan Khabar Online sitesine konuşan Arakçi, dosyanın devredilme olasılığını gündeme getiren Laricani'ye cevaben, “Şu anda gündemde böyle bir program yok ve bunun olacağını da sanmıyorum” dedi.

Bu açıklamalar, zamanlaması açısından, özellikle Laricani'nin dönüşü ile dosyanın Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ne devredilme olasılığı arasında medyada kurulan bağlantıdan sonra, yetki dağılımının yeniden düzenlenmesi konusunda süren tartışmaları yatıştırma çabasına işaret ediyor.

Arakçi'nin açıklamaları, İran parlamentosunun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğini askıya alan ve gelecekteki nükleer tesis denetimleri için Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin onayını şart koşan bir yasayı kabul etmesinden bir ay sonra geldi.

Bu adım, yeni bir ihlal teşkil etmese de, Batılı güçler ve UAEA üzerinde baskı oluşturmak için bir ‘manevra’ olarak değerlendiriliyor. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve Savunma Bakanlığı'na bağlı bir alt komite, bu tesislerin güvenliğini sağlamakla görevli. Bu tesislerin güvenliği, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) özel bir birimi tarafından sağlanıyor. Ortak komitenin görevleri arasında, uluslararası müfettişlerin İran Atom Enerjisi Kurumu'na girişlerini koordine etmek de bulunuyor.

Ancak parlamentonun bu adımı, nükleer dosyanın yönetiminde güvenlik rolünün güçlendirilmesi yönünde bir eğilimi gösteriyor. Bu da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne gelecekteki müzakerelerin gidişatını kontrol etme konusunda daha geniş bir alan sağlıyor.

Dalgalanmalar

Müzakerelerin yönetimi konusundaki tartışmalar İran'da yeni bir şey değil. Hükümetlerin değişmesiyle taktikler de değişti, ancak iktidarın özü, ulusal güvenlik ve dış politika konularında, özellikle de nükleer dosyada son sözü söyleyen Dini Lider Ali Hamaney'in elinde kaldı.

Yetki dağılımındaki en önemli değişiklik 2013 yılında, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde gerçekleşti. Müzakerelerin yönetimi Dışişleri Bakanlığı'na devredildi, ancak Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, kararların Dini Lider tarafından onaylanmadan önce alınmasında temel rol oynamaya devam etti. Bu değişim, Dışişleri Bakanlığı'na uluslararası taraflarla iletişimde daha büyük bir rol verdi, ancak karar verme yetkisini Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nden almadı.

Ali Laricani'nin görevine geri dönmesi yeniden tartışmalara yol açtı. Özellikle de Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin şu anda İran'ın baş müzakerecisi olan Laricani'ye yakın bir siteden gelen, dosyanın sevk edilme olasılığı hakkındaki soruya verdiği yanıt, tartışmanın ciddiyetine işaret ediyordu.

Laricani, 2004-2006 yılları arasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri olarak görev yaptı ve o dönemde nükleer müzakerelerin baş müzakerecisiydi. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile anlaşmazlıklar nedeniyle istifa etti. Ahmedinejad, daha sert bir politika izleyerek nükleer dosyayı Güvenlik Konseyi'ne sevk etti ve altı karar çıkarıldı, ancak bu kararlar 2015 anlaşmasıyla donduruldu.

Yetki anlaşmazlıkları yeni bir şey değil. Eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani döneminde, dosyanın Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve hükümetten, rejimin çıkarlarını belirleyen ve şu anda Ali Laricani'nin kardeşi Sadık Laricani'nin başkanlık ettiği, Dini Lider’in en üst danışma organı olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi'ne aktarılmasına yönelik girişimler olmuştu.

Laricani ve Ahmedinejad arasında anlaşmazlıklar, eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin ekibinin, o dönemde Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nde, müzakere yetkilerini Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve hükümetten, rejimin çıkarlarını belirleyen Konsey'e devretmeye çalışmasıyla başladı. Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi, Dini Lider Ali Hamaney'e siyasi danışmanlık yapan en üst düzey kurum. Kurul şu anda Ali Laricani'nin kardeşi Sadık Laricani tarafından yönetiliyor.

Aslında Rafsanjani ve ekibi, reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde, özellikle de 2003 yılında, Hasan Ruhani'nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve nükleer müzakerelerin baş müzakerecisi olduğu dönemde başlayan müzakere politikasını sürdürmeye çalıştı.

Diplomatik kurumun etki sınırları

Mart 2024'te Ali Hamaney'in, siyasi danışmanı Ali Şemhani'ye, merhum Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında hayatını kaybetmeden önce yürüttüğü müzakerelere paralel müzakereler yürütme görevini verdiği yönündeki haberlerin ardından, nükleer dosyayı doğrudan kendisine bağlı kurumlara, örneğin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne geri vermek istediğine dair işaretler ortaya çıktı.

Bu işaretler, üst yönetimin hassas müzakere aşamalarında dosya üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalıştığını ve bunun Dışişleri Bakanlığı'na verilen yetkilerin niteliğine yansıdığını doğruladı.

Şemhani, 2013 yılından bu yana Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri olarak on yıl boyunca nükleer müzakereleri yönetmişti. Bu dönemde dosya Dışişleri Bakanlığı'na devredilmiş, ancak Konsey müzakerelerin gidişatını belirleme ve kararları nihai olarak onaylama konusundaki etkisini kaybetmemişti.

İran'da pek çok kişi, Dışişleri Bakanlığı'nın Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne kıyasla sınırlı yetkilerinin, ABD ile dolaylı müzakereleri daha da karmaşık hale getirdiğini düşünüyor.

Bu yetki boşluğu, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin özellikle ikinci döneminin son altı ayında nükleer müzakereler sırasında şikâyet ettiği bir konuydu. O dönemde Joe Biden yönetimiyle Viyana'da yapılan müzakereler nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmaya çok yaklaşmış, ancak Mart 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesiyle müzakereler sekteye uğramıştı.

Bu deneyim, birleşik bir müzakere pozisyonunun olmamasının İran'ın kritik kavşaklarda diplomatik atılımlar yapma kabiliyetini zayıflattığını gösteriyor.

Paralel komiteler

Laricani'nin varlığı, içerdeki müzakere taraftarlarına güven duygusu verebilir. Zira 2015 anlaşmasının geçmesinde, o dönem parlamento başkanı olarak önemli bir rol oynamıştı. 2021 ve 2024 seçimlerinde cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmesi, kısmen bu anlaşmayı desteklediği için muhafazakâr kesimle yaşadığı anlaşmazlıklara bağlanabilir. Laricani'nin 12 yıllık parlamento başkanlığı dönemi de dahil olmak üzere müzakere geçmişi, iç ve dış baskılar arasında manevra yapma becerisine sahip olduğunu gösteriyor; bu da onun dönüşünün gelecekteki müzakere stratejisinin şekillenmesinde doğrudan bir etkisi olacağını düşündürüyor.

İyimser bakış açısının aksine, bazı müzakere taraftarları, Laricani'nin muhafazakarlarla yakın ittifak dönemine geri döneceğinden endişe ediyor. Laricani, İsrail ile 12 günlük savaş sırasında, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi'yi tehdit ederek ve hesap soracağını söyleyerek bu konuda erken bir işaret verdi.

fdvghy
Laricani'nin X platformunda yayınladığı ve haziran ayında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi'ye yönelik tehdit içeren video paylaşımı

16 Temmuz'da, savaşın patlak vermesinden bu yana ikinci kez kamuoyunun karşısına çıkan Hamaney, diplomatlara ‘talimatlara’ uymalarını, dikkatli ve titiz davranmalarını tavsiye etti. Bu mesaj, geniş çapta, dönemin hassasiyetini ve müzakerelerin gidişatını kontrol etmenin önemini yansıtan doğrudan emirler olarak yorumlandı.

Müzakere yetkilerine ilişkin tartışmalar, eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi'nin bu ayın başında yaptığı açıklamalarla da şiddetlendi. Salihi, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin dışında, perde arkasında müzakereleri yöneten, geniş bir etkiye ve karar alma yetkisine sahip paralel bir komite olduğunu ifade etti. Komitenin üyelerini açıklamayı reddeden Salihi, komiteyi ‘etkili ve faal’ olarak nitelendirmekle yetindi. Bu açıklamalar, müzakere sürecinin sadece açıklanan yapılarla sınırlı olmadığını, kararların alınmasında önemli etkisi olan gayri resmi kanalları da kapsadığını gösteriyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise bakanlığın açık bir hiyerarşiye göre çalıştığını ve görüşlerini kararın ilgili taraflarına ilettiğini açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'ndan dosyanın geri çekilmesi şu anda olası görünmese de, mevcut veriler Laricani'nin müzakere yönelimlerinin belirlenmesinde daha büyük bir rol oynayacağını gösteriyor. Bu, onun deneyimi ve Dini Lider’le olan doğrudan bağlantılarına dayanıyor.

Tüm veriler, İran'ın nükleer dosyasının yönetimi konusunda süren tartışmanın, teknik önlemler hakkındaki bir tartışmadan çok, rejim içindeki güç dengelerini yansıttığını gösteriyor. Dışişleri Bakanlığı, iletişim araçlarına ve diplomatik deneyime sahip, ancak nihai kararı kontrol etmiyor. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve onun paralel komiteleri ise Dini Lider’in gözetiminde karar verme yetkisini elinde tutuyor. Laricani'nin dönüşü, kararların merkezileşmesini ve müzakere söyleminin birleşmesini sağlayacaktır, ancak bu durum diplomatik ekibin hassas konularda manevra kabiliyetini sınırlayabilir. Dolayısıyla, Tahran'ın gelecekteki müzakerelerde başarısı, iç disiplin gereklilikleri ile uluslararası tarafların baskısı arasında denge kurma kabiliyetine bağlı olacak.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.