Putin’in Alaska’daki taktiksel zaferi

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
TT

Putin’in Alaska’daki taktiksel zaferi

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos'ta Alaska’nın Anchorage şehrindeki Elmendorf-Richardson Askeri Üssü'nde yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler (Reuters)

Robert Ford

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupalı liderler, 13 Ağustos Çarşamba günü ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinin sonunda bir anlaşmaya vardıklarını düşünüyorlardı. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için mevcut temas hatlarında ateşkesin yürürlüğe girmesi konusunda herhangi bir sürecin başlatılmasına onay verdiğini belirten Trump, Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle, ateşkes sağlanmadan sınırların değiştirilmesi hakkında herhangi bir müzakereye girilmemesi konusunda anlaştığını da vurguladı.

Avrupalı hükümet kaynakları Amerikan basınına Trump'ın aşağıdaki üç ek ilkeye prensipte onay verdiğini bildirdi:

1- Sınır değişiklikleri konusunda Moskova ile müzakereleri ABD değil, Ukrayna yürütmeli.

2- ABD, nihai barış anlaşması kapsamında Ukrayna'ya bir tür güvenlik garantisi vermeyi taahhüt etmeli.

3- Putin ateşkesi reddederse, ABD Avrupa ülkeleriyle birlikte Rusya ekonomisine daha sert yaptırımlar uygulamalı.

Beyaz Saray, Putin'in davetini başlangıçta Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için atılmış cesur bir adım olarak nitelendirdi. Ancak ABD’li ve Avrupalı çok sayıda yorumcu hiç vakit kaybetmeden, Trump'ın Rusya'nın barış şartlarını kabul etme olasılığının Zelenskiy'nin konumunu zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Aynı yorumculara göre bu durum, 1938 yılında dönemin İngiltere Başbakan Neville Chamberlain'in Adolf Hitler'in tehditleri karşısında Çekoslovakya'nın konumunu zayıflatmasına benziyor. Bunun üzerine Beyaz Saray tutumundan geri adım attı ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 12Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında, zirvede ABD Başkanı Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Putin'in görüşlerini dinlemek için bir fırsat yakalayacağını, ancak bu görüşmenin bir müzakere olmadığını vurguladı. Fakat kendini diğer liderlere göre anlaşma yapma konusunda üstün gören Trump, başlangıçta Alaska’daki zirvenin amacının Putin ve Zelenskiy'yi bir araya getirecek üçlü bir toplantının zeminini hazırlamak olduğunu söylemişti. 16 Ağustos gününe gelindiğinde, Trump'ın beklentileri yükseldi ve Alaska'ya giderken Fox News'e yaptığı açıklamada, ‘ateşkes anlaşması sağlanamadığı takdirde memnun olmayacağını’ belirtti.

Trump’ın ABD'deki eleştirmenleri, onun yeniden Rus başkanına boyun eğdiğini düşünürken, Putin'in üstünlüğünü gösterdiğine inandıkları birkaç örneğe işaret ettiler.

Putin, Trump'ın fikrini değiştiriyor

Putin, cumartesi günü gerçekleşen zirvenin sonunda, ateşkes veya barış görüşmelerinin derhal başlayacağına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Aksine son üç yıldır yaptığı gibi, Ukrayna'daki milliyetçi hükümet ve bu hükümetin Batı ve NATO ile olan ilişkilerini, çatışmanın kökü olarak gördüğü sorunları çözmeye kararlı olduğunu yineledi.

Trump kısa bir açıklama yaparak, herhangi bir anlaşmaya varılamadığını kabul etti. Tarafların ‘birçok konuda anlaşmaya vardığını’, ancak ‘bazı konularda halen anlaşmazlık olduğunu’ söyledi. Putin gibi Trump da net bir müzakere çerçevesi veya planı sunmadı. Basın toplantısı, iki liderin gazetecilerin sorularını yanıtlamayı reddetmesi ve ortak bir bildiri yayınlamamasıyla ani bir şekilde sona erdi. Washington'dan Alaska'ya yedi saatlik uzun bir yolculukla gelen ABD Hazine, Ticaret ve Savunma bakanlarının katılması beklenen öğle yemeği de iptal edildi.

dfgrtyu
ABD ve Rusya liderlerinin Alaska'da yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen Ukrayna ile dayanışma gösterisi sırasında pankartlar taşıyan protestocular, 15 Ağustos 2025 (Reuters)

Trump’ın ABD'deki eleştirmenleri, daha önce olduğu gibi onun yeniden Rus başkanına boyun eğdiğini düşünürken, Putin'in üstünlüğünü gösterdiğine inandıkları birkaç örneğe işaret ettiler. Bunlardan biri olarak Trump, Putin'in ateşkes kabul etmemesi halinde Rusya'ya daha ağır yaptırımlar uygulamak için kendi belirlediği son tarihten sadece birkaç gün önce Rusya'nın zirve önerisini kabul etmişti. Alaska'da toplantı yapılması konusunda anlaşmaya varılır varmaz, Trump yönetimi içinde olası yaptırımlar konusunda tartışmalar tamamen sona erdi.

Havaalanında Putin'e yaklaşırken alkış tutan Trump, zirve sonrası Putin ile düzenlediği ortak basın toplantısında Demokrat Parti'nin 2016 seçimlerine Rusya'nın müdahalesi hakkındaki soruşturmalarından uzun uzun şikayet etti. ABD Başkanı, daha sonra Fox News kanalına verdiği röportajda, Putin'in bu seçimlerdeki zaferini vurguladığını ve Demokrat Parti'yi seçimlerde hile yapmakla suçladığını belirtti. Trump, Washington'da bu iddiayı sık sık tekrarlıyor.

Zelenskiy, beklenen görüşmeyi Trump'ın asıl endişe duyduğu konuyu, yani Rusya’nın saldırılarının sivil kayıplara neden olmasına dikkati çekmek için kullanabilir.

Trump, Alaska'dan yaptığı tüm basın açıklamalarında Putin ile olan ‘harika’ ilişkisine vurgu yaptı. Trump, bu tanımlamayı genellikle başka hiçbir dünya lideri için kullanmıyor. Ayrıca, ortak basın toplantısında Putin'in ilk konuşmayı yapmasını kabul eden Trump, böylece ev sahibi ülkenin liderinin ilk konuşma yapması gerektiğini belirten diplomatik protokolü açıkça ihlal etti.

Ancak Trump'ın tutumundaki en belirgin değişiklik toplantıdan sonra ortaya çıktı. Ateşkes üzerinde durmaktan, daha geniş kapsamlı müzakereleri teşvik etmeye yöneldi. Rusya-Ukrayna ilişkilerine dair tüm konuları kapsayan bu müzakereleri, savaşı sona erdirmek için en uygun yol olarak nitelendirdi. Ateşkes için baskıların azalması ve yeni yaptırımlar uygulama tehdidinin sona ermesiyle planlanan resmi öğle yemeği töreni yapılmasa da Putin, toplantıdan memnun bir şekilde ayrılmış görünüyordu. Öte yandan Trump'ın ilgisi Zelenskiy'nin yaklaşan ziyaretine yöneldi. Zira Trump, Ukrayna’dan bazı tavizler almaya çalışıyor.

Zelenskiy yeniden Oval Ofis'e geliyor

Ukrayna daha önce Trump ile benzer bir deneyim yaşamıştı. Trump ve yardımcısı J.D. Vance ile Zelenskiy arasında geçtiğimiz şubat ayı sonlarında Beyaz Saray'da, Trump'ın Zelenskiy’ye kalıcı barış için herhangi bir garanti almadan tavizler vermesi için baskı yapması nedeniyle şiddetli bir tartışma yaşandı. Zelenskiy, o tarihten beri Trump ile ilişkilerinde daha temkinli davranmaya başladı ve Alaska toplantısının ardından yapılan telefon görüşmesi de dahil olmak üzere son görüşmelerinde belirgin bir iyileşme görüldü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Zelenskiy, Trump'ın üçlü toplantı yapma fikrini kabul etti, ancak bu fikir Alaska'dan yapılan resmi açıklamalarda yer almadı.

Trump'ın desteğini kazanmaya çalışan Zelenskiy, Putin'in engelleyici taraf olduğu konusunda onu ikna etmeye çalışmanın yararsız olduğunu biliyor. Bu yüzden Trump'ın suçlamalarını önlemeye özen gösterecek ve Rusya'ya toprak vermeyi reddettiğini kamuoyuna açıkça vurgulayarak, üçlü toplantı fikrini destekleyecek ve Putin'i müzakere masasına oturtmak için yeni yaptırımlar uygulanmasını talep edecektir. Zelenskiy yaklaşan görüşmeyi, Trump'ın asıl endişe duyduğu konu olan Rusya’nın saldırılarının sivil kayıplara neden olmasına dikkati çekmek için kullanabilir ve bu saldırıların durdurulması ve bazı bölgelerde geçici bir ateşkes sağlanması için baskı yapmaya çalışabilir.

Ancak Trump'ın Ukrayna'nın uzun vadeli geleceğine pek ilgi göstermediği açık. ABD Başkanı, 11 Ağustos'ta Ukrayna Devlet Başkanı’nı bir kez daha suçlayarak 2022 yılında savaşın patlak vermesini engelleyemediği için onu sorumlu tuttu. Başkan Yardımcısı Vance, 10 Ağustos'ta Avrupa medyasına Washington'ın Ukrayna'ya ilave yardım sağlamayacağını açıklamıştı. Buna rağmen Zelenskiy, Avrupa'nın desteğine güvenmeye devam ediyor.

Trump, Avrupa ülkelerine ABD yapımı silahlar satarak Ukrayna'ya teslim etmelerine açık gibi görünüyor, ancak Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulamak konusunda halen tereddüt ediyor.

Fransa, Almanya ve İngiltere, nihai barış anlaşmasının toprak tavizi meselesinin yanı sıra Ukrayna'nın egemenliğini ve bağımsızlığını garanti altına alacak güvenlik düzenlemelerini de içermesi gerektiği konusunda hemfikir. Bazı Avrupa başkentlerinde, şimdiye kadar somut bir öneri olmamasına rağmen, Ukrayna'ya Avrupa’dan bir görev gücü gönderilmesi fikri tartışılıyor. İlginç olan ise Trump'ın kendisi ağustos ayı başlarında NATO çerçevesi dışında bir güç oluşturulması fikrini desteklediğini belirtmişti. Bu da Avrupa ülkelerine Trump yönetiminin Ukrayna dosyasına uzun vadede müdahil olmaya devam edeceği umudunu veriyor. Zelenskiy’nin Ukrayna'nın çıkarlarını Beyaz Saray'da savunmak için özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere'ye güveneceğine şüphe yok.

Peki ya sonra?

İki ana faktör, savaşın gidişatını kademeli olarak Rusya'nın lehine çevirmeye katkıda bulunuyor. Bunlardan birincisi, Ukrayna’nın savaşın başlangıcından bu yana süregelen, ancak son zamanlarda daha da kötüleşen asker sayısının yetersizliğiyle boğuşması. İkincisi, Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) alanında sahip olduğu göreli üstünlüğün gerilemeye başlaması. Savaşın başlarında Kiev bu uçakları, sayıca üstün olan Rus güçlerini hedef almak için etkili bir şekilde kullanabilmişti. Ancak Moskova, geçtiğimiz yıl boyunca bu alandaki teknolojisini ve taktiklerini, bazı durumlarda İran'ın yardımıyla geliştirdi. Bu gelişme, piyade kuvvetlerindeki sayısal üstünlüğüyle birlikte, büyük kayıplara rağmen Ukrayna topraklarında yavaş ama istikrarlı bir ilerleme kaydetmesini sağladı.

dfgthy
Başkan Trump ve Putin, Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesi için bir araya geldikleri Alaka’daki zirvede tokalaşırken, 15 Ağustos 2025 (Reuters)

Zelenskiy veya Avrupalı liderlerin Rusya'yı askeri olarak yenmek veya savaşı sona erdirmek için net bir stratejisi bulunmaması nedeniyle, ABD'nin rolü daha da önem kazanıyor. ABD'deki hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partiden politikacılar ve uzmanlar, Trump'a Moskova'ya daha katı yaptırımlar uygulaması ve Avrupa ülkelerinin Ukrayna'yı desteklemek için ABD silah ve teknolojisi satın almasına izin vermesi için baskı yapıyor. Trump yönetimi ise iki ülke arasındaki savaşta arabulucu rolünü oynamaya çalışıyor.

Trump, Avrupa ülkelerine ABD yapımı silahlar satarak Ukrayna'ya teslim etmelerine açık gibi görünüyor, ancak Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulamak konusunda halen tereddüt ediyor. Çünkü her zamanki gibi Trump’ın ne gibi kararlar alacağını tahmin etmek zor.

Trump'ın Rusya ile ayrı bir toplantı yapma fikri, aslında ciddi bir arabuluculuk çabasının mantıklı adımıydı. Bir arabulucu, öncelikle taraflarla ayrı ayrı görüşerek onların önceliklerini, hedeflerini ve endişelerini derinlemesine anlamaya çalışır. Ancak Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için etkili bir arabuluculuk yapma yeteneğini zayıflatan yapısal bir sorun var. Nobel Barış Ödülü'nü kazanmayı hedefleyen Trump, yabancı ülkelerin tutumlarını anlamak ve dikkatle analiz etmek için gerekli entelektüel disiplinden yoksun biri ve müzakereler konusunda gerekli detayları takip etmek için gereken sabra ve titizliğe sahip değil. Trump’ın karakteri, Sovyetler Birliği'nin Avrupa İmparatorluğu’nu sona erdirmek için Eski Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov ile başarılı bir şekilde müzakere eden dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'un karakterinden taban tabana zıt.

Trump'ın ekibi, bu düzeyde karmaşık müzakereler için gerekli olan muazzam miktarda bilgi ve karmaşık dosyaları sindiremeyecek kadar küçük.

Dahası, Trump'ın ekibi, bu düzeyde karmaşık müzakereler için gerekli olan muazzam miktarda bilgi ve karmaşık dosyaları sindiremeyecek kadar küçük. Bu ekip, 1979 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'ı veya 1989-1990 yılları arasında Malta, Washington ve Helsinki zirvelerinde dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'u destekleyen uzmanlardan oluşan ekiplerden tamamen farklı.

Örneğin, Trump'ın Özel Temsilcisi ve yakın arkadaşı Steve Witkoff, Gazze Şeridi’ndeki savaşa yönelik müzakereleri, İran'ın nükleer programı ve Ukrayna'daki savaş gibi karmaşık konularda ilgili tarafların tutumlarını tam olarak anlamakta başarısız oldu. Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak da görev yapıyor ve Beyaz Saray'daki Ulusal Güvenlik Konseyi'nde yaklaşık 200 kişilik bir ekibi yönetiyor. Washington'da bu iki görevi bir arada yürüten son kişi Henry Kissinger'dı, ancak bugün Marco Rubio'nun strateji geliştirme veya yerel ve uluslararası rakiplerle mücadele etme becerisi, Henry Kissinger ile asla kıyaslanamaz.

Her ne kadar deneyimli yetkililerin atanması Ukrayna'daki arabuluculuk sürecinin farklı yönlerinin yönetilmesine katkıda bulunabilirse de Trump yönetimi altında, meşruiyetiyle ilgili endişelerle boğuşan Beyaz Saray, herhangi bir dış tarafa güvenme konusunda son derece temkinli davranıyor.

Tüm bu zorluklar, bir de Trump'ın Putin'le doğrudan yüzleşmekten sürekli çekinmesi de eklenince ABD'nin Ukrayna’daki savaşta ciddi bir arabuluculuk çabası göstermesini büyük ölçüde kısıtlıyor. Sonuçta Trump, geçtiğimiz hafta ima ettiği gibi Ukrayna meselesini tamamen bırakmaya karar verebilir. Bu durum Zelenskiy ve Avrupalı liderleri, Ukrayna topraklarında sahadaki üstünlüğünü kademeli olarak güçlendirmeye devam eden Rusya ordusu karşısında son derece zor bir durumda bırakacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.