Ukrayna’dan Afrika ve Tayvan'a jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkileri

Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Ukrayna’dan Afrika ve Tayvan'a jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkileri

Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Çin ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin 50’nci yıldönümü vesilesiyle Avrupa ile Çin arasında gerçekleşen son zirve Pekin ile Brüksel arasında stratejik bir uçurum olduğunu ortaya koydu. Çin'in artık Avrupa Birliği'ni (AB) stratejik bir muhatap olarak görmediği anlaşılırken bu durum, Avrupa'nın başarısızlıklarından dersler çıkarmasını ve küresel stratejik çalkantıların yaşandığı bu dönemde Çin-Avrupa diyaloğunun neden bu kadar zorlu olduğunu anlamasını gerektiriyor.

Jeopolitik ve ekonomik boyutların taraflar arasındaki hayati ve karmaşık ilişkilerin geleceğini aynı anda belirleyeceğine şüphe yok. Bu yüzden Afrika'daki şiddetli rekabet ve Avrupa'nın Tayvan konusundaki tutumu, ekonomik kesişim ve çıkarların karşılıklı olması potansiyeline rağmen, ikili ilişkilerin gelişmesini engelleyen unsurlar olarak görülüyor.

Avrupa'nın yaklaşımı ve Ukrayna savaşının etkisi

Avrupa'da bazıları Çin ile ilişkilerin önemini erkenden farkına vardı. Eski Fransa Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle, 1964 yılının başlarında, Soğuk Savaş doruk noktasındayken ve Moskova ile Pekin arasındaki ideolojik-siyasi anlaşmazlığın şiddetlendiği bir dönemde, Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilk tanıyan kişi oldu. ABD ise ancak on yıl sonra, Nixon-Kissinger döneminde Fransa'nın izinden gitti.

Bu jeopolitik konumlandırma, şu an Ukrayna meselesi ve bunun ABD-Avrupa-Çin ilişkilerine etkisi etrafında şekilleniyor.

Oluşmakta olan çok kutuplu dünyada, bölgesel ve küresel hedefleri olan eski ve yeni güçler, kalkınması için ihtiyaç duyduğu ortakları arayan Afrika'ya ilgi gösteriyor.

Ancak, AB’nin Çin'in dünyada artan etkisine karşı yavaş tepki verdiğini burada belirmeden geçmeyelim. Avrupa Komisyonu, bu konuyla ilgili bir strateji önerisini ancak 2019 yılında sunabildi. Bu strateji, Çin'i ‘ortak, ticari rakip ve sistematik rakip’ olarak gören üçlü bir yaklaşıma dayanıyor.

Son dönemde, Ukrayna meselesi, 2022 yılında yaşlı kıtaya savaşın geri dönmesiyle birlikte ortaya çıkan keskin bir küresel bölünme nedeniyle, jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkilerine gölge düşürdü. Bu bölünme, bir tarafta ABD, NATO ve AB, diğer tarafta ise Rusya, Çin, Kuzey Kore ve müttefikleri arasında yaşandı.

cıo
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldılar, 24 Temmuz 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Pekin'de düzenlenen AB-Çin Zirvesi sırasında Çin'den Rusya'yı Ukrayna'da ateşkes kabul etmeye ikna etmek için nüfuzunu kullanmasını talep etmesi dikkati çekti. Avrupa tarafı, ‘Çin'in Ukrayna'daki savaşın sonucuna ilişkin tutumunun, Çin ile ilişkilerin geleceğini belirlemede belirleyici bir faktör olacağını’ vurgularken, Pekin, Moskova'ya doğrudan askeri destek sağlamayacağını ve Rusya'yı destekleyen bakış açısına göre adil bir siyasi çözüm için çalışacağını vurguladı.

Daha genel bir düzeyde, Avrupa Birliği ve Çin, Pekin Zirvesi sırasında nadir metallerin ihracatını kolaylaştırmaya yardımcı olacak yeni bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardı. Ayrıca, 2016 Paris Anlaşması ruhuna uygun olarak iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak bir bildiri yayınladılar. Bununla birlikte, ikili ticaret ve Rusya-Ukrayna anlaşmazlığı gibi alanlardaki farklılıklar, çözülmesi için ek görüşme turları gerektirecek.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 15 Ağustos'ta gerçekleşen zirve, Ukrayna konusunda yaşanan çatışmada bir dönüm noktası oldu. Avrupa'nın tutumu bu süreç üzerinde büyük bir etkiye sahip olmasa da AB’nin Çin ile olan ilişkisi, dünyanın jeopolitik satranç tahtasında nispeten önemli bir faktör olmaya devam ediyor.

Afrika'nın gelecek vaat eden gücünün testi

Oluşmakta olan çok kutuplu dünyada, bölgesel ve küresel hedefleri olan eski ve yeni güçler, çeşitli araçlar (siyasi, ekonomik ve mali nüfuz, askeri varlık, kültürel etki, demografik yapı vb.) aracılığıyla, kalkınması için ihtiyaç duyduğu ortakları arayan Afrika'ya ilgi gösteriyor.

Çin’in 2017 yılında yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti'de kurması Pekin'in Afrika'ya olan stratejik ilgisini ortaya koydu.

Böylece, geleneksel olarak Avrupa ve Fransa'nın nüfuzunun kalesi olan Afrika kıtası, jeopolitik ve ekonomik olarak Batı dışı güçlerin, özellikle Rusya ve Çin'in nüfuzuna doğru bir dönüşüm yaşıyor. Çin'in yeni kazandığı nüfuzun, mevcut yüzyılın ilk on yılının sonlarından itibaren, Çin'in sessiz bir güç konumundan dünya sahnesinde etkili bir güç konumuna geçişiyle aynı zamana denk geldiğine şüphe yok.

Fransa merkezli Uluslararası İlişkiler Enstitüsü araştırmacısı Alice Ekman'a göre, Pekin'in büyük stratejisi üç alana odaklanıyor. Bunlardan birincisi, Çin Komünist Partisi (ÇKP) iktidarı, ulusal gücünü (ekonomiden orduya, teknoloji ve inovasyon dahil) güçlendirmek, ardından ABD'nin baskısını engellemek ve Avrupa'nın tarihsel nüfuzunu zayıflatmak, aşmak ve son olarak ‘güney ülkelerinin’ kararlarını domine ederek küresel güç konumunu pekiştirmek. Bu bağlamda Afrika, Pekin için bu sistemde Batı'ya karşı ortak bir dayanak noktası ve ticari, teknolojik ve diplomatik çıkarlarını güçlendirmenin bir aracı olan bu heterojen grup sayesinde benzersiz bir konuma sahip. Eskiden kendi nüfuz alanı, hatta ‘arka bahçesi’ olarak bilinen bölgede, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri, Afrika üzerinde Çin başta olmak üzere birçok güçle rekabet, hatta çatışma ve çatışmalar içinde bulunuyor. AB, son on yılda Afrika'ya yönelik stratejisini güncelledi.

xdfgthy
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'de düzenlenen Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) açılış töreninde konuşma yaparken, 5 Eylül 2024 (AFP)

Afrika ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, özellikle güney ülkeleri arasındaki ilişkiler alanında, uluslararası ilişkilerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu yüzden Pekin, Afrika'nın önde gelen ticaret ortağı olarak konumunu sağlamlaştırıyor. Buna karşın, Afrika'nın Çin'in dış ticaretinin sadece yüzde 3'ünü oluşturması, Afrika'nın bağımlılığını ve dengesizliği ortaya koyuyor.

Çin’in 2017 yılında yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti'de kurması Pekin'in Afrika'ya olan stratejik ilgisini ortaya koydu. Ancak Çin'in askeri yayılımı, bir yandan Çin'in varlığının yoğunlaşması, diğer yandan Pekin'in stratejik ve güvenlik algısının gelişmesi ile birlikte, Afrika'daki güvenlik bağlamındaki gelişmelere de yanıt veriyor. Çin'in BM barış gücü misyonlarına katılması, görev bölgelerindeki güvenlik ortamını daha iyi anlaması, batılı güçlerin, özellikle de Avrupa güçlerinin varlığını daha iyi kavraması gibi çeşitli şekillerde kendini gösteriyor.

Washington, Asya'daki varlığını güçlendirmek için öncelikle Avustralya, Japonya ve Güney Kore'yi çekmeye odaklanıyor, ancak Avrupa'nın varlığı ikinci sırada yer alacak.

Son olarak Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Halk Silahlı Polisi'ne bağlı, daha yaygın ve gizli, ancak sayıca fazla olan ağlar bulunuyor. Bu ağlar, Çin'in madenler, elçilikler ve konsolosluklar, şirketler, petrol ve gaz platformları, maden çıkarma sahaları gibi çıkarlarının korunması, askeri ve güvenlik eğitimi vermek, savaş malzemeleri satışı ve ‘yurtdışındaki Çinlilerin can ve mal güvenliklerinin sağlanması’ ile ilgileniyor. Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Çinli özel askeri şirketlerin on binlerce üyesinin askeri üniforma giyme zorunluluğu olmadan Afrika kıtasında faaliyet gösterdiği tahmin ediliyor. Bu şirketler, Pekin'in çıkarlarına hizmet etmek için kıtanın her yerinde faaliyet gösteriyor. Afrika’nın otuzdan fazla ülkesi, Avrupa'nın taahhütlerinin azalması karşısında Çin Halk Cumhuriyeti ile stratejik anlaşmalar imzaladı.

Bunun yanında Çin Halk Cumhuriyeti, Afrika'ya silah tedarik eden üçüncü büyük ülke konumunda. Bu konumunu ABD ve Rusya ile paylaşıyor. Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri bazı bölgelerde önemli bir rol oynamaya devam etse de eskisi kadar baskın bir konumda değiller.

Avrupa'ya göre Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası sistemi dönüştürme planını uygulamak için aktif bir şekilde çalışıyor ve kendi benzeri görülmemiş hakimiyetine rakip olabilecek herhangi bir kutbu ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Tayvan çevresindeki çatışmanın etkileri

Başka bir jeopolitik sahnede, Doğu Asya'da, özellikle de Çin'in güneydoğu kıyısı karşısında, Pasifik Okyanusu'nda, Çin Halk Cumhuriyeti'ni dünyadan ayıran düğüm noktasında, ABD ile Çin arasında savaşa dönüşebilecek bir çatışmanın işaretleri görülüyor. Çünkü Tayvan Boğazı'nın kontrolü (tıpkı İstanbul Boğazı ve Hürmüz Boğazı'nın doğrudan veya dolaylı kontrolü gibi) uluslararası dengelerin bir kısmını belirliyor.

dfgthy
Tayvan'ın Kinmen Adaları kıyısı boyunca, Çin anakarasının kıyısından (arka planda) sadece 3,2 kilometre uzaklıkta bulunan, hizmet dışı bırakılmış tanklar ve iniş önleyici çivilerin havadan görünümü (AFP)

Avrupalıların böyle bir savaş senaryosuna ilgi duymaları gayet doğaldır ve bu, Avrupa ve Asya'daki iki temel stratejik sahnede iki çatışmanın patlak verme olasılığına karşı uyanık ve hazırlıklı olunmasını gerektirir. Bu da, Avrupa'nın Hint Okyanusu ve Pasifik bölgesine katkısı ve Avrupalıların kendi kıtaları dışında ve kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen bir çatışmaya karışmaları olasılığını gündeme getirir.

Washington, Asya'daki varlığını güçlendirmek için öncelikle Avustralya, Japonya ve Güney Kore'yi çekmeye odaklanıyor, ancak Avrupa'nın varlığı ikinci sırada yer alacak.

Geçtiğimiz mayıs ayı sonlarında Singapur'da düzenlenen Asya'nın en önemli güvenlik forumu Shangri-La Diyaloğu’nun son oturumunda, Avrupa'nın bölgedeki güvenlik dinamikleri üzerinde etkisi ya da etkisizliği zirvenin ana konularından biriydi.

Çin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ukrayna'daki durumu Batılıların Pekin'in işgalinden korktuğu Tayvan'ın durumuna benzeten açıklamalarını kınadı. Çin’in Singapur Büyükelçiliği’nden yapılan konuyla ilgili açıklamada “Tayvan meselesini Ukrayna'daki çatışmayla karşılaştırmak kabul edilemez. İki mesele farklıdır ve kesinlikle karşılaştırılamaz” ifadeleri yer aldı.

Avrupalılar, tarihin hızlanmasına ve Çin'in dünya çapındaki karmaşık çatışmalarda artan rolüne karşı karşıya kalıyor. Bu durum, dinamik ve değişime ayak uydurabilen bir Avrupa stratejisinin geliştirilmesini gerektiriyor.

Bu örnek, Tayvan'daki herhangi bir çatışmanın Avrupa-Çin ilişkileri üzerindeki olası etkilerini ve durumun hassasiyetini gösteriyor. Çin'in stratejik nüfuz alanı konusunda oldukça açık sözlü davranan Macron, Pekin'i “Çin, NATO'nun Güneydoğu Asya veya Asya'ya müdahale etmesini istemiyorsa, Kuzey Kore'nin Avrupa topraklarına müdahale etmesini açıkça engellemelidir” sözleriyle uyardı. Pyongyang, Ukrayna'daki savaşta Rus ordusuna destek olmak için asker gönderiyor. Ancak Pekin, büyükelçiliği aracılığıyla “Tayvan meselesi tamamen Çin’in iç meseledir” şeklinde hızlı bir yanıt verdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise “Dünyada tek bir Çin vardır ve Tayvan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır” denildi.

Hatırlanacağı üzere Macron, 2023 yılının nisan ayında Avrupa'yı Tayvan konusunda mesafeli davranmaya ve savunma alanında ‘ABD’ye olan bağımlılığı azaltmaya’ çağırmış, Fransa'nın Tayvan konusunda esnek bir tutum sergilediği görülmüştü. Ancak Almanya, o dönemde dışişleri bakanı aracılığıyla, ‘Tayvan Boğazı'nda herhangi bir askeri tırmanışın tüm dünya için felaket senaryosu oluşturacağını ve tek taraflı herhangi bir değişikliğin Avrupalılar tarafından kabul edilmeyeceğini’ vurgulayarak sert bir tutum sergilemişti.

Elbette Avrupalılar, Çin'i Asya ve Pasifik bölgesinde ‘askeri güç kullanma olasılığını’ planlamakla ve Tayvan'ı ‘işgal etmek’ amacıyla ‘her gün tatbikatlar gerçekleştirmekle’ suçlayan Amerikan söylemini yakından takip ediyorlar. Shangri-La Diyaloğu sırasında, Asya'nın küresel jeopolitik rekabetin ana odak noktası haline geldiği sonucuna varıldı.

Shangri-La Diyaloğu’nın Singapur’da gerçekleşen oturumunda ve diğer etkinliklerde, Avrupa'nın Hint Okyanusu ve Pasifik bölgesinin güvenliğine olan ilgisinin arttığı ve ‘Çin ve Rusya'dan gelen artan tehditlere karşı, kurallara dayalı uluslararası düzeni korumak için koordinasyonu ve ortak çalışmayı güçlendirmeliyiz’ şeklinde tek ve net bir mesaj benimsediği gözlemlendi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Çin'i doğrudan ‘Rusya’nın savaş yanlılığını desteklemekle’ suçladı ve ABD Savunma Bakanı'nın Çin'in Asya ülkeleri için artan tehdidi konusunda yaptığı uyarıcı açıklamalara atıfla Rusya'nın da en az Çin kadar ciddi bir tehdit kaynağı olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

ABD ve Avrupa, ‘Çin ve Rusya’dan gelen tehditler’ konusunda benzer görüşlere sahip. Avrupalılar genel olarak tarihin hızlı akışı ve Çin'in dünya çapındaki karmaşık çatışmalarda artan rolü karşında birtakım zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu durum, dinamik ve değişime ayak uydurabilen bir Avrupa stratejisinin geliştirilmesini gerektiriyor.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.