Tunus'ta siyasi durum istikrar kazanacak mı?

Ülke bir beka sınavında

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

Tunus'ta siyasi durum istikrar kazanacak mı?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)

Sabina Henneberg

Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said'in liderliğindeki hükümetin 2011 sonrası ortaya çıkan demokratik sistemin yeniden şekillendirilmesinden dört yıl sonra ilk kez seçilmesinin üzerinden altı yıl geçti ve halen büyük ölçüde sağlam bir konuma sahip görünüyor. Cumhurbaşkanı Said, iktidarına yönelik doğrudan bir tehditle karşı karşıya değil, çünkü muhaliflerinin ve onu eleştirenlerin çoğu ya sürgünde ya da hapiste. Geri kalanlar ise oldukça dikkatli davranıyor. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Said, sosyal adalet konusundaki vaatlerini yerine getirememesi ve bunu gerçekleştirmek için net bir planının olmaması nedeniyle popülaritesinin düşerken bu düşüşün devam etmesi bekleniyor. Aynı zamanda, muhalefete yönelik dozu giderek yükselen sert uygulamaları nedeniyle Kays’a duyulan öfke de giderek büyüyor.

Tunus’ta ulaştırma sektöründe üç gün süren bir grev yapıldı. Daha önce geniş bir nüfuza sahip olan ve iç çatışmalar nedeniyle kamuoyundan uzun bir süre uzak kalan Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) ile Cumhurbaşkanı Said arasında ağustos ayı başlarından itibaren yıllardır yapılan bu ilk grev nedeniyle gerginlik tırmanmaya başladı. Grev, taraflar arasında karşılıklı olarak sert suçlamaların yapılmasına neden oldu. Burada akıllara Cumhurbaşkanı Said'in rakiplerini susturmak için yargı organlarını yeniden kullanmayı başarıp başaramayacağı ve bu köklü ve geniş güvene sahip kuruma karşı eleştirilerinin kendisine yönelik daha kapsamlı bir seferberliği tetikleyip tetiklemeyeceği soruları geliyor.

Birçok gözlemci, devletin idari yapısının son derece kırılgan olduğunu düşünüyor. Cumhurbaşkanı Said, tam kontrole sahip olduğu yanılsamasını sürdürmeye çalışsa da birçok kişi onun devlet içinde sınırlı sayıdaki kuruma bağlı olduğunu düşünüyor. Bunların başında, tutuklama emirlerini uygulayan ve yasadışı göçle mücadele kampanyalarını yürüten polis geliyor. Göçle mücadele, Said yönetiminin insan hakları siciliyle ilgili Avrupa’nın daha katı eleştirilerinden kaçınmasını sağladı. Said’e yöneltilen eleştiriler arasında, bireylerin adil yargılanma hakkından mahrum bırakılması da bulunuyor. Ayrıca, cumhurbaşkanını korumakla görevli Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nın, bazı muhaliflerin hapsedilmesi için bahane olarak kullanılan komplo iddialarının arkasında olduğundan şüpheleniliyor. Aynı muhalifler, Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nın bazı üyelerinin çıkarlarına tehdit oluşturabilecek kişiler. Ancak bu kurumlardan birinin cumhurbaşkanına karşı ayaklanması halinde tüm siyasi yapının çökeceğine şüphe yok.

“Siyaset veya siyasi elitler arasındaki tartışmalarla ilgilenmeyen kesimler arasında dahi halk desteği olduğuna dair hiçbir işaret bulunmuyor.

Siyaset veya siyasi elitler arasındaki tartışmalarla ilgilenmeyen kesimler arasında dahi halk desteği olduğuna dair hiçbir işaret bulunmuyor. Güvenilir anket verilerinin yokluğunda seçimlere katılımın çok düşük olması, Cumhurbaşkanı Said'in halktan geniş tabanlı bir destek toplayamadığını gösteriyor. Son olarak Bizerte şehrinin bir bölgesinde yapılan yerel seçimlerde katılım oranı yüzde 2'yi geçemedi. Dahası, Said’in yönetim stratejisi yaşam koşullarını iyileştirmede de başarısız olurken yoksulları desteklediği söylenen bazı politikalar ters sonuçlar doğurdu. Örneğin, işverenleri geçici çalışanların sözleşmelerini doğrudan kalıcı sözleşmelere dönüştürmeye zorlayan yeni iş kanunu, uygulanmasının zorluğu nedeniyle binlerce kişinin işten çıkarılmasına yol açtı. Raporlara göre temizlik ve güvenlik işleri için büyük ölçüde geçici işgücüne bağımlı olan bazı yerel ve uluslararası şirketler Tunus'tan ayrıldı veya ayrılmayı planlıyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Said, güvenilir ve tutarlı bir ekonomik vizyon sunmakta da başarılı olamadı.

Görsel kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı Kays Said, Tunus Parlamentosu önünde ikinci dönemi için yemin ederken, 21 Ekim 2024 (Reuters)

Bazı Tunuslular, devletin zayıflığı nedeniyle vatandaşlara yönelik kötü muamelenin arttığına dair işaretler olduğuna dikkati çekiyor. Aşırı kalabalık olan hapishanelerde sadece iki hafta içinde üç mahkum gerekli tıbbi bakımı alamadıkları için öldü.

İdeolojik ve şahsi görüş ayrılıklarının aşılması gerektiği hissediliyor, ancak bazı sol akımlar siyasal İslamcılarla iş birliği yapmayı hâlâ reddediyor.

Ancak olası bir kaosun patlak vermesine yönelik işaretlere rağmen, diğer faktörler mevcut durumun en azından öngörülebilir gelecekte devam edeceğini gösteriyor. Said, Tunus kamuoyunun bazı kesimleri için çekici kılan bazı özelliklerini halen koruyor. Birçok Tunuslu, Said'in kurumsallık karşıtı geçmişini ve adalete bağlılık iddiasını, 2011 sonrası dönemde yaşanan aşırılıklarla bir kopuş olarak görüyor. Kısacası, Tunuslular ona karşı büyük bir coşku göstermiyor olsa da onu tamamen reddetme konusunda da güçlü bir istek göstermiyorlar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Cumhurbaşkanı Said’in dış aktörlerle sürdürdüğü iş birliği, zaman zaman Batı karşıtı söylemleriyle eylemlerini uyumlu hale getirme ve ulusal egemenliği koruma konusundaki ısrarıyla çelişse de iç krizlerden çıkması için geçici bir fırsat sunabilir. Burada özellikle Tunus ile İtalya arasında deniz altından elektrik kablosu döşenmesini amaçlayan, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ELMED projesi öne çıkıyor. Bu proje, Tunus'un Cezayir’den ithal edilen doğalgaza olan bağımlılığının azaltılmasına ve birçok kişinin sorunlu bulduğu iki ülke arasındaki ilişkinin niteliğini değiştirmesine yardımcı olabilir. Zira aynı kişiler, Cezayir'in Tunus'un kırılgan mali durumunu, siyasi kazançlar karşılığında doğalgaz ve finansman sağlamak için kullandığını düşünüyor. Bu tür projeler, uzun vadeli ve nispeten sakin nitelikleri sayesinde, hükümeti büyük veya tartışmalı adımlar atmaya zorlamadan bu bağımlılığı azaltabilir. Ayrıca, 2023 yılında AB ile Tunus arasında imzalanan ve geniş çaplı itirazlara neden olan göç anlaşması gibi önceki anlaşmaların getireceği risklerden kaçınmasını da sağlayabilir.

Görsel kaldırıldı.
Başkent Tunus'taki bir oy verme merkezinde oy kullanan Tunuslu bir kadın, 6 Ekim 2019 (AFP)

Öte yandan geleneksel siyasi muhalefet hâlâ ciddi bölünmeler yaşıyor. Bazı muhalefet liderleri son zamanlarda Cumhurbaşkanı Said'e karşı ortak bir cephe oluşturmak için ilk adımları atmaya başlamış ve farklı muhalefet grupları arasında görüşmeler yapıldığına dair haberler artmış olsa da bu adımlar halen sınırlı kalmaya devam ediyor. İdeolojik ve şahsi görüş ayrılıklarını aşmanın gerekliliği konusunda bir farkındalık oluşmaya başlasa da bazı sol akımlar, siyasi projelerinin önündeki engel olarak gördükleri siyasal İslamcılarla iş birliği yapmayı reddetmeye devam ediyor.

Bu karmaşık tablo karşısında, yakın ve orta vadede üç olası senaryo söz konusu. Bunlardan birincisi, muhalefetin zayıflığı ve net bir alternatifin olmaması. İkincisi, temel hizmetlerin gerilemesi ve satın alma gücünün krizinin derinleşmesi halinde, özellikle sendikaların devreye girmesi veya protestoları destekleyen yeni muhalefet ittifaklarının ortaya çıkması halinde, toplumsal bir patlamanın yaşanması olasılığıyken üçüncü senaryo ise, güvenlik güçleri veya yönetim bileşenleri arasında anlaşmazlıklar çıkması durumunda, yönetici elit içinde bölünme olasılığıdır. Bu da ani bir iktidar krizine yol açarak beklenmedik bir çatışmanın kapılarını açabilir.

Tunus bugün, liderlik değişikliğinin ötesinde, sosyal sözleşmenin yeni temeller üzerine yeniden inşa edilmesini gerektiren bir beka sınavıyla karşı karşıya.

Böylece Tunus, ekonomik krizin baskısı ve siyasi kutuplaşmanın tehlikeleri arasında sıkışıp kalırken, hükümet ve muhalefet daha fazla bölünmeye tahammül edemeyecek kadar kırılgan bir zeminde hareket ediyor.

Tunus siyasetinde gelecekte çeşitli şekillerde radikal bir dönüşüm yaşanabilir. Olası senaryolardan biri, sistemin bileşenleri arasındaki güvensizlik nedeniyle sistemin içinden bir ayaklanma çıkması. Tunus geçmişte benzer durumlar yaşamış ve bunların bazıları başarılı bazılarıysa başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu tür bir iç değişim, geleneksel bir askeri darbe şeklinde olmasa bile, güç dengelerinde ani bir değişime yol açabilir, ancak muhtemelen daha demokratik bir hükümetin kurulması yerine daha otoriter bir yönetimin önünü açabilir.

Görsel kaldırıldı.
Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said'in ilan ettiği OHAL’in dördüncü yıldönümünde düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare, 25 Temmuz 2025 (Reuters)

Bir diğer olası senaryo da sosyal ve ekonomik koşulların sürekli kötüleşmesi sonucu geniş çaplı halk protestolarının patlak vermesi. Tunus'ta ‘protesto mevsimi’ genellikle eylül ayında başlar ve ocak ayında zirveye ulaşır. Ancak yeni bir ayaklanma bu takvimin dışında spontane olarak gerçekleşebilir ve muhtemelen ayaklanma olayları yaşanabilir. Bu bağlamda, halkın öfkesini düzenli bir değişim sürecine yönlendirebilecek birleşik bir liderliğin olmaması, özellikle siyasi ve sendikal güçlerin zayıflığı ve rejimin tekrarlanan baskı kampanyalarıyla korku ortamı yaratmayı başarması nedeniyle, en önemli zorluklardan biri olmaya devam ediyor.

Olası üçüncü senaryo ise en iyimser olanı olsa da aynı zamanda gerçekleşmesi en zor olanı. Bu senaryoda muhalefetin yaşadığı derin bölünmeleri aşarak, uygulanabilir bir geçiş planı hazırlayabilecek etkili bir ittifak kurması olasılığı yer alıyor. Böyle bir ittifak iktidarla müzakereler yoluyla veya artan halk baskısı ve siyasi baskı altında Said'in çekilmesiyle gerçekleşebilir. Ancak bu senaryo, gerçekleşse bile, siyasi elitlere karşı devam eden güven kaybından, halkın 2011 sonrası kaosun tekrarlanmasından duyduğu korkuya ve kapsamlı krizden çıkmak için net ve ikna edici bir vizyonun yokluğuna kadar birçok zorlukla dolu olmaya devam edecek.

Temel sorun, mevcut iktidarın düşmesinin sürdürülebilir bir çözüme ulaşmayı garanti etmemesi. Net bir alternatifin olmaması, bölünmelerin devam etmesi ve halkın reformlara olan ilgisinin azalması, herhangi bir siyasi değişimi riskli bir maceraya dönüştürüyor. Bu yüzden Tunus'un bugün liderlik değişikliğinin ötesinde, istikrar ihtiyacı ile demokratik dönüşüm gereklilikleri arasında denge kuran yeni temeller üzerinde sosyal sözleşmeyi yeniden inşa etmeyi gerektiren bir beka sınavıyla karşı karşıya olduğu söylenebilir. Bu zorlu bir denklem olsa da imkansız değil.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety