Rusya-Ukrayna savaşı: Trump, tarafları uzlaştırmayı başarabilecek mi?

Putin, Avrupa'ya yeniden silahlanma için zaman tanımayı reddediyor

Görsel: Nash
Görsel: Nash
TT

Rusya-Ukrayna savaşı: Trump, tarafları uzlaştırmayı başarabilecek mi?

Görsel: Nash
Görsel: Nash

Akil Abbas

ABD Başkanı Donald Trump, dramatik görüntüler ve üst düzey toplantılarla dolu birkaç günün ardından düşman taraflar arasında güçlü bir arabulucu ve tarih yazan bir kişi olarak öne çıktı. Dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana Avrupa'da yaşanan en tehlikeli ve en kanlı savaşın sona ermesine yol açabilecek gelişmelere tanık oldu.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Alaska'da görüşmeye davet etmesiyle başlayan sürprizlerinin hızlı temposu, çeşitliliği ve tanıtımıyla bu açık sahneyi domine etti. Bu görüşme aynı zamanda ABD’nin uzun süredir savaş suçlusu olarak gördüğü Putin için ahlaki bir zafer gibi görünüyordu. ABD, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaş nedeniyle Rusya'ya ekonomik yaptırımlar uyguladı. Alaska’daki görüşmeyi üç gün sonra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin Washington'a yaptığı ziyaret ve ardından Avrupa’nın en güçlü ülkelerinin liderleriyle gerçekleşen geniş kapsamlı toplantı izledi. Şimdi ise Trump, Putin ve Zelenskiy'yi kendisinin de katıldığı bir toplantıda bir araya getirmeye çalışıyor. Önümüzdeki birkaç hafta içinde, duyurular, görüntüler ve toplantılar açısından bu tempo yatışana kadar daha birçok iniş ve çıkışa tanık olacağız. Tüm bunlar, ya ABD’nin arabuluculuğunun gücü sayesinde ulaşılması zor ama yine de mümkün olan bir barışla sonuçlanacak ya da savaş, bin kilometreyi aşan uzun bir savaş cephesinde, nispeten sakin dönemlerle aralıklı olarak karşılıklı saldırılar şeklinde her zamanki gibi devam edecek.

Ukrayna'nın, Rusya'nın 2014 yılında ele geçirdiği Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini resmi olarak terk etmesi şartını kabul etmesi zor.

Zorlu barış ve değişen güç dengesi

Duyurular, görüntüler ve toplantılar ekranlarımızı doldurup spekülasyon ve analiz yapma isteğimizi kabartırken, stratejik, askeri, ekonomik ve siyasi gerçekler sağlam bir şekilde yerleşmiş gibi görünüyor. Nihayetinde bu savaşın sonucunu, ABD’nin arabuluculuk becerisi değil, bu gerçekler belirleyecek. Bu gerçeklerden biri, Trump'ın mevcut karmaşık ve çok boyutlu ortamda karşı karşıya olduğu en büyük zorluk. Trump, kendi nedenleriyle, savaşan tarafların kendilerinden daha fazla Ukrayna-Rusya savaşını ciddi olarak sona erdirmek isteyen tek aktör olarak karşımıza çıkıyor. Kısacası, savaşan tarafların kendilerinden daha fazla, kendi nedenleriyle Ukrayna-Rusya savaşını sona erdirmekle ciddi olarak ilgilenen tek aktör Trump. Trump, tarafların sürdürdükleri savaşın henüz sonuçlanmaktan uzak olan ve henüz karşı tarafı yenmek için elinden geleni yaptığına ikna olmayan taraflara ‘barış gündemini’ dayatıyor. Bu yüzden şu anda barışı kabul etmek, acı tavizler vermek anlamına geliyor. Dolayısıyla taraflara göre bu tavizleri kabul etmektense savaşı sürdürmek daha iyi. Ancak her iki taraf da ABD’nin güçlü nüfuzunun onları barış için müzakereye zorladığının farkında. Sonuç olarak taraflara göre barışı reddeden taraf olarak görünerek ABD’yi kaybetmektense, müzakerelere katılmak daha iyi.

gthy
Donetsk bölgesindeki Druzhkivka'da yıkılmış bir binanın önünden bisikletiyle geçen bir adam, 15 Ağustos 2025 (AFP)

Ukrayna, Trump'ın başlangıçta ısrar ettiği belirsiz ekonomik garantiler yerine, herhangi bir barış anlaşması imzalamak için güvenlik garantileri elde etme konusunda ciddi ilerleme kaydetti. Şu an Trump'ın bu garantilerden vazgeçme sürecinde olduğu görülüyor. Ukrayna'nın, başta 2014 yılında ele geçirdiği Kırım olmak üzere Rusya'nın şu an kontrolü ettiği Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini (yaklaşık 115 bin kilometre kare) resmen devretmesi şartını kabul etmesi zor olacak. Ancak Rusya, Ukrayna'nın en güçlü savunma hattı olan ve ‘kale kuşağı’ (fortress belt) olarak bilinen bölge üzerindeki kontrolünü sürdürmekte ısrar edeceğine şüphe yok. Donetsk bölgesindeki kuzey ve güney yönünde aralıklı olarak dağılan dört belde ve küçük köyleriyle 50 kilometreye kadar uzanan bu hattın yüzde 75'i Rusya’nın kontrolünde. Bu hat, beton hendekler, tank tuzakları ve mayın tarlaları gibi yoğun ve gelişmiş askeri tahkikatlardan oluşuyor ve savunması elektronik gözetleme sistemi ve hassas topçu silahlarıyla destekleniyor. Rusya ordusu, Ukraynalıların 2014 yılında inşa etmeye başladığı ve yıllarca büyük yatırımlar yaptığı bu hattı aşmak için çok çaba sarf etti, ancak bu hat, Rusya ordusunun birçok kez denemesine rağmen, şimdiye kadar aşılamayan veya geçilemeyen, geçilmez bir savunma hattı olmaya devam ediyor. Bu hat düşerse veya barış anlaşmasının bir parçası olarak Rusya'ya ilhak edilirse, Ukrayna'nın doğu topraklarının büyük bir kısmı gelecekte Rusya’nın herhangi bir askeri ilerleyişine açık hale gelecek.

Batı Avrupa, Rusya'nın savaşta kazandığı zaferi, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra istikrar kazanan güvenliğinin kalıcı olarak sarsılmasının başlangıcı olarak görüyor.

Öte yandan Trump yönetiminin Ukrayna'ya söz konusu tavizleri vermesi için baskı yapmasına rağmen, Ukrayna'nın Rusya'yı barışı kabul etmeye ikna etmek için gerekli tavizleri vermesinin önünde yasal ve siyasi engeller bulunuyor. Ukrayna Anayasası, devlet başkanının referandum yapmadan Ukrayna topraklarının herhangi bir kısmını devretmesini yasaklıyor. Bununla birlikte Rusya'nın işgaline karşı ülkesini şiddetle savunmasıyla uluslararası saygı kazanan bir lider olarak mevcut Devlet Başkanı Zelenskiy'nin böyle bir konuda referandum çağrısında bulunması da siyasi intihar anlamına geliyor. Ukrayna'nın geri çekilme gibi bir niyeti yok, ancak tam tersi söz konusu. Ukrayna'da ülkenin tüm topraklarını elinde tutma ve 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilen Kırım Yarımadası da dahil olmak üzere tüm topraklarını geri alma konusunda, hem siyasi hem de halk arasında anlaşılabilir bir kararlılık hakim. Ukrayna’nın bu ulusal kararlılığı, Avrupa'nın şimdiye kadar verdiği sağlam destekle daha da pekişti. Bu desteğin temelinde, Avrupa'nın kendisini korumak ve Rusya'yı caydırmak için ABD’nin yardımı olmadan (ve Avrupa aslında bu gelişmeyi hızlandırılmış bir şekilde başlattı) askeri kapasitesini geliştirmek zorunda kalsa bile Rusya'nın bu savaştan galip çıkmaması gerektiği fikri yatıyor. Avrupa için, Rusya'nın Ukrayna'da kesin bir zafer kazanması, Putin'in önce Ukrayna'da, sonra da Avrupa'da daha fazla toprak kazanma iştahını kabartacak. Bu endişe, eski Sovyetler Birliği'nin bir parçası olan Litvanya, Letonya ve Estonya gibi Baltık ülkelerinde en yoğun şekilde hissediliyor. Putin, bu ülkeleri ideoloji değil, toprak olarak geri kazanmanın Rusya'nın doğal hakkı olduğunu ve bu hakkı kullandığını açıkça belirtiyor. Tüm bunlar, bu savaşta Rusya'nın zaferini, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana istikrarlı olan güvenliğinin kalıcı olarak sarsılmasının başlangıcı olarak gören Batı Avrupa'yı endişelendiriyor.

Rusya'nın güçlü olduğu noktalar

Öte yandan Ruslar, ülkelerinin muazzam ateş gücü (Rusya’daki fabrikalar, Avrupa’daki tüm fabrikaların toplamının beş katı kadar top mermisi üretiyor) ve tank sayısındaki önemli üstünlükleri sayesinde, Ukrayna topraklarını yavaş ve maliyetli olsa da istikrarlı bir şekilde ele geçirdiklerini düşünüyor. Rusya, Ukrayna'yı işgalinin ikinci yılında, devasa savaş makinesini besleyen bir savaş ekonomisi modeline hızla geçiş yaptı.

sdcfrgt
Maxar Technologies tarafından 17 Temmuz 2023 tarihinde çekilen ve yayınlanan bu uydu görüntüsü, Ukrayna ordusunun üstlendiği bir patlamanın ardından Rusya anakarasını Kırım'a bağlayan Kerç Köprüsü'nün hasar gören kısmını gösteriyor (AFP)

Barış zamanı ekonomisi sıradan malların üretimine dayanan Rusya’nın savaş döneminde ekonomisi silah ve teçhizat gibi askeri malzemelerin üretimine ve savaşı uzun vadede sürdürebilmek için gerekli olanlara odaklanıyor. Batı'nın yaptırımları dışında, özellikle Hindistan ve Çin'e indirimli fiyatlarla yapılan petrol ihracatı, Rusya’nın savaş ekonomisini finanse ediyor. Avrupalılar, savaş ekonomisine geçmekte yavaş davrandılar ve gerekli kararları son aylarda, geçtiğimiz mart ayından sonra, Trump'ın ABD başkanı olarak göreve gelmesinin ve eski Başkan Joe Biden yönetiminin Ukrayna'ya sağladığı desteği geri çekmeyi onaylamasının ardından aldılar. Avrupa, bu önlemleri Avrupa Birliği'nin (AB) “Avrupa 2030 Yeniden Silahlanma Girişimi” adı altında beş yıllığına 800 milyar dolarlık devasa bir silahlanma planını onaylayarak aldı. Bu adımlar, Avrupa’nın askeri üretimlerinin hassasiyet ve teknolojik sağlamlık açısından Rusya'nınkinden niteliksel olarak üstün olmasına rağmen atıldı. Avrupalıların, şu anda tüm NATO üyesi Avrupa ülkelerinin bir yılda ürettiği miktarı üç ayda üreten Rusya'yı caydırmak için, Rusya'nın devasa askeri üretimini miktar olarak aşmaları birkaç yıl sürecek. Bu arada Avrupa, Ukrayna için ABD’den silah ve teçhizat satın alarak bu büyük silahlanma açığını kapatmaya çalışsa da bu süreç zaman alıyor ve bu sırada Rusya-Ukrayna cephesi şiddetli çatışmalara sahne oluyor.

Putin, sahadaki güçlü konumunu göz önünde bulundurarak, rakiplerine kendilerini daha iyi silahlandırmaları için zaman tanımaktansa, kendi lehine olan siyasi yöntemlerle savaşı sona erdirecek bir barış anlaşmasını tercih ediyor.

Bu yüzden Putin, Avrupa'ya yeniden silahlanma ve Ukrayna'yı destekleme zamanı tanımak yerine Trump'ın önerdiği ve Ukraynalılar ile Avrupalılar tarafından kabul edilen bir aylık ateşkes gibi kısa süreli bir ateşkes veya geçici barışa bile razı olmuyor. Çünkü böyle bir durumun ardından aylarca sürecek belirsizlik döneminin geleceğini ve bu durumun Avrupa'ya savaş ekonomisine geçişini hızlandırmak için daha fazla zaman kazandıracağını çok iyi biliyor. Bu sırada Rusya, mevcut üstünlüğünü de kullanamayacak. Dolayısıyla Putin, sahadaki güçlü konumunu göz önünde bulundurarak, rakiplerine kendilerini daha iyi silahlandırmaları için zaman tanımaktansa, kendi lehine olan siyasi yöntemlerle savaşı sona erdirecek bir barış anlaşmasını tercih ediyor.

Ancak Rusya, Ukrayna’da halkın sağlam destek verdiği güçlü savaş ruhuyla ve Rusya'nın şimdiye kadar yetişemediği Ukrayna'nın insansız hava aracı (İHA) endüstrisindeki önemli gelişmelerle karşı karşıya kaldı. Bu İHA’lar, Rusya ordusuna ağır kayıplar verdiriyor ve ilerlemesini engelliyor. Ukrayna ayrıca yerli askeri üretimini de artırdı. Ukrayna, 2022'de savaş başladığında askeri ihtiyaçlarının yüzde 10'unu üretiyordu, ancak bu oran bu yılın sonlarında yüzde 50'ye ulaşacak. Bu nedenle Ruslar, Ukrayna'nın savaşma iradesini kırmak ve halkı yormak için, Rusya'nın uzun bir yıpratma savaşına hazırlık durumu çerçevesinde Ukrayna'nın altyapısını, özellikle enerji altyapısını sistematik ve acımasızca hedef alıyor. Ukraynalılar, bu savaşın kendi lehlerine sonuçlanması, yani Rusya'nın savaşta hedeflerine ulaşamaması için daha fazla zamana ve silaha ihtiyaç duyuyor. Ayrıca Batı'nın Rusya üzerinde ekonomik baskı uygulaması da gerekiyor. Ancak ABD’nin silah ve ekonomi alanında önemli bir müdahalesi olmazsa, Ukrayna Rusya'nın amansız saldırıları sonucunda sürekli fedakarlıklar yapmak zorunda kalacak ve bu da Rusya'yı taviz vermeye zorlamayı oldukça güçleştirecek.

ABD Başkanı Trump'ın şahsi talepleri de Ukrayna-Rusya savaşını kalıcı bir barış anlaşmasıyla sona erdirme çabasında rol oynuyor, zira kendisi Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmek istiyor.

ABD’nin hesapları

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’nin hesapları, özellikle büyük bir nefret, güvensizlik ve kan dökme durumunun hakim olduğu iki taraf arasında zorlu bir barışı sağlayabilecek etkili bir arabulucu olma konusundaki güçlü arzusundan dolayı daha çok Başkan Trump ile ilişkili. Ne Rusya ne de Ukrayna kendini önemli tavizler vermek zorunda kalacak kadar zayıf hissediyor. Trump, arabuluculuk çabalarının başarılı olması için Rusya’nın güvenini kazanmalı. Bu amaçla ikinci başkanlık döneminin başlarında ABD’yi Ukrayna'ya destek vermekten uzaklaştırıp Ukrayna'yı savaşın nedeni ve savaşın sona ermesini engelleyen taraf olmakla suçlayarak Ukrayna'dan çok Rusya'ya yakın tutumlar sergiledi. Ukrayna’nın kendisinin daha zayıf taraf olduğunu kabul etmesi ve daha güçlü taraf olan Rusya'ya tavizler vermesi gerektiğini söyledi. Bu tutum, Biden yönetimi tarafından onaylanan gerekli istihbarat ve silahların Ukrayna'ya sağlanmasının geçici olarak durdurulmasına yol açtı, ancak daha sonra taraflar arasında iş birliği yeniden başladı.

Avrupa'nın müdahalesi ve ABD’de perde arkasındaki iç baskı, Trump'ın Rusya'ya yönelik aceleci tutumunu yumuşatmaya yardımcı oldu. Trump, Putin'e karşı genel olarak dostane tavrını ve onunla doğrudan ve dolaylı olarak (ikisi arasındaki telefon görüşmeleri, Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Rusya'ya gönderilmesi ve son olarak Alaska toplantısı yoluyla) temasta olma istekliliğini sürdürdü. Tüm bunlar Rusya için değerli kazanımlar anlamına geliyor, çünkü Trump'ın yaklaşımı, Rusya'nın siyasi izolasyonunun temel bir yönünü sona erdirerek onu müzakere masasına getirmeye yardımcı oldu. Trump'ın ABD’si, Biden'ın ABD’sinden farklı olarak, Rusya'nın ne düşmanı ne de müttefiki olsa da artık Ukrayna'nın eski yakın müttefiki de değil. Bununla birlikte her ne kadar zor olsa da iki tarafı müzakere masasına oturtmak, nispeten hızlı bir şekilde gerçek barışa yol açmazsa geçici bir başarı gibi görünecek. Trump'ın fazla zamanı yok, çünkü ABD Kongresi, Rusya'ya karşı yeni ve güçlü bir yaptırım paketi kabul etmesi için ona ciddi baskı uyguluyor. Trump, bir yandan savaşı sona erdirmek için son ve güçlü bir girişimde bulunurken diğer yandan Kongre üyelerinden bu paketin onaylanmasını ertelemelerini istedi.

Başkan Trump'ın şahsi talepleri de Ukrayna-Rusya savaşını kalıcı bir barış anlaşmasıyla sona erdirme çabasında rol oynuyor, zira kendisi Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmek istiyor. Bunun yanında Trump, bu hedefe ulaşmak için ciddi çabalar sarf etti ve ödülü veren ülke olan Norveç'in Maliye Bakanı Jens Stoltenberg ile telefon görüşmesi yaparak gümrük tarifelerini görüştü. Norveçli kaynaklara göre görüşme sırasında Trump, Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilme konusunu gündeme getirdi. Bu faktörün Trump'ın bu savaşı sona erdirme çabasında ne kadar önemli olduğu henüz belli değilse de sayısız kez yaptığı açıklamalardan, bu savaşı sona erdirmenin zorluğunun farkında olduğu ve bunun imkansız olduğu ortaya çıkarsa bu çabayı bırakmaya hazır olduğu anlaşılıyor. Trump, son açıklamalardan birinde, bir gazetecinin sorusuna verdiği yanıtta bu konudaki tutumunu belirlemek için birkaç haftaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Başkan Trump'ın dünyasında aylarca sürebilecek bu haftalar boyunca, tüm görüntüleri, sevinçleri, hayal kırıklıkları ve beklentileriyle birlikte yüksek düzeydeki drama devam edecek gibi görünüyor.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.