Sudan ve Afrika'nın Sudanlaştırılması: Dış güçler ve değişen ittifaklar

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

Sudan ve Afrika'nın Sudanlaştırılması: Dış güçler ve değişen ittifaklar

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Sergey Eldinov

21. yüzyılın ikinci on yılı, hemen dünyadaki herkesin bir şekilde etkilendiği savaş dönemi olarak tanımlanabilir.

Bazılarının sadece bir iç çatışma olarak göstermeye çalıştığı Sudan'daki savaşı ele alalım. Bu savaşın büyüklüğüne ve uluslararası toplumun büyük bir kısmının müdahil olmasına rağmen, modern dünya onun önemini ve ciddiyetini halen hafife almaya devam ediyor.

Gerçek şu ki, Sudan'daki çatışma her açıdan tüm bölge için insani bir felakete dönüştü. Krizi ölüm ve yerinden edilmiş kişi sayısıyla ölçecek olursak Sudan’daki savaşın şimdiye kadar 150 binden fazla insanın ölümüne neden olduğunu söylemek yeterli olur. Zorunlu yerinden edilenlerin sayısı ise yaklaşık 13 milyon. Açlık ve hastalıkları saymazsak bile, 3,5 milyondan fazlası çocuk olmak üzere yaklaşık 30 milyon kişi insani yardıma muhtaç durumda. Tüm bu rakamlar, Sudan'daki savaşı modern dönemdeki birçok savaştan çok daha büyük ve Ukrayna'daki savaşla karşılaştırılabilir boyuta getiriyor.

Sudan’da hükümet ve Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Geçici Egemenlik Konseyi tarafından temsil edilen Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki paramiliter grup Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 2023 yılının nisan ayından bu yana ülkenin stratejik bölgeleri üzerinde iktidar ve kontrol için yıkıcı bir mücadele yaşanıyor.

Aralıksız ve yoğun bir şekilde devam eden çatışmaların sürdüğü ortamda genel durum giderek kötüleşiyor. Yargısız ve toplu infazlar, etnik temizlik, yağma ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri artıyor. Ayrıca, çatışma, otoritenin parçalanmasına ve küçük silahlı grupların ortaya çıkmasına neden olarak, özelde Sudan'ı ve daha geniş çapta bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

Uluslararası toplum, çeşitli derecelerde bu çatışmaya dahil oldu. Bazı ülkeler açıkça çatışmaya dahil olurken, diğerleri tarafsız olduklarını açıkladı. Ülkelerin çoğu askeri teçhizat ve silah tedariki, askeri eğitmenler gönderilmesi, paralı askerlerin katılımının kolaylaştırılması, insani yardım sağlanması, mültecilerin barındırılması ve yardım malzemelerinin gönderilmesi suretiyle aktif olarak savaşa müdahil olmuş durumdalar. Sudan'ın komşuları olan ve arabuluculuk rolü oynaması beklenen Etiyopya, Eritre ve Kenya ise çatışmaya dahil oldular.

Rusya ile Sudan arasındaki yakın ilişkiler Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Öyle ki Sudan, Rusya’yı Sovyetler Birliği'nin meşru halefi olarak tanıyan ilk ülkelerden biriydi.

Bu ikiyüzlülük, mülteci akını nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya olan Çad'ın politikasını da şekillendirdi. Öte yandan diğer ülkeler pasif katılım tuzağına düşerek çatışmanın tüm yükünü üstlendi. Bu tür dolaylı katılımın en belirgin örneği olarak Güney Sudan’ı gösterebiliriz.

Sudan'daki çatışma, uluslararası ilişkilerde benzersiz bir durum olmasının yanında, tamamen zıt dış politikalara sahip koalisyonları bir araya getiren çelişkili ittifaklara yol açtı. Bu arada ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere birçok ülke, Rusya'nın Afrika kıtasındaki nüfuzunu genişletmesini engellemeye kararlı olarak net bir tavır sergiliyor.

HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Sudan'ın başkenti Hartum'da katıldığı bir toplantıda, 8 Haziran 2022 (AFP)HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Sudan'ın başkenti Hartum'da katıldığı bir toplantıda, 8 Haziran 2022 (AFP)

Rusya’nın siyasi ve stratejik çıkarları

Rusya, Sudan çatışması konusunda açık ve tutarlı bir tavır sergiliyor. Rusya’nın önde gelen yetkilileri tarafından yapılan birçok açıklamaya göre Moskova Sudan Silahlı Kuvvetleri'ni ve Orgeneral Abdulfettah el-Burhan başkanlığındaki Geçici Egemenlik Konseyi'ni tam olarak destekliyor.

Bu görüş, Rusya Dışişleri Bakanlığı Afrika Ülkeleri Dairesi Direktörü Anatoly Bashkin tarafından, Afrika kıtasına yönelik hükümet yanlısı bir Rus medya platformu olan African Initiative ile yapılan röportajda dile getirildi. Bashkin, röportajda Rusya'nın Sudan'daki Geçici Egemenlik Konseyi'ni ülkenin en yüksek meşru otoritesi olarak gördüğünü ve ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını desteklediğini söyledi. Ancak aynı zamanda, krize diplomatik çözümler bulmaya odaklanılması gerektiğini düşünüyor ve karşıt taraflar arasında diyaloğu kolaylaştırmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Rusya ile Sudan arasındaki yakın ilişkiler Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Öyle ki Sudan, Rusya’yı Sovyetler Birliği'nin meşru halefi olarak tanıyan ilk ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği’nin Afrika ülkeleri politikası, günümüz Rusya politikasının bir modeli olarak hizmet ediyor.

Rusya'nın petrol ürünleri ihracatı projeleri, özellikle 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılmasıyla ortaya çıktı. Bu ayrılık, kuzeydeki altyapıyı korurken, petrol sahalarının çoğu güneyde kaldı.

Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya ile eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir arasındaki ilişkiler güçlendi ve Beşir liderliğindeki Sudan, kıtanın en büyük Rus askeri teçhizat ithalatçılarından biri haline geldi. Beşir ile yapılan iş birliği, Moskova'nın Afrika'daki nüfuzunu güçlendirme stratejisinin bir parçasıydı. Rusya'nın, Darfur’daki çatışma sırasında savaş suçları ve etnik temizlik suçlamalarıyla Beşir hakkında tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) 2008 tarihli kararını reddettiğini hatırlıyoruz. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre o dönemde Beşir, 2009 yılında Rusya'yı ‘sadece bir dost olarak değil, adaleti arayan ve kriz zamanlarında müttefiklerini terk etmeyen bir ülke’ olarak tanımlamıştı.

Rusya, bölgedeki ana hedefinin orada bir deniz üssü kurmak olduğunu gizlemiyor. Bu hedef Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Sovyetler Birliği, Somali'nin Mogadişu kentindeki askeri üssünü kaybetmişti. Kızıldeniz'de bir deniz üssü, Rusya'nın Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki en yakın geçiş noktası olan Bab’ul-Mendeb Boğazı'nı izlemesine olanak tanıyacak. Bu boğaz, Körfez'den ABD ve Avrupa Birliği'ne (AB) petrol sevkiyatlarının geçtiği bir güzergâhta ye alıyor.

Beşir, 2017 yılının Kasım ayında Moskova'ya yaptığı ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve dönemin Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Sudan'da bir askeri tesis kurulması olasılığını görüştüğünü açıkladı. Ayrıca Su-30 ve Su-35 savaş uçakları ile S-300 füze savunma sistemleri satın almakla ilgilendiğini de belirtti.

Rusya'nın başkenti Moskova’da bulunan Kremlin'de düzenlenen bir toplantı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken, 14 Temmuz 2018 (Reuters)Rusya'nın başkenti Moskova’da bulunan Kremlin'de düzenlenen bir toplantı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken, 14 Temmuz 2018 (Reuters)

Port Sudan'daki lojistik üssünün sadece bir tedarik merkezi olması değil, aynı zamanda ekonomik projeleri ve Rusya'nın kıtadaki nüfuzunu artırmak için bir araç olması bekleniyor. Sudan sadece stratejik bir konuma sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda doğal kaynaklar, su ve verimli tarım arazileri açısından da zengin bir ülke.

Rusya merkezli madencilik şirketi Kush, 2017 yılında Sudan Maden Bakanlığı ile altın arama çalışmaları yapmak üzere bir anlaşma imzaladı. Rosatom da nükleer santral inşa etmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

Rusya'nın petrol ürünleri ihracatı projeleri, özellikle 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılmasıyla ortaya çıktı. Bu ayrılık, kuzeydeki altyapıyı korurken, petrol sahalarının çoğu güneyde kaldı. İş adamı Yevgeny Prigojin’e ait (Rus paramiliter grup Wagner'in Sudan'daki paravan şirketi) M Invest gibi Rus şirketleri de altın madenciliği için imtiyazlar elde etti.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, 2017 şubatında Sudan ve Rusya'nın Sudan ordusunun savaş hazırlığını artırmak için ortak bir program hazırladığını açıkladı. Beşir, bu hazırlığın ‘Sudan'a zarar vermeyi amaçlayan her türlü saldırıyı püskürtme konusunda ordunun yeteneklerini güçlendireceğini’ vurguladı.

Mareşal Hafter ve Dagalu, komşu ülkelerdeki silahlı grupların liderleri olmakla kalmayıp, Sudan çatışmasından önce Rusya'nın aracılık ettiği yakın askeri, lojistik ve ekonomik ittifakla birbirleriyle yakın ilişki içindeler.

Rus paramiliter grup Wagner, 2017 yılının aralık ayında Sudan'da konuşlanarak özel kuvvetler ve HDK gibi hükümet yanlısı paramiliter oluşumlar da dahil olmak üzere düzenli orduya savaş taktikleri, ağır silah ve topçu kullanımı ve stratejik yerlerin ve kritik altyapının korunması konularında eğitim verdi.

Rusya’nın askeri varlığının güçlenmesi, Sudan'ı Rusya'nın Orta Afrika Cumhuriyeti'ne doğru nüfuzunu genişletmek için bir platform haline getirdi. Orta Afrika Cumhuriyeti, şu ana kadar Rusya'nın güvenlik ihracatının başarılı olduğu tek ülke. Sudan, 2019 yılının şubat ayında Orta Afrika Cumhuriyeti hükümeti ile birkaç silahlı grup arasında, ülkede yıllardır süren iç çatışmayı sona erdirmek için imzalanan Hartum Anlaşması'nın imzalanmasına ev sahipliği yaptı.

Rusya'nın Beşir iktidarının düşüşüne müdahale etmemesi, Beşir'in yerine geçen Burhan'ın Sudan'da askeri yönetimin geleneğini sürdüreceği ve dış politikada sürekliliği sağlayacağına olan inancıyla açıklanabilir. Rusya'ya göre liderlikteki nominal değişiklik siyasi istikrarın temel ilkesini değiştirmedi. Rusya, silahlı güç ve güvenlik aygıtına dayanan geleneksel rejimleri destekleme politikasını sürdürüyor.

Sudan Ordusunun Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Port Sudan'da düzenlenen kamu hizmeti konferansında, 29 Nisan 2025 (AFP)Sudan Ordusunun Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Port Sudan'da düzenlenen kamu hizmeti konferansında, 29 Nisan 2025 (AFP)

Sivil yönetimin kısa sürmesi ve Muhammed Hamdan Dagalu’nun Geçici Egemenlik Konseyi'ndeki yükselişi, Rusya’nın deniz üssü meselesinin uzun süre ertelenmesine neden oldu. Port Sudan'da bir deniz üssü kurulmasına ilişkin nihai karar, Sudan Dışişleri Bakanı Ali Yusuf Şerif tarafından geçtiğimiz şubat ayında yapılan duyurusuna kadar açıklanmadı. Bunun karşılığında Rusya’dan Sudan’a 2024 yılından bu yana artarak devam eden, ancak ayrıntıları açıklanmayan askeri yardımlar yapılıyor.

Port Sudan'da kurulması planlanan deniz üssü, özellikle Suriye'nin Tartus kentindeki deniz üslerini kaybetme olasılığı göz önüne alındığında, Rusya için giderek daha önemli hale geliyor.

Rusya'nın Hamideti ve lideri olduğu HDK’ya organize destek sağladığına dair söylentiler gerçeği yansıtmıyor. Hamideti’nin Beşir rejiminin 2019 yılında düşmesinden sonra Orgeneral Burhan’ın yardımcısı olarak görev yaptığı süre boyunca Moskova'ya yaptığı ziyaretler ve Rus yetkililerle yaptığı görüşmeler, görevinin kapsamı dahilinde kaldı.

Hamideti, Sudan’daki ve bölgedeki nüfuzuna rağmen alışılmadık bir figür olmaya devam ettiğinden Rusya’nın siyasi modelindeki davranışları öngörülemezliğini koruyor. Hamideti, egemen etnik gruptan veya geleneksel sosyal elit kesimden biri değil. Kendini bir reformcu olarak tanıtan Hamideti, sivil yönetime geçişten bahsediyor. Bu anlamda Hamideti’nin Beşir sonrası Sudan siyaset sahnesinde kilit bir oyuncu olarak Rusya'ya dayatıldığı söylenebilir.

Wagner'in kurucusu Yevgeniy Prigojin ile de benzer bir dinamik gelişti. Prigojin’in Hamideti ile olan yakın ilişkileri sadece bir hükümet yetkilisi ve güvenlik hizmetlerinin başkanı olarak değil, aynı zamanda önde gelen bir iş adamı olarak da vardı ve bu ilişkiler ancak 2019 yılındaki askeri darbeden sonra aktif ortaklığa dönüştü.

Ancak Rusya’nın silah ve askeri teçhizatının bir kısmının Libya üzerinden ve Hamideti’nin yakın müttefiki olan Mareşal Halife Hafter aracılığıyla HDK'ya ulaştığına dair önemli bir uyarı söz konusu. Gerçek şu ki, Mareşal Hafter ve Dagalu, komşu ülkelerdeki silahlı grupların liderleri olmakla kalmayıp, Sudan çatışmasından önce Rusya'nın aracılık ettiği yakın askeri, lojistik ve ekonomik ittifakla birbirleriyle yakın ilişki içindeler. Bu ittifak, Libya Ulusal Kongresi'nden önce, 2019-2020 yıllarında Trablus'a yapılan başarısız yürüyüş sırasında kurulmuş olabilir.

Sudan'daki kabileler arasındaki gerilimler, 1881 ile 1899 yılları arasında yaşanan Mehdi ayaklanmasına kadar uzanan derin tarihi köklere sahip. Jaalin kabilesi İngiltere-Mısır güçlerinin yanında yer alırken, isyancılar çoğunlukla Baggara kabilesinin üyelerinden oluşuyordu.

Öte yandan Libya'daki Rus güçlerinin Hafter ve Hamideti arasındaki lojistik yaşam hattını doğrudan yönettiği iddiaları abartılı iddialardan ibaret.

Bu, Rusya’nın Sudan'daki politikasıyla çelişmiyor. Moskova, Libya'daki Mareşal Hafter'e verdiği destek nedeniyle, Libya toprakları üzerinden HDK'ya Rus silahlarının akışına göz yummak zorunda kaldığı için yaklaşımını dengelemek zorunda kalıyor. Ancak bu durum, Rusya'ya Sudan'daki çatışmanın her iki tarafı üzerinde istenmeyen bir ikili etki gücü kazandırıyor.

Diğer birçok ülke gibi Rusya da Sudan'daki mevcut çatışmanın siyasi gerçeklerini anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Ancak bu durum Rusya’nın siyasi spekülasyonlara ve demagojik söylemlere girişmesini engellemedi. Oysa ülkeler ve uluslararası kuruluşlar için çalışan birçok uzman ve araştırma ekibi, Sudan’daki durum hakkında güvenilir bilgilere sahipti, sahip olmaya devam ediyor.

Sudan'daki çatışma, tarihi olarak sömürge dönemine dayanan ve bugün halen çözülmemiş sorunlardan oluşan karmaşık bir yapıya sahip. Sebepleri, toprak ve kaynakların kontrolü için rekabet eden iki karşıt güç arasındaki çatışmadan çok daha derin. Etnik grupların ekonomik çıkarları üzerindeki rekabetin veya demokratik sivil bir hükümete geçiş olasılığının ötesine geçiyor. Bu aynı zamanda, eski rejimin modern dönemdeki gerçeklere ayak uyduramamasını ve etkili bir şekilde işleyememesini açıklayabilir.

Güney Sudan'ın 2011 yılının temmuz ayında ayrılması bile bu sorunları çözmedi. Sudan Cumhuriyeti, Afrika için oldukça Araplaşmış, Arap dünyası için ise oldukça Afrikalılaşmış karmaşık, çok etnikli bir ülke olmaya devam ediyor.

HDK'nın kontrolüne geçen Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan mülteciler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde geçici bir kampta dinleniyorlar, 13 Nisan 2025 (AFP)HDK'nın kontrolüne geçen Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan mülteciler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde geçici bir kampta dinleniyorlar, 13 Nisan 2025 (AFP)

Mevcut çatışmanın nedeni açık görünebilir, çünkü tarihte istikrarlı ikili liderlik örnekleri çok fazla bilinmiyor. Farklı grupları temsil eden iki liderin barış içinde bir arada yaşaması son derece nadir. Özellikle de her ikisi de askeri geçmişe sahipse. Bu tıpkı aynı mağarada iki aslanın bulunmasına benziyor.

Bazı uzmanlara göre bunun daha derin bir açıklaması var, o da kabilecilik. Sudan'da kabile yapıları, toplumu sosyal sınıflara ayırmada güçlü bir faktör olmaya devam ediyor. Ülkenin 50 milyonluk nüfusu, 400 dil ve lehçe konuşan yaklaşık 600 etnik gruptan oluşuyor. Kabilelere olan aidiyetler, nüfusun büyük bir kısmının kimliğini şekillendirmeye devam ediyor.

Sudan'daki kabileler arasındaki gerilimler, 1881 ile 1899 yılları arasında yaşanan Mehdi ayaklanmasına kadar uzanan derin tarihi köklere sahip. Jaalin kabilesi İngiltere-Mısır güçlerinin yanında yer alırken, isyancılar çoğunlukla Baggara kabilesinin üyelerinden oluşuyordu. Ancak ülkedeki mevcut savaşın nedeni iki etnik grup arasındaki bir çatışmaya indirgenemez.

‘Sudanlaşma’ terimi, başlangıçta sömürge sonrası Sudan'da yönetim yapılarının kurulması sürecini ifade etmek için kullanılıyordu. Bu süreçte, İngiltere-Mısır sömürge yönetimi büyük ölçüde Jaalin kabilesi üyeleri tarafından değiştirildi. Bu durum, sosyal sınıf farklılıklarını daha da derinleştirdi ve güneydeki ve Arap olmayan etnik grupları marjinalleştirdi.

Afrika kıtasındaki çoğu çatışmanın olduğu gibi, Sudan’daki savaşın da askeri bir çözümü bulunmuyor. Her iki tarafın da askeri zaferi, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak, Jaalin kabilesi, Rizeigat kabilesi dahil olmak üzere diğer birçok kabilenin gözünde, özellikle sömürge sonrası olumsuz biçimiyle merkezi hükümetin otoritesini temsil etmeye başladı.

Bugün Sudanlaşma terimi, siyasi analizlerde, devletin kültürel ve geleneksel değerlerini dayatarak ana etnik grubun hakimiyetini güçlendirmeye çalıştığı bir senaryoyu tanımlamak için kullanılıyor. Bu bağlamda, Sudan’daki savaşın, Afrika’daki diğer birçok çatışmadan çok da farklı olmadığı söylenebilir, zira bu savaş esasen merkez ile çevre arasındaki bir çatışma. Ulusal kimliği tam olarak oluşmamış ülkelerde keskin sosyal farklılıklar etnik bir karakter kazandığında sıklıkla çatışmalar ortaya çıkar. Çevre bölgelerde hızla artan nüfus, kaynak dağılımından dışlandığında, sosyal hareketlilik ve hatta temel geçim kaynaklarından mahrum bırakıldığında, sadece mevcut durumu kabul etmeyi reddetmekle kalmayıp aynı zamanda eskisi gibi varlıklarını sürdürmeleri imkânsız hale gelir ve tek yol silahlı protestoya başvurmak olur.

HDK'nın belkemiğini oluşturan Rizeigat kabilesi üyeleri, büyük ölçüde marjinalleştirilmiş azınlıkların ve sosyal eşitlik arayışındaki egemen olmayan etnik grupların çıkarlarını temsil ediyor. İronik olan ise Rizeigatların siyasi gücünün, hükümetin yanında savaştıkları Darfur çatışmasındaki kanlı rolleri sayesinde artmış olması. Bu seçim Rizeigat kabilesi için ideolojik bir tercih değildi, daha çok o dönemde sosyal barışa, yani marjinalleşmeden kurtulmaya giden tek yoldu.

Afrika kıtasındaki çoğu çatışmanın olduğu gibi, Sudan’daki savaşın da askeri bir çözümü bulunmuyor. Her iki tarafın da askeri zaferi, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmaz. Tek geçerli seçenek, düşmanlıkların sona erdirilmesi ve eşitlik temelinde kapsayıcı bir hükümetin kurulmasını amaçlayan müzakere sürecinin başlatılması.

Eğer kapsayıcı bir hükümet kurulamazsa, çatışma herkesin herkese karşı savaşına dönüşme tehlikesi taşır. Bu durumda, gerçek Sudanlaşma tek bir grubun hegemonyasının pekiştirilmesi olarak değil, devletin her biri özel bir savaş ağası tarafından yönetilen ve sadık silahlı oluşumlar tarafından desteklenen izole kabile bölgelerine bölünmesi şeklinde ortaya çıkar. Bu bölgeler, halkın sömürülmesine dayanan bağımsız bir savaş ekonomisi içinde faaliyet gösterir ve bu sürece hak ve özgürlüklerin tamamen yitirilmesi eşlik eder.

Daha da kötüsü, bu sorun Sudan ile sınırlı kalmayıp, bölgedeki birçok ülkeye yayılacaktır. Bu durum, yerel krizlerin kolayca sınır ötesi çatışmalara dönüşmesine neden olan bir domino etkisi olarak tanımlanabilir. Bu karmaşık durumu çözmek çok zor bir görev olabilir, ancak Sudanlaşma tehdidi artık görmezden gelinemez veya inkar edilemez olduğundan son derece önemli bir görev.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
TT

Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026

Amr İmam

Etiyopya'da patlak veren yeni iç savaş devam ediyor; Abiy Ahmed'in federal hükümeti, yedi silahlı grubun ittifakıyla karşı karşıya. Bir zamanlar çıkarları farklı olan bu grupların artık ortak bir amacı var: Abiy Ahmed'i iktidardan uzaklaştırmak.

Her iki taraf da karşılıklı saldırılara devam ediyor ve çatışmaların hangi yönde ilerleyeceğini kestirmek için henüz çok erken.

İnsan hakları örgütleri, özellikle 2020-2022 Tigray savaşının hâlâ taze olan hatıraları göz önüne alındığında, şiddetin kapsamı genişledikçe ölü sayısının hızla artabileceği konusunda uyarıyor. Kasım 2022'de Pretoria Anlaşması ile sona eren bahsi geçen çatışmanın yaklaşık 600 bin kişinin hayatına mal olduğu tahmin ediliyor. Birçok kişi mevcut çatışmaların daha da ölümcül olmasından endişe ediyor.

Tamamen askeri ölçülere göre Etiyopya ordusu, savaşan yedi gruba göre üstün. Ancak, 28 Eylül'de Addis Ababa'nın güneydoğusundaki bir hava üssünü hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısı, koalisyonun orduya zarar verme gücünü ve kapasitesini gösterdi.

Savaş şu anda Etiyopya'nın 1,1 milyon kilometrekarelik yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40'ını kapsıyor ve çatışmaların çoğu kuzeyde yoğunlaşmış durumda. Söz konusu çatışma bölgeleri Etiyopya'nın komşularıyla da sınır komşusu ve bu durum, çatışmanın alanı genişledikçe komşularının tutumları hakkında meşru soruları gündeme getiriyor.

2022 yılının sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü; Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve daha sonra Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı

 Abiy Ahmed'in Nisan 2018'de göreve gelmesinden bu yana, başlangıçtaki iyimserliğe rağmen, Etiyopya'nın komşularının çoğuyla ilişkileri keskin bir şekilde kötüleşti. Bu sorun, savaşın Afrika Boynuzu'ndaki bu ülkede yayılmaya devam etmesi durumunda büyük önem kazanıyor. Halihazırda ilişkilerdeki gerilim durumu göz önüne alındığında, Etiyopya'nın komşularının bu duruma seyirci kalacağı ve hatta Abiy Ahmed'i istifaya zorlamaya çalışan grupları gizlice destekleyeceği tahmin ediliyor.

Kızıldeniz’e erişim çabası

Eritre, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi ve mevcut gerilimler göz önüne alındığında, Etiyopya'nın en önemli komşusudur. Göreve başlamasından üç ay sonra, Abiy Ahmed Temmuz 2018'de Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile görüşmek üzere Asmara'ya gitti. İki lider, 1998'den 2000'e kadar ülkeleri arasında süren sınır savaşını resmen sona erdiren ortak bir bildiri imzaladı.

 Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)

Kısa bir süre sonra sınır yeniden açıldı, uçuşlar ve telefon görüşmeleri tekrar başladı ve aynı yılın eylül ayında Cidde'de bir anlaşma imzalandı. Bu yakınlaşma Abiy Ahmed'e 2019 Nobel Barış Ödülü'nü kazandırdı. Kısa bir süre için iki lider, Somali'yi üçlü bir ittifaka dahil etmeyi bile başardı.

Kasım 2020'de, Etiyopya'daki Tigray çatışmasının patlak vermesiyle bu sıcak ilişkiler askeri bir ortaklığa dönüştü. Eritre güçleri, Isaias'ın uzun süredir düşmanı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) karşı Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleriyle birlikte savaştı.

Daha önce de belirtildiği gibi, çatışmalar geniş çaplı bir yıkıma ve ağır bir bilançoya neden oldu.

Ancak Isaias, Etiyopya ve Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Kasım 2022'de Eritre'nin katılımı olmadan Pretoria Anlaşması'na (ateşkes anlaşması) varmasıyla kendini tecrit edilmiş hissetti. Eritre Cumhurbaşkanı TPLF'yi tamamen ortadan kaldırmak istiyordu, ancak anlaşma TPLF'nin Tigray'da siyasi bir güç olarak kalmasına izin verdi ve Eritre birlikleri de dahil olmak üzere yabancı güçlerin çekilmesini şart koşarak ilişkiye yeni bir gerilim kaynağı ekledi.

2022'nin sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü. Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve ardından federal hükümete karşı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı. Eski sınır sorunları da tamamen ortadan kalkmadı; bunlardan biri de Etiyopya ile sınır anlaşmazlığının merkezinde yer alan Eritre'nin Badme kasabasının statüsüydü.

İki ülke arasındaki uçurum, Abiy Ahmed'in tamamen karayla çevrili Etiyopya için Kızıldeniz'e erişimi “varoluşsal bir ihtiyaç” olarak nitelendirmeye başlamasıyla daha da derinleşti. Bu bağlamda Asmara, Etiyopya'nın sınırına sadece yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Eritre'nin Assab Limanı hakkındaki söylemlerini, topraklarına yönelik örtülü bir tehdit olarak gördü.

2024'ten 2026'ya kadar ilişkiler daha da kötüleşti. Hem Etiyopya hem de Eritre orduları, özellikle Assab yakınlarında, ortak sınırları yönünde güçler konuşlandırdı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Eritre'nin Mısır ve Somali ile yakınlaşması, Mısır'ın Addis Ababa ile Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı ve Kızıldeniz'e erişim konusunda anlaşmazlık yaşadığı bir dönemde gerilimleri daha da artırdı.

1 Ekim 2026'da Addis Ababa, “Etiyopya ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan” 10 Eritreli diplomatı sınır dışı edeceğini ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatacağını duyurdu.

Eritre Dışişleri Bakanlığı ise “aynı şekilde karşılık vermekten başka seçeneğimiz yok” şeklinde yanıt verdi.

Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)
Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)

Somaliland anlaşması

2018'deki Asmara gezisinden bir ay önce Abiy Ahmed, iyimser bir atmosferde Mogadişu'ya geldi. Bu ziyaret, iktidarının başlangıcında benimsediği uzlaşmacı yaklaşımın devamıydı. Abiy ve dönemin Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu, ticaret, limanlar ve altyapı alanlarında iş birliğini güçlendirme sözü verdiler ve bu hedefleri ilerletmek için ortak bir komite kurdular.

Somali ve Etiyopya bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı, ancak daha sonra Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti

O dönemde Abiy Ahmed, içindeki herhangi bir tarafın yanında durmak ve tarafını tutmak yerine, Somali'ye federal düzeyde tek bir ortak olarak davranmayı tercih etti. Bu yaklaşım, Mogadişu'daki karar vericiler nezdinde güvenilirliğini artırdı, ancak hükümeti uzun süredir Addis Ababa ile yakın iş birliği içinde olan ayrılıkçı Somaliland bölgesini kızdırdı.

Mogadişu ve Addis Ababa bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı. Fermacu, Mogadişu'da geniş ölçüde Etiyopya'nın tercih ettiği ortak olarak görülüyordu.

İlişkilerde biraz iyi niyet vardı, ancak bu daha çok kişisel uzlaşıya ve ortak bölgesel çıkarlara dayanıyordu, geçmişin gerçek bir değerlendirmesine değil. Hasan Şeyh Muhammed 2022'de Somali cumhurbaşkanlığına döndüğünde, özellikle egemenlik ve federal birlik konusunda daha iddialı bir tavır benimsemesinin ardından ilişkiler değişti. Aynı zamanda Abiy Ahmed de ülkesinin Kızıldeniz'e erişmesini sağlama çabalarında daha iddialı tavır sergilemeye başlamıştı.

Ardından Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti. Ocak 2024'te Abiy Ahmed, Etiyopya'ya Berbera Limanı yakınlarındaki 20 kilometrelik bir kıyı şeridini ticari ve askeri amaçlarla 50 yıllığına kiralama hakkı veren bir mutabakat zaptı imzaladı; karşılığında Etiyopya'nın Somaliland'ı tanıması gerekiyordu.

Bu, Etiyopya'nın istediği gibi denize erişmesini sağlayacak, Somaliland'a da daha sonra uluslararası toplumdan elde etmeye çalıştığı tanınmayı sunacaktı.

Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)
Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)

Mogadişu cevap olarak Addis Ababa'daki büyükelçisini geri çağırdı ve Somali parlamentosu, anlaşmayı geçersiz ilan eden bir yasayı kabul etti.

Bu bozulma, Somali'nin Mısır'la güvenlik iş birliğini güçlendirdiği bir dönemde Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) katılan Etiyopya birlikleri üzerindeki baskıyı da artırdı.

Vekalet savaşı

Abiy Ahmed'in Sudan ile ilişkisi büyük umutlarla başladı, ancak bu umutlar 2020'nin sonlarında solmaya başladı. İki ülke arasında, her iki ülkenin de hak iddia ettiği verimli bir sınır üçgeni olan el-Faşka nedeniyle gerilimler arttı ve Etiyopya'daki Tigray çatışmasının sonuçları, Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlıklar ve Sudan iç savaşının patlak vermesinden sonra her iki tarafın seçtiği ittifaklar nedeniyle gerilim yükseldi.

Bir zamanlar zekice bir dış politika aracı gibi görünen şey, şimdi Abiy hükümetinin etrafında daralan çember gibi görünüyor

2019'da Abiy Ahmed, Sudanlı askeri yetkililer ve sivil liderler arasında arabuluculuk yaparak, geçici bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan güç paylaşımı anlaşmasına varılmasına yardımcı oldu. Ancak Kasım 2020'ye gelindiğinde, özellikle Tigray çatışmasının patlak vermesinden sonra her şey değişti.

Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleri kuzey Etiyopya'ya doğru ilerlerken, Sudan ordusu, Hartum ve Addis Ababa arasında 2008 yılında yapılan bir anlaşma uyarınca Amhara çiftçilerinin yaşadığı ve topraklarını işlediği el-Faşka bölgesine girdi. 2021 yılının başlarında, Sudan güçleri çiftçileri bu bölgeden çıkardı ve bölgenin büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi; bu da bir dizi çatışmaya, suçlamaya ve gerilimlerin hızla tırmanmasına neden oldu. Addis Ababa, Sudan'ın başka meselelerle meşgul olmasından faydalandığını iddia ederken, Hartum sadece topraklarını geri aldığını ısrarla belirtti.

Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlık da derinleşti. Sudan, Mısır gibi, su kaynaklarına zarar vereceğinden endişe ederek, Etiyopya'nın Mavi Nil barajını doldurmasına ve işletmesine karşı çıktı. Sudan ayrıca on binlerce Tigraylı mülteciye ev sahipliği yaptı ve bu durum Etiyopya'ya, Sudan'ı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne güvenli sığınak sağlamakla suçlamak için bir gerekçe sundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)

Sudan'daki iç karışıklık, özellikle Nisan 2023'te Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geniş çaplı çatışmaların patlak vermesinden sonra durumu daha da karmaşık hale getirdi. Etiyopya başlangıçta resmi olarak tarafsız bir duruş sergiledi ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) liderliğindeki bazı arabuluculuk çabalarına katıldı. Ancak, HDK'nin başlıca bölgesel destekçileriyle olan yakın ortaklığı Hartum'da endişelere yol açtı.

2025'ten itibaren Sudan ordusu, Etiyopya'yı HDK'ye lojistik ve eğitim desteği sağlamakla ve Etiyopya topraklarından insansız hava aracı saldırıları düzenlemesine izin vermekle defalarca suçladı.

Uzak dostlar

Dış düşmanlar bazen bir ülkeyi birleştirmeye katkıda bulunabilir, özellikle de hükümet onları destek toplamak için bir araç olarak kullandığında. Abiy Ahmed yıllardır bunu yapıyor; Mısır ve Eritre başta olmak üzere dış aktörlerle olan gerilimleri kullanarak kendisine yönelik iç desteği güçlendiriyor. Ancak bu taktik, şu anda kendisine karşı ayaklanan bölgelerde uzun süredir devam eden şikayetlerin ve haksızlıkların, Abiy Ahmed'in kullanabileceği herhangi bir dış tehditten daha yüksek sesle dile getirilmesiyle etkisini kaybediyor gibi görünüyor.

Bu da bir zamanlar zekice dış politika aracı gibi görünen şeyin, şimdi Abiy Ahmed hükümetinin etrafında daralan bir çember gibi göründüğü anlamına geliyor.

Komşu ülkeler, Etiyopya'nın dağılmasının kendi sınırlarını istikrarsızlaştırabileceğinden korkarak, federal hükümete karşı harekete geçen grupları desteklemekte tereddüt edeceklerdir. Ancak, baskı arttıkça, sadece sessizlikleri bile Abiy Ahmed'in konumunu zayıflatmaya yetecektir.

Etiyopya Başbakanı'nın 29 Eylül'de Addis Ababa'da Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed ile yaptığı görüşme, belki de Etiyopya başkentinin eteklerinde savaşın şiddetlendiği bir dönemde, Etiyopya'nın komşularından birinin sadakatini kazanmak için girişilen son çabaydı.

En dikkat çekici husus, Abiy Ahmed'in komşularının çoğunun kendisinden uzaklaşmasına neden olurken, belki de ihtiyaç duyduğu desteği sağlayacakları inancıyla, uzak ortaklarıyla daha yakın ilişkiler kurmasıdır.

Şüphesiz ki, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut gelişmeler ışığında önemi giderek artan stratejik bir su yolu olan Kızıldeniz'in kontrolü konusunda çıkarları bu ortakların çıkarlarıyla örtüşüyor. Bununla birlikte, uzak müttefiklerle kurulan bu yakın ilişkiler, Etiyopya Başbakanı’na sunabilecekleri desteğin, artan iç huzursuzluk döneminde onu kurtarıp kurtaramayacağı konusunda soru işaretleri de doğuruyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
TT

Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)

Etiyopya'da hükümet yanlısı bir milis grup dün yaptığı açıklamada, isyancı güçlere karşı düzenlediği karşı saldırının ardından kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

“Tigray Barış Gücü”, X platformunda yaptığı paylaşımda, kentin yaklaşık 10 kilometre dışında bulunan Alula Aba Nega Havalimanı'nın kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre, bu iddia bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanamadı.

Silahlı grup daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeyindeki isyancıların kalesi konumundaki Tigray'ın başkentine doğru ilerlediğini bildirmişti. Etiyopya ile Eritre'nin diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından çatışmaların daha geniş kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğine yönelik endişeler artıyor.

Etiyopya ordusu ve müttefik güçleri, geçen hafta “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” (TPLF) ile çatışmaların başlamasından bu yana bölgede hızlı ilerleme kaydetti. Bölgedeki iktidar partisinin öncülük ettiği isyancı ittifakıyla yaşanan çatışmalar, 2020-2022 yılları arasındaki iç savaştan bu yana şiddetin en ciddi şekilde tırmandığı dönem olarak değerlendiriliyor.

Analistler, mevcut çatışmanın, farklı güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği ve giderek daha kırılgan hale gelen bölgede Etiyopya sınırlarının ötesine taşmasından endişe ediyor. Etiyopya'nın eski baş düşmanı Eritre, Tigray'ın kuzeyinde; üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaşla mücadele eden Sudan ise bölgenin batısında bulunuyor.

Etiyopya hükümeti, Eritre, Sudan ve Mısır'ı muhalif ittifaka destek vermekle suçladı. Üç ülke de bu suçlamaları reddetti.


Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
TT

Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)

İki güvenlik kaynağı, Sahra Altı Afrika’nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer’in batısında düzenlenen iki ayrı saldırıda 50’den fazla güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bölgede, terör örgütü DEAŞ’ın bölgesel kolunun da aralarında bulunduğu silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Kaynaklar Reuters’a, çarşamba günü bir jandarma konvoyunun Abala-Filinge yakınlarında pusuya düşürüldüğünü belirtti. Cumartesi günü ise Birni-N’Konni’de düzenlenen ayrı bir saldırıda 30’dan fazla askerin öldüğünü ifade ettiler. İki saldırının da teröristler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, olaylara ilişkin ayrıntı verilmedi.

SITE Intelligence Group, dün DEAŞ’ın Batı Afrika’daki kolu olan ve “DEAŞ-Sahel Vilayeti” olarak bilinen örgütün pazar günü yayımladığı iki ayrı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi.

Örgüt, ocak ayında başkent Niamey’deki sivil havalimanına ve bir askeri hava üssüne saldırmıştı. Bu saldırı, hükümetin isyancı gruplarla mücadelede kayda değer ilerleme sağlayamadığına ilişkin değerlendirmeleri gündeme getirmişti. Ülkeyi 2023’teki darbenin ardından iktidarı ele geçiren ordu yönetiyor.

Nijer’de isyancı askerler geçen ay havalimanına ve devlet başkanlığı yerleşkesine saldırmış, bunun üzerine hükümete bağlı güçlerle çatışma yaşanmıştı. Hükümet güçlerine Kremlin’in kontrolündeki paramiliter yapı Afrika Kolordusu’na bağlı unsurlar destek verdi.

Analistler ve güvenlik kaynakları, özellikle Nijer’in batısında isyancı gruplar karşısında tekrarlanan kayıpların ardından cephede görev yapan ordu birlikleri arasındaki hoşnutsuzluğun giderek arttığını belirtiyor.