Moskova, otoritesi zayıflayan Hafter'in oğullarına mı açılıyor?

Halid Hafter Kardeşi Saddam Hafter’in ardından ilk kez Rusya'nın başkenti Moskova’da görüldü

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
TT

Moskova, otoritesi zayıflayan Hafter'in oğullarına mı açılıyor?

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)

Kerime Naci

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter, geçtiğimiz cuma akşamı Rusya'ya geldi. Hafter burada, Rusya’nın Afrika kıtasındaki askeri varlığını denetlemenin yanı sıra Libya ve Suriye dosyalarının koordinasyonunda başlıca askeri yetkili olarak kabul edilen Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Korgeneral Yunus-Bek Yevkurov tarafından karşılandı.

(Mareşal Halife Hafter liderliğindeki) LUO Başkomutanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu ziyaretin iki ülke arasında eğitim, uzmanlık alışverişi ve savunma kapasitelerinin geliştirilmesi alanlarında ortak koordinasyon olanaklarının araştırılması çerçevesinde gerçekleştirildiği belirtildi.

Ziyaret, Libya'nın doğu kutuplarına doğru kayan momentumun ortasında gerçekleşti. Türkiye, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Hafter'in, oğlu Saddam'ı yardımcısı olarak atamasının hemen ardından (Hafter'in karargahı olan) er-Recme Askeri Üssü ile ilişkilerini güçlendirmek için harekete geçti.

Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki anlaşmasını değerlendirme oturumunu yapmadan önce, ilk kez Libya'nın doğusuna giderek Halife Hafter ile görüştü. Bu ziyaret, ABD Maslahatgüzarı Jeremy Brent'in önderliğinde Bingazi, Sirte ve Trablus'ta yürütülen diplomatik çabaların ardından gerçekleşti. Brent, güvenlik ve askeri alanlarda iş birliğini ve ortak koordinasyon mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile bir toplantı düzenlemişti.

Uluslararası meşruiyet

Gözlemciler, Moskova'nın hamlelerini, özellikle Türkiye'nin geçtiğimiz yılın sonlarında kaybettiği, Rusya'nın geleneksel müttefikleri olan Hafter ve oğullarının liderliğindeki er-Recme Askeri Üssü’ne siyasi, ekonomik ve askeri açılımından sonra, Libya'nın doğusundaki nüfuzunuzu kaybetme korkusu olarak değerlendirdiler. Afrika kıtasına olan ana bağlantısı olan Suriye'den sonra, Rusya'nın rolünün arttığı ve Avrupa ve ABD’nin nüfuzunun belirgin bir şekilde azaldığı Afrika Sahel ülkelerine yakın olan Libya'nın doğusuna odaklandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Bingazi Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Mahmud el-Kadiki, Halid Hafter'in Moskova ziyaretinin LUO’ya yeni bir ivme ve ek bir meşruiyet kazandırmayı amaçladığı değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Kadiki, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halid Hafter'in Moskova ziyareti rastgele değil, kasıtlı olarak atılmış bir adım. Bu adım özellikle uluslararası sahnede Libya’nın doğusunu canlandırmayı amaçlıyor. Bu, Halid ve Saddam'ın önderlik ettiği bölgesel bir açılım ve LUO’nun son derece karmaşık bir bölgesel ortamda Libya devletinin kazanımlarını koruma yeteneğine sahip olduğunu kanıtlıyor.”

Rusya'nın, Türkiye'nin doğu Libya kampıyla diplomatik kanallar açmasından endişe duyduğunu söyleyen Prof. Kadiki, “Türkiye'nin bu açık tutumu, Rusya'nın doğudaki kazanımlarını korumaya yönelik stratejisinin bir kısmını sarstı. Bunun yanında ABD’nin doğu ve batı Libya'da sorunsuz bir şekilde ilerleyen baskısı da söz konusu” yorumunda bulundu.

Moskova'nın Libya’nın doğusu ile olan ortaklığının, Türkiye'nin er-Recme Askeri Üssü’ne dönük hamlelerinden etkilendiğini, ancak bunun Türkiye ile Bingazi arasında yıllardır süren gergin ilişkilere rağmen ilişkilerin kopması anlamına gelmediğini belirten Prof. Kadiki, Türkiye'nin Libya'nın doğusuna yönelik yeniden konumlanmasının, Hafter'in geleneksel müttefiki Moskova'yı endişelendirdiğini belirtti.

Halid Hafter'in LUO Genel Komutanlığı’nın siyasi ve askeri yüzü olarak öne çıkmasının, özellikle Türkiye'nin Bingazi'ye doğru hamlesinden sonra, Rusya'nın Libya’nın doğusunda yeniden konumlanma ihtiyacıyla örtüştüğünü düşünen Prof. Kadiki, “Hafter'in oğulları diplomatik hamleleriyle uluslararası sahnede kişisel varlıklarını göstermek değil, genel liderliğin Libya ordusunun uluslararası arenada meşruiyetini güçlendirme arzusunu yansıtmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Genel Komutanlığın Saddam veya Halid Hafter aracılığıyla, Libya devletinin ve özellikle ordunun kazanımlarını korumaya devam edecek yeni bir nesil getirmeye çalıştığını düşünen Prof. Kadiki, “Bu adımlar, Genel Komutanlığın sadece bir askeri kurum değil, aynı zamanda Libya'nın doğusunda daha önce yaşanan karmaşık olaylar ışığında uluslararası meşruiyetin önemini kabul eden siyasi bir aktör olduğunu da gösteriyor” şeklinde konuştu.

Rusya'nın geleneksel müttefiki Hafter ile ilişkiler kurma hamlesini ‘doğal’ olarak nitelendiren Prof. Kadiki, “Rusya, Moskova'da Savunma Bakan Yardımcısı ile Halid Hafter arasında gerçekleşen görüşmeyle, göz ardı edilemeyecek bir ortak olduğunu kanıtladı” dedi.

Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin amacının, Hafter'in oğullarını önümüzdeki dönemde Moskova'nın ortakları olarak tanıtmak olduğunu vurgulayan Prof. Kadiki, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha önce Saddam ve babasıyla görüşmüştü. Şimdi de Rusya’nın Savunma Bakan Yardımcısı, Halid ile baş başa bir görüşme gerçekleştirdi. Bu hamle, Moskova'nın doğu Libya'ya uzun vadeli bir yatırım yapmaya meyilli olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Genel Komutanlığın, bir haftadan kısa bir sürede birden fazla bölgesel tarafı (Türkiye, Mısır, ABD, BAE ve Rusya) çekerek, ülkenin çıkarlarını güvence altına almak ve dış kararlarının tek bir uluslararası tarafa bağımlı olmasını önlemek için diplomatik beceriyle Libya'nın çıkarlarını yönettiğini kanıtladığını düşünen Prof. Kadiki, Hafter'in oğullarının Moskova ziyaretlerinin, ABD ve Türkiye'nin Libya'nın doğusunda nüfuz için rekabet ettiği kritik bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle, askeri mesajlardan çok daha derin siyasi mesajlar içerdiğini de sözlerine ekledi.

Saddam Hafter, geçtiğimiz mayıs ayında babasıyla birlikte Rusya’nın daveti üzerine Zafer Bayramı'nın 80. yıldönümü kutlamalarına katılmak amacıyla Moskova'yı ilk kez ziyaret etmişti. Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı General Yunus-Bek Yevkurov'un da hazır bulunduğu kapalı bir toplantıda Hafter ile görüşme fırsatını kaçırmadı.

Nüfuz alanının genişlemesi

Öte yandan Güvenlik Çalışmaları ve Barış Araştırmaları Platformu Başkanı İbrahim Nasır, Halid Hafter’in Moskova ziyaretini ‘Hafter'in oğullarının babalarının misyonunu tamamlamaya hazırlık niteliğinde ve önemli’ olarak nitelendirdi. Nasır’a göre er-Recme Askeri Üssü’nden Moskova'ya gelen bu genç adamın  varlığı, Rusya'nın özellikle Suriye'deki müttefiki eski Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşüşünden sonra Libya'daki nüfuzunu gelecekte de sürdüreceğinin bir işaretiydi ve Rusya, odak noktasını hızla Afrika'ya açılan ana kapısı haline gelen Libya'ya kaydırdı.

Rusya'nın düşüşünden önce Afrika'daki genişlemesi için Suriye rejimine güvendiğini vurgulayan Nasır, ancak Putin’in Libya’nın doğusunda artan nüfuzundan yararlanabilmesi için artık Libya'ya odaklanmaya başladığını belirtti. Hafter'in oğlunun Moskova ziyareti ve Rusya Savunma Bakan Yardımcısı tarafından resmi olarak kabul edilmesinin, bu genç komutanın Libya sahnesinde Rusya gibi etkili ülkelerle iletişim kurmaya uygun kişisel özellikleriyle ilgili olduğunu söyleyen Nasır, “Bu, Libya sahnesinde şekillenmeye başlayan gerçekliğin ve Hafter'in oğullarının babalarının yerini almaya hazırlandıklarının bir yansımasıdır” yorumunda bulundu.

Prof. Kadiki’nin Moskova'nın hamlesinin Türkiye'nin Libya'nın doğusuna açık tutumuna yanıt olarak geldiği yönündeki açıklamasına bir yanıt olduğu şeklindeki değerlendirmesini yorumlayan Nasır, Türkiye'nin Libya’Nın doğusuyla ilk kez yakınlaşma hamlesinde bulunmadığını, Halife Hafter'in daha önce Türkiye'yi ziyaret ederek savunma sanayii ile eğitim ve rehabilitasyon faaliyetlerine dair konuları görüştüğünü hatırlattı. Nasır’a göre Türkiye, Halife Hafter'in Libya'nın doğusunda dayattığı gerçeklikten yararlanmak istiyor. Nasır, Washington'ın Libya'daki hamlelerine dair ise Libya sahnesini açık bir alan olarak gördüğü ve Trablus, Bingazi ve Sirte ile temaslarının Libya genelindeki nüfuzunu teyit ettiği değerlendirmesinde bulundu.

Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin er-Recme Askeri Üssü için uluslararası meşruiyet arayışının bir parçası olduğunu düşünen Nasır, Rusya'nın Libya'da etkili bir ülke olduğuna, Libya'nın da Rusya-Afrika iletişim zincirinin halkalarından biri olduğuna inanıyor. Nasır, Hafter'in, Rusya, Türkiye, Mısır ve bazı Körfez ülkeleriyle köprüler kurarak, çatışmanın diğer taraflarından farklı bir düzeye ulaşabildiğini ve batı Libya'daki kaostan yararlandığını söyledi.

Taktiksel bir hamle

Afrika meseleleri uzmanı ve araştırmacı Muhammed Abdulkerim, Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin, babasının yaklaşımının bir devamı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Abdulkerim’e göre Halid’in babası Halife Hafter, ülkesinin siyasi ve güvenlik hayatındaki varlığına ve rolüne daha fazla meşruiyet kazandırmak amacıyla, güçlü ülkelerin desteğini kazanmak için daha önce mümkün olan her kapıyı çalmıştı.

Bu ziyaretin Libya'nın dış politikası üzerinde uzun vadeli stratejik etkileri olacağını düşünmeyen Abdulkerim, aksine Hafter ve oğullarının başlattığı bu hamleleri esasen Rusya'ya çeşitli hizmetler sunarak, karşılığında Rusya'nın uluslararası veya yarı uluslararası araçlarla Hafter'in kampına destek vermesini sağlamak üzerine kurulu ‘taktiksel bir hamle’ olarak görüyor.

Hafter'in oğullarının yavaş yavaş babalarının rollerini üstlendiğine dair işaretler olduğunu belirten Abdulkerim, “Halife Hafter'in sağlığının bozulduğuna ve Libya'nın lideri olarak kabulünün azaldığına dair net işaretler ortaya çıktığında bu görüş daha da somutlaşacak” ifadelerini kullandı.

Abdulkerim, Saddam Hafter'in, özellikle de sonuncusu Mısır'a olmak üzere birçok önemli uluslararası ziyarette babasına eşlik etmesinden dolayı babasının siyasi ve askeri uzantısı olmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi.

Mareşal Hafter sonunda oğlu Saddam'ı yardımcısı olarak atarken, oğlu Halid, Korgeneral Abdurrazık en-Nazuri'nin yerine LUO Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi.



ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor
TT

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

Tahran, ABD’nin ekonomik baskılarını reddettiğini vurgularken Washington, şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenleme seçeneğini dışlayarak yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ülke üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliyor. Bu sırada Maskat ve Tahran, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının geçici ve güvenli şekilde yeniden sağlanması için bir yol arıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yeni yaptırım ve ekonomik baskılarla hiçbir şey elde edemeyeceğini söyledi. Pezeşkiyan, Washington’ın savaş sırasında da hedeflerine ulaşamadığını belirtti.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenlemesini beklemediğini ve bunun yerine deniz ablukası ile yaptırımların da aralarında bulunduğu diğer baskı araçlarına odaklandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre ABD’li yetkililer, Washington’ın bu politikayı ara seçimlerin sonrasına kadar sürdürebileceğini, ancak İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri saldırı seçeneğini saklı tuttuğunu söyledi.

Bu gelişme, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi. İki taraf, boğazın mayınlardan temizlenmesi konusunda anlaşırken, geçici ortak bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını da ele aldı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yakında açıklanabileceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

İsrail’de ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimiyle diplomatik bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini dışladı. Netanyahu, son Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile İran’la diplomasi yoluna başvurma ihtimalini görüştüğünü, ancak bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu söyledi.


Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı
TT

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik izolasyon operasyonunu başlatarak artırdığı bir sırada, İran ve Umman dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı üzerinden geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik çerçeve anlaşmasını ve iki ülkenin kıyısında bulunduğu stratejik boğazın mayınlardan temizlenmesine ilişkin ortak projeyi görüştü.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada, iki bakanın aşamalı bir çerçeveyi ele aldığı belirtildi. Bu çerçevenin, Hürmüz Boğazı üzerinden ortak geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesi için ortak bir projenin uygulanması konusunda anlaşmaya varılmasını içerdiği kaydedildi. Açıklamada ayrıca teknik müzakerelerin, kalıcı bir deniz geçiş koridoru ve boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla sürdürüleceği ifade edildi.

Bu gelişmelerin paralelinde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını sınırlandırmayı hedefleyen bir müzakere süreci başlatmak üzere Tahran'a yönelik diplomatik girişimini öne çıkardı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'la gerilimin daha fazla tırmanmasını önleme ve çatışmaya müzakere yoluyla çözüm bulma yollarının ele alındığı görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Tesnim haber ajansına konuşan İranlı bir kaynak ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'e Tahran'ın tutumunun ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin şartlarının açık biçimde iletildiğini belirtti.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sularında bulunan tüm mayınların kaldırılması veya patlatılması talimatını verdiğini açıkladı. Trump, İran'a yeni mayın döşeyen herhangi bir gemi veya teknenin imha edileceği konusunda bilgi verildiğini söyledi.


Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
TT

Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)

Refik Huri

General Şaron, İsrail'in güvenliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzandığını söylerdi. Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanması, bölgesel ve uluslararası güçler arasında, çatışma alanının Arap dünyası olduğu nüfuz mücadelesi çerçevesinde Binyamin Netanyahu tarafından bu stratejinin uygulanmasından başka bir şey değildir. İsrail'in saldırı ile vurgulamak istediği husus, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail uçaklarının imha ettiği silahlarını kullanmasını engelledikten sonra, yeni Suriye'nin kendisine mücadele ve muharebe yeteneği kazandıracak silahlar edinmesini de engelleyeceğiydi. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi nüfuzunun kapsamını sınırlamayı ve askeri etkisinin genişlemesini engellemeyi de amaçlıyordu.

Suriye'de Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinde, İran Şam'dan çekilse bile etkili görünüyor. Ve elbette ABD de etkili. Onun izinden Mısır ve Suudi Arabistan gidiyor ve ABD ile İsrail onu dışlamak istese bile Fransa etkisiz kalmayı göze alamaz. Arap dünyasında bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinden daha tehlikeli bir şey daha var, o da bu nüfuzu güçlülerin bir “hakkı”ymış veya zayıfları koruyorlarmış gibi kabul etmek ve ona uyum sağlamaktır.

Lübnan, güç dengesini sağlamak ve yereldeki dengesizliği düzeltmek bahanesiyle daha fazla bölgesel ve uluslararası nüfuz talep ediyor. Güney Lübnan'da görev yapan ve 47 yıllık görev süresinin ardından Güvenlik Konseyi tarafından görevinin sona erdirilmesine karar verilen uluslararası güçlerin yokluğunda ne yapacağını bilmiyor. Oysa bu güçler, İsrail'in işgallerini ve savaşlarını, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün savaşlarını ve Suriye ile İran'ın vekalet savaşlarını engelleyemediler. Dahası Hizbullah'ın tünel ağı kurup askeri ve güvenlik altyapısını oluşturmasına da seyirci kaldılar.

Yeni Suriye, uluslararası izolasyondan aşırı açılıma, bölgesel ve uluslararası nüfuza kucak açmaya doğru aktif geçiş yaparken, halkı siyasete ortak etmek ve iç reformları garanti altına almak için ise acele etmiyor.

2003 ABD işgalinden bu yana Irak, ABD ve İran’ın nüfuz oyununun ortasında kaldı, kurtulma şansı ve bölgesel Arap ve Türk nüfuzunu çekme olasılığı çok düşük. Bu durum Libya, Sudan ve hatta öncü Arap rolünü yeniden kazanamayan Mısır için de geçerli. Küçük güçlerin üstlendiği arabuluculuk çabalarına gelince, bunlar hem ABD hem de İran tarafından isteniyor. Bölgedeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların birbirine bağlılığı, çeşitli taraflarca çözüm ve uzlaşmaları engellemek için kullanılan bir silah haline geldi. Tahran'ın “ileri savunması” için silahlı mezhepçi ideolojik vekil güçler kurarak başlattığı, Hamaney ailesine yakın sertlik yanlısı Keyhan gazetesinin “İslam Devrimi'nin en büyük başarısı” olarak adlandırdığı arenalar birliği, aynı zamanda ABD, İsrail ve Türkiye'nin de bir projesi haline geldi. ABD, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde elbette her yönde faaliyet gösteriyor ve Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran'ı birbirine bağlıyor. İsrail, “yedi cephe” dediği Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Akdeniz ile Kızıldeniz'de savaşıyor. Türkiye ise Suriye'den Irak, Katar, Lübnan ve Libya'ya kadar nüfuzunu genişletiyor, Kafkasya bölgesini de ihmal etmiyor, Avrupa'nın kapısını çalıyor ve NATO üyeliğine tutunuyor.

Bütün bu iç içe geçen güç mücadeleleri ve birbirine bağlı arenalar, giderek daha karmaşık krizlere ve çözümlere yol açtı. İsrail'in Lübnan işgalini sona erdirmek için ne müzakere yoluyla siyasi bir çözüm ne de savaş yoluyla askeri bir çözüm yok. Gazze ve Batı Şeria'daki durum için ne diplomasi ne de güç yoluyla bir çözüm yok. Irak'taki fraksiyonların silahı sorununa ne kabine kararının müzakere edilmesinin ne de ordu ile fraksiyonlar arasındaki çatışmaların sunabileceği kökten bir çözüm yok. Ve Suriye'de, 1967'de Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra İsrail'in işgal ettiği topraklardan onu çıkarmak için ne çeşitli başkentlerde yapılan doğrudan müzakereler ne de savaşla varılan bir çözüm yok.

Stratejik analistlerin görüşüne göre çözüm, Başkan Dwight Eisenhower'ın yaklaşımında yatıyor: “Bir problemi çözmek için onu büyütün.” Pratik olarak bu, ya çok cepheli büyük ölçekli bir savaş ya da tüm krizlerin kapsamlı bir şekilde çözülmesi anlamına geliyor. Bu seçenek ise çok zor! Başkan Donald Trump'ın açıklamaları bir yana, ABD ne büyük ölçekli bir savaşa girmeye hazır görünüyor, ne de Çin, Rusya, Avrupa, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan olmadan tek başına kapsamlı bir “Trump barışı” üretebilir. Ve oyun sıfır toplamlı değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İsrail'i “tampon bölgelerden” vazgeçmeye ve Kuzey Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'den çekilmeye zorlaması için asgari şart, İran'ın İsrail'i çevreleyen ülkelerde Devrim Muhafızları'na bağlı silahlı örgütlerden vazgeçmesidir. Ne İsrail'in bununla yetineceğine ne de Tahran'ın bunu istediğine dair hiçbir işaret yok.

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik tehdidi bile, İran'ın bölgesel projesine ve silahlı vekillerine elverişli bir ortam oluşturuyor ve İran tehdidi, İsrail'in kozlarına eklediği bir koz. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, ABD, İsrail, Arap devletleri ve Avrupa'nın talebi değil, Lübnan hükümetinin vereceği bir karar olmasına rağmen, Hizbullah'ın silahını korumaktaki ısrarı, Tel Aviv tarafından bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi İran topraklarından veya en azından İran tarafından işgal edilmesi muhtemel topraklardan çekilmesi gibi bir algı yaratılıyor.

Lübnan'ın, Amerikan desteğiyle, İsrail ile müzakerelerini ABD-İran müzakerelerinden ayırmayı başarması anlaşılabilir bir durum. Ancak gerçek şu ki, Lübnan, Gazze, Suriye, Irak ve Yemen sorunları iç içe geçmiş ve ABD ile İran arasındaki askeri ve ekonomik oyunun sonucuyla bağlantılı hale gelmiştir.

Savaşlar uzun sürer ve çözümler yavaş ilerler. Hızlı bir çatışma turu veya aceleci bir çözüm çok fazla şeyi değiştirmeyecektir.

Belki de merhum Lübnan Cumhurbaşkanı Şarl Helu'nun şu sözlerine kulak vermemiz gerekiyor: “Yarın ne olacağını bilmiyorum ama ertesi gün ne olacağını biliyorum.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.