Şanghay Zirvesi, Çin'in liderliğindeki yeni dünya düzenini şekillendiriyor

Rusya, Pekin ile stratejik iş birliğini güçlendiriyor... Hindistan, ‘Batı karşıtı kampın’ tarafına geçiyor

Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
TT

Şanghay Zirvesi, Çin'in liderliğindeki yeni dünya düzenini şekillendiriyor

Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)
Çin ve Rusya devlet başkanları ile Hindistan Başbakanı, pazartesi günü Tianjin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi'nin açılışında bir araya geldi. (EPA)

Çin'in pazartesi günü ev sahipliği yaptığı Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi, kuruluşundan neredeyse çeyrek asır sonra örgütün ikinci doğuşu olabilir. Rus çevreleri, üye ülkelerin, özellikle Rusya, Çin ve Hindistan'ın öncelikleri için ortak bir temel oluşturan ve önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirilen zirvenin sonuçlarını bu şekilde değerlendiriyor.

sfgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Rus analistlerin önemli bir kısmının edindiği izlenim, Rusya-Çin iş birliği mekanizmalarının genişlemesiyle veya bazı büyük medya kuruluşları tarafından ‘düşmanca’ olarak nitelendirilen zirvenin Batı'ya gönderdiği mesajlarla sınırlı değil. Hindistan'ın ‘Batı karşıtı kampa geçişi’, zirvede en dikkat çeken olaydı. Zirvede, Hindistan ile Çin arasındaki geleneksel gerilimleri geride bırakmaya yönelik adımlara atıfta bulunuldu.

Batı'ya karşı duran zirve

Zirvenin sonuç bildirisinde, genel olarak Batı'nın ve özel olarak ABD'nin benimsediği ‘tek taraflı önlemler’ karşısında Rusya'nın bakış açısının benzeri görülmemiş bir şekilde yakınlaştığı ve ‘jeopolitik çatışmanın yoğunlaştığı koşullarda küresel istikrarı destekleme’ konusunda ortak bir istek olduğu belirtildi.

Moskova, ortak bildirinin özellikle daha adil bir uluslararası sistem inşa etmek için mekanizmalar konusunda Rusya ve Çin'in anlatısını teyit eden güçlü ve yeni tonunu vurguladı. Ayrıca, dünya halklarının kahramanca eylemlerinin tarihsel hafızasını ve İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkarılan dersleri koruma ihtiyacını vurguladı. Buna ek olarak, istikrarlı uluslararası ilişkiler ve sürdürülebilir kalkınmanın temeli olan devletlerin iç işlerine karışmama ve güç kullanmama ilkelerine bağlı kalınması çağrısında bulundu.

ŞİÖ üye ülkeleri ayrıca, uluslararası kalkınma sorunlarının ele alınmasında çatışmayı reddeden bir siyasi çizgi izlemeyi taahhüt ettiler ve terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılıkla ortak mücadeleyi sürdürme kararlılıklarını yinelediler.

ŞİÖ, terörizmi her türlü biçimiyle şiddetle kınadı ve terörizmle mücadelede çifte standartların kabul edilemez olduğunu vurguladı. ŞİÖ üye ülkeleri, üye ülkeler arasında iş birliğini derinleştirmek için öncelikli görevleri ve temel yönelimleri belirleyen 2035 yılına kadar geçerli olacak bir ‘kalkınma stratejisi’ kabul etti.

Ancak ortak çıkarlar ve örgütün üye ülkelerinin karşı karşıya olduğu yeni zorluklar hakkında yapılan konuşmalardan, dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan ve üye ülkeleri küresel gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık dörtte birini üreten bu grubun, üye ülkelerin güvenliğine yönelik yeni tehditlerle mücadele için küresel bir merkez haline gelmeye yönelik adımlar atmaya karar verdiği anlaşıldı. Örgütün 10 daimî üye ülkesi olduğu, bunların en önemlilerinin Çin, Rusya ve Hindistan'dan oluşan dev üçlü olduğu ve ayrıca 14 gözlemci statüsünde ülke bulunduğu biliniyor.

ghyuı
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Ancak yeni olan husus, örgütün üye devletlerinin, ‘gözlemci’ ve ‘diyalog ortağı’ statülerini yeni bir ‘ŞİÖ ortağı’ statüsünde birleştirmek için bir yol belirlemiş olmaları. Bu, üyelik sayısının daha da artmasına kapı açıyor ve gözlemci devletler için bu ortaklığı ek bir kazanç haline getiriyor. Bu da ekonomik politikada ve krizlerin çözümü için ortak yollar belirlemede daha geniş bir rol oynama fırsatlarını daha da artırıyor.

Ortak bildiride yansıtıldığı üzere, zirvenin sonuçlarına ilişkin bu Rus anlayışı, zirve sırasında yapılan ikili görüşmelerde doğrudan teyit edildi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki görüşmede, ‘iki ülke arasındaki benzeri görülmemiş düzeyde yüksek iş birliği’ övgüyle karşılandı.

Putin, “Savaş kardeşliği, karşılıklı güven ve iş birliği ile ortak çıkarları savunmadaki kararlılığın hatırası, kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliğinin temelini oluşturmaktadır” dedi. Toplantıya vesile olan İkinci Dünya Savaşı'nın 80’inci yıldönümüne atıfta bulunan Putin, “Avrupa ve Asya'daki askeri operasyonlarda zaferin elde edilmesinde iki ülkenin oynadığı hayati rol, tarihi gerçeği ve adaleti savunmak için hazır olduğumuzun kanıtı. Büyükbabalarımız ve babalarımız barış ve özgürlük için ağır bir bedel ödedi. Bunu unutmuyoruz, hatırlıyoruz. Bu, bugün ve gelecekteki başarılarımızın temelidir” ifadelerini kullandı.

Stratejik ortaklığı pekiştirmek için atılacak adımlar

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise “Rusya ve Çin, İkinci Dünya Savaşı'nın başlıca kazananlarıdır” dedi. Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin zamanın sınavından başarıyla geçtiğini ve ülkeler arası ilişkiler için bir model haline geldiğini vurgulayan Şi, “Çin, iki ülkenin halklarının kalkınmasında birbirlerini desteklemek ve uluslararası adaleti savunmak için Rusya ile iş birliği yapmaya hazır... Çin, daha adil ve rasyonel bir küresel yönetim sistemi oluşturmak için Rusya ile iş birliği yapmaya hazır” şeklinde konuştu.

Şi, ülkesinin Rusya ile üst düzey ilişkileri güçlendirmeye ve her iki ülke için önemli konularda tutumlarını koordine etmeye devam edeceğini vurguladı.

Birleşmiş Milletler (BM), ŞİÖ, BRICS bloğu ve G20 gibi uluslararası forum ve platformlarda model iş birliği projeleri oluşturulması ve çıkarların ve iş birliğinin daha derinlemesine entegrasyonunun teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

İki devlet başkanının görüşmesi kapsamında, çeşitli alanlarda iş birliğini derinleştirmek için adımlar atması dikkat çekici. Önemli stratejik projelerle ilgili anlaşmalar da dahil olmak üzere yaklaşık 20 önemli belgenin imzalanmasıyla, iki ülke enerji ve gaz tedariki dahil olmak üzere birçok alanda stratejik ortaklıklarını hızla pekiştirmeye çalışıyor gibi görünüyor. Rusya'nın Gazprom şirketi, Sibirya'nın Gücü boru hattı üzerinden gaz arzını artırmak ve ağı yeni bir boru hattıyla tamamlamak için Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ile stratejik anlaşmalar imzaladığını duyurdu. Böylece Sibirya'nın Gücü boru hattı (Rusya'dan Çin'e uzanan bir gaz boru hattı) güzergâhı üzerinden yapılan tedarik, yıllık 38 milyar metreküpten 44 milyar metreküpe çıkarılacak.

İki taraf ayrıca, uçak endüstrisinde iş birliğini geliştirme konusunda da anlaştı. Şarku’l Avsat’ın Rusya'nın en büyük haber ajanslarından Ria Novosti’den aktardığına göre Moskova, uçak motoru üretim teknolojilerini Çin'e aktarabilir. Genel olarak, iş birliğini genişletmeye yönelik yeni anlaşmalar enerji, havacılık, yapay zekâ, tarım, eğitim ve medya gibi çeşitli alanları kapsıyor. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) da Çin pazarındaki Rus şirketlerini ve Rusya pazarındaki Çinli şirketleri desteklemek için stratejik bir ortaklık başlatıldığını duyurdu.

Yeni bir uluslararası sistem

Rusya ve Çin liderleri arasındaki toplantıda, ortak sonuç bildirisinde Ukrayna krizi ve Putin'in ABD Başkanı Donald Trump ile Alaska'da yaptığı son görüşmeye hiçbir atıfta bulunulmaması dikkat çekici. Rus analistlere göre bu ihmal, Washington'a, Moskova ile Pekin arasındaki ittifakın yeni bir aşamaya geçtiğini ve ABD'nin iki taraf arasında bir ayrılık yaratma ya da Moskova ile yakınlaşmasını Çin'e karşı kullanma çabalarını baltaladığını açıkça gösteren bir sinyal. Ria Novosti, Chapman Üniversitesi iletişim ve küresel çalışmalar profesörü Wenshan Jia'nın, ‘ikili toplantı ve ŞİÖ Zirvesi’nin dünyaya Batı hegemonyasının mantığından farklı yeni bir yönetim modeli gösterdiğini’ söylediğini aktardı. Jia, zirvenin ‘küresel sistemin yeniden yapılandırıldığı kritik bir dönemde’ gerçekleştiğini ifade etti.

zxsdfrg
Pazartesi günü Çin'in Tianjin kentinde düzenlenen zirve sırasında Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) liderlerinin toplu fotoğrafı (EPA)

Jia, “Ukrayna çatışması, Batı bloğu içinde artan anlaşmazlıklar ve ABD Başkanı Donald Trump'ın tek taraflı yaklaşımı (Önce Amerika) ışığında, tüm üye devletlerin ve gözlemci devletlerin katıldığı ŞİÖ Zirvesi, çok taraflı bir yaklaşım ve eşit istişareler yoluyla uluslararası topluma Batı hegemonyasının mantığından farklı yeni bir yönetim modeli sundu” dedi.

Bu bağlamda uzmanlar, ‘Rusya, Hindistan ve Çin liderleri arasındaki eşit etkileşimin, Batı'nın hâkim olduğu ve hâlâ hiyerarşi damgasını taşıyan G7 sistemine tamamen zıt bir unsur olarak öne çıktığını’ belirtti.

Bazı uzmanlar, ‘Batı medyasının ilgisinin artık ŞİÖ liderleri tarafından kabul edilen belgelere değil, Batı karşısında Rusya, Hindistan ve Çin arasındaki birliği göstermeye odaklandığını’ düşünüyor.

Rus medyasının Batılı meslektaşlarının şu anlamlı ifadesini alıntılaması dikkat çekiciydi: “Batı karşıtı güçler, Çin lideri Şi Cinping'in etrafında toplanıyor.” Bu ifadeler, Pekin'in hem toplu hem de ikili olarak ev sahipliği yaptığı toplantıların ‘Batı açısından kafa karıştırıcı çağrışımlara sahip siyasi bir hesaplaşma’ teşkil ettiğini ima ediyordu.

Ria Novosti, Batı gazetelerinden alıntı yaparak şöyle yazdı: “Gözlemciler, ŞİÖ Zirvesi’nde imzalanan anlaşmaları hatırlamayabilirler, ancak o çarpıcı görüntü uzun süre zihinlerinde kalacak... Dünyanın en kalabalık, en güçlü ve en anti-Amerikan ülkelerinin liderleri yan yana oturarak yemek yediler, güldüler ve daha yakın iş birliği yapılması gerektiği konusunda başlarını sallayarak onay verdiler. Bu, Batılı gözlemcileri tedirgin etmek için açıkça tasarlanmış bir gösteriydi. Elbette tüm bunların merkezinde Çin lideri vardı... At nalı şeklindeki masada Şi Cinping diğerlerinden uzakta oturuyordu. Onur konuğu şüphesiz Vladimir Putin'di.

Hindistan Washington'a sırtını dönüyor

Zirveden çıkan en dikkat çekici manşetlerden biri, Hindistan ve Çin arasında eşi görülmemiş bir yakınlaşma olmasıdır. Siyasi analist Alexander Nazarov, “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” diye yazdı. Bu, ABD ve Hindistan için mükemmel bir benzetmedir. Trump'ın Hindistan'a karşı sert tutumu (özellikle yüzde 50'lik gümrük vergisi uygulaması), Yeni Delhi'nin Moskova'ya karşı Batı'nın yaptırımlarını atlatmak için Moskova ile iş birliği yapmasından değil, Hindistan'ın 2024'te yüzde 6,5'e ulaşan ve özellikle Çin ve ABD'yi geride bırakan hızlı ekonomik büyümesinden kaynaklanıyor. Çin, ABD'nin dikkatini başka yöne çevirdiği sırada ekonomik bir dev haline gelerek iyi bir örnek teşkil ettiğinden, Washington Hindistan'da da aynı durumun tekrarlanmasından korkuyor.

rgtuı
15 Ağustos 2025'te Alaska'nın Anchorage kentinde ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin Trump'ın telefonlarına dört kez cevap vermemesi, Çin'e yaptığı gösterişli ziyaret ve hem Çin hem de Hindistan'ın ilişkilerini güçlendirme ve gerginlikleri geride bırakma arzularını açıklamaları Washington'a güçlü bir mesaj gönderdi.

Ancak Hindistan, ABD ve Çin arasında nasıl bir manevra yapmaya çalışırsa çalışsın, Şanghay Zirvesi tarihi bir olaya sahne oldu. Rus analistler Hindistan-Çin ilişkilerindeki gelişmeleri beklerken, Modi'nin Putin ile görüşmesi sırasında kullandığı meydan okuyan üsluba daha fazla dikkat çekildi. Hindistan Başbakanı, Rusya Devlet Başkanı'na “Hindistan ve Rusya zor zamanlarda bile yan yana durur” dedi. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için son zamanlarda gösterilen çabaları memnuniyetle karşılayan Modi, “En zor durumlarda bile Hindistan ve Rusya her zaman yan yana yürüdü. Yakın iş birliğimiz sadece iki ülkenin halkları için değil, aynı zamanda küresel barış, istikrar ve refah için de önemlidir” ifadelerini kullandı.



Trump’ın Fed başkanı adayı Kevin Warsh’u neler bekliyor?

Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
TT

Trump’ın Fed başkanı adayı Kevin Warsh’u neler bekliyor?

Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)
Bush tarafından 2006'da Fed Yönetim Kurulu üyeliğine aday gösterilen Warsh, 35 yaşında bu göreve getirilen en genç kişi olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh'u karmaşık bir gündem bekliyor.

Financial Times'ın analizinde Warsh'un, İran savaşının tetiklediği enflasyonla ve Trump'ın faiz indirimi talepleriyle mücadele ederken "zorlu bir pozisyona düşeceği" uyarısında bulunuluyor.

Nisanda politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tutan Fed, artan yakıt fiyatlarına nasıl tepki verileceğine dair henüz net bir yaklaşım oluşturmadı.

Diğer yandan Trump yönetiminin faiz düşürme baskısı ve Fed Başkanı Jerome Powell'a yönelik sert eleştirileri nedeniyle ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili tartışmalar da sürüyor.

Eski Fed ekonomisti David Wilcox, Warsh'un göreve "karmaşık koşullarda" başlayacağına dikkat çekerek şunları söylüyor:

Faiz indiriminde ısrarcı bir Başkan'la sorunlu bir enflasyon senaryosu arasında gerçekten de çıkmaza düşecek.

Son görüşmede Fed yetkilileri, bir sonraki toplantıda faiz indirimi yapılacağı sinyali verilmesi gerektiği fikrine katılmadıklarını belirtmişti. Analizde, bunun Warsh'a yönelik bir mesaj olduğu vurgulanıyor.

İndirimi destekleyen ve oranların sabit tutulması kararına karşı çıkan tek Fed yetkilisi, Warsh'un yönetim kurulunda yerini alacağı, Trump'ın müttefiki Stephen Miran'dı.

Faizleri indirmediği gerekçesiyle Powell'ı sıkça eleştiren Trump, 30 Ocak'taki açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un, Fed başkanlığı için "biçilmiş kaftan" olduğunu savunmuştu. Warsh ise Trump'a herhangi bir faiz indirimi sözü vermediğini öne sürmüştü.

Powell, 29 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında, Fed başkanlığındaki görev süresi 15 Mayıs'ta sona erdikten sonra yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam edeceğini açıklamıştı.

ABD merkezli muhafazakar düşünce kuruluşu Hoover Enstitüsü'nden ekonomist John Cochrane, Warsh'un Fed başkanlığı görevindeki ilk işinin Federal Açık Piyasa Komitesi'ni (FOMC) kendi vizyonu etrafında birleştirmeye çalışmak olacağını söylüyor.

Ancak Fed çalışanları arasında "sevilen ve saygı duyulan Powell'ın varlığının işini kolaylaştırmayacağını" da sözlerine ekliyor.

Senato'da pazartesi günü yapılan oylamada Warsh'un Fed Yönetim Kurulu üyeliğine ilişkin adaylığının nihai oylamaya taşınması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle 56 yaşındaki ekonomist, Fed başkanlığına daha da yaklaştı. Bu pozisyona atanıp atanmayacağının belirleneceği oylamaysa çarşamba günü yapılacak.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico


Polonya’da aranan eski bakan, ABD’den çıktı: “Trump yardım etti”

Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
TT

Polonya’da aranan eski bakan, ABD’den çıktı: “Trump yardım etti”

Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)
Zbigniew Ziobro, suçlu bulunması halinde 25 yıla kadar hapis cezası alabilir (Reuters)

Polonya, hakkında arama emri bulunan eski Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro'nun ABD'den iade edilmesini istiyor.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, pazartesi günü Guardian'a yaptığı açıklamada Ziobro'ya atıfla "Bugünlerde saklanamazsınız. Kaçabilirsiniz, yakalanmayı bir süre erteleyebilirsiniz ama eninde sonunda seçenekleriniz tükenir" ifadelerini kullandı.

Sikorski, eski adalet bakanının Polonya savcılığı tarafından arandığını, hem Avrupa'da hem de uluslararası düzeyde tutuklama emri talep edileceğini belirterek, "Elbette dost ülkelerin talebimizi yerine getirmelerini bekliyoruz" dedi.

Ziobro, Polonya'da suç mağdurlarına yardım ve hükümlülerin rehabilitasyonu için ayrılmış bir fondan para zimmetine geçirmekle bağlantılı 26 suçlamayla karşı karşıya.

Polonya savcılığı, geçen yıl pasaportuna el konan Ziobro'nun önce Macaristan'a oradan da ABD'ye kaçtığını söylüyor.

Savcılık sözcüsü Przemyslaw Nowak, Ziobro'nun pasaportu olmadığına dikkat çekerek "Genel kurallara uygun şekilde ABD'ye girmiş olamaz" dedi.

Sikorski, Ziobro'nun ABD'ye nasıl girdiğine dair Washington yönetiminden bilgi istediklerini ve sorunu en kısa sürede çözmeyi hedeflediklerini belirterek, "Bu sorunun ABD'yle Polonya arasındaki son derece iyi ilişkileri etkilememesini umuyoruz" ifadelerini kullandı.

Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın, Ziobro'ya bu yıl ocak ayında sığınma hakkı vermesi tartışma yaratmıştı.  

Ziobro, Orban'la siyasi açıdan aynı çizgide olan Polonya'daki sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) hükümetinde 2015-2023'te adalet bakanı olarak görev yapmıştı.

Polonya savcılığı, Ziobro'nun Orban'ın halefi Peter Magyar'ın göreve başlama töreninin yapıldığı 9 Mayıs'ta ABD'ye kaçtığını belirtiyor. Magyar, seçim kampanyasında Ziobro'nun Polonya'ya sınır dışı edilmesi için gerekli işlemleri başlatma sözü vermişti.

Ziobro, Polonyalı sağcı medya kuruluşu Republika'ya 10 Mayıs'ta yaptığı açıklamada ABD'ye geldiğini doğrulayarak "Burası çok güzel bir ülke, dünyanın en sağlam demokrasisi" dedi. Siyasetçi, Macaristan hükümetinden aldığı sığınma belgeleriyle ABD'ye girdiğini öne sürdü.

Ayrıca "bağımsız bir Amerikan mahkemesi" önünde ifade vermeyi kabul edeceğini söylerken, "Şimdilik ABD'de kalıp özgürlüğün tadını çıkarmak istediğini" belirtti.

Diğer yandan liberal çizgideki Polonya gazetesi Gazeta Wyborcza, Trump'ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD'nin Varşova Büyükelçisi Tom Rose'un itirazlarını göz ardı ederek Ziobro'nun vize almasını sağladığı iddia ediyor.

Gazete ayrıca, Büyükelçi Rose'un üç hafta önce Sikorski'yle iletişime geçerek ABD'nin "Macar kaçaklara" sığınma hakkı vermeyeceğini söylediğini savunuyor. Habere göre PiS, MAGA hareketi ve Trump'ın özel kalem müdürü Susie Wiles aracılığıyla ABD Başkanı'na ulaşmış.

Varşova ve Washington yönetimleri bu iddialara ilişkin henüz açıklama yapmadı.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, Notes from Poland, TVP World


Trump, İran savaşı haberlerine soruşturma istedi

Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
TT

Trump, İran savaşı haberlerine soruşturma istedi

Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)
Trump yönetimi, İran savaşıyla ilgili haberleri eleştirmişti (Reuters)

İran savaşıyla ilgili bilgi sızdırılan haberlere kızan ABD Başkanı Donald Trump, gazeteciler hakkında soruşturma başlatılmasını istedi.

Wall Street Journal'ın (WSJ) aktardığına göre Trump, haberlerle ilgili Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche'a geçen ay şikayette bulundu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Blanche'ın özellikle haberlerinde hassas ulusal güvenlik bilgilerine yer veren gazetecileri hedef alan mahkeme celpleri hazırlama teminatı verdiğini söylüyor.

Trump bir toplantıda bazı haber kupürlerini "vatana ihanet" notuyla Blanche'a vermiş.

ABD Başkanı’nın özellikle İran’a savaş açma kararını nasıl aldığına ve bu süreçte danışmanlarının kendisine neler söylediğine dair ayrıntılar içeren haberlere öfkelendiği aktarılıyor.

Cumhuriyetçi lider, New York Times'ın 7 Nisan'da yayımladığı habere de tepki göstermişti. Haberde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun Trump'ı İran'a savaş açmaya ikna ettiği ve ABD istihbaratının rejim değişikliği senaryosunu gerçekçi bulmadığı yazılmıştı.

Ayrıca Trump'ın, 3 Nisan'da İran'da düşürülen ABD jetindeki personel için başlatılan kurtarma operasyonuyla ilgili bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili de Blanche'a özel şikayette bulunduğu belirtiliyor. ABD Başkanı'nın "vatana ihanet" notuyla paylaştığı bazı haberler bu operasyonla ilgiliymiş.

WSJ'nin aktardığına göre savcılık, son dönemde sızıntılarla ilgili medya kuruluşlarının yanı sıra e-posta ve telefon hizmet sağlayıcılarına da celp gönderdi.

Analizde, Adalet Bakanlığı'nın geçmişte bu yönteme yalnızca istisnai durumlarda başvurduğuna dikkat çekiliyor. Basın özgürlüğünün korunması amacıyla, hükümet kaynaklı sızıntıların soruşturulması sırasında, federal savcıların gazetecilerin iletişim bilgilerine erişmesi kısıtlanıyordu.

Ancak eski Adalet Bakanı Pam Bondi, bu kısıtlamaların bir kısmını kaldırarak savcıların, gazeteciler hakkında mahkeme celbi ve arama emri almasını kolaylaştırdı.

Bondi'yi 2 Nisan'da görevden alan Trump, yerine kendi avukatı Todd Blanche'ı bakan vekili olarak atamıştı.

WSJ, kendilerine de 23 Şubat'taki İran savaşı haberi nedeniyle celp gönderildiğini bildirdi.  

Haberde, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ve Pentagon'dan yetkililerin, İran'a uzun süreli askeri harekatın riskleri hakkında Trump'a uyarıda bulunduğu bildirilmişti. ABD Başkanı bundan 5 gün sonra 28 Şubat'ta İsrail'le koordineli olarak İran'a saldırıları başlatmıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Hill