Washington Tahran'a kulaklarını kapatınca!

Trump ve Temsilcisi Witkoff'un açıklamalarında, Amerikan tarafının müzakerelere geri dönme konusundaki söylemlerinin açıkça azaldığı görülüyor.

Laricani'nin paylaşımında, Washington ile müzakere yolunun kapanmadığı vurgulandı (Reuters)
Laricani'nin paylaşımında, Washington ile müzakere yolunun kapanmadığı vurgulandı (Reuters)
TT

Washington Tahran'a kulaklarını kapatınca!

Laricani'nin paylaşımında, Washington ile müzakere yolunun kapanmadığı vurgulandı (Reuters)
Laricani'nin paylaşımında, Washington ile müzakere yolunun kapanmadığı vurgulandı (Reuters)

Hasan Fahs

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran rejimiyle ilişkilerde benimsediği ihmal stratejisi belirginleşmeye ve sonuçları ortaya çıkmaya başladı. Bu strateji, Trump'ın ABD savaş uçakları ve bombardıman uçakları tarafından gerçekleştirilen hava saldırısının temel hedeflerine ulaştığını ve İran'ın ana nükleer tesislerinin imha edildiğini açıklamasının ardından uygulama aşamasına girdi. Trump ayrıca, Tahran'ın, Washington tarafından daha önce belirlenen ve nükleer programın sona erdirilmesini, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulmasını talep eden koşullar altında müzakere masasına dönmesinin yolunun artık açık olduğunu da belirtmişti.

Bu tutum haricinde, ABD Başkanı ve Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un açıklamalarında ve tutumlarında, Amerikan tarafının müzakerelere geri dönme veya müzakereleri yeniden başlatma konusundaki söylemlerinin açıkça azaldığı, hatta artık bu yönetimin endişe ve ilgi kaynağı olan konular arasında bunun öncelik taşımadığı belirtilebilir.

Tutumlarında çıtayı yükselten Tahran, Amerikan koşullarını, askeri saldırının sonuçlarını, tesislere verilen hasarı ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetini ele alırken gerilimi tırmandırmayı tercih etti ve nükleer belirsizlik stratejisini benimsedi. Meclisten, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve müfettişleriyle her türlü iş birliğini askıya alan bir yasa geçirdi. Gelecekteki herhangi bir iş birliğini, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin değerlendirmelerine ve UAEA ile yeni bir iş birliği mekanizması oluşturma gerekliliğine bağladı. Ayrıca, topraklarında zenginleştirme hakkına ve müzakereler sırasında yeni bir saldırıya maruz kalmayacağına dair garantiler almaya olan bağlılığını da vurguladı. Bunun yanı sıra, Washington'un tesislerine verilen zarar için tazminat ödemesini talep etti.

Washington'un İran'ın tutum ve taleplerine kulaklarını kapatması, müzakere masasına dönme isteksizliğini veya rejime baskı yapma ve onu kuşatma politikasından vazgeçtiğini yansıtmıyordu. Nedeni de ABD'nin Batı Asya bölgesindeki hamlelerinin, Washington'un İran ile başa çıkmak için yeni mekanizmalara yöneldiğini, ekonomik ablukayı sıkılaştırma politikasını güçlendirdiğini, İran çevresinde yeni gerilim noktaları yarattığını, ekonomik baskılara karşı koymak için İran'ın etraftan dolaşma yollarını karmaşıklaştırdığını veya ortadan kaldırdığını ortaya koymasıdır. Ancak bu strateji, askeri seçenekten vazgeçtiği anlamına gelmiyor, zira Tel Aviv ile ortak saldırının askeri seçeneği bir tabu olmaktan çıkarmasının ardından, bu seçenek diğer seçenekler arasında daha da öne çıktı.

Bu yeni Amerikan stratejisi üç önemli dönüm noktası ile somutlaştı. İlki, Tahran’ın Kafkasya bölgesi ile ilgili yapılan bir duyuruyla yaşadığı şoktu. Beyaz Saray, bir yandan Azerbaycan'ın iki yakasını, diğer yandan Türkiye ve Orta Asya'daki Türk dünyasını birbirine bağlayan bir kara koridoruyla ilgili Ermenistan-Azerbaycan anlaşmasını duyurdu. Bu anlaşma, Tahran'ın ekonomik hedeflerine ve Rusya ile Çin'i uluslararası ticaret yollarına bağlayan bu bölgedeki kara koridorlarını kontrol etme emellerine doğrudan bir tehdit oluşturuyor.

Çok fazla dikkat çekmeyen veya olası yansımaları ile çok ilgilenilmeyen ikinci dönüm noktası ise, Pakistan Savunma Bakanı Asım Münir'in Washington'a ikinci ziyareti sırasında bir ABD-Pakistan anlaşmasının duyurulmasıydı. Anlaşma, ABD şirketlerinin Pakistan'ın Belucistan eyaletinde petrol arama ve çıkarma faaliyetlerine yatırım yapmasını içeriyor ve kendisine, Washington'un Ceyş el-Adl'ın (Adalet Ordusu) Pakistan kolunu terör örgütü deklare ettiği duyurusu eşlik etti.

ABD'nin Pakistan ile bu hamlesi, İslamabad'ın Çin'in yanında yeniden konumlanması veya ABD'nin bölgedeki çıkarları ve stratejisi için bir tehdit oluşturacak şekilde Tahran ile yakınlığını derinleştirmesi olasılığını doğrudan engellemeyi amaçlıyor. İkinci olarak, bu anlaşma, Adalet Ordusu’nun İran koluna faaliyet gösterme ve İran topraklarını hedef alma özgürlüğü tanıyarak İran'ı kuşatma döngüsünün tamamlanmasına katkıda bulunuyor. Son haftalarda artan güvenlik güçlerine yönelik eylemler de bunu gösteriyor. Anlaşma ayrıca, İran'ın Pakistan’ın Belucistan eyaletinden geçerek Hindistan'a uzanan bir doğalgaz boru hattı olan “Barış Boru Hattı”nı tamamlama hayalini ve kendisini Çin'e uzatma olasılığını da baltalıyor.

Üçüncü ve en önemli adım, Washington'un arzularını tamamlayıcı bir rol oynama mantığından ayrılmayan Avrupa Troykası'ndan geldi. BM Güvenlik Konseyi'nde, 2015 tarihli 2231 sayılı kararla dondurulan ekonomik yaptırımların yeniden hayata geçirilmesine olanak tanıyan “tetik mekanizmasını” İran’a karşı devreye sokma niyetini açıkladı.

Tahran, Avrupa hamlesinin önemini ve etkilerini küçümsemeye çalışsa da, kendisine uygulanan yaptırımlar dizisinde niteliksel bir değişiklik oluşturmadığını iddia etse de, müttefiki olan ülkelerin yaptırımların yeniden uygulanması durumunda nasıl davranacakları konusundaki endişesinden kurtulamadı. Zira İran'ın özellikle Çin ve Rusya ile deneyimleri cesaret verici değildi; Çin daha önce bu yaptırımlar uygulandığında İran'daki yatırımlarını çeken ilk ülke olmuştu. Bu arada Moskova, Çin ve Hindistan pazarlarında kendini İran'a güçlü bir alternatif olarak konumlandırarak, özellikle petrol ve gaz sektörlerindeki ekonomik nüfuzunu güçlendirmek için bu yaptırımlardan yararlanmıştı.

İran’ın bilhassa şu anda yeniden yüksek seviyelerde uranyum zenginleştirme faaliyetlerine geri dönme kozunu oynama imkânı yok. Meclisin, hükümeti Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) ile iş birliğini askıya alma yasası yerine, anlaşmadan çekilmeye zorlayan bir yasayı kabul etmesinin tehlikesinin de farkında. ABD'nin İran'a karşı ağırdan alma ve kulaklarını kapatma stratejisini benimseme politikasını pekiştiren bu gerçekler göz önüne alındığında, müzakereler ve nükleer dosya ile ilgililerin, Tahran'ın taviz vermeye istekli olduğuna dair çok sayıda işaret taşıyan mesajlar göndermekten ve onu geniş bir askeri ve ekonomik saldırı çemberinden çıkaracak seçeneğe yönelmekten başka çaresi yoktu.

Tahran'da kabul edilen seçeneğin, Washington ve Avrupa Troykası’na sunulan çözüm önerilerinin hızlandırılması olduğu anlaşılıyor. Bu öneriler, zenginleştirme hakkının tanınması karşılığında yüzde 20 zenginleştirme oranından vazgeçmek ile başladı, ardından topraklarında zenginleştirme hakkı korunurken yüzde 3,67 oranında zenginleştirmeye geri dönme, daha sonra da kendi topraklarında zenginleştirme hakkının onaylanması karşılığında nükleer faaliyetleri askıya alma olasılığı gibi seçenekleri kapsadı.  

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin rejimin bu tünelden çıkıp müzakere sürecini yeniden canlandırma vizyonu çerçevesindeki tutumu, daha fazla komplikasyon ve hatta askeri müdahale tehdidi içeren, Washington'un kulaklarını kapama stratejisinin devam etmesini engellemek için, ABD yönetimini müzakerelere geri dönmeye teşvik etme girişimini açığa çıkarıyor. İran'ın bu çabaları, Laricani tarafından Washington ile müzakere yolunun kapanmadığını ve geri dönmek istemeyenin Washington’un kendisi olduğunu vurgulayan paylaşım ile dile getirildi. Bu, Tahran ve rejimin yüksek çıtalarından vazgeçmeye, ABD'nin zenginleştirme hakkını tanıması ile yetinmeye hazır oldukları, karşılığında da tüm bu tür faaliyetlerden her düzeyde vazgeçmek, İran ekonomisini ABD yatırımlarına açmak da dahil olmak üzere çeşitli düzeylerde yeni bir iş birliği aşamasına geçebilecekleri anlamına geliyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Sudan IGAD'a geri dönüyor

Sudan Başbakanı Kamil İdris (SUNA)
Sudan Başbakanı Kamil İdris (SUNA)
TT

Sudan IGAD'a geri dönüyor

Sudan Başbakanı Kamil İdris (SUNA)
Sudan Başbakanı Kamil İdris (SUNA)

Sudan, Doğu Afrika ülkelerinden oluşan Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'ne (IGAD) geri döneceğini açıkladı. Bu karar, Sudan'ın üyeliğinin askıya alınmasından iki yıl sonra alındı. Askıya alınmasının nedeni ise o dönemde, Nisan 2023'ten beri hükümet güçleriyle savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) komutanı Muhammed Hamdan Dagalu'ya ("Hemedti") gönderilen davetti.

Sudan Dışişleri Bakanlığı X internet sitesinde yayınlanan açıklamada, "Sudan Cumhuriyeti Hükümeti, örgüt üyeliğindeki faaliyetlerine tam olarak yeniden başlayacaktır" denildi. Örgüt ise üye devletlerin iç işlerine müdahale etmeyeceğini, Sudan'ın egemenliğine, toprak ve halkının birliğine ve mevcut ulusal kurumlarının bütünlüğüne tam saygı duyduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan, Ocak 2024'te IGAD'ın Dagalu'yu Sudan'daki çatışmayı görüşmek üzere Uganda'da bir zirveye davet etmesinin ardından IGAD üyeliğini askıya almıştı. Zirvenin amacı, başta çatışma bölgelerine BM güçlerinin konuşlandırılması olmak üzere bir dizi öneriyle savaşı sona erdirmekti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.