Rakiplerin ortadan kaldırılması, Irak seçimleri ve İran modelinden çıkan tehlikeli dersler

En endişe verici olansa çok sayıda diskalifiye kararının açıkça ideolojik nitelikte olması

Bağdat'ın Karh bölgesindeki Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu genel merkezlerinden birinde kapalı bir oy sandığı, 23 Aralık 2023 (AFP)
Bağdat'ın Karh bölgesindeki Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu genel merkezlerinden birinde kapalı bir oy sandığı, 23 Aralık 2023 (AFP)
TT

Rakiplerin ortadan kaldırılması, Irak seçimleri ve İran modelinden çıkan tehlikeli dersler

Bağdat'ın Karh bölgesindeki Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu genel merkezlerinden birinde kapalı bir oy sandığı, 23 Aralık 2023 (AFP)
Bağdat'ın Karh bölgesindeki Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu genel merkezlerinden birinde kapalı bir oy sandığı, 23 Aralık 2023 (AFP)

Akil Abbas

Irak kamuoyu, ülkedeki tüm seçim işlerini yürütmekle sorumlu anayasal kurum olan Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun, önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerinde aday olmaya hak kazanamayan adaylara ilişkin açıklamalarıyla çalkalanıyor. Bu hafta itibarıyla, yaklaşık 8 bin adaydan 620'den fazlası diskalifiye edildi. Irak'ta bugüne kadar kaydedilen en yüksek oran.

Bu kararlar, Aday Uygunluk İnceleme Komitesi tarafından Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun Komisyon Üyeleri Kurulu'na sunulan önerilerle değerlendirilmeye başlıyor. Kurul, Komite'nin önerilerini onayladığında (ki genellikle onaylar), bu öneriler uygulanabilir kararlar haline gelir. Hakkında diskalifiye kararı alınan aday, daha sonra yargı sisteminin bir parçası olan ve Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu ile bağlantısı olmayan Seçim Yargı Otoritesi’ne itiraz edebilir. Otorite, Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu’nun kararını onaylayıp diskalifiye edilen adayın itirazını reddederse, karar kesinleştirilir.

Diskalifiye kararlarının nedenlerinin çok azı, gerekli belgelerin eksikliği gibi idari nitelikteyken bazıları, Irak devletinde kronikleşmiş ve kökleşmiş kaos ve kötü yönetimi ortaya koyuyor. Örneğin, eski İletişim Bakanı Muhammed Tevfik Allavi, lise diploması olmadığından değil, devletin kurumsal eksiklikleri nedeniyle lise mezunu olduğunu kanıtlayamadığından seçim yarışından diskalifiye edildi. Allavi, 1980 yılında Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun. Allavi, Irak devleti tarafından arşivleri kaybolan Bağdat'taki Frank Ayni Okulu'ndan ortaokul diplomasına sahip.

Akademik kalitesiyle tanınan Frank Ayni Okulu, 1940'ların başlarında özel bir Yahudi okulu olarak kuruldu. Burada Iraklı Müslüman ve Hıristiyan öğrenciler de eğitim gördü. Dönemin monarşi yönetimi okulun verdiği diplomaları tanıdı. Daha sonra 1958 yılında kurulan cumhuriyet döneminde de tanınmaya devam etti. 1970'lerde Baas Partisi hükümeti okulu kapatmaya karar verdi ve okulun arşivleri hükümet tarafından saklanacaktı, ancak bazı nedenlerden dolayı (belki de o dönemde Irak'ta Yahudilere karşı ulusal ve dini düşmanlığın dalgası bağlamında kasıtlı olarak imha edildiğinden) bu arşivler kayboldu. Sonuç olarak, bu akademik açıdan seçkin okulun hiçbir mezunu, bu okuldan mezun olduğunu kanıtlayamıyor.  

2003 yılından sonra çıkarılan tüm Irak seçim kanunları, adayların Baas Partisi üyesi olmadıklarını, Hesap Verebilirlik ve Adalet Komisyonu'ndan bu yönde resmi bir onay alarak kanıtlamaları gerektiğini öngördü.

Irak Temsilciler Meclisi tarafından 2023 yılında kabul edilen seçim yasası değişikliği, seçime katılan her seçim ittifakının listesindeki adayların yüzde 80'inin lisans derecesine, yüzde 20'sinin ise hazırlık sertifikasına sahip olması gerektiğini öngörüyor.

Ancak en endişe verici olan, Irak yasalarına aykırı bir şekilde alınan bu diskalifiye kararlarının çoğunun açıkça ideolojik nitelikte olmasıdır. Seçim yasasına göre bir adayın seçimlere katılmasını veya üst düzey bir hükümet görevini üstlenmesini engelleyen iki neden var. Bunların ilki, adayın hukuki terimlerle ‘iyi hal ve davranıştan’ yoksun olmasıdır. Bu durum, rüşvet, zimmete para geçirme, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp ve fuhuş gibi Irak yasalarına göre onursuz kabul edilen suçlarla ilgili nihai mahkeme kararıyla doğrulanır. İkinci neden ise, adayın 2008 tarihli Baas Partisi'nden Arındırma Yasası hükümlerine tabi olmasıdır. Bu yasa, eski Baas Partisi üyelerinin başta Cumhurbaşkanlığı, Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu olmak üzere Yargı Konseyi, bakanlıklar, güvenlik kurumları ile Dışişleri ve Maliye Bakanlıklarında bölüm üyesi veya üstü, yani sıradan üyelikten daha yüksek rütbeli olan devlet görevlerinde bulunmasını veya bu görevleri icra etmesini yasaklıyor. Karmaşık ve zor bir karar dışında kimse bu durumdan olmasa da bu mümkün ve bunun örnekleri daha önce de oldu. Yasanın 12. maddesine göre Bakanlar Kurulu, yetkili bakanın talebi ve ilgili kurumla koordineli olarak, kamu yararı gereklilikleri çerçevesinde bu yasanın kapsadığı kişilerin işe iadesi için istisnai durumları değerlendirme ve bu konuda uygun kararı alma hakkına sahiptir. Karar, ancak Temsilciler Meclisi'nin onayı ile yürürlüğe girer.

hyjuı
Bağdat'ın Karkh bölgesindeki merkezlerinden birinde elektronik sayımı doğrulamak için oyları elle sayan Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun bir çalışanı, 23 Aralık 2023 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Baas Partisi'nden Arındırma Yasası süreci seçimlere de uzanıyor. Zira 2003 yılından bu yana yürürlükte olan tüm Irak seçim kanunları, adayların Baas Partisi üyesi olmadıklarını, Hesap Verebilirlik ve Adalet Komisyonu'ndan bu yönde resmi bir onay alarak kanıtlamaları veya partinin destekçisi olmadıklarını kanıtlamaları gerektiğini şart koşuyor. Anayasa ile yasaklanmış olan bu destekçilik, hükümet veya sivil kurumlar ya da bireyler tarafından Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun Siyasi Partiler Departmanı’na, Baas Partisi'ni desteklemekle suçlanan adaylar hakkında yapılan şikayetler yoluyla gerçekleştirilir. Bölüm bu şikayetleri uygun bulursa, bunları Aday Uygunluk İnceleme Komitesine havale eder. Komite suçlamaların geçerliliğinden emin olursa, Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu’na adayın seçimlere katılma hakkını elinden alması tavsiyesinde bulunuyor.

Denetim Komitesi, yasal dayanağı olmayan belirsiz şikayetlere dayanarak adaylara karşı haksız diskalifiye önerileri yayınladı.   

Sorun, yasada öngörülen prosedürlerde değil. Çünkü bu prosedürler totaliter veya diktatörlük rejiminden demokratik rejime geçişte birçok geçiş dönemi adaleti deneyiminde yaygın olarak görülüyor. Irak'taki prosedürler bu bakımdan (her ne kadar Irak'taki geçiş dönemi, diğer ülkelerdeki benzer dönemlere kıyasla haksız nedenlerle çok daha uzun sürmüş olsa da) uluslararası standartlarla uyumlu. Asıl sorun, bu prosedürlerin siyasallaştırılması ve yorum ve uygulamalarının keyfi olarak genişletilmesi. Örneğin, bazı adaylar, aleyhlerine açılan davalar mahkeme kararıyla sonuçlanmamış, aksine mahkemeler tarafından reddedilmiş olmasına rağmen, ‘iyi hal, itibar ve davranış’ gerekçesiyle diskalifiye edildi. Bu durum, bir kişiye karşı dava açılması, onun iyi karakterini, itibarını ve davranışlarını lekelen bir suistimalin yeterli kanıtı olarak kabul edilerek yapılır. Burada, genellikle zayıf argümanlara ve yanlış iddialara dayanan kötü niyetli davalar, 2003 sonrası Irak'ta siyasi şantaj araçlarından biridir. Siyasi partiler genellikle destekçilerinden, kendilerine karşı çıkan siyasi veya kamuoyunda tanınmış kişilere karşı dava açmalarını isterler. Örneğin, silahlı grupları sürekli eleştirdiği için tanınmış bir siyasiye karşı yaklaşık 2 bin kötü niyetli dava açılmış ve bu davalar, resmi görevlerinin sona ermesiyle birlikte kendilerine sağlanan yasal korumanın da sona ermesi nedeniyle mahkemelerde takip etmek zorunda kaldığından görevinden ayrıldıktan sonra hayatını cehenneme çevirmiştir.

dfgthy
Irak'ın Bağdat kentinde hükümet karşıtı protestoların dördüncü yıldönümünü anmak için düzenlenen mitinge katılan Iraklı bir protestocu, 1 Ekim 2023 (Reuters)

Örneğin Denetim Komitesi, el-Bedil Seçim İttifakı Başkan Yardımcısı ve milletvekili Seccad Salim hakkında, yasal dayanağı olmayan belirsiz şikayetlere dayanarak adaylara haksız diskalifiye tavsiyelerinde bulundu ve bunlar diskalifiye için yeterli gerekçe olarak kabul edildi. Salim'e göre Denetim Komitesi, Halk Seferberlik (Haşdi Şabi) Güçleri Güvenlik Müdürlüğü tarafından sunulan ve isimleri belirtilmeyen ‘bir grup vatandaş’ tarafından imzalanmış, diktatörlüğün geri dönüşünü talep ettiği için adaylığının reddedilmesini talep eden bir sayfalık şikâyet nedeniyle onu seçimlerden men etti! Aynı keyfilik, Baas Partisi'ni desteklediği gerekçesiyle adaylıktan çıkarılan milletvekili adayı Zafer el-Ani'nin durumunda da görüldü. Oysa Irak Temsilciler Meclisi 2010 yılında, Ani ve eski milletvekili Salih el-Mutlak'ı Baas Partisi'nden Arındırma Yasası hükümlerinden muaf tutarak seçimlere katılmalarına ve o dönemde birer milletvekili koltuğu kazanmalarına izin vermişti. Ancak bu kez Denetim Komitesi, Ani'nin attığı tweetleri gerekçe göstererek Baas Partisi'ni destekleyen açıklamalar yaptığını öne sürdü. Ancak, bu tweetlerin Baas Partisi’ne davet eden, geri dönüşünü talep eden, hatta olumlu bir şekilde bahseden herhangi bir içerik barındırmaması, aksine yalnızca İran’ın Irak'taki nüfuzunu ve bu nüfuzun en önemli dayanaklarından biri olarak görülen Iraklı silahlı grupları eleştiren tweetler olması dikkati çekti. Ani davası, tıpkı Salim davası gibi, karar için Seçimler için Yargı Ayrımcılık Otoritesi'ne havale edildi.

Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu’nun eylemlerini savunanlar, onun silahlı grupların siyasi kanatları da dahil olmak üzere Koordinasyon Çerçevesi güçlerinden çok sayıda adayı, Baas Partisi ile bağlantıları veya iyi hal ve davranış şartını yerine getirmemeleri gerekçesiyle de dışladığını söylüyor. Gerçekte, bu adayların diskalifiye edilmesi, kararın haklı olup olmadığına bakılmaksızın, gerçek bir fark yaratmıyor. Bu diskalifiyenin çoğu tanınmayan, sadık ancak etkisiz adayları hedef aldığı ve Koordinasyon Çerçevesi için büyük bir tehdit oluşturabilecek etkili muhalefet adaylarının diskalifiyesini meşrulaştırmak amacıyla yapıldığı ortada.

İran’daki seçimlerde, Anayasayı Koruyucular Konseyi adayları inceler ve İslam Devrimi'nin değerlerine yeterince sadık olmadığını düşündüğü adayları diskalifiye ederek, gerçek muhaliflerin Şura Meclisi’ne girmesini engeller.

Cevap, seçim komisyonunu siyasi ve idari olarak domine eden Koordinasyon Çerçevesi’nin, yaklaşan seçimlerin sonuçları ve bu temelde kurulabilecek Temsilciler Meclisi hakkındaki endişelerinde yatıyor. Koordinasyon Çerçevesi bu diskalifiyelerle ciddi bölünmeler, zayıf etkinlik ve az sayıda muhalif ve cesur milletvekili tarafından gündeme getirilebilecek kamuoyu baskısı olmadan gerekli yasaları ve anlaşmaları geçirmek için uzlaşı veya parlamento çoğunluğu oluşturmada zorlukları olan mevcut parlamentodan farklı bir parlamento oluşturmayı amaçlıyor. Koordinasyon Çerçevesi önümüzdeki dönemin hem dışarıda hem de içeride kendileri için birçok zorluk getireceğinin farkında. 7 Ekim'den sonra bölgede yaşanan gelişmeler, ‘direniş ekseninin’ dağılması, Suriye'deki müttefiklerinin (Beşşar Esed rejimi) kaybı ve İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmasıyla görüldüğü gibi, dış müttefiklerini büyük ölçüde zayıflatmış olması dış zorluklardır. İçeride ise Mukteda es-Sadr destekçilerinin seçimlere katılmayı reddederek parlamentonun dışındaki muhalefete geçmesi ve parlamentodaki diğer siyasi güçlerle ittifak kurma olasılığı endişe yaratıyor. Koordinasyon Çerçevesi, bu güçleri, Sadr Hareketi ile birlikte kendisine karşı güçlü bir parlamento-halk ittifakı kurmadan önce dışlayarak bunun olmasını önlemeye çalışıyor.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yapılan parlamento seçimleri sırasında seçim listesinde isimlerini kontrol eden Kürt seçmenler, 20 Ekim 2024 (AFP)

Bu yüzden Koordinasyon Çerçevesi, ideolojik açıdan kendisine sadık ve kurumsal olarak disiplinli bir parlamento oluşturma arzusunda. Bu parlamento, tıpkı mevcut parlamentoda olduğu gibi skandallara yol açamayacak veya yeter sayıyı bozamayacak marjinal, resmi bir muhalefetle birlikte az sayıda nüfuz sahibi lider tarafından kontrol edilmeli. Koordinasyon Çerçevesi, yaklaşan zorluklara yanıt olarak anlaşmaları hızlı bir şekilde geçirmek için ‘uyumlu’ bir parlamentoya ihtiyaç duyuyor. Bunun için de anlaşmalarına karşı kamuoyunu harekete geçirebilecek güçlü muhalif milletvekillerinin dışlanması gerekiyor.

Bu çabada yaşanan en büyük kayıplardan biri, zaten kırılgan ve birçok Iraklı arasında güvenilirliğini yitirmiş olan Irak demokrasisinin, İran seçimlerinde olduğu gibi ideolojik kontrol yoluyla daha da zayıflatılması. İran’daki seçimlerde, Anayasayı Koruyucular Konseyi adayları inceler ve İslam Devrimi'nin değerlerine yeterince sadık olmadığını düşündüğü adayları diskalifiye ederek, gerçek muhaliflerin Şura Meclisi’ne girmesini engeller. Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin bu tutumu, kabul veya reddedilme kriterini ideolojik sadakat haline getirirken, adil seçimler, halkın temsilcilerini seçtiği fikirlerin serbest rekabetine dayanır. Irak'ın Aday Uygunluk İnceleme Komitesi’nin tutumu ise yasal gibi görünen ancak esasen ideolojik yöntemler kullanılarak gerçekleştirildiğinden İran modelinden çok da farklı değil.

Irak ile İran arasında sorun olan Koordinasyon Çerçevesi ittifakı yıllarca Irak’ın meşru çıkarları pahasına hayatta kalmaya devam etti, ancak İran seçim modelini Irak'ta uygulanabilecek bir öğrenme kaynağı olarak görmek, ona tehlikeli bir yeni boyut ekliyor. Bu yeni boyutun temelinde Koordinasyon Çerçevesi’nin Iraklı muhaliflerini kurumların dışındaki yeni muhalefet biçimlerine itmesi ve bunun kurumların içinden gelen muhalefetten daha zararlı olması yatıyor.



Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.