Suriye ve İsrail arasındaki güvenlik anlaşması: Olasılıklar ve zorluklar

İmzalanırsa, anlaşma yalnızca güvenlik meseleleriyle sınırlı olacak

İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyünde, sınır noktası yakınında düzenlenen bir Dürzi gösterisi sırasında İsrail güçleri, 30 Nisan (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyünde, sınır noktası yakınında düzenlenen bir Dürzi gösterisi sırasında İsrail güçleri, 30 Nisan (AFP)
TT

Suriye ve İsrail arasındaki güvenlik anlaşması: Olasılıklar ve zorluklar

İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyünde, sınır noktası yakınında düzenlenen bir Dürzi gösterisi sırasında İsrail güçleri, 30 Nisan (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyünde, sınır noktası yakınında düzenlenen bir Dürzi gösterisi sırasında İsrail güçleri, 30 Nisan (AFP)

Michael Harari

Son günlerde haberler, İsrail ve Suriye arasında 25 Eylül'de BM Genel Kurulu toplantıları sırasında güvenlik meselelerine odaklanan bir anlaşmanın imzalanmasının planlandığına işaret ediyor. Suriye Devlet Başkanı, geçen hafta Şam'da Arap gazetecilerle yaptığı bir toplantıda bunu açıkça doğrulayarak, böyle bir anlaşmanın imzalanma olasılığının yüksek olduğuna işaret etti. Bu arada, ABD'nin İsrail'i, Lübnan sahası da dahil olmak üzere, ilerlemeye teşvik ettiğinin bir belirtisi olarak, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack İsrail'i ziyaret ederek İsrail yönetimiyle görüştü.

Bu haberler, İsrail'in son aylarda tekrarlanan hava saldırılarına rağmen geliyor; en son saldırı pazartesi akşamı Humus ve Lazkiye şehirlerinin çevresini hedef almıştı.

Anlaşma, imzalanırsa, yalnızca güvenlik meseleleriyle sınırlı olacak. Şam açısından bakıldığında, anlaşma İsrail'in 1974’teki Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nda belirlenen hatlara geri çekilmesini amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Şara, Golan Tepeleri’nin halen işgal altında olması nedeniyle bu anlaşmanın bir barış antlaşması olmadığını açıkça belirtti. Ancak gelecekte Suriye halkının ve bölgenin çıkarlarına hizmet eden herhangi bir barış anlaşmasını kabul etmekten çekinmeyeceğini de vurguladı. Bu, ne Suriye ne de İsrail için zamanın henüz gelmediği anlamına geliyor.

Olası anlaşma, diğer meselelerin yanı sıra, şu anda Suriye-İsrail hattında hakim olan iki önemli dosyayı ele alacak.

İlk dosya, 1974’teki Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile bağlantılı. Cumhurbaşkanı Şara bu anlaşmayı teyit etmeyi ve İsrail'in üzerinde anlaşılan hatlara çekilmesini temin etmeyi amaçlıyor. Bu, Suriye egemenliğinin fiili ve resmi olarak tanınması anlamına gelecek ve Şara yönetiminin meşruiyetini güçlendirecektir. Karşılığında İsrail, silahsızlandırma önlemlerinde ısrar ederek ve Suriye rejiminin otoritesini etkili bir şekilde uygulayabileceğini güvence altına alarak güvenlik çıkarlarını korumaya çalışacaktır. İsrail, Suriye'nin taahhütlere uyacağını teyit etmek için 1974 sınırlarına tamamen çekilmeden önce anlaşmanın aşamalı olarak uygulanmasını talep edebilir. Şara da bu yaklaşımı kabul edebilir. İsrail, kademeli bir uygulama veya sınır düzenlemesi kapsamında, çıkarlarının korunmasını sağlamak için Hermon Dağı bölgesi gibi bir kısım toprağı belirli bir süre elinde tutmakta ısrar edebilir.

fgt
Suriye'nin Suveyda şehrinin girişinde Dürzi savaşçılar, 21 Temmuz (AFP)

İkinci dosya ise Suveyda'daki durum ve Dürzi azınlığın korunmasıyla ilgili ve bu daha karmaşık bir konu. İsrail, İsrail’deki Dürziler ile olan özel bağlarını göz önüne alarak, Dürzi toplumuyla özel ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Ayrıca, Suriye içindeki nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak Şam ve Ankara üzerindeki nüfuzunu güvence altına almaya da gayret ediyor. Bu bağlamda, Şara, ister önerildiği gibi bir insani koridora izin vererek, ister rejim ile azınlıklar arasındaki güç dengesine açık bir İsrail müdahalesini kabul ederek, Suriye’nin egemenliğinden feragat ediyormuş gibi görünmek istemediği için dar bir manevra alanına sahip. Bu nedenle, dikkatlice düşünülmüş bir al-ver dengesine dayalı yenilikçi formüller ve hassas düzenlemeler gerekecektir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Her iki taraf da müzakerelerde kendi araçlarına ve kazanımlarına güveniyorlar. İsrail, Suriye ve Lübnan topraklarını Amerikan desteğiyle elinde tutmasını sağlayan sahadaki askeri üstünlüğüne güveniyor. Her iki cephede de kendi koşullarını dayatabilecekmiş gibi davranıyor. Ayrıca, Şara'nın rejimini sağlamlaştırmasını, siyasi yönelimleri hakkındaki şüpheleri gidermesini sağlamaya ve Türkiye'nin nüfuzunu sınırlamaya çalışıyor.

Şara, Suveyda'da sınırlı bir manevra alanıyla karşı karşıya. İster önerildiği gibi insani bir koridora izin vererek, ister İsrail'in açık müdahalesini kabul ederek olsun, Suriye’nin egemenliğinden feragat ediyormuş gibi görünemez

Bunun karşılığında, Şara, uluslararası toplumun vizyonuna verdiği açık destekten yararlanıyor. Suriye halkının çıkarlarına hizmet ettiği sürece İsrail ile bir barış anlaşmasına varmaya istekli olduğunu da açıkça dillendirdi. Ayrıca Lübnan'a karşı açık ve yapıcı bir söylem benimseyerek, ikili ilişkileri iki egemen devlet arasındaki ilişkiler olarak tasvir etti. Bu, başarısının Lübnan sahnesinde de olumlu yansımaları olacağını gösteriyor ve İsrail'in de bunu hesaba katması gerekir.

ABD’ye gelince, çabalarını yoğunlaştırdı ve beklentilerin çıtasını yükseltti. İsrail'e gönderdiği son mesajlar, Suriye ve Lübnan'daki olumlu gelişmelere somut bir yanıt beklediğine işaret ediyor. Washington'un Şara yönetiminin istikrarına verdiği önem aşikar ve Başkan Trump kendisini diplomatik bir başarı olarak sunabileceğinden, bir İsrail-Suriye güvenlik anlaşmasının imzalanması için baskı yapmak konusunda güçlü bir motivasyonu var. Aynı mantık Lübnan için de geçerli. Washington, Lübnan'ın Hizbullah'ı silahsızlandırma yönündeki açık yöneliminin, henüz uygulamaya konulmamış olsa bile, İsrail'den de buna uygun bir adım gerektirdiğine inanıyor. Bu adım, Güney Lübnan'daki bazı mevzilerden çekilmeyi veya oradaki askeri operasyonlarda daha fazla kısıtlamayı içerebilir. Kudüs'teki Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamalar, Amerikan mesajının açıkça alındığını gösteriyor.

İsrail'in şu anda önünde açık olan diplomatik yoldan ilerlemesi akıllıca olacaktır. Zira politikasının, Lübnan'a karşı aşırı sert bir tutum sergilerken Suriye'yi zayıflatma stratejisine dayandığı yönünde artan bir algı var. Gazze'de ve kuzey cephesinde devam eden savaştan ayrışmanın, İsrail, Suriye ve Lübnan olmak üzere üç taraf için de bir başarı olduğu açıktır. Ancak, Gazze'ye olası bir saldırı bölgesel durumu daha da karmaşıklaştırabilir. Ayrıca, bölgede İsrail hegemonyası görüntüsünü pekiştirmek, İsrail'in uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmeyebilir. Bu nedenle, İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik diplomatik çabalarını sürdürmesi zorunludur.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.