Doha Zirvesi ve İsrail saldırganlığına karşı Katar'a koşulsuz destek

Doha Zirvesi'nde İsrail'in saldırganlığını kınayarak Katar'a koşulsuz destek veren Arap-İslam dünyası, İsrail'in bölgedeki planlarının durdurulması çağrısı yaptı

TT

Doha Zirvesi ve İsrail saldırganlığına karşı Katar'a koşulsuz destek

Doha Zirvesi ve İsrail saldırganlığına karşı Katar'a koşulsuz destek

Dün Katar’ın başkenti Doha’da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’ne katılan liderler Katar’a, güvenliğine, istikrarına, egemenliğine ve vatandaşlarının güvenliğine koşulsuz desteklerini vurguladılar. İsrail'in acımasız saldırısını kınadıklarını ve buna karşı durma konusundaki ortak tutumlarını ifade eden liderler, İsrail’in Katar’a yönelik saldırısını Katar'ın egemenliğine yönelik açık bir ihlal, uluslararası hukukun bariz bir ihlali ve bölgesel barışa ve güvenliğe yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendirdiler.

İİT ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde, tüm Arap ve İslam ülkelerine yönelik bir saldırı niteliği taşıyan İsrail'in hain saldırısına karşı Katar ile dayanışmayı ve Katar'ın Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ile güvence altına alınan güvenliğini, egemenliğini, istikrarını ve vatandaşlarının ve sakinlerinin güvenliğini korumak için bu saldırıya yanıt olarak aldığı tüm önlemlerin ve attığı adımların desteklendiği vurgulandı.

Zirveden çıkan ortak bildiride, Gazze’de ateşkesin sağlanması ve savaşın sona erdirilmesi, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılması için kilit arabulucu rolünü üstlenen Katar'ın hedef alınmasının, tehlikeli bir tırmanış ve barışı yeniden tesis etmeye yönelik diplomatik çabaların saldırıya uğraması anlamına geldiği belirtildi. Ayrıca nötr bir arabuluculuk merkezine yönelik bu tür bir saldırganlığın, Katar’ın egemenliğini ihlal etmekle kalmayıp, uluslararası arabuluculuk ve barış sağlama çabalarını da baltaladığı ve bunun tüm sorumluluğunun İsrail'e ait olduğu kaydedildi.

cdghy
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Doha'da düzenlenen İİT ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nin açılış konuşmasını yaparken (EPA)

Zirve, geçtiğimiz perşembe günü BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) acil toplantısından çıkan ve İsrail'in Katar’a saldırısının uluslararası barış ve güvenliği ihlal eden bir eylem olarak oybirliğiyle kınayan açıklamadan duyulan memnuniyet ifade edildi. Doha ile dayanışmanın ve Mısır ve ABD ile birlikte bölgedeki arabuluculuk çabalarında oynamaya devam ettiği hayati rolünün desteklendiği ifade edilen zirvede, BM Şartı ilkeleri uyarınca Katar'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiği belirtildi.

Liderler, İsrail'in saldırganlığı, devam eden uygulamaları ve soykırım, etnik temizlik, açlık ve kuşatma suçları ile yayılmacı yerleşim ve siyasi faaliyetlerinin bölgede barış ve barış içinde bir arada yaşama şansını zedelediğini ve İsrail ile normal ilişkiler kurma yolunda elde edilen tüm kazanımları, mevcut ve gelecekteki anlaşmalar da dahil olmak üzere, tehdit ettiğini vurguladılar.

Uluslararası hesap verebilirliğin yokluğu ve uluslararası toplumun İsrail'in tekrarlanan ihlallerine sessiz kalmasının, İsrail'i saldırılarına devam etmeye ve uluslararası hukuku ve uluslararası meşruiyet kararlarını açıkça ihlal etmeye teşvik ettiğini belirten liderler, bunun, cezasızlık politikasını sürdürdüğünü, uluslararası adalet sistemini zayıflattığını ve kurallara dayalı uluslararası düzeni yok etme tehdidi oluşturarak bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barışa doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ifade ettiler.

dfrgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi dün Doha'da düzenlenen İİT ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde ülkesinin heyetine başkanlık etti (SPA)

İsrail’in Katar’a saldırısının BM üyesi olan bir Arap ve İslam devletine karşı açık bir saldırı ve aşırı sağcı İsrail hükümetinin saldırganlığını ortaya koyan ve suç siciline eklenen tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirten liderler, bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliğe doğrudan tehdit oluşturan, bölgede yeni bir gerçeklik dayatma planlarına karşı durulması ve mücadele edilmesi gerektiğini vurguladılar. Ayrıca, İsrail'in tekrarlanan saldırılarına ve devletlerin egemenliğine, güvenliğine ve istikrarına yönelik süregelen ihlallerine son verilmesi çağrısında bulundular.

Ortadoğu'da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışın, Filistin meselesini göz ardı ederek veya Filistin halkının haklarını görmezden gelerek ya da şiddet uygulayarak ve arabulucuları hedef alarak değil, Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası kararlara bağlı kalarak sağlanabileceğini yeniden teyit ettiler.

Bu bağlamda, uluslararası topluma ve özellikle BMGK’ya, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalini sona erdirmek için yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri ve bunun için bağlayıcı bir zaman çizelgesi belirlemeleri çağrısında bulundular.

Liderler, İsrail'in 1967'de işgal ettiği topraklardan Filistin halkını herhangi bir bahane veya isim altında yerinden etme girişimlerini kınadılar. Bunu insanlığa karşı bir suç, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukukun açık bir ihlali ve tamamen ve kesinlikle kabul edilemez bir etnik temizlik politikası olarak değerlendirdiler.

frgty
Dün Doha'da düzenlenen İİT ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nden bir kare (SPA)

Arap ve İslam ülkeleri, Gazze Şeridi’nin yeniden inşa planının hem siyasi hem de teknik yönleriyle uygulanması ve bunun mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladılar. Uluslararası bağışçılara gerekli desteği sağlamaları çağrısında bulunan liderler, bağışçı ülkeleri ateşkesin sağlanmasının ardından Kahire'de düzenlenecek Gazze’nin yeniden inşasına ilişkin konferansa aktif olarak katılmaya çağırdılar.

Zirvede İsrail'in Katar'ı veya herhangi bir Arap ya da İslam ülkesini tekrar hedef alacağına dair devam eden tehditlerinin, uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir provokasyon ve tehlikeli bir tırmanış olduğu, tamamen ve kesin olarak reddedildiği vurgulanırken uluslararası topluma, bu tehditleri en güçlü şekilde kınamaya ve bunları durdurmak için caydırıcı önlemler alması çağrısı yapıldı.

Uluslararası toplumun, İsrail'in Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'daki saldırganlığını ve yasadışı yerleşim uygulamalarını durdurmada başarısız olmaya devam etmesinin ciddi sonuçları olacağı uyarısı yapılan zirvede, İsrail’in başta Lübnan ve Suriye olmak üzere bölge ülkelerine karşı devam eden saldırılarının uluslararası hukukun ve devlet egemenliğinin açıkça ihlali olduğu vurgulandı.

Liderler, İsrail’in uluslararası insani hukuk ve Cenevre Sözleşmelerini açıkça ihlal ederek Filistin halkına karşı abluka, açlık, gıda ve ilaçtan mahrum bırakmayı silah olarak kullanarak daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir insani felakete yol açan politikalarını kınadılar. Bu uygulamaların tam anlamıyla bir savaş suçu olduğunu vurgulayan liderler, uluslararası toplumun bu uygulamalara son vermek ve işgal altındaki Filistin topraklarının tüm bölgelerine insani yardımın acil, güvenli ve sınırsız bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak için acil eylemde bulunması gerektiğini belirttiler.

rgthy
Dün Doha'da düzenlenen İİT ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nden bir kare (QNA)

İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarının herhangi bir bölümünü ilhak etme kararının feci sonuçları olacağı konusunda uyaran liderler, bunun Filistin halkının tarihi ve yasal haklarının açık bir ihlali olarak ele alınması gerektiğini vurguladılar. Liderler, böyle bir kararın aynı zamanda BM Şartı'nın, uluslararası hukuk ilkelerinin ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarının ihlali anlamına gelir ve bölgede adil ve kapsamlı bir barışın sağlanmasına yönelik tüm çabaları baltalayacağının altını çizdiler.

Arap Birliği Konseyi'nin bakanlar düzeyinde ‘Bölgede Güvenlik ve İşbirliği için Ortak Vizyon’u onaylamasını memnuniyetle karşılayan liderler, bu bağlamda, kolektif güvenlik kavramını ve Arap ve İslam devletlerinin ortak kaderininin yanı sıra ortak zorluklar ve tehditlerle mücadele etme gerekliliğini ve bu amaçla gerekli uygulama mekanizmalarını geliştirmeye başlamanın önemini vurguladılar.

Ayrıca, iki devletli çözümün uygulanması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması konusunda BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen New York Deklarasyonu'nu, Filistin halkının başta, 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma hakkı olmak üzere meşru haklarına yönelik uluslararası desteğin açık bir ifadesi olarak memnuniyetle karşılayan liderler, deklarasyonun kabulüne katkıda bulunan Suudi Arabistan ve Fransa'nın çabalarını övdüler.

Zirvede uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için temel referans noktası olarak uluslararası meşruiyete ve ilgili BM kararlarına bağlı kalmanın önemi vurgulandı.



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.