Riyad ve İslamabad: Birimize yönelik herhangi bir saldırı, ikimize de yapılmış sayılır

Anlaşma, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleşen görüşmenin ardından imzalandı

Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'ne kendisi ve beraberindeki heyete gösterilen sıcak karşılama ve misafirperverlikten dolayı teşekkür ve takdirlerini iletti (SPA)
Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'ne kendisi ve beraberindeki heyete gösterilen sıcak karşılama ve misafirperverlikten dolayı teşekkür ve takdirlerini iletti (SPA)
TT

Riyad ve İslamabad: Birimize yönelik herhangi bir saldırı, ikimize de yapılmış sayılır

Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'ne kendisi ve beraberindeki heyete gösterilen sıcak karşılama ve misafirperverlikten dolayı teşekkür ve takdirlerini iletti (SPA)
Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'ne kendisi ve beraberindeki heyete gösterilen sıcak karşılama ve misafirperverlikten dolayı teşekkür ve takdirlerini iletti (SPA)

Suudi Arabistan ve Pakistan, iki ülkenin güvenliklerini artırma, bölgede ve dünyada güvenlik ve barışı sağlama çabaları çerçevesinde “Ortak Stratejik Savunma Anlaşması” imzaladı. Anlaşma, iki ülke arasındaki savunma iş birliğini çeşitli yönlerden geliştirmeyi ve herhangi bir saldırganlığa karşı karşılıklı caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu anlaşma ayrıca, iki ülkeden birine yönelik herhangi bir saldırganlığın her ikisine yapılmış sayılacağını öngörüyor.

Suudi Arabistan ve Pakistan Cumhuriyeti arasındaki Ortak Stratejik Savunma Anlaşması, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Pakistan Başbakanı tarafından imzalandı.

Pakistan Başbakanlık Ofisi tarafından yapılan açıklamada, “Anlaşmanın, iki ülkenin güvenliklerini artırma, bölgede ve dünyada güvenlik ve barışı sağlama konusundaki ortak kararlılığını” ve “iki ülke arasındaki savunma iş birliğini çeşitli yönlerden geliştirme ve her türlü saldırganlığa karşı karşılıklı caydırıcılığı güçlendirme amacını” yansıttığı belirtildi.

Resmi görüşmeler oturumu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz Al Suud, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif'i Riyad'daki el-Yemame Sarayı'nda kabul etti. Her iki ülkeden heyetlerin katıldığı resmi bir görüşmenin başında Pakistan Başbakanı, Veliaht Prens’ten Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud'a selam ve en iyi dileklerini iletmesini talep etti. İki taraf, ülkeler arasındaki tarihi ve stratejik ilişkileri ve karşılıklı ilgi duyulan bir dizi konuyu ele aldı.

SPA ajansına göre toplantının sonunda yayınlanan ortak açıklamada, Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi'ne kendisi ve beraberindeki heyete gösterilen sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ve takdirlerini iletti. Ayrıca Suudi Arabistan Kralı ve Suudi Arabistan halkına daha fazla ilerleme, kalkınma ve refah dileklerini iletti.

Prens Muhammed bin Selman ise Pakistan Başbakanı'na sağlık ve esenlik, kardeş Pakistan halkı için ise daha fazla ilerleme ve kalkınma dileklerini iletti.

Pakistan devlet televizyonu, Suudi Arabistan ve nükleer silahlı Pakistan'ın, on yıllardır devam eden güvenlik ortaklıklarını önemli ölçüde güçlendiren ortak bir savunma anlaşması imzaladığını aktardı. Pakistan Başbakanlık Ofisi tarafından yapılan açıklamada, “Her iki ülkenin de güvenliklerini artırma, bölgede ve dünyada güvenlik ve barışı sağlama konusundaki ortak kararlılığını yansıtan bu anlaşma, iki ülke arasındaki savunma iş birliğini çeşitli yönlerden geliştirmeyi ve herhangi bir saldırganlığa karşı ortak caydırıcılığı artırmayı amaçlamaktadır. Anlaşma, iki ülkeden birine karşı yapılan herhangi bir saldırganlığın her ikisine yönelik bir saldırganlık sayılmasını öngörmektedir" denildi.

Açıklamaya göre, iki taraf “bölgesel ve uluslararası koşullardaki gelişmeler, karşılıklı çıkarlar ve güvenlik ve istikrarı sağlamak için gösterilen çabaları” ele aldı.

Suudi Arabistan Basın Ajansı'na (SPA) göre, ortak savunma anlaşması, “Suudi Arabistan Krallığı ile Pakistan İslam Cumhuriyeti arasında kardeşlik ve İslami dayanışma bağlarına, ortak stratejik çıkarlara ve iki ülke arasındaki yakın savunma iş birliğine dayanan yaklaşık 80 yıllık tarihi ortaklığa dayanmaktadır.”

Anlaşma, iki ülkenin bölgede ve dünyada güvenliklerini artırma, güvenlik ve barışı sağlama çabaları çerçevesinde imzalanmış olup, iki ülke arasındaki savunma iş birliğini çeşitli yönlerden geliştirmeyi ve herhangi bir saldırganlığa karşı ortak caydırıcılığı artırmayı amaçlamaktadır. Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre bu anlaşma, iki ülkeden birine yönelik herhangi bir saldırının her iki ülkeye de yapılmış sayılacağını öngörüyor.

Tarihi ilişkiler

İslamabad ve Riyad arasındaki ilişkiler 1947 yılına dayanıyor ve Suudi Arabistan, Pakistan'ı tanıyan ilk ülkeler arasındaydı.

İki ülkenin ortaklığı, İslami bağlara, Haremeyni Şerifeyn’in dini otoritesine ve Pakistan devletinin İslami kimliğine dayanmaktadır.

İki ülke, özellikle ortak tehditlere (terörizm ve radikalizm) karşı bölgesel güvenlik konularında yakın iş birliği içinde. Pakistan, Suudi Arabistan tarafından 2015 yılında duyurulan İslam Askeri Terörle Mücadele İttifakı'nın bir parçasıydı.

Pakistan'da Suudi Arabistan enerjisi

Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve Pakistan'ın en büyük enerji kaynaklarından biridir. Ayrıca, özellikle finansal kriz dönemlerinde İslamabad'ın en büyük yatırımcılarından ve ekonomik destekçilerinden biridir. İki ülke, Pakistan'ın döviz rezervlerini mevduat veya petrol ödemelerini erteleyerek kolaylaştırma yoluyla artırmak için defalarca anlaşmalar imzalamıştır.

Geçen yıl, ticaret ve özel sektör iş birliğini geliştirmek için 34'ü yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde olmak üzere çok sayıda ekonomik kararname, anlaşma ve mutabakat zaptı imzalamışlardır.

Askerî açıdan ise iki ülke yakın bağlarını sürdürmekte olup, Pakistan ve Suudi Arabistan orduları kara, hava ve deniz kuvvetlerini geliştirmek için sürekli askeri tatbikatlar yürütmektedir.

Tek nükleer Müslüman devlet

Pakistan, resmi olarak nükleer silaha sahip tek Müslüman devlettir. Öncelikle Hindistan’a karşı stratejik denge sağlamayı amaçlayan uzun vadeli bir nükleer program geliştirdikten sonra, ilk nükleer denemesini 1998 yılında Belucistan eyaletinde gerçekleştirdi.

Ortadoğu ve Orta Asya arasında bir köprü görevi gören Pakistan, şu anda düzinelerce nükleer savaş başlığına ve bunları taşıyabilen füzelere sahip olmasıyla önemli bir bölgesel caydırıcı güç haline geldi.

Nükleer program, savunma ve stratejik politikalarının temel bir parçası sayılıyor ve Güney Asya'daki nükleer güçler arasındaki gerginliklerin damga vurduğu karmaşık bölgesel ortamda ulusal güvenliğini koruma hedefini yansıtıyor.

Veliaht Prens'in ilk ziyareti

Kasım 2019'da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, dönemin Başbakanı İmran Han'ın daveti üzerine Pakistan'ı ziyaret etti. Pakistan, Hindistan ve Çin'i de kapsayan ziyaretinin ilk durağı İslamabad oldu. Veliaht Prens’e, Pakistan Senatosu üyeleri tarafından altın kaplamalı bir otomatik tabanca hediye edildi.

Ziyaret sırasında Gwadar'da 10 milyar dolarlık bir petrokimya ve petrol rafineri kompleksi kurulmasına yönelik anlaşma imzalandı.

Suudi Arabistan krallarının adını taşıyan sokaklar

İki ülke arasındaki derin bağları yansıtacak şekilde, Pakistan'daki çeşitli sokak ve simge yapılar, önemli Suudi Arabistanlı figürlerin adını taşımaktadır. Kral Faysal'ın adını taşıyan Faisalabad Caddesi, Karaçi'de Kral Suud'un adını taşıyan Saudabad Caddesi, Karaçi'nin ana caddesi Şahrah Faysal ve ülkenin en büyük camisi ve en önemli simgelerinden biri olan İslamabad'daki Kral Faysal Camii bunlardan bazılarıdır.

Bugün, iki milyondan fazla Pakistanlı Suudi Arabistan'da çalışmakta ve ülkedeki en büyük göçmen topluluklarından birini oluşturmaktadır. Bunların gönderdiği paralar, Pakistan'ın döviz gelirlerinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
TT

Afrika'da "hamile bluzu" tartışması

Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)
Popüler Ganalı YouTuber Wode Maya, ülkesinin liderinin yerel kıyafetleri yurtdışında da tanıtmasının önemli olduğunu söyledi (Gana Cumhurbaşkanlığı)

Bu hafta Lusaka'da düzenlenen Gana-Zambiya İş Forumu'na Batı Afrika ülkesinin lideri John Dramani Mahama da katıldı. 

67 yaşındaki Gana Cumhurbaşkanı, Afrika'nın güneyindeki Zambiya'nın başkentine çarşamba günü ulaştığında üstünde "fugu" diye bilinen geleneksel bir kıyafet vardı. 

Üç günlük devlet ziyaretine panço benzeri bu kıyafetle başlayan Mahama'yı, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema ve beraberindeki yetkililer takım elbiseleriyle karşıladı.

Gana Cumhurbaşkanı, Zambiya'da yaşayan yurttaşlarıyla bir araya geldiğinde de üzerinde aynı kıyafet vardı

Haftanın bir gününü "Fugu Cuması" ilan ederek geleneksel kıyafetlerin giyilmesini teşvik eden Mahama, sosyal medyada alaycı yorumlara konu oldu. 

BBC'nin yorumunu aktardığı Zambiyalılardan Malama Mulenga, "hamile bluzu" derken Master G, meşhur Cazcı Kardeşler (Blues Brothers) filmine gönderme yaparak "Bluz kardeşlerimizi seviyoruz" ifadesini kullandı.

Gana Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa bu kıyafetin sosyal medyada ses getirmesinin gençlerin kültürel miraslarına sahip çıkmaya niyetli olduğunun göstergesi olduğunu savundu. 

45 yaşındaki siyasetçi, fuguyu bir kıyafetten ibaret görmediklerini, Afrika kimliği, onuru ve mirasının bir sembolü olarak saydıklarını söyledi:

Sosyal medyada bu elbiseyi merak eden gençlere: Bu kıyafeti 6 Mart 1957'de ülkenin bağımsızlığını ilan eden, Gana'nın kurucusu Osagyefo Kwame Nkrumah giyiyordu.

63 yaşındaki Zambiya lideri de mevkidaşının kıyafet tercihini destekledi. Hichilema cuma günü yaptığı açıklamada Mahama'nın kendisine bir adet fugu hediye ettiğini hatırlattı. Ancak daha fazlasını almaya niyetli olduğunu da sözlerine ekledi: 

Sosyal medyadaki yorumlardan sonra Gana'dan daha fazla fugu isteyeceğiz.

Independent Türkçe, BBC, News Ghana


David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
TT

David Beckham'dan arasının açık olduğu oğlu Brooklyn'e gönderme

Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)
Brooklyn, Victoria ve David Beckham (Reuters)

David Beckham, Brooklyn'in ailesiyle barışma planı olmadığını açıklamasından sadece birkaç hafta sonra, en büyük oğlu hakkında düşük profilli bir gönderme paylaşmış gibi görünüyor.

26 yaşındaki Brooklyn, ocak ayında Instagram'da yayımladığı bomba etkisi yaratan açıklamada, babası David ve annesi Victoria'yı, oyuncu ve mirasyedi eşi Nicola Peltz Beckham'la ilişkisini "durmaksızın sabote etmeye" çalışmakla suçlamıştı.

"Tüm hayatım boyunca, ebeveynlerim basında ailemiz hakkındaki anlatıları kontrol etti" iddiasında bulunmuştu.

Yapmacık sosyal medya paylaşımları, aile etkinlikleri ve sahte ilişkiler, içine doğduğum hayatın değişmez bir parçası oldu.

Beckham ailesi henüz Brooklyn'in açıklamasına doğrudan yorumda bulunmadı ancak 50 yaşındaki eski futbolcu, son sosyal medya paylaşımında oğluna ince bir gönderme yaptı.

İngiltere milli takımının eski kaptanı, kariyeri boyunca kullandığı kramponların "arşivinin" fotoğrafını paylaştı; bazılarının üzerinde Brooklyn'in adı yazılmıştı.

Kramponların çoğunda Brooklyn'in küçük kardeşleri 23 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 14 yaşındaki Harper'ın da adları yazıyordu.

sdfv
David Beckham, kişiselleştirilmiş krampon "arşivinin" fotoğrafını paylaştı (Instagram/Davidbeckham)

David, futbol kariyerine 1992'de Manchester United'da başlamış, 2003'te Real Madrid'e transfer olmuş ve daha sonra LA Galaxy'de oynamak için Atlantik'in ötesine geçmişti.

Bu hafta, Brooklyn'in babasına adanmış bir dövmesini kapattırdığı iddia edildi.

Gelecek vaat eden aşçı Brooklyn'in kolunda daha önce "Baba" kelimesi yazılmış bir çapa dövmesi vardı.

Ancak Brooklyn'in yakın zamanda çekilen bir fotoğrafında, yazının soyut şekillerle kapatıldığı anlaşılıyordu.

Brooklyn'in kayınpederi milyarder Nelson Peltz, yakın zamanda bir soru-cevap etkinliğinde aile dramasına değinerek, izleyicilere "uzun ve mutlu bir evlilikleri olmasını" umduğunu söyledi.

"Kızım ve Beckham ailesi bambaşka bir konu ve bugün burada bunun hakkında konuşmayacağız" dedi.

Şunu söyleyeyim, kızım harika, damadım Brooklyn harika ve onların uzun ve mutlu bir evlilik geçirmesini çok istiyorum.

Independent Türkçe