‘Filistinlilerin haklarını’ savunma ve savaşı sona erdirme konusunda uluslararası irade

Suudi Arabistan'ın ‘tarihi fırsatı’ değerlendirme çağrısı... Fransa'nın Filistin devletini tanıma kararı... Filistinlilerin reform vaatleri

TT

‘Filistinlilerin haklarını’ savunma ve savaşı sona erdirme konusunda uluslararası irade

‘Filistinlilerin haklarını’ savunma ve savaşı sona erdirme konusunda uluslararası irade

New York'ta dün düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) konferansında uluslararası çoğunluk, Filistinliler için bağımsız bir devlet kurmanın ‘ödül değil, hak’ olduğu ve Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona erdirilmesi için adalet arzusunu dile getirdi.

Suudi Arabistan ve Fransa'nın ortak başkanlığında düzenlenen ‘Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanması’ konulu üst düzey BM konferansında, Fransa ilk kez Filistin devletini tanıdı. Katılımcılar, iki devletli çözümün bölgede barış için tek seçenek olduğunu vurguladılar.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, BM Genel Kurulu'nun 80. oturumu öncesinde, dünya çapında birçok ülkenin liderleri ve temsilcilerinin katıldığı konferansa başkanlık etti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman adına bir konuşma yapan Faysal bin Ferhan, Macron'a, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e ve BM Genel Kurulu Başkanlığı’na teşekkür ederek, konferansı ‘barışı sağlamak ve iki devletli çözümü uygulamaya yönelik uluslararası taahhüdü yinelemek için tarihi bir fırsat’ olarak nitelendirdi.

rgth
New York'ta dün düzenlenen ‘Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanması’ konulu üst düzey konferans sırasında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonu (Reuters)

Faysal bin Ferhan, konferansın ‘İsrail işgal makamlarının Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere karşı sürdürdüğü saldırgan tutum ve acımasız suçlar, Batı Şeria ve Kudüs'teki ihlaller ve en sonuncusu kardeş ülke Katar'a yönelik acımasız saldırı olmak üzere Arap ve İslam ülkelerinin egemenliğine yönelik tekrarlanan saldırılar devam ederken düzenlendiğini’ belirtti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, konferansın ‘İsrail'in bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı tehdit eden, bölgedeki barış çabalarını baltalayan saldırgan uygulamalarında ısrarcı olduğunu teyit ettiğini ve iki devletli çözümün bölgede kalıcı ve adil bir barışın sağlanmasının tek yolu olduğu yönündeki kesin inancı pekiştirdiğini’ söyledi.

Faysal bin Ferhan, Fransa Cumhurbaşkanı’nın ‘Filistin devletini tanıyan tarihi tutumuna, birçok ülkenin bu cesur tutumu benimsemesine ve Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanmasına ilişkin New York Deklarasyonu'nu kabul eden BM Genel Kurulu kararının 142 ülke tarafından onaylanmasına’ dikkat çekti. Tüm bunların ‘uluslararası toplumun Filistin halkına adalet sağlamak ve uluslararası referanslar, ilgili BM kararları ve Arap Barış Girişimi'ne uygun olarak tarihi ve yasal haklarını pekiştirmek istediğini yansıttığını’ belirtti.

Faysal bin Ferhan, “Suudi Arabistan, Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek, Filistin egemenliğini tehdit eden tüm tek taraflı hamleleri durdurmak, bölgedeki çatışmayı sona erdirmek ve 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurmak için bu konferansın sonuçlarının uygulanmasını takip etmek amacıyla Fransa ve barış çağrısı yapan tüm ülkelerle ortaklıklarını sürdürmeye kararlı” dedi.

hyjukı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda düzenlenen ‘Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanması’ konulu BM konferansında yaptığı konuşma sırasında (AFP)

Filistin devletini tanıyan veya tanıma niyetini açıklayan ülkelere teşekkür eden Faysal bin Ferhan, diğer ülkelere de ‘iki devletli çözümü uygulamaya koyma ve Ortadoğu'da kalıcı ve kapsamlı bir barış sağlama çabalarını desteklemede derin bir etkiye sahip olacak ve bölgenin güvenlik, istikrar ve refah içinde olduğu yeni bir gerçeklik yaratacak bu tarihi adımı atmaya’ çağırdı.

Fransa Cumhurbaşkanı ise İsrail ve Filistin halkları arasında barışın sağlanması için ülkesinin Filistin devletini tanıdığını duyurdu. “Barış zamanı geldi” diyen Cumhurbaşkanı, bu adımın ‘Fransa'nın Ortadoğu'daki tarihi taahhüdünü yerine getirdiğini’ vurguladı.

Filistin'de bir Fransız büyükelçiliğinin açılmasının ‘tüm rehinelerin’ serbest bırakılması ve Gazze Şeridi'nde ateşkes ilan edilmesine bağlı olduğunu vurgulayan Macron, ‘İsrail ve Filistin'in barış ve güvenlik içinde yan yana yaşadığı iki devletli bir çözümün mümkün olmasını sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağına’ söz verdi.

“Rehinelerin serbest bırakılmasının ve Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona erdirilmesinin zamanı geldi” diyen Macron, Hamas'ın büyük ölçüde zayıfladığını ve savaşın devam etmesinin hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti. Macron ayrıca, mevcut durumun devam etmesinin İbrahim Anlaşmaları ve Camp David Anlaşmaları'nı tehlikeye attığına dair endişelerini dile getirdi.

Konuşmasını telekonferans yoluyla yapan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Suudi Arabistan, Fransa ve iki devletli çözüme ilişkin New York Deklarasyonu’na katılan ülkelere teşekkür etti. Savaşı sona erdirmenin ve rehineleri serbest bırakmanın gerekliliğini vurgulayan Abbas, Mısır-Katar-ABD arabuluculuğunun rolünü övdü.

Abbas, “Filistin devleti, Batı Şeria'daki Filistin hükümetine bağlı geçici bir idari komite aracılığıyla, Arap ve uluslararası destek ve katılımla Gazze Şeridi'nin yönetimi ve güvenliğinden tam olarak sorumlu olmaya yetkili tek kurumdur. Hamas yönetimde hiçbir rol oynamayacak. Hamas ve diğer gruplar silahlarını Filistin Yönetimi'ne teslim etmek zorunda. Çünkü biz tek bir silahsız devlet, tek bir yasa ve tek bir meşru güvenlik gücü istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İşgalci İsrail’in suçlarını, sivillerin öldürülmesini ve hapsedilmesini kınayan Abbas, yerleşim faaliyetlerinin, ilhakın, yerleşimci terörünün, Müslümanların ve Hristiyanların kutsal mekanlarına yönelik saldırıların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Abbas, ‘yönetimi, şeffaflığı ve hukukun üstünlüğünü teşvik eden kapsamlı bir reform gündemini uygulamaya koymayı’ taahhüt etti. Bu gündem, iki yıl içinde Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) standartlarına uygun olarak mali sistem ve eğitim müfredatının reformunu ve mahkumların ve şehitlerin ailelerine yapılan tüm önceki ödemelerin iptal edilmesinden sonra birleşik bir sosyal refah sisteminin kurulmasını içeriyor.

Abbas, savaşın sona ermesinden sonraki bir yıl içinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri düzenlemeyi ve devletin Gazze Şeridi’ndeki yönetimi devralmasını sağlamak için üç ay içinde geçici bir anayasa taslağı hazırlamayı taahhüt ettiğini açıkladı.

Filistin Devlet Başkanı, New York konferansında onaylanan barış planını belirli bir zaman çizelgesi içinde ve uluslararası denetim ve garantiler altında uygulamak için ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan, Fransa, BM ve tüm ortaklarla iş birliği yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Abbas, İsrail'i, kan dökülmesini durdurmak ve bölgede adil ve kapsamlı bir barış sağlamak için derhal müzakere masasına oturmaya çağırdı.

Filistin meselesi, dün Fransa, Belçika, Lüksemburg ve diğer ülkeler tarafından Filistin devletinin art arda tanınmasıyla uluslararası ilginin odağında yer aldı.

Filistin devletinin tanınması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu öfkelendirdi. Netanyahu, bu adımların ‘Hamas'a ödül’ olduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki savaşın barışçıl bir şekilde sona ermesi ihtimalini zedeleyeceğini iddia etti. Netanyahu, önümüzdeki saatlerde New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmenin ardından İsrail'in bir yanıt vereceği tehdidinde bulundu. Netanyahu, önümüzdeki cuma günü BM Genel Kurulu'nda bir konuşma yapacak.

Dünyanın önde gelen ülkeleri tarafından Filistin devletinin tanınması, BM'nin Filistin-İsrail çatışmasına adil bir çözüm bulmakta neredeyse 80 yıldır başarısız olmasının ardından, Ortadoğu'da barış çabalarının ilerlemesi umutlarını yeniden canlandırdı.

Geçtiğimiz pazar günü Filistin devletine yönelik tarihi tanınma kararları alındı. Bunlardan en dikkat çekici olanı, yaklaşık 80 yıl önce İsrail'in kurulmasında tartışmalı bir rol oynayan Birleşik Krallık'tan geldi. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Birleşik Krallık'ın dış politikasında önemli bir değişiklik yaparak Filistin devletini resmi olarak tanıdığını açıkladı. Bu karar, Kanada ve Avustralya'nın da aynı kararı almasıyla neredeyse eşzamanlı olarak geldi.

Filistin Dışişleri Bakanı Dr. Farsin Ağabekian, uluslararası tanınma dalgası ve iki devletli çözümü somutlaştırmak için düzenlenen uluslararası konferansın Suudi Arabistan'ın desteği olmadan mümkün olamayacağını vurguladı.

Ağabekian, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Suudi Arabistan'ın konferansın ilk kez gündeme gelmesinden bu yana Fransa ile yakın iş birliği içinde çalıştığını ve New York Deklarasyonu'nun hazırlanmasına ve BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmesine kadar uzanan bir dizi uluslararası çabada Filistin devleti ile tam bir koordinasyon içinde olduğunu söyledi. Ağabekian, bu adımların, ‘Filistin-İsrail çatışmasına radikal bir çözüm bulmak ve Filistin devletini kurmak için uluslararası irade ve konsensüsü uygulamak üzere bir takvim ve somut adımlar doğrultusunda Filistin devletinin kurulması konusunda uluslararası bir uzlaşı sağlanmasına katkıda bulunduğunu’ bildirdi.

Filistin devletinin küresel bir dalga olarak tanınması, İsrail'in Gazze savaşındaki davranışlarına yönelik uluslararası öfkeyi yansıtıyor. BM uzmanlarına göre, bu davranışlar Hamas'ı ortadan kaldırmanın ötesine geçerek Filistinlilere karşı bir ‘soykırıma’ dönüştü.

Londra'daki Filistin misyonunda dün Filistin bayrağı göndere çekilirken, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Birleşik Krallık'ın Filistin devletini tanımasına yanıt olarak İsrail'i Batı Şeria'nın bazı bölgelerini ilhak etmemesi konusunda uyardı.

Diğer yandan İsrail'in BM Daimî Temsilcisi Danny Danon, Gazze savaşını tartışmak üzere bugün yapılacak BM Güvenlik Konseyi toplantısına, Yahudi Yeni Yılı (Roş Aşana) ile çakıştığı için ‘talihsiz’ bir zamanlama olduğu gerekçesiyle ülkesinin katılmayacağını açıkladı.

BM Güvenlik Konseyi'nin tartışmalarından doğrudan etkilenen bir taraf olarak İsrail, BM Genel Kurulu'nun Gazze savaşını tartışmaya ayırdığı oturumda bir konuşma yapmaya davet edildi.

Danon, BM Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanlığına yazdığı mektupta, “İsrail heyetinin, Yahudi Yeni Yılı ile çakıştığı için bu toplantıya katılmayacağını bildirmek isterim” dedi.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.