Suudi Arabistan, Osmanlılara karşı bir isyan olarak mı ortaya çıktı?

Toplumun ihtiyaçlarına cevap veren özgün bir iç proje

Riyad'daki gökdelenler ve binalar, Suudi Arabistan (AFP)
Riyad'daki gökdelenler ve binalar, Suudi Arabistan (AFP)
TT

Suudi Arabistan, Osmanlılara karşı bir isyan olarak mı ortaya çıktı?

Riyad'daki gökdelenler ve binalar, Suudi Arabistan (AFP)
Riyad'daki gökdelenler ve binalar, Suudi Arabistan (AFP)

Halid el-Gannemi

Bazı yazarlar ve Suudi Arabistan devletinin muhalifler arasında, Suudi Arabistan devletinin ilk dönemlerinde Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir devrimden başka bir şey olmadığı ve doğduğu andan itibaren İstanbul'daki Halifeliğe karşı bir isyan projesi taşıdığı yaygın bir inanıştır. Bu imge, siyasi ve fikri rekabet bağlamında bazılarına çekici gelse de 18. yüzyılın başındaki gerçekçi bağlamına yerleştirildiğinde tarihsel gerçeklikten uzaktır. Zira o dönemde Arap Yarımadası, doğrudan Osmanlı nüfuzunun hakim olduğu arena değil, yaygın bir siyasi boşlukta yaşayan geniş bir alandı. Osmanlı’nın Necid'in kalbinde gerçek bir varlığı yoktu; atanmış valisi, şehir ve köylerinde konuşlanmış ordusu ve halkının işlerini yönetecek bir idari aygıtı yoktu. Kontrolü, bölgenin çevresi ile sınırlıydı. Hicaz bölgesi, Mekke Şerifi aracılığıyla onun nüfuzuna tabiydi. El-Ahsa, Basra valilerine bağlıydı. Yemen’de iktidarları sallantıda olan valiler vardı. Irak ise Bağdat valilerinin kontrolündeydi. Necid'in iç kesimlerine gelince, güç dengesi değiştikçe iktidarı ele geçiren yerel liderler ve küçük emirlikler arasında bölünmüş bir şekilde halkının elindeydi.

 

Nesnel gerçekler

Bu gerçeklik, her belde veya köyün, bir şeyh veya emir tarafından yönetilen, sahip olduğu adam ve silah sayısının ve kurduğu kabile ittifaklarının gücünü belirlediği bir tür küçük, bağımsız emirlik haline geldiği anlamına geliyor. Ne var ki kurulan ittifaklar kırılgan ve kısa ömürlüydü. Bugün insanları birleştiren husus, yarın onları ayırabilir ve meclislerde alınan kararlar kılıçla bozulabilirdi. Bu nedenle, Necid toplumu sürekli bir parçalanma ve kargaşa içinde yaşadı. Bu parçalanma yalnızca üst düzey bir siyaset meselesi değildi; aynı zamanda insanların günlük yaşamlarının ayrıntılarına da yansıyordu. Güvenlik neredeyse yoktu ve ticaret kervanlarının kullandığı yollar güvenli değildi. Kabileler arasındaki savaş ve baskınlar, tarlalarında çiftçileri ve çöllerinde Bedevileri tehdit ediyordu. Şehir sakinleri bile bu huzursuzluk ve kargaşaya karşı korunaklı değildi. Savaş veya çatışma tehdidi her zaman mevcut olduğundan, insanlar hiçbir zaman tam bir huzur içinde yaşamadılar. Böylece güvenlik, halkın gözünde birincil sermaye, her şeyden önce aradıkları bir talep haline geldi.

İsyan, isyan edilebilecek ve devrilebilecek meşru bir otoritenin varlığını gerektirirken, birleşme parçalanmadan birliğe geçiş anlamına gelir

Bu sorunlu gerçeklikten, dış bir güce karşı devrim ve isyan olarak değil, toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren gerçek bir iç proje olarak, 1727'de Birinci Suudi Arabistan devleti doğdu. Sınırları içinde güvenliğin hakim olacağına dair basit ama kesin bir vaat sundu. Bu vaat, Necid'deki yaşam dengesini değiştirmeye yetti, çünkü çatışmalardan ve savaşlardan bitkin düşmüş insanların en büyük sorunlarını çözüyordu. İşte bu yüzden kuruluşunda birlik ve istikrar için yeni bir umut görenler etrafında kenetlendi.

fvg
Ahsa, Krallığın 95. Ulusal Gün kutlamaları kapsamında yeşile büründü, “gururumuz doğamızdadır (SPA)

Dolayısıyla kuruluş döneminde Osmanlılarla herhangi bir çatışma yaşanmadı, çünkü Necid'in kalbinde mevcut değillerdi ki, halk onlara isyan etsin. Yeni doğan devlet, başlangıçta yerel kaldı ve iç temellerini sağlamlaştırmak ve nüfuzunu kademeli olarak genişletmekle meşgul oldu. Osmanlılarla çatışma ancak on yıllar sonra, devletin 18. yüzyılın sonlarında Hicaz, Ahsa ve Yemen'e doğru ilerlemesiyle ortaya çıktı. Osmanlı, yükselen bir gücün kendi nüfuz alanının bir parçası olarak gördüğü bölgeleri tehdit ettiğini ancak o zaman fark etti. Yani çatışma, öncesinde devletin kuruluşu sebebiyle değil, genişlemesi sebebiyle yaşandı. Varoluşunun değil, genişlemesinin doğal bir sonucuydu.

İsyan ve birleşme arasında

Bu gerçeği kabul etmek, iki kavram arasında ayrım yapmamızı gerektiriyor; isyan ve birleşme. İsyan, isyan edilebilecek ve devrilebilecek meşru bir otoritenin varlığını gerektirirken, birleşme ise parçalanmadan birliğe, dar bağlılıklardan kabile ve beldeyi aşan daha geniş bir bağlılığa ve kapsamlı bir siyasi varlığa geçiş anlamına gelir. İlk Suudi Arabistan devleti bir isyan değil, birleşme projesiydi. Kabile ve yerel bağlılıkları farklı bir çerçevede yeniden şekillendirmeyi başardı ve halka, kendisine meşruiyet ve hayatta kalma yeteneği kazandıran bir güvenlik ve reform vaadi sundu.

fgth
Ahsa, Krallığın 95. Ulusal Gün kutlamaları kapsamında yeşille süslendi “gururumuz doğamızdadır” (SPA)

Bu anlamda, ilk Suudi Arabistan deneyiminin dışsal bir çatışmaya değil, içsel bir talebe yanıt olduğu söylenebilir. İnsanların günlük yaşamlarında hissettikleri acil bir ihtiyaçtan, yani güvenlik ve ilişkileri düzenleyip kaosu sınırlayacak bir otorite ihtiyacından doğdu. Gücünü ve meşruiyetini buradan alıyordu. Sonrasında çevre bölgelerdeki Osmanlı nüfuzuyla yaşadığı çatışmanın nedeni, varlığı veya en başından itibaren bir isyan olarak görülmesi değildi, Necid bölgesinin ötesine doğal bir şekilde yayılmasının bir sonucuydu. Hicaz, Ahsa ve Yemen'de Osmanlılar olmasaydı, devlet doğal yolunda devam edecekti, çünkü başlangıçta isyan fikri üzerine değil, birleşme ve güvenliği sağlama mantığı üzerine kurulmuştu.

Yeni doğan devlet, başlangıçta yerel kaldı ve iç temellerini sağlamlaştırmak ve nüfuzunu kademeli olarak genişletmekle meşgul oldu

İlk Suudi Arabistan deneyimi, Arap Yarımadası'nın kalbinde devletlerin ortaya çıkışının diğer bölgelerde devletlerin ortaya çıkışına benzemediğini ortaya koydu. Burada, insanların isyan edebileceği yüksek bir otorite yoktu; doldurulması gereken ölümcül bir siyasi boşluk vardı.

rr
Suudi Arabistan’ın kalkınması (Lina Jaradat)

Devletin ortaya çıkışı bir komplonun veya isyankâr bir hareketin ürünü değil, daha ziyade ortaya çıkışını zorunlu kılan toplumsal ve siyasal bir sürecin içsel sonucuydu. Güvenlik talebi ile toplumsal ve siyasal reform çerçevesinin bu birleşiminden, varlığını sürdürebilecek ve etkisi günümüze kadar devam eden bir devlet doğdu.

Halkın ihtiyaçlarına yanıt vermek

Böylece, Suudi Arabistan deneyimini “Osmanlılara karşı bir isyan”a indirgemenin, onun gerçek doğasını ve tarihsel bağlamını çarpıttığı açıkça ortaya çıkıyor. Zira bu deneyim, Necid'de uzun süredir uzakta olan bir sultanı devirme arzusundan değil, halkın acil bir ihtiyacına yanıt olarak ortaya çıktı. Temel motivasyonu, parçalanmış bir toplumu birleştirmek ve onu koruyabilecek bir yapı inşa etmekti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre deneyim kısa ve öz bir şekilde özetlenecek olsaydı, şunu söylemek daha uygun olurdu; bir isyan değil, birleşmeydi; yıkım değil, inşaydı; dış bir güçle mücadele değil, halkın ihtiyaçlarına bir yanıttı. Arap Yarımadası tarihindeki önemi bu noktada öne çıkıyor. O, birlik ve istikrar döneminin gerçek başlangıcını temsil etti ve gölgesi sonraki aşamalara da uzandı, yerel bir topluluğun boşluğun derinliklerinden yükselerek nesiller boyu devam eden bir devlet yaratma gücünün bir örneğine dönüştü.

fgbh
Hava akrobasi ekibi Suudi Kartalları, Riyad'ın kuzeyinde düzenlenen World Defense Show-2024’te bir gösteri uçuşu gerçekleştiriyor (Fayez Nureldine, AFP)

İslam kültüründe “Harici” terimi, İslam'ın ilk dönemlerinden bu yana, özellikle biat etmeyi reddedenler ve Müslüman toplumunda anlaşmazlık çıkaranlar, birliğe isyan ve itaatsizlik edenler için kullanılan aşağılayıcı bir terim oldu. Tarihsel olarak bu terim, Ali bin Ebu Talib'e (r.a) isyan edenler, yani Haricilerle ilişkilendirildi. Adları, devlete isyan eden veya ümmetin birliğini bozan herkes için bir etikete dönüştü. O zamandan beri, “Harici” terimi, ihanet ve istikrara tehdit çağrışımları nedeniyle, muhalifleri suçlu ilan etmek ve sosyal olarak izole etmek için kullanılan dilsel ve politik bir silah haline geldi.

Ancak bu terim bazen kendisine uymayanlar için de kullanıldı; bunun dikkate değer bir örneği, Suudi Arabistan devletinin erken oluşum aşamasını tanımlamak için kullanılmasıdır. Muhaliflerinden bazıları, Diriye halkını ve onların etrafında toplanan Arap kabilelerini Hariciler olarak tanımladılar. Osmanlı Halifeliğine isyan ettiklerini, fitne çıkardıklarını ve itaatsizlik ettiklerini iddia ettiler.

Suudi Arabistan devleti, başlangıçta Necid'de zaten mevcut bir sultana karşı organize bir isyan ile kurulmadı. Bu, Osmanlılara karşı bir isyan değildi. Kaldı ki Necid'de gerçek bir Osmanlı varlığı da yoktu

Ancak bu tanımlama yanlış ve Suudi Arabistan devletinin ortaya çıkış gerçeğine uygun değil, çünkü Necid'de zaten mevcut sultana karşı organize bir isyan ile kurulmadı. Bu, Osmanlılara karşı bir isyan değildi. Kaldı ki Necid'de ne geçmişte ne de o dönemde gerçek bir Osmanlı varlığı yoktu.

tt5h
Kızıldeniz kıyısındaki geleceğin şehri NEOM’da “The Line” projesinin tasarım planını gösteren bir görsel (NEOM)

Bu nedenle, Harici suçlaması, nesnel tarihsel gerçeklikten ziyade, ideolojik bir çatışmanın yansımasıdır. Bunu yerleşik bir gerçek olarak kabul etsek de medyada bazıları, bazı yazar ve muhaliflere atıfta bulunarak, Suudi Arabistan devletinin ilk dönemlerinde Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir devrimden başka bir şey olmadığını ve doğduğu andan itibaren İstanbul'daki Halifeliğe karşı bir isyan projesi taşıdığı fikrini yaymaktadır. Bu imge, siyasi ve fikri rekabet bağlamında bazılarına çekici gelse de 18. yüzyılın başlarındaki gerçekçi bağlamına yerleştirildiğinde tarihsel gerçeklikten uzaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafında Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün akşam Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve bu konularda yürütülen çabaları ele aldı.

Görüşme, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Merz’i el-Yemame Sarayı’nda kabul etmesinin ardından gerçekleşti. Resmi karşılama töreninin düzenlendiği ziyarette, iki taraf ayrıca ikili ilişkilerin genel durumu ile farklı sektörlerde iş birliği ve geliştirme fırsatlarını değerlendirdi.

drfgt
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz için düzenlenen resmi karşılama töreninden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafından; Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Devlet Bakanı Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bender, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasabi, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih ve Almanya Büyükelçisi Fahd el-Hazal katıldı.

sfrg
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda gerçekleşen resmi görüşmeden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Alman tarafından ise görüşmeye; Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Kindsgrab, Başbakan’ın dışişleri ve güvenlik politikası danışmanı Dr. Günter Sautter, Başbakan’ın ekonomi-finans politikaları danışmanı Dr. Levin Holle ile çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.

Merz dün Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunmak üzere Riyad’a geldi. Bu, Merz’in Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret oldu. Ziyareti sırasında kendisine eşlik eden geniş bir Alman iş insanları heyeti yer aldı. Merz, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, her iki ülkenin büyükelçileri ve çok sayıda yetkili tarafından karşılandı.

fgt
Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman dün Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i karşıladı. (Riyad Bölgesi Valiliği)

Almanya, Ortadoğu’da etkili bir ülke olarak gördüğü Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefliyor. Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Riyad’ın ‘bölgenin istikrarı ve güvenliğinde kilit bir aktör’ olduğunu belirterek, bunun, Berlin’in bölgesel politika alanında Suudi Arabistan ile iş birliğine yönelmesine neden olduğunu vurguladı.

Alman hükümeti kaynaklarına göre Riyad’daki görüşmelerde İran meselesi, bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik iş birliği ve savunma alanındaki ortak çalışmalar ele alınacak.

Kaynaklar, Almanya’nın Suudi Arabistan ile ‘ikili stratejik ilişkileri ve stratejik diyaloğu genişletmeyi’ amaçladığını ve özellikle enerji sektöründe olmak üzere bir dizi ekonomik anlaşmaya varmayı hedeflediğini ifade etti.

vgthy
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'i kabul etti. (SPA)

Almanya’dan son günlerde Suudi Arabistan’ı ziyaret eden yetkililer arasında Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche de yer aldı. Reiche, Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile enerji alanında iş birliğini artırmayı hedefleyen anlaşmalar imzaladı.

Reiche, Riyad’dan yaptığı açıklamada, “Anlaşmalar enerji, yapay zekâ, hidrojen, sanayi değer zincirleri ve inovasyon gibi geleceğe dönük çok kritik alanları kapsıyor” dedi. Anlaşmalar kapsamında, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e kıyısı olan Yanbu Limanı’ndan Almanya’daki Rostock Limanı’na amonyak sevkiyatı gerçekleştirilecek.

frgthy
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ve Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche, geçtiğimiz pazar günü mutabakat zaptını imzaladıktan sonra (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Alman hükümeti, hidrojen alanında somut sonuçlar elde etmeyi hedefliyor; bu konu hükümet stratejisinin önemli bir parçası olsa da henüz hedeflerine ulaşabilmiş değil. Almanya, Suudi Arabistan’ın yeşil hidrojen üretimi için elverişli ortamı sayesinde bu alanda merkezi bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Reiche, Suudi Arabistan-Almanya Ortak Ekonomik ve Teknik İşbirliği Komitesi’nin 21. toplantısına da katıldı. Toplantıda, enerji, sanayi ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji, hidrojen, teknoloji ve sağlık sektörlerindeki fırsatlar ele alındı.

Geçtiğimiz pazartesi günü düzenlenen Suudi Arabistan-Almanya İş Konseyi toplantısında ise enerji alanında genel bir iş birliği çerçevesi oluşturmayı amaçlayan bir niyet mektubu imzalandı. Ayrıca, iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında çeşitli anlaşmalar yapılmasıyla ikili ekonomik ilişkilerin sağlam temelleri bir kez daha ortaya kondu.