İki devletli çözüm için İsrail'in engelleri nasıl aşılabilir?

Filistin Meselesine Çözüm ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans, Filistin devletinin sembolik olarak tanınmasının ötesine geçerek somut ve pratik öneriler ortaya koydu

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İki devletli çözüm için İsrail'in engelleri nasıl aşılabilir?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Remzi İzzeddin Remzi

Egemen bir Filistin devleti kurma hayali, son on yılların en önemli jeopolitik dönüşümünü yaşıyor. 22 Eylül'de New York'ta düzenlenen Filistin Meselesine Çözüm ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans, sadece bilinen tutumların tekrarlanması için bir diplomatik etkinlik değil, Filistin devletinin uluslararası arenada daha fazla ülke tarafından tanınmasına hız veren ve çatışmanın sınırlarını benzeri görülmemiş bir şekilde yeniden çizen bir dönüm noktası oldu.

Filistin çeşitli ülkeler tarafından tanındıkça, mevcut durumun temelleri giderek daha kırılgan hale geliyor. Bugün, 156 ülke Filistin devletini tanıyor ve bu sayı önemli sembolik ve stratejik anlamlar taşıyor. Bu sayı yakında İsrail'i tanıyan 164 ülkeyi geçecek gibi görünüyor ve Filistin'i tanımakta tereddüt eden ülkeleri, tarafsızlık arayan ülkeler olarak değil, gün geçtikçe büyüyen uluslararası fikir birliğine katılmayı reddeden taraflar olarak giderek daha fazla tecride itecek.

Bu dinamik, marjinal aktörler tarafından değil, derin tarihi nüfuza sahip önemli güçler tarafından yönlendiriliyor. Bu bağlamda, Fransa ve Birleşik Krallık'ın Filistin devletini tanıma kararı, önemi küçümsenemeyecek bir adım olarak öne çıkıyor. Bu iki ülke, tanıma listesine eklenen iki bayrak olmaktan ziyade Sykes-Picot Anlaşması ile modern Ortadoğu'nun şekillenmesine katkıda bulunmuş ve İsrail’in kurulmasına zemin hazırlayan Balfour Deklarasyonu'nun da arkasındaki güçlerdi. Dolayısıyla, bugün Filistin devletini tanımaları, derin bir tarihi düzeltmedir.

Bu gelişme aynı zamanda 1947 yılında yayınlanan ve Filistin'in bir Yahudi ve bir Arap olmak üzere iki devlete bölünmesini öngören Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 181 sayılı kararının asıl hedefine ulaşılması yolunda atılan ilk pratik adımdır.

Daha spesifik olarak bu son durum BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesinden dördünün yani Çin, Rusya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın artık Filistin'i tanıdığı anlamına geliyor. Geri sadece ABD kalıyor. ABD, henüz bu adımı atmamış tek daimî üye olmaya devam ediyor. Artık Filistin devletinin küresel olarak tanınıp tanınmayacağı değil, Washington’ın bu artan uluslararası ivmeye ne kadar süre direneceği sorusu gündemde.

Kırılmalar: ABD’nin siyasi tablosundaki değişimler

Bu uluslararası baskı, kısa bir süre öncesine kadar ABD’de düşünülemez olan dikkate değer bir değişimle eş zamanlı olarak yaşanıyor. Uzun süredir büyük ölçüde İsrail yanlısı bir söylemin esiri olan Amerikan kamuoyu, şu anda somut bir değişim geçiriyor. Özellikle gençler arasında yapılan son anketler, İsrail politikasına verilen desteğin azaldığını ve Filistinlilerin adalet ve kendi kaderini tayin etme mücadelesine duyulan sempatiyi belirgin bir şekilde arttığını gösteriyor. Gazze’deki savaşın ağır insani bedeli, bu değişimin itici gücü olurken Filistin meselesini dış politikanın kenarından kamuoyu tartışmalarının merkezine taşıdı.

Daha önce doğal kabul edilen İsrail yanlısı destek önemli ölçüde azalıyor.

Daha da çarpıcı olanı, bu değişimin yankıları, uzun süredir aşılmaz bir kale gibi görünen ABD Kongresi'nin koridorlarında da yankılanmaya başladı. ABD Kongresi’ni 15 üyesi, daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş bir hareketle, İsrail'in devam eden askeri saldırganlığını gerekçe göstererek, ABD'nin İsrail'e silah transferini durdurması çağrısında bulundu. Bu grup hala azınlıkta olsa da, ortaya çıkışı bile ABD yasama kurumunda hakim olan geleneksel bağlamdan radikal bir kayma olduğunu gösteriyor.

dfgthy
BM Genel Kurulu üyeleri, ABD’nin New York kentindeki BM genel merkezinde Filistin meselesi ve iki devletli çözümün uygulanması konusunda oylama yaptılar, 12 Eylül 2025 (Reuters)

Bu, daha önce kesin olarak kabul edilen İsrail'e yönelik iki partili desteğin önemli ölçüde azalmaya başladığının açık bir göstergesidir. Dahası, Filistinliler için ciddi bir siyasi umut bulunmadığı halde İsrail'in askeri operasyonlarını sürdürmesi, Washington’daki karar alıcılar için giderek artan bir yük haline geliyor. ABD’deki bu iç bölünme, uluslararası toplumun daha etkili ve etkili bir şekilde harekete geçmesi için önemli bir fırsat penceresi açıyor.

Görüşten pratiğe: Macron'un üç aşamalı önerisi

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin Meselesine Çözüm ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans, Filistin devletinin sembolik olarak tanınmasının ötesine geçerek somut ve pratik öneriler ortaya koydu Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, konferanstan çıkan New York Deklarasyonu'ndan yararlanarak ayrıntılı üç aşamalı bir program sundu. Öneri, belirgin bir zaman çizelgesinden yoksun olması nedeniyle önemli bir zayıflık sergilese de genel ve belirsiz beklentilerin ötesine geçen yapılandırılmış bir çerçeve sundu.

Öneri, her iki taraf için olmak üzere İsrail’in bekasına yönelik tehditlere karşı garantiler ve Filistin’in sınırlarının izlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için uluslararası bir misyonun konuşlandırılması gibi Avrupa tarafından sunulan güvenlik garantileri öngörüyor.

Birinci Aşama: ‘Kısa vadeli’ siyasi ve diplomatik savunma

İlk aşama, taraflar arasında acilen itidal sağlanmasına ve güvenin tesis edilmesine odaklanıyor. Bu aşama, temel talepleri içermektedir. Bunların başında, Batı Şeria’da İsrail’in yerleşim yerlerini genişletmesinin derhal durdurulması gelmektedir. Avrupa Birliği (AB), coğrafi olarak yan yana bir Filistin devletinin yaşayabilirliğini sağlamak için bu talebin hayati önem taşıdığını düşünüyor. Bunun yanı sıra Filistin Yönetimi’nden kışkırtma ve şiddet eylemleriyle mücadele etmek için somut adımlar atması isteniyor. Filistin Yönetimi’nin bu rolü yerine getirebilmesi için Macron, bağımsız bir devleti yönetmek için gerekli kapasiteyi oluşturmada hayati bir adım olan Filistin yönetim kurumlarını güçlendirmek için Avrupa'nın mali ve siyasi desteğini artıracağına söz verdi. Bu aşama, Abraham Anlaşmaları kapsamında İsrail ile ilişkilerini normalleştiren ülkeler de dahil olmak üzere bölgesel güçlerin, barış sürecini ilerletmek için nüfuzlarını kullanmalarını da içeriyor.

İkinci aşama: “Orta vadeli” siyasi sürecin yeniden başlatılması

Bu aşama, organize bir çerçeve içinde ve uluslararası gözetim altında müzakerelerin yeniden başlamasını gerektirir, ancak temel bir fark vardır: bu müzakereler uluslararası hukuka dayalı olmalıdır. Müzakereler, öncelikle ‘barış karşılığında toprak’ ilkesini teyit eden ve iki devletli çözümü destekleyen BMGK 242, 338 ve 1515 sayılı kararları olmak üzere, açık ve uzun süredir üzerinde anlaşmaya varılmış referans şartlarına dayanmalı.

dfrgthy
İşgal altındaki Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’na İsrail hava saldırısı düzenlendikten sonra bir adam hasar gören binanın önünde duruyor, 6 Eylül 2024 (AFP)

Bu bağlamda, işgal altındaki topraklardan kapsamlı bir çekilme ve Filistinli mülteci sorununa adil bir çözüm karşılığında İsrail ile Arap dünyası arasında tam normalleşme öneren 2002 tarihli Arap Barış Girişimi de yer alıyor.

Üçüncü aşama: “Uzun vadeli” uluslararası destek sistemi

Anlaşmanın imzalanmasının bir son değil, bir başlangıç olduğunu kabul eden bu son aşama, anlaşmanın hükümlerinin uygulanmasını sağlamak için güçlü bir uluslararası çerçeve oluşturulmasını öngörüyor. Bu bağlamda Macron, anlaşmaya uyumu izlemekle görevli, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve bir dizi Arap ülkesinden oluşan bir ‘uluslararası temas grubu’ kurulmasını önerdi.

Daha da önemlisi öneri, her iki taraf için olmak üzere İsrail’in bekasına yönelik tehditlere karşı garantiler ve Filistin’in sınırlarının izlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için uluslararası bir misyonun konuşlandırılması gibi Avrupa tarafından sunulan güvenlik garantileri öngörüyor. Plan ayrıca, arzu edilen devletin kurulduğu ilk günden itibaren Filistin ekonomisinin sürdürülebilirliğini sağlamak için büyük ölçekli bir uluslararası yatırım programının başlatılmasını da içeriyor.

Gazze'de devam eden katliamlar ve Batı Şeria'da yerleşim yerlerinin hızla genişlemesi, bu ülkelerin desteklediğini iddia ettiği devletin kurulma olasılığını fiilen zayıflatıyor.

Filistin reformları ve BM'nin harekete geçmesi çağrısı

Devlet olmanın diplomatik tanınmadan daha fazlasını gerektirdiğini kabul eden Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, konferans sırasında kapsamlı bir reform gündemi olduğunu açıkladı. İki yıl içinde mali sistemi ve eğitim müfredatını BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) standartlarına uyumlu hale getirmek de dahil olmak üzere, yönetişimi, şeffaflığı ve hukukun üstünlüğünü güçlendirme sözü veren Abbas’ın önemli taahhütleri arasında, çok tartışma yaratan önceki sistemlerin yerine, uluslararası olarak denetlenen tek bir sosyal refah sisteminin kurulması yer aldı. Ayrıca, savaşın sona ermesinden sonraki bir yıl içinde başkanlık ve parlamento seçimleri düzenlemeyi ve yönetimden devlet kurulumuna geçişi yönetmek için üç ay içinde geçici bir anayasa taslağı hazırlama taahhüdünde bulunan Abbas, tüm tarafların Filistin Yönetimi programına ve uluslararası haklara bağlılıklarını vurguladı.

Filistin Yönetimi içindeki bu ivme, kararlı uluslararası eylemlerle desteklenmeli. Filistin'e üye olmayan gözlemci statüsü veren BM Genel Kurulu, bu siyasi yolu güçlendirecek somut adımlar atılması için baskı yapmaya devam etmekten sorumlu.

Ancak asıl sınav BMGK’da. BMGK’nın açıklamaların ötesine geçen ve 1967 sınırlarına dayalı iki devletli bir çözümün gerçekleştirilmesini taahhüt eden açık hükümlerinin yer aldığı güncellenmiş bir barış çerçevesi benimsemesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, kapsamlı bir bölgesel güvenlik sisteminin kurulması ve uzun süredir önerilen ancak hiçbir zaman uygulanmayan uluslararası barış konferansının toplanması çağrısı da bu çerçeveye dahil edilmeli.

sdfrgt
BM’deki iki devletli çözüm konulu konferansa katılanlar hatıra fotoğrafı çektirdi, 28 Temmuz 2025 (AFP)

BMGK üyeleri, açıklamaların ötesine geçerek somut sonuçlar elde etmeli. Diğer çatışma bölgelerinde olduğu gibi, yerleşim yerlerinin genişletilmesinde rol oynayan İsrailli yetkililerin ve kuruluşların yaptırım listelerine eklenmesini öngören bir süreç başlatılması gerekiyor. Bu süreç, Petrol Karşılığı Gıda Programı benzeri sıkı bir izleme mekanizmasının kurulmasını da içerebilir. Bu mekanizma kapsamında, İsrail'in doğal gaz ihracatından elde ettiği gelirler, Gazze'nin yeniden inşası ve mağdurlara tazminat ödenmesi için ayrılan BM denetimindeki bir emanet hesabına yatırılması gerekiyor. ABD’nin bu tür önerilere itiraz etme olasılığı, bu önerilerin sunulmasının önünde bir engel olmamalı. Aksine, bu durum, uluslararası toplumun iki devletli çözüme bağlılık konusundaki ciddiyetinin bir testi olarak görülmeli.

Acil görev: Katliamı durdurmak

Ancak, sahadaki durum değişmediği sürece bu diplomatik girişimlerin hiçbiri başarıya ulaşmaz. Gazze'de devam eden katliamlar ve Batı Şeria'da yerleşim yerlerinin hızla genişlemesi, bu ülkelerin desteklediğini iddia ettiği devletin kurulma olasılığını fiilen zayıflatıyor. Uluslararası toplumun acil ve ahlaki görevi, İsrail'in savaş makinesini gecikmeden durdurmak için kararlı adımlar atmaktır.

Bunun için sözlü kınamaların ötesine geçilerek somut adımlar atılması gerekiyor. Bu bağlamda, silah ambargosu uygulamak en önemli öncelik. Devletler, bireysel ve toplu olarak, İsrail'e silah sevkiyatını durdurmalı ve silah taşıyan gemilerin ve uçakların limanlarına ulaşmasını veya hava sahalarını geçmesini engellemek dahil olmak üzere pratik önlemler almalı.

Filistin devletinin kurulmasına giden yol, bir nesildir hiç olmadığı kadar net. Bu yolun ana hatları, artan uluslararası tanınma, ayrıntılı planlar ve reformlara yönelik ciddi taahhütlerle belirlendi.

‘Meşru müdafaa’ bahanesiyle İsrail'e silah tedarik etmeye devam edenler, bu sınırların çok ötesine geçen bir kampanyaya fiilen katılıyorlar. İsrail yönetimi, Gazze'yi sakinlerinden boşaltma ve Batı Şeria'da apartheid sistemine benzeyen kalıcı bir gerçeklik kurma niyetini açıkça dile getirdi. Bu gidişatın devam etmesine izin vermek, iki devletli çözümü kesin olarak gömmek anlamına gelir.

Uluslararası toplum aynı zamanda İsrail’in yerleşim birimlerinin genişlemesine, özellikle de Doğu Kudüs'teki E-1 yerleşim projesine karşı net bir kırmızı çizgi çekmeli. Aksi takdirde Batı Şeria'yı bölerek Doğu Kudüs ile coğrafi bağlantısını kesecek olan bu durum, bir Filistin devletinin kurulmasını pratik olarak imkansız hale getirecek.

Bu süreci kolaylaştırmak için BM Genel Kurulu, üye devletlerin kendileri için en uygun olanları seçebilecekleri bazı hedefli tedbirler belirleyen bir karar kabul edebilir. Bu önlemler arasında şunlar yer alabilir:

Ekonomik yaptırımlar: Yasadışı yerleşim yerlerinde üretilen mallara ticaret kısıtlamaları ve yasaklar getirilmesi.

Mali yaptırımlar: Yerleşim faaliyetlerini finanse eden Hapoalim ve Leumi gibi bankaların varlıklarının dondurulması ve para cezaları uygulanması.

Sektörel yaptırımlar: İsrail'in büyük silah üreticilerini ve yerleşim yerlerini destekleyen şirketlere yaptırım uygulanması.

Kültürel yaptırımlar: İsrail uluslararası hukuka uymaya başlayana kadar, uluslararası spor ve kültür etkinliklerine katılımının askıya alınması.

BM Genel Kurulu tarafından alınacak herhangi bir kararın, BM’nin zaten kırılgan olan mali durumunu olumsuz etkileyebilecek bir karşı tepkiyle karşılaşacağına şüphe yok. Bu yüzden üye devletler, örgütün bütçesindeki olası açığı telafi etmek için alternatif mekanizmalar geliştirerek bu sorunu çözmek için birlikte çalışmalı.

Filistin devletinin kurulmasına giden yol, bir nesildir hiç olmadığı kadar net. Bu yol, artan uluslararası tanınma, ayrıntılı planlar ve reformlara yönelik ciddi taahhütlerle şekilleniyor. Ancak bu yol, kan ve betonla, gözlerimizin önünde, her an siliniyor. Artık uluslararası toplumun, açıklamalarının sadece sözde kalmayıp eyleme dönüşen bir taahhüt olduğunu kanıtlama sorumluluğu tamamen kendisine ait. İki devletli çözüm bugün son nefesini veriyor ve ancak kararlı ve acil bir müdahaleyle kurtarılabilir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.