Şam DMUK’a katılmaya hazırlanırken DEAŞ yeni bir strateji geliştiriyor

DEAŞ, daha uzun süre hayatta kalmak ve yeni bölgelere yayılmak için Suriye’deki değişime ayak uydurmaya çalışıyor

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye'nin başkenti Şam'da yaptıkları görüşme öncesinde, 12 Eylül 2025 (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye'nin başkenti Şam'da yaptıkları görüşme öncesinde, 12 Eylül 2025 (AFP)
TT

Şam DMUK’a katılmaya hazırlanırken DEAŞ yeni bir strateji geliştiriyor

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye'nin başkenti Şam'da yaptıkları görüşme öncesinde, 12 Eylül 2025 (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye'nin başkenti Şam'da yaptıkları görüşme öncesinde, 12 Eylül 2025 (AFP)

Sobhi Frangieh

Suriye hükümeti ile ABD arasında DEAŞ’la mücadele konusundaki koordinasyon ivme kazanırken Suriye'nin DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) katılımı konusunda yeni bir müzakere süreci başlıyor. Bu müzakereler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın New York ziyareti sırasında veya ziyaretin ardından Suriye'nin resmi olarak DMUK’a katılmasıyla sonuçlanabilir. Suriye hükümeti, bu adımdan büyük heyecan duyuyor. Çünkü bu adım. Fırat'ın doğusu meselesine ilişkin gelecekteki anlaşmaları etkileyecek en önemli gelişmelerden biri.

Suriye hükümeti, müzakere sürecinde yararlanabileceği Washington ile birkaç başarılı koordinasyon örneğine imza attı. Bunların başında geçtiğimiz ağustos ayında Irak'taki DEAŞ lideri Salah Numan'ın Atma beldesinde hedef alındığı DMUK operasyonu geliyor. Edinilen bilgilere göre Salah Numan, Suriye'de örgütü yeniden canlandırmak için stratejik bir vizyona sahip önemli bir liderlerden biriydi. Ayrıca, daha önce öldürülen diğer iki DEAŞ lideri, Hacj Taysir ve Şefik Numan'ın da kardeşiydi.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla'dan aktardığı habere göre Suriye hükümeti Washington ile koordinasyon kurmayı ve DMUK’a katılmayı, birçok sorunu çözmek için büyük bir fırsat olarak görüyor. Bunların başında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye'de DEAŞ ile mücadelede tek ortak olarak uluslararası desteği sürdürmek için kullandığı argümanı ortadan kaldırmak geliyor. Bunun yanında Suriye'nin DEAŞ ile mücadele için DMUK’a katılması, Şam'a uluslararası destek açısından daha büyük bir siyasi ivme kazandıracak. Üçüncü konu ise, Suriye hükümetinin Suriye'de güvenliği sağlama çabalarına gerçek bir tehdit olarak gördüğü örgüte karşı mücadelede destek alabilmek.

Suriye, eski rejimin düşmesinden bu yana, DEAŞ ile mücadelenin önemini vurgulamaya çalışmış ve Washington ile yaptığı birden fazla toplantıda DMUK ile koordinasyon içinde olmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Öte yandan DEAŞ, güvensizlik ortamını sürdürme stratejisi çerçevsinde bireysel operasyonlar gerçekleştirmek amacıyla, Suriye'deki yeni gerçekliğe uyum sağlamaya ve bu bölgelerdeki küçük hücreler aracılığıyla yeni coğrafi alanlara yayılmaya çalışıyor. Al-Majalla'nın edindiği bilgilere göre DEAŞ, yeni Suriye devletini şeytanlaştırarak ve İsrail veya Suriyelileri öldüren rejimin kalıntıları ve İran destekli milislerle iş birliği yapmakla suçlayarak eski ve yeni üyeleri saflarına çekmeye çabalıyor.

s78
Halep'in Mesakin Hanano semtinde, bir Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyesi, DEAŞ karşıtı duvar yazısının önünde silahıyla poz verirken, 7 Ocak 2014 (Reuters)

Beşşar Esed rejiminin düşmesi, DEAŞ’a, rejimin düşüşünden önce çizilen fiili sınırlar nedeniyle varlık göstermediği bölgelere hücrelerini taşıma fırsatı verdi. Rejimin düşüşünün ilk günlerinde oluşan güvenlik boşluğundan yararlanan DEAŞ, üyelerini Fırat Nehri'nin doğusu ve Suriye'nin güneyine doğru Badiye (çöl) bölgesinin yanı sıra Humus, Hama ve Şam kırsalına taşımaya başladı. Daha sonra, ‘İslam devletinin desteklenmesi’ bahanesiyle Deyrizor ilindeki bazı tüccarlardan ‘haraç’ kesmenin yanı sıra çeşitli bölgelerde bireysel operasyonlar ve üye edinme yoluyla gücünü pekiştirmek için yeni bir strateji başlatmıştı.

Suriye, DMUK ve somut adımlar

Suriye’nin yeni yönetimi, rejimin düşüşünden bu yana DEAŞ ile mücadelenin önemini vurgulamaya çalışmış ve Washington ile yaptığı birden fazla toplantıda, örgütün ortadan kaldırılmasının Suriye’nin yanı sıra uluslararası çıkarlar açısından da önemli olduğu gerekçesiyle DMUK ile koordinasyon içinde çalışmaya hazır olduğunu açıklamıştı. İki aydan kısa bir süre içinde, Washington’ın Şam’a, Şam yakınlarındaki Seyyide Zeyneb bölgesinde DEAŞ’a bağlı bir hücrenin faaliyetleri hakkında istihbarat bilgisi sağladığına dair haberler medyada yer aldı. Bunu, iki DMUK operasyonu izledi. İlki, geçtiğimiz temmuz ayında Halep kırsalında, Şam ile koordineli olarak DEAŞ’ın liderlerinin hedef alındığı operasyon, ikincisi ise geçtiğimiz ağustos ayında İdlib kırsalında örgütün lideri Salah Numan'ın hedef alındığı operasyondu.

DEAŞ, Suriye'de yeni bir strateji izlemeye çalışıyor. Bu strateji, üyelerinin kamu güvenlik teşkilatına ve yeni Suriye ordusuna sızmaya çalışmaktan ibaret.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, bu ayın başlarında eşi ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack'ı taşıyan bir ABD uçağıyla Suriye'ye geldi. Cooper ve Barrack, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. Al-Majalla’nın edindiği bilgilere göre görüşmede Şam ve Washington arasında DEAŞ’la mücadelede koordinasyon çabalarının geliştirilmesi, Suriye'nin DMUK’a katılımı ve ABD güçlerinin ve Suriye'deki üslerinin geleceği gibi konular ele alındı. Ayrıca, SDG ile müzakereler ve önümüzdeki aylarda Suriye hükümeti ile SDG arasında bir anlaşmaya varılma olasılığı da görüşüldü.

Toplantının ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı, toplantının Suriye'de IŞİD'e karşı mücadele ve Şam ile Washington arasındaki iletişim kanallarının genişletilmesi dahil olmak üzere stratejik ortaklığın güçlendirilmesine yönelik ortak taahhüdü yansıttığını belirtti. CENTCOM tarafından yayınlanan açıklamada, Cooper ve Barrack'ın Suriye'de DEAŞ ile mücadelede verdiği destekten dolayı Cumhurbaşkanı Şara’ya teşekkür ettikleri de belirtildi. Açıklamada, Suriye'deki DEAŞ tehdidinin sona erdirilmesinin, örgütün ABD topraklarında saldırı düzenleme riskini azaltacağı kaydedildi.

Suriye heyetinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ABD'ye yaptığı tarihi ziyaret, Şam ve Washington'un DEAŞ ile mücadele çabalarında koordinasyonu artırma hedeflerini pekiştiren bir dönüm noktası oldu. Ziyaret ayrıca, Fırat'ın doğusundaki sorunlar ve İsrail ile güvenlik anlaşmasıyla ilgili konularda anlaşmaya varılmasının önündeki bazı engelleri de ortadan kaldırdı. Şara, İsrail ile güvenlik görüşmelerinin ‘önümüzdeki günlerde’ sonuç verebileceğini söyledi. ABD merkezli haber sitesi Axios'a konuşan ABD Kongre Üyesi Lindsey Graham, Suriye'nin İsrail ile yeni bir güvenlik anlaşması yolunda resmi adımlar atması ve DMUK'ya katılması halinde, Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasına yönelik çabaları destekleyeceğini açıkladı. Graham'ın açıklamaları, Suriye hükümeti heyetinin yaklaşan Birleşmiş Milletler toplantıları sırasında ve bu toplantıların kenarında en çok ilgileneceği en önemli konuları yansıttı.

sdfrgt
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor kırsalındaki Baguz bölgesine, DEAŞ’ın geriye kalan üyelerinin yoğunlaştığı bölgeye doğru bir kamyona monte edilmiş top ile ateş açan iki SDG üyesi (AFP)

Şam'ın siyasi düzeydeki çabaları, Suriye'deki değişime ayak uydurmaya çalışan DEAŞ’a karşı sahada yürütülen çabalarla örtüşüyor. Suriyeli yetkililer, DEAŞ’ın Suriye'deki tehdidinin giderek arttığını birçok kez dile getirdiler. Yetkililerin Suriye'deki azınlıkları hedef aldığını belirttiği yeni bir strateji benimsediler. Bu stratejinin bir örneği, geçtiğimiz haziran ayında Mar Elias Kilisesi'ne düzenlenen bombalı saldırıdır. Bu saldırıda ibadet eden onlarca kişi hayatını kaybetmiş, onlarcası da yaralanmıştı.

Suriye hükümeti eylül ayı boyunca Deyrizor, Humus ve çevresi, Halep çevresi, Rakka çevresi, Suriye’nin güneyi ve Badiye bölgesine yakın diğer Suriye bölgelerinde DEAŞ hücrelerini hedef alan ondan fazla güvenlik operasyonu düzenledi. Suriye hükümeti güçleri bu ayın başında, Palmira (Tedmur) kırsalında patlayıcı kemerler, bombalar ve RPG fırlatıcılarının olduğu, DEAŞ’a ait silah deposuna el koydu. Suriye hükümeti tarafından gerçekleştirilen operasyonların artması, bir yandan DEAŞ hücrelerine sızma ve bunları ortaya çıkarma kabiliyetinin geliştiğini, diğer yandan ise DEAŞ’ın hücrelerini yeni coğrafi bölgelere yayarak genişlediğini gösteriyor.

DEAŞ’ın yeni stratejisi ne ve sınırları nerede?

Yeniden genişlemeyi ve askeri ve sosyal kazanımlar elde etmeyi umut eden DEAŞ, Suriye'de Genel Güvenlik Teşkilatı’na ve yeni Suriye ordusuna sızmaya, insan gücünü artırmak için yeni hücreler ve üyeler edinmeye, eski Suriye rejimi ordusunun personelini ve İran  destekli milisleri hedef alarak halkın desteğini kazanmaya ve Suriye'de güvenlik ortamını istikrarsızlaştırmak ve güvenlik boşluğundan yararlanarak hücrelerini ve askeri teçhizatını yeniden konuşlandırmak için ara sıra askeri operasyonlar düzenlemeye dayalı yeni bir strateji izliyor.

DEAŞ, tüm bunların yanı sıra Suriye'de Genel Güvenlik Teşkilatı güçlerine ve SDG'ye karşı çok sayıda ve düzensiz saldırılar gerçekleştiriyor.

Al Majalla’nın edindiği bilgilere göre DEAŞ, son birkaç ay içinde bazı üyelerini Suriye Genel Güvenlik Teşkilatı’na ve orduya katılmak üzere göndermeye çalıştı. Amaç, bir yandan bu kişilerin örgüt için muhbirlik yapmasını sağlamak, diğer yandan da Genel Güvenlik Teşkilatı ve yeni Suriye Ordusu saflarında örgütün ideolojisini yaymak için onlarla iş birliği yapmaktı. Bu girişimler, Suriye hükümetinin çeşitli bölgelerdeki vatandaşlardan ve devlete bağlı kuruluşlardan elde ettiği bilgiler sayesinde engellendi. Bu durum, Suriye hükümetini Genel Güvenlik Teşkilatı ve ordunun tüm üyelerinin geçmişlerini gözden geçirmeye ve kendi bölgelerinde onları aramaya itti. Ayrıca DEAŞ’ın stratejisi, İran destekli milislerin stratejisiyle tutarlı olduğundan mevcut ve muhtemel üyelerin dosyalarını incelemek için bir süreliğine askere alımları askıya aldı. DEAŞ, eski üyelerinden bazılarını Genel Güvenlik Teşkilatı ve ordunun saflarına sokmaya çalıştı. Çeşitli kaynaklara göre Suriye hükümeti, DEAŞ ve İran destekli milisler gibi başka amaçlar için Suriye devletinin saflarına katılmaya çalışan ve bağlantıları olan bazı kişileri sınır dışı etti veya tutukladı. Suriye hükümetinin, yeni personel alımında yoğun araştırma yapmak ve eski DEAŞ üyeleri ve bulundukları yerler hakkında istihbaratını güçlendirmek suretiyle, bu örgütlerin saflarına sızmasını önlemek için önemli çabalar sarf etmesi gerektiği bir gerçek.

DEAŞ'ın Deyrizor, Suriye’nin güneyi ve Humus’ta yeni üye kazanma girişimlerine dair bilgi sahibi birçok kaynağa göre yeni Suriye hükümetini şeytanlaştırarak ve Batı, DMUK ve İsrail ile iş birliği yapmakla suçlayarak yeni üyeler kazanmaya çalışan DEAŞ, yeni üyelere aylık 400 dolara kadar maaş teklif ediyor. Genel Güvenlik Teşkilatı son üç hafta içinde, Halep, Deyrizor ve Dera kırsalında, örgüte üye toplayan çok sayıda DEAŞ üyesini tutukladı.

dfrgt
Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve Irak İstihbarat Servisi Başkanı Hamid eş-Şatri, Şam’da bir araya geldi, 26 Aralık 2024 (AFP)

DEAŞ’ın kamuoyunu kendi tarafına çekmek ve yeni üyeler kazanmak için eski rejimin ordusu ve İran destekli milisleri hedef almaya çalıştığı, böylece, ‘geçiş dönemi adaletini sağlama’ konusunda kendisinin hükümetten daha güçlü olduğu fikrini yaymaya çalıştığı bildiriliyor. Suriye hükümetinin Suriye rejimi ordusunun eski personeliyle ve İran destekli milisleriyle uzlaşmayı kabul etmesine halkın gösterdiği öfkenin ardından bu girişimlerini başlatan DEAŞ, bu kişilere karşı intikam almaya katılmanın, Suriye rejiminin eski liderlerini ve üyelerini infaz ederek intikam ve geçiş dönemi adaleti talep edenleri yatıştırmaya çalışırken, kendisi için bir fırsat olduğunu düşünüyor.

DEAŞ, tüm bunların yanı sıra Suriye'de Genel Güvenlik Teşkilatı güçlerine ve SDG'ye karşı çok sayıda ve düzensiz saldırılarda bulunuyor. Örgütün sosyal medya sayfalarına ve kanallarına göre son dört hafta içinde Dera, Deyrizor, Haseke ve Hama'da küçük hücreler tarafından 15'ten fazla saldırı düzenlendi. DEAŞ tarafından yayınlanan en-Nebe dergisine ve örgütün yayınladığı videolara göre SDG'ye ait iki petrol tankeri hedef alındı. Ayrıca rejimin düşüşünden bu yana ilk kez, Dera ilinin Azraa ilçesi yakınlarındaki Nahta beldesinde bir Genel Güvenlik Taşkilatı mensubunun öldürüldüğü anları gösteren bir video yayınlayan örgüt Talul es-Safa bölgesinde Suriye hükümetine karşı düzenlenen ve Suriye hükümet güçlerinin yedi üyesinin öldürüldüğü bir saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

DEAŞ ile mücadele, Suriye güvenliğine yönelik tehdidi nedeniyle Suriye hükümetinin en önemli önceliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu görev, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde ortak çabalar gerektiriyor.

Dergi ayrıca yerel kaynaklardan, örgüte bağlı grupların son zamanlarda Deir ez-Zor vilayetinde ve Halep kırsalında tüccar ve meslek sahiplerinden para talep etmeye başladığını ve onları öldürmekle veya iş yerlerini hedef almakla tehdit ettiklerini öğrendi. Bu bilgilere göre, tehdit edilen kişiler Genel Güvenlik Teşkilatı’na başvurarak uğradıkları gasp olayını bildirdiler. Genel Güvenlik Teşkilatı bu grupları tuzağa düşürmek için konuyu gizlice takip ediyor. DEAŞ, son yıllarda SDG bölgelerindeki tüccarlardan ‘zekât, emirlik vergisi, halifeliğe destek ve İslam Devleti'ne destek’ gibi isimler altında para toplamaya yöneldi. Özellikle son dönemde ağır darbeler alan örgütün, hücrelerini ve hareketlerini desteklemek ve maaşları finanse etmek için mümkün olduğunca fazla para toplamaya çalıştığı görülüyor. DEAŞ, özellikle İran destekli milislerle yaptığı anlaşma çerçevesinde Talul es-Safa ve el-Badiye bölgesi yakınlarındaki kontrolü altındaki bölgelere müdahale etmemeleri karşılığında el-Badiye bölgesinde uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yoluyla elde ettiği finansman kaynağını onlara devredip bu kaynağı kaybettiği için farklı yollara başvuruyor.

DEAŞ ile mücadele, örgütün Suriye’nin güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle Suriye hükümetinin en önemli önceliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu görev, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde ortak çabalar gerektiriyor. Suriye'nin DMUK'ya katılımı, Suriye hükümetinin, Suriye'de yaşanan siyasi ve güvenlik değişikliklerinin sonucu olarak gücünün ve coğrafi yayılımının değişen koşullarına uyum sağlamaya çalışan ve bunu sürdüren örgüte karşı mücadele kapasitesini güçlendirme yolunda yeni bir adım olabilir.



Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.


Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.