Haşdi Şabi Güçleri: Irak'ın kaderi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Haşdi Şabi Güçleri: Irak'ın kaderi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Rüstem Mahmud

Irak'ın, “Haşdi Şabi Güçleri Yasası”nın Temsilciler Meclisi’nden geçirilmesi önerisi nedeniyle, hamisi ve içinde nüfuz sahibi taraf olan ABD ile siyasi, ekonomik ve hatta güvenlik/askeri açıdan karşı karşıya gelme olasılığına rağmen, bu örgütü destekleyen siyasi, kültürel ve sosyal elitler, söz konusu silahlı örgütün yasallaştırılması ısrarları için hiçbir mantıklı gerekçe sunmuyorlar. Irak’ın güvenliğini, yapısını, geleceğini ve ana sivil bileşenleri arasındaki ilişki düzenini etkileyebilecek gelecekteki boyutlarını ve etkilerini bile tartışmıyorlar.

Haşdi Şabi Güçleri, ülkedeki en yüksek otorite olan başbakana bağlı ve ona tabi görünse de gerçekte bağımsız silahlı örgütlerdir. Belirli bir ideolojik yapı ve örgütsel mekanizmalar etrafında örgütlenmişlerdir. Irak devletinin siyasi ve askeri doktrinine ya da ülkedeki her güvenlik veya askeri kurumun uyması gereken yasal, örgütsel ve davranışsal şartlara bağlı değillerdir. Özellikle “meşru şiddet kurumları” için geçerli olan denetleme, eleştiri, yargılama ve hatta cezalandırma mekanizmalarına tabi değillerdir. Bu kurumlar ister toplum ister devlete bağlı denetim kurumları olsun, kamuoyuna açık, şeffaf kurumlar oldukları için denetleme ve hesap sormaya açıktırlar. Ancak Haşdi Şabi güçleri böyle değildir.

Gerekçe gösterilememesi, Irak'taki yaşam koşullarının bu örgütlerin varlığı için elverişsiz olmasından kaynaklanıyor ki bu koşullar, bu elitlerin dayanabileceği bir temel de sunmamaktadır. Irak herhangi bir dış tehdit ile karşı karşıya değildir, topraklarının hiçbir bölümünü yabancı bir ülke işgal etmemektedir ve hatta şiddetli iç çatışmalar yaşamamaktadır. Dahası, hükümeti ve iktidar yapıları demokratik olarak seçilmiştir. 2005 yılındaki halk oylamasıyla onaylanan anayasası, ülkeyi sivil ve demokratik bir devlet olarak tanımlamaktadır ve tüm askeri ve güvenlik kurumlarının sivil otoriteye tabi olduğunu açıkça belirtmektedir. Ulusal çerçevede paralel silahlı örgütler kurmayı mümkün kılan örtük motivasyonlar bile (örneğin, bir mezhep veya azınlık olan yerel grubun sahip olduğu iktidarı kaybetme korkusu) Irak örneğinde mevcut değildir. Ulusal ve mezhepsel çoğunluk, demokratik mekanizmalara göre yönetmektedir.

Bu askeri oluşumun kimliğini kanıtlayan ve her biri, korunması ve meclis tarafından yasallaştırılması için “zorunlu gerekçeler” olarak sunulan bir dizi gerekçeyle çelişen ve onaylamayan çok sayıda Irak gerçeği bulunmaktadır. Bu gerçekler arasında şunlar sayılabilir; Haşdi Şabi’nin ülkenin ve konuşlandığı bölgelerin -özellikle de Sünni bölgelerin- kamu hayatı üzerindeki ekonomik, güvenlik ve hatta sosyal kontrolü, askeri gücü sayesinde hassas konularda dizginleri elinde tutması, 2019'daki “Ekim Devrimi” sırasında olduğu gibi sivil nitelikteki herhangi bir halk ayaklanmasını bastırma gücüne, Kasım 2022'de eski başbakan Mustafa el-Kazimi'nin başına geldiği gibi, iktidar piramidinin tepesindeki ve kendisinin “başkomutanı” olması gereken kişileri tehdit etme, suikast girişiminde bulunma gücüne, Ağustos 2022'de mecliste en büyük bloğa sahip olmasına rağmen, Sadr hareketine karşı yaptığı gibi, ülkenin siyasi yöneticisini şiddet ile belirleme gücüne sahip olması, Kürdistan Bölgesi'ne yönelik sürekli bombalama ve tehditlerle ulusal bağları yerle bir etmesi.

Bunun sayısız küresel örneği mevcuttur ve bunların her birinde, bu tür milis gruplar, uzun süreli iç savaşların öncüsü ve kurucu mekanizması olmuş, yuvalandıkları devletlerin birliğinin dağılmasına sebep olmuşlardır. Bu sonuç, milislerin yıllar ve on yıllar boyunca sahada kurdukları yapının kaçınılmaz bir yansımasıdır.

Sadece son yarım yüzyılda, Suriye, Afganistan, Filipinler, Kolombiya, Nikaragua, Sudan, Libya, Lübnan, Sırbistan ve Endonezya gibi ülkeler buna örnek teşkil etmiştir. Bu savaşlar, silahlı örgütler devlet kurumlarının himayesinden ve yasalarından ne kadar çok yararlanıyorsa, o kadar hızlı patlak vermiş ve şiddetli olmuştur; özellikle de bu örgütlerin varlığının açık bir siyasi veya güvenlik amacının olmadığı ve yine özellikle bir tür rant ekonomisine dayanan ülkelerde. Tüm bu koşullar, Irak modelinde azami ölçüde mevcuttur.

Küresel deneyimler, silahlı örgütlerin başındakilerin “sonsuz hırslarına” bir örnek teşkil etmiştir

Bu küresel modellerin tümü, farklı tarihsel gelişimlerine rağmen, meşruiyetlerinin “güvenlik sağlamaya” dayandığını iddia etmişlerdir. İçinden çıktıkları yerel toplulukların bir kısmının onayını ve kabulünü kazanmayı başarmışlardır. Ancak zamanla, bu hedefin zorunlu olarak düzenli/meşru güvenlik ve koruma kurumlarını -ordu ve güvenlik güçlerini- zayıflatma çabaları gerektirdiğini kanıtlamışlardır. Nedeni de bu örgütlerin, bahsi geçen güçleri, uzak gelecekte de olsa, sahada kendisini tehdit eden rakip olarak görmeleridir. Bu nedenle ulusal askeri ve güvenlik kurumlarını ya etkili bir şekilde dağıtmışlar ya da kaçınılmaz olarak onlarla silahlı çatışmalara girmişlerdir. Her iki durumda da vatandaşları kendilerine vaat ettikleri güvenlikten geri dönülmez bir şekilde mahrum bırakmışlardır. Fiili olarak da ülkenin birliğini korumakla görevli kurumları etkili bir şekilde ortadan kaldırmışlardır.

Bu küresel deneyimler, silahlı örgütlerin başındakilerin “sonsuz hırslarına” da bir örnek teşkil etmiştir. Örgütlerin hepsi, aşırı ideoloji ve öz savunma sistemiyle yüklü askeri birimler olarak kurulmuş ve zamanla, özellikle ekonomik ve politik alanlarda toplumsal kontrol ağlarına dönüşmüştür. Daha sonra, kendileriyle toplum ve hatta en yakın destekçileri arasında bile büyük farklılıklar üzerine kurulu, bir tür kapalı siyasi güvenlik feodalizmi olan hegemonik bir genel sınıf oluşturmaya çalışmışlardır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığına göre bu durum, zamanla toplumsal tabanlarında bir tür kayırmacı bağımlılık yaratmıştır. Örgüte katılımları ve şiddete başvurma istekleri karşılığında tabanlarına para, bir tür geçim kaynağı ve koruma teklif etmişlerdir. Bunu yapmalarının nedeni, zamanla kaçınılmaz iç dönüşümlere maruz kalmaları ve giderek daha fazla kendi konumlarını ve liderlerinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmaya eğilimli hale gelmeleridir. Bu ise zorunlu olarak istikrarlı mali kaynaklar, katılmaya hazır yoksul kitleler ve kamusal alanın sürekli kontrolünü gerektirmektedir.

Son ve tüm bu küresel deneyimlerle tutarlı olarak, bu örgütler söylemlerini ve meşruiyetlerini, içinden çıktıkları sivil toplumu etkileyebilecek “varoluşsal bir tehlike” tehdidine tepki mantığına dayandırmışlardır. Askeri eylem yoluyla sürdürülebilir güvenliği sağlamaya çalıştıklarını savunan bir söylem ortaya koymuşlardır. Ancak pratikte, askeri yapılarını devletin güvenli çerçevesinin dışında kurduklarında, diğer sivil toplum gruplarını da bu yapılara muadil yapılar kurmaya zorlamışlardır. Böylece, sıklıkla açık iç savaşlara ve ülkelerin bölünmelerine yol açan sıfır toplamlı bir denklemin kapısını ardına kadar açmışlardır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.