Türkiye'nin endişeleri İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik anlaşmasını engelliyor mu?

Netanyahu hükümeti, SDG güçlerinin entegrasyonu bu yıl sonuna kadar başarısız olursa Ankara'nın askeri operasyon düzenlemesinden endişe ediyor

İstanbul Fatih’te yaşayan Suriyeliler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesini kutluyor. (Arşiv – AFP)
İstanbul Fatih’te yaşayan Suriyeliler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesini kutluyor. (Arşiv – AFP)
TT

Türkiye'nin endişeleri İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik anlaşmasını engelliyor mu?

İstanbul Fatih’te yaşayan Suriyeliler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesini kutluyor. (Arşiv – AFP)
İstanbul Fatih’te yaşayan Suriyeliler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesini kutluyor. (Arşiv – AFP)

Mustafa Rüstem

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları sırasında İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik anlaşmasının askıya alındığına dair işaretler hakkında konuşmalar artıyor. Bu işaretler arasında Suveyda'ya insani yardım koridoru açılması konusundaki anlaşmazlık da yer alıyor.

Ancak Türkiye'nin, (özellikle kuzeyde olmak üzere) Suriye genelinde Ankara'nın varlığını dikkate almayan bir anlaşmayı engellemek için ‘çomak soktuğu’ hipotezini destekleyen başka faktörler de var. Bu nedenle, Suriye meselelerini takip eden gözlemcilere göre bu aksilik, anlaşmanın önce Türkiye'den geçmesi ve onun yeşil ışık yakması gerektiğini gösteriyor.

Kuşkusuz İsrail ile imzalanacak güvenlik anlaşması (başta Ankara'nın yeni Suriye ordusunu yeniden kurmasını engelleyen madde olmak üzere) Türkiye’yi rahatsız ediyor. İsrail bu koşulu stratejik öneme sahip olarak görüyor. Anlaşma, İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket özgürlüğünü ve hava üstünlüğünü korumak için füzeler ve hava savunma sistemleri dahil olmak üzere Suriye topraklarında stratejik silahların konuşlandırılmasını yasaklıyor.

Binyamin Netanyahu ve Ahmed eş-Şera hükümetleri, Suveyda vilayetini kapsayan bir askerden arındırılmış bölge kurulması amacıyla aylarca süren müzakerelerin ardından bir anlaşmaya varmaya yakınken, anlaşma son anda sekteye uğradı.

Bu bağlamda gözlemciler, sorunun Suveyda (Suriye'nin güneyinde, başkent Şam'dan yaklaşık 110 kilometre uzaklıkta) ile ilgili olduğunu düşünüyorlar. Ancak müzakerelerin tıkanmasının arkasında Türkiye'nin müdahalesi yatıyor olabilir. Çünkü bu anlaşma gerçekleşirse Türklerin güçlü varlığını tehdit edecek ve onları kısıtlayacak.

Öte yandan Türk dış politika araştırmacısı Firas Rıdvanoğlu, bu aksaklığın gerçek nedenlerinin halen belirsiz olduğunu düşünüyor; ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarının hem İsrail'e yönelik endişelerini hem de öfkesini ortaya koyduğunu belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Rıdvanoğlu, “Türkiye'nin ABD'den İsrail'e yönelik doğrudan açıklamaları bu endişeleri ortaya koyuyor. Bence Suriye hava sahası konusu korkutucu bir tartışma noktası olabilir. Çünkü Netanyahu hükümetinin Suriye üzerinden İran'a bir koridor istediği söylenirse, bu ‘tabutun son çivisi’ gibi görünecek ve Ankara bunu kabul etmeyecektir. Çünkü bu İsrail'in tüm bölgeye açılan kapısı haline gelecek; Tel Aviv Suriye hava sahası üzerinden Irak'a ulaşacak ve Türkiye'yi izleyecek” ifadelerini kullandı.

Millî Savunma Bakanlığı, bölgenin güvenliği ve istikrarına katkıda bulunmaya ve Suriye'nin güvenlik ve savunma kapasitesinin geliştirilmesi için gerekli desteği sağlamaya hazır olduğunu açıkladı. Millî Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk, yakın zamanda yaptığı açıklamada, Ankara'nın güvenlik ve askeri alanlarda Şam ile iş birliğini güçlendirme ve sınırları korumak için ortak çabalar çerçevesinde bu iş birliğini gerçekleştirme konusundaki ısrarını gizlemedi.

Bu arada, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) entegrasyon süreci önümüzdeki aralık ayı sonuna kadar gerçekleşmezse, Suriye, belirsiz bir Türk askeri müdahalesine hazır görünüyor. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, “SDG ve PKK içindeki bazı gruplar, özellikle mart anlaşması olmak üzere anlaşmaların uygulanmasını engelliyor” derken belki de buna açıkça atıfta bulunmuştu.

Bu müdahale, Suriye ve Türkiye arasındaki sınırda tampon bölgeyi tamamlamayı amaçlayan dördüncü bir Türk askeri operasyonu şeklinde gerçekleşirse, İsrail'in Türkiye'nin sahadaki artan varlığı konusundaki endişeleri, özellikle 2016'dan sonra ve üç askeri operasyonun (Barış Pınarı Harekâtı, Zeytin Dalı Harekâtı ve Fırat Kalkanı Harekâtı) ardından daha da artacak.

İsrail'in endişeleri, 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, insansız hava araçları (İHA) ve askeri teknoloji ile hava savunma sistemlerini güçlendirmek amacıyla imzalanan askeri iş birliği anlaşmasının ardından, ağustos ortasında Suriye ve Türkiye arasında askeri eğitim ve danışmanlık konusunda imzalanan mutabakat zaptı ile daha da arttı. Bu anlaşma uygulanırsa, Esed'in devrilmesinden bu yana bini aşan, askeri altyapıyı ve stratejik yetenekleri yok eden ve Suriye ordusu karargahını ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresini hedef alan İsrail hava saldırıları sınırlanacak.

Ankara'nın Suriye'deki gücünü teyit eden hiçbir şey sunmadığına dikkat çeken Rıdvanoğlu, “Netanyahu hükümetini korkutacak herhangi bir askeri gelişme görmedik” dedi. Rıdvanoğlu, bunu birkaç nedene bağladı: Ya Şam, devleti yeniden canlandırmak istediği için savaşa giremeyeceğinden İsrail ile Türkiye arasında bir denge sağlamak istiyor. Ya Türkiye bunu yapabilecek durumda değil. Ya da ABD'nin baskısı bu konuyu etkiliyor.

Suriye'nin ABD'nin arabuluculuğunda 1974'te imzalanan ayrılık anlaşmasına geri dönme çabalarına rağmen, İsrail bu beklenen anlaşmadan kendi lehine bir avantaj elde etmeye çalışıyor. Bu durum, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından da doğrulandı. Başbakanlık Ofisi tarafından yapılan açıklamada, “İsrail'in çıkarları arasında güneybatı Suriye'de silahsızlanma ve Dürzi topluluğunun güvenliğini ve emniyetini sağlamak da yer alıyor” denildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.