Witkoff ve Kushner ile yapılan görüşmelerin ardından Netanyahu'nun Trump'ın Gazze planını onaylayacağı yönünde iyimserlik hâkim

ABD Başkanı bugün barış önerisini sunmak üzere İsrail Başbakanı'yla bir araya gelecek

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025'te Beyaz Saray'da bir araya geldi. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025'te Beyaz Saray'da bir araya geldi. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner ile yapılan görüşmelerin ardından Netanyahu'nun Trump'ın Gazze planını onaylayacağı yönünde iyimserlik hâkim

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025'te Beyaz Saray'da bir araya geldi. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025'te Beyaz Saray'da bir araya geldi. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlayacak. Trump, Batılı liderlerin ABD ve İsrail'in muhalefetine rağmen Filistin devletini tanımasının ardından, Gazze için barış önerisini sunacak.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün Netanyahu ile otelinde yaklaşık iki saat süren bir toplantı yaptı. Witkoff, Netanyahu'yu Gazze Şeridi'nde yaklaşık iki yıldır süren savaşı sona erdirmek için Trump'ın planını kabul etmeye ikna etmeye çalıştı. Bu, Netanyahu’nun Hamas'ın silahsızlandırılması ve savaş sonrası Gazze Şeridi'nde Filistin Yönetimi'nin rolüne ilişkin teklifin koşullarına karşı çıkmasına rağmen gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel'den aktardığına göre, görüşmelere aşina bir kaynak, Trump’ın damadı ve eski kıdemli danışmanı Jared Kushner’ın da toplantılara katıldığını bildirdi.

İsrail medyası, Witkoff ile yapılan görüşmenin iyi geçtiğini ve iyimserlik işaretleri olduğunu duyurdu. Netanyahu'nun bugün Beyaz Saray'da Başkan Trump ile görüşmesinde plana destek vereceği tahmin ediliyor.

Trump cuma günü, bir anlaşmaya varıldığına inandığını açıkladı. Ancak Hamas'ın onayı olmadan, bir anlaşmanın duyurulmasının ne kadar önemli olduğu belirsiz.

Trump'ın ocak ayında göreve gelmesinden bu yana Washington'a yaptığı dördüncü ziyaretinde İsrail Başbakanı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne savaş açmasından neredeyse iki yıl sonra uluslararası alanda giderek artan bir izolasyonla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkesinin en önemli ilişkisini güçlendirmeye çalışacak.

Netanyahu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda cuma günü yaptığı konuşmada aldığı ılık karşılamaya kıyasla, bu kez sıcak bir karşılama bekleyebilir. Netanyahu konuşmasına başladığında, bir dizi delegasyon protesto etmek için salonu terk etti.

Netanyahu, Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, Avustralya ve diğer bazı ülkelerin geçen hafta Filistin devletini tanımasıyla ABD'nin önemli müttefiklerinin diplomatik politikalarında önemli bir değişiklik yaşanmasının ardından, ‘utanç verici karar’ olarak nitelendirdiği bu durumu sert bir şekilde eleştirmeye devam etti.

Bu ülkeler, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli bir çözüm getirme olasılığını korumak ve savaşı sona erdirmek için böyle bir önlemin gerekli olduğunu ifade ettiler.

Tanıma girişimlerini eleştiren ve bunları Hamas'a bir ödül olarak nitelendiren Trump, dün Reuters’a verdiği demeçte, Filistin topraklarındaki savaşı sona erdirmek ve Hamas'ın elinde tuttuğu rehineleri serbest bırakmak için Netanyahu'nun onayını almayı umduğunu söyledi.

Trump, “Bibi (Netanyahu) de anlaşmayı yapmak istediği için çok olumlu tepkiler alıyoruz. Herkes anlaşmayı yapmak istiyor” dedi. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün ve Mısır liderlerini yardımları için öven Trump, anlaşmanın Gazze Şeridi'nin ötesine geçerek Ortadoğu'da daha geniş bir barış sağlamayı amaçladığını söyledi. Trump, “Buna Ortadoğu'da barış deniyor, yani Gazze'nin ötesine geçiyoruz. Gazze bunun bir parçası, ama asıl mesele Ortadoğu'da barış” şeklinde konuştu.

Gazze Şeridi'nde barış için kabul edilebilir bir anlaşma olup olmadığına ilişkin bir soruya yanıt veren üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bunu bilmek için henüz çok erken” dedi. Yetkili, Netanyahu'nun bugün Trump ile görüşmesinde İsrail'in teklife yanıtını sunacağını bildirdi.

Trump, İsrail Başbakanı’nı Londra saati ile saat 16:00'da kabul edecek. Ardından Oval Ofis'te kapalı kapılar ardında bir toplantı yapacaklar ve yemek yiyecekler.

Londra saati ile 18:15'te iki lider bir basın toplantısı düzenleyecek.

Kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu, rehinelerin aileleri ve savaştan bıkmış İsrail halkının artan baskısı altında.

Geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu toplantıları kapsamında bir dizi Arap ve İslam ülkesine 21 maddelik bir barış planı sunuldu.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, planın tüm rehinelerin serbest bırakılmasını, ölenlerin cenazelerinin iade edilmesini, İsrail'in Katar'a yönelik saldırılarına son verilmesini ve ‘barış içinde bir arada yaşama’ için İsrail ile Filistinliler arasında yeni bir diyalog kurulmasını öngördüğünü söyledi. İsrail, 9 Eylül'de Doha'da Hamas liderlerini hedef alan hava saldırısıyla Katarlıları öfkelendirdi ve Trump'ın eleştirilerine maruz kaldı.

ABD'nin desteklediği önceki ateşkes girişimleri, İsrail ile Hamas arasındaki uçurumu kapatamama ve Netanyahu'nun Hamas tamamen yok edilene kadar savaşmaya devam etme sözü nedeniyle başarısız olmuştu.

Gazze savaşı gündemin merkezinde

Beyaz Saray toplantısı, dünya liderlerinin katıldığı ve Gazze savaşının gündemin merkezinde olduğu ve İsrail'in sık sık hedef alındığı New York'taki BM Genel Kurulu toplantılarının ardından gerçekleşiyor.

Yerel sağlık yetkililerine göre, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından başlayan İsrail savaşı Gazze Şeridi'nde 65 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı; Gazze Şeridi'nin büyük bir bölümünü tahrip ederek insani krizi şiddetlendirdi ve açlığı yaydı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Netanyahu'yu Gazze Şeridi'nde savaş suçu işlemekle suçlayarak tutuklama emri çıkardı. İsrail ise mahkemenin yargı yetkisi olmadığını savunuyor ve savaş suçu işlediğini reddediyor.

Trump ve Netanyahu çoğunlukla iyi ilişkiler içinde olsalar da ve ABD, İsrail'in ana silah tedarikçisi olmaya devam etse de, bugünkü görüşmeler iki taraf arasındaki gerilimi ortaya çıkarabilir.

Netanyahu hükümetindeki sertlik yanlısı bakanlar, Filistin devletinin giderek artan tanınmasına hükümetin, işgal altındaki Batı Şeria'nın tamamı veya bir kısmı üzerinde İsrail'in egemenliğini resmi olarak genişleterek Filistinlilerin bağımsızlık umutlarını boşa çıkarmak suretiyle yanıt vermesi gerektiğini söylediler.

Ancak Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, Filistinlilerin Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs ile birlikte devletlerinin bir parçası olarak istedikleri Batı Şeria'yı İsrail'in ilhak etmesine izin vermeyeceğini ifade etti.

Analistler, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesinin, Trump yönetiminin ilk döneminde birkaç Arap ülkesinin İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmasıyla sağlanan önemli bir dış politika başarısı olan tarihi İbrahim Anlaşmaları'nı bozabileceğini söylüyor.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.