Irak’ta seçim öncesi tartışmalar

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
TT

Irak’ta seçim öncesi tartışmalar

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)
Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu'nun çalışanı mühürlü bir oy sandığını taşırken, diğerleri Bağdat'ın Karh bölgesindeki Komisyonu'nun merkezlerinden birinde elektronik sayımla eşleşecek şekilde oyları elle sayıyor, 23 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anber

Seçimler planlandığı gibi yapılacak mı? Seçimleri erteleyecek herhangi bir gelişme olacak mı? Acil durum hükümeti kurulma olasılığı ne kadar yüksek? Seçimleri boykot edenler, seçimlerin meşruiyetini ve yasallığını etkileyecek mi?

Tüm bu sorular, Irak’ta 11 Kasım'da yapılması planlanan seçimler öncesinde Iraklılar arasında tartışmalara yol açıyor. Seçim süreci altı turdan geçtikten sonra, seçimler öncesindeki tartışmalarda bir değişiklik olması beklenir. Siyasi güçlerin ve liderlerinin söylemlerinde bir değişiklik olması gerekir. Ancak Irak'ta işler böyle yürümüyor. Ülkede sanki zaman durmuş ve gelecekle ilgili tartışmalar yerine geçmişle ilgili aynı tartışmalar yeniden alevleniyor.

İktidar güçlerinin seçim kampanyasında, Şiilerin seçimlere güçlü bir şekilde katılmadığı takdirde Baas Partisi'nin yeniden iktidara gelmesine karşı korku uyandıran sloganların kullanılmaya devam ettiğini düşünsenize! Aynı retorik, mezhepsel korkuları ve yaklaşan seçimlere aktif katılım olmazsa Şii çoğunluğun iktidarı kaybetme ve Sünni siyasi güçlerin iktidara gelme olasılığı için de kullanıyor!

Seçim öncesi tartışmalardaki çelişkilerden biri de siyasi süreci baltalayan veya değiştirmeye çalışanlar hakkındaki söylentiler. Halk, 2003 yılından bu yana elde edilen tek kazanım olan çoğunluğun yönetme hakkını korumak için sandık başına gitmeye çağrılıyor. Ancak, bu oy kullanma çağrısına, bu ‘kazanımı’ savunmak için silaha sarılma tehditleri karşılık geliyor! Irak’ta yönetim deneyimini korumak için silaha sarılma tehdidi, oy kullanmakla eşdeğer gibi görünüyor. Eski rejimin düşmesinin üzerinden yirmi iki yıl geçtiği halde, politikacılarımızın halen eski hükümetlerle yaşanan deneyimleri hedef alan korkulardan ve komplolardan bahsetmelerini başka nasıl açıklayabiliriz? İster iyi olsun ister kötü olsun, yönetilenlerle olan ilişkileri görmezden geliniyor!

Seçimleri boykot etme tartışmaları artık yeni bir fenomen değil. Her seçim döngüsünde boykot pankartları asılıyor ve boykot edenlerin argümanları mantıklı kanıtlar ve gerçekçi sonuçlar içermiyor değil.

Tüm bunların yanında seçimlerin planlandığı gibi yapılacağı konusunda belirsizlik yaratılıyor. Aynı senaryo her seçimde tekrarlanıyor ve ‘olağanüstü hal (OHAL) hükümeti’ kurulması olasılığını gündeme getiriyor. Bu hükümeti kimin yöneteceği, hatta temel işlevinin ne olacağı bile bilinmiyor. Irak'ın savaş kıvılcımıyla alev alıp patlayabilecek bir barut fıçısı olduğu düşüncesinin de nedeni, bölgenin Tahran ile Tel Aviv arasında yeni bir savaş tehdidiyle karşı karşıya olduğu varsayımı olabilir. Ancak bu durum, seçimlerin ertelenmesini ve OHAL hükümeti kurulmasını gerektirmez. Savaş çıkarsa ve Irak'a sıçrarsa, hedef Irak devleti ve kurumları değil, sınırlı operasyonlarla belirli kişiler ve silahlı gruplar olacaktır.

Bildik sloganların tekrarlanması

Seçim kampanyası düzeyinde, önceki beş döngüde gerçekleşmeyen aynı sloganlar tekrarlanıyor, bunların başında ‘devleti inşa etmek’ sloganına geri dönüş geliyor. Buradaki ironi, bu sloganları atanların ya 2003 sonrası iktidar dengesinde kilit ortaklar ya da iktidar piramidinin tepesinde yer alan kişiler olması. Bu dönem boyunca, onların temel işlevi devleti yeniden inşa etmek değil, kaos ve kargaşayı kurumsallaştırmak ve anayasayı ve kurumların rolünü marjinalleştiren normlar oluşturmaktı. Şimdi, varlıkları ve sayıları azalmış olmasına rağmen, iktidar ve nüfuz sahibi oldukları dönemde yerine getiremedikleri aynı vaatleri tekrarlıyorlar.

Iraklı politikacılar seçimler yaklaşırken, her iki uçta da yaşamaya ilgi duyduklarından birbiriyle çelişen ikilemlerle bir arada olurlar. Bir yandan gücü ve iktidarı ellerinde tutarken diğer yandan düşüncelerinde, söylemlerinde ve siyasi davranışlarında muhalefet var olmaya devam eder. Devleti ve kurumlarını kontrol etseler de devleti yok eden tüm silahları, çeteleri ve davranışları geliştirmeye çalışırlar. Bir yandan mezhepçilik, aşiretçilik ve milliyetçiliğin koruyucuları olmak isterken diğer yandan öncelikli endişelerinin ulusu inşa etmek ve bölünmeden korumak olduğunu iddia ederler.

frgt
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, on yıllık bir aranın ardından 2023 yılında ilk kez düzenlenen il meclisi seçimleri sırasında Bağdat'taki bir sandık merkezinde oy kullanmak için kayıt yaptırırken (AFP)

Seçimler öncesindeki siyasi tartışmalar, Irak'ta bir kez daha hiçliğin hakim olduğunu gösteriyor, zira şu anda Irak'ın krizlerine çözüm getireceğini iddia eden sloganlar ve manşetler itibarını yitirmiş durumda. Bu yüzden halkın, kronik dengesizlikler için sürekli bahaneler uyduran yönetici sınıfa olan güvenini kaybetmesi şaşırtıcı değil. Bu dengesizliklerin devamını sınırlayacak veya gelişmelerle yüzleşecek yeteneği yok ve politikacıların konuşmaları, bozulma ve kaos hali karşısındaki şaşkınlıklarını ortaya koyuyor! Sanki devletin yanı sıra kamusal hayatın her alanında başarısızlık ve yolsuzluğun artmasının ana nedeni olan siyasi sistemin parçası değillermiş gibi davranıyorlar!

Seçim dönemlerinde, açık ve net bir siyasi programdan uzak olsa bile, siyasi sloganlar atarak halkın ilgisini çekmeyi düşünmek, seçim propagandası aracı olarak haklı görülebilir ama bunun için öncelikle ikna edici olmak gerekir. Yalnızca sloganlara ve propaganda afişlerine güvenilemez. Dolayısıyla propaganda, halkı aldatmaya ve onlara Alzheimer hastasıymış gibi muamele etmeye çalıştığında naif ve basmakalıp olabilir. Kaldı ki günümüzde birçok siyasi lider ve çevresindekiler bunu yapıyor.

Boykot edenler

Seçimlerin boykot edilmesine yönelik tartışmalar ise artık eskidi. Irak’ta her seçim döneminde seçimleri boykot eden pankartlar asılır ve boykot edenlerin, başta ‘Beş seçim atlattıktan sonra seçimler neyi değiştirdi? Siyasi liderler iktidarda kalmaya devam edip değişmezlerse seçimlerin ne anlamı var?’ gibi argümanları olmak üzere mantıklı kanıtlar ve gerçekçi sonuçlar barındırır.

Irak ekonomisinin petrol gelirlerine bağımlı olması nedeniyle, ekonomik ve siyasi güç otoriter partilerin, bu partilerin önderlerinin ve liderlerinin elinde yoğunlaştı.   

Bu boykot, öncekilerden oldukça farklı. Sadr Hareketi harekete geçtiğinde, sesinin daha güçlü ve yankısının daha geniş çaplı olacağına şüphe yok. Bu boykotun seçimlerin yasal meşruiyetini etkilemeyeceği doğru, ancak önceki seçimlere en düzenli katılanlar boykot ettiğinde, katılım oranları üzerindeki etkisi kesinlikle belirgin olacak. Dolayısıyla, siyasi temsillerinin meşruiyeti, on bir vilayette seçmenlerini temsil eden Şii siyasi güçlerin güvenilirliğine darbe indirecek.

Sadrcılar ve seçimlerin boykot edilmesi çağrısında bulunanlar, düşük katılım oranının yasal meşruiyetlerini zedelemeyeceğini biliyorlar. Ancak bu boykot ve seçimlere halkın katılımı üzerindeki etkisi, siyasi seçimlerin yasal meşruiyetinden ziyade siyasi meşruiyetini sorgulamak için kullanılabilir. Bu durum, demokrasiye geçiş sürecinde olan bir sistemde sandık başına gitme oranının zamanla artması gerektiği göz önüne alındığında özellikle geçerli, ancak Irak'ta 2005 yılında yapılan ilk seçimlere kıyasla katılım oranı düşmeye başladı ve 2010 seçimlerinde yüzde 62,4 ile en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak, 2021 seçimlerinde yüzde 41'e düşerek azalmaya başladı!

vfgt
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, milletvekili seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Bağdat'taki Tahrir Meydanı'nda kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AFP)

Ancak, seçimleri boykot etmek gerçekten de siyasi protesto olsa da bir sonraki adım dikkate alınmadığından, siyasi gidişatı düzeltmeye yönelik stratejiden çok bir tutumdur. Yalnız bu durum geleneksel güçleri kayırabilir, böylece geleneksel siyasi partilerin adayları arasındaki rekabet, siyasi feodal efendilerin müşteri kitlesiyle sınırlı kalır. Boykot, nihayetinde siyasi iktidar merkezlerini domine eden otoriter güçlerin yararına olacak ve Irak'ta siyasi liderlerin ve çevresindeki kişilerin siyasi karar alma sürecindeki hakimiyetinin gerçekliğini değiştiremeyecek polemikçi tutumlar çerçevesinde kalacaktır.

Hakkında konuşulmayan

Politikacılarımız ekonomik konularda ya sadece siyasi gevezelik yapmada iyiler ya da en iyi ihtimalle teşhis koymada yetenekliler gibi görünüyor. Ancak kağıt üzerinde planlanan çözümleri ve medya forumlarında, siyasi ve akademik seminerlerde konuşulanları pratik gerçekliğe dönüştüremiyorlar. Bunun yanında hükümetin maaş harcamalarının şişirilmiş yükünden şikâyet etmekte ve sızlanmakta da ustalar.

Irak ekonomisinin petrol gelirlerine bağımlı olması nedeniyle, ekonomik ve siyasi güç, otoriter partilerin, bu partilerin liderlerinin ve önde gelen isimlerinin elinde toplandı. Sonuç olarak, Irak’ta kurulan hükümetlerin işlevi iki görevle sınırlı hale geldi. Bunlardan ilki siyasi partilerin ve liderlerinin kaynaklarını geliştirmek ve devlet kaynakları ile ekonomik faaliyetler üzerinde hakimiyetlerini sağlamak, ikincisi ise devlet dairelerinde atamalar yoluyla siyasi müşteri çevrelerini genişletmekti. Bu kişiler, devlet tarafından istihdam olanakları garanti altına alınmış vatandaşlar değil, nihayetinde bu veya o siyasi partiye sadık tebaa ve seçim oylarının garantörleriydi.

Siyasi güçlerin seçim söylemlerinde, gençlerin işgücü piyasasına girme arzularının, her yıl çeyrek milyon kamu işi ile nasıl yönetilebileceği konusunda hiçbir şey duymuyoruz.

Iraklı akademisyen ve yazar İsam el-Hafaci’ye göre Irak’taki rantçı devlet, sadece en çok iş imkanı sağladığı için değil, piyasa ekonomisinin her türlü kavramını yok edip onu yasallaştırılmış bir mafya sistemine dönüştürdüğü için, yani sözleşmeleri ve imtiyazları veren devlet olduğu için kendi ihlallerine itaat ve sessizlik sağlanıyor. Bu da adil rekabetten çok uzak bir ortam yaratıyor.

Bu yüzden petrol ekonominin can damarı olmaya devam ettiği sürece, egemen sınıfın halkı dinlememesi, sloganlarını tekrarlaması ve yolsuzluk ve kamu fonlarının çalınmasına devam etmesi şaşırtıcı değil. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre hükümetler, petrolün sağladığı kaynaklarla ekonomik ve sosyal politikalarını, polisi ve orduyu finanse edebildikleri sürece, tebaalarına hediyeler veren ve dağıtanlardan olmaya devam edecek. Yanlış yönetimlerini ve hatta yolsuzluklarının üstünü, hayali başarılarını tanıtan ve rakiplerini ve kendilerine karşı çıkanları itibarsızlaştıran propaganda ağlarıyla örtüyorlar.

Siyasi güçlerin seçim söylemlerinde, gençlerin işgücü piyasasına girme arzularının, her yıl çeyrek milyon devlet memurluğu ve beş milyon eşiğine ulaşan çalışan ve emekli sayısıyla nasıl yönetilebileceği konusunda hiçbir şey duymuyoruz! Genel bütçede maaşların güvence altına alınması için petrol fiyatlarının varil başına 60 doların üzerinde kalması gerekiyor. Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan federal bütçeye ilişkin devlet hesaplarının envanterinde, 2025 yılının ilk yarısında ödenen toplam maaşların petrol gelirlerinin yüzde 99,2'sini tükettiğini görüyoruz.

Iraklı ekonomist Dr. İmad Abdullatif Salim'e göre Irak'ın kamu maliyesinin tarihindeki en yüksek seviyeye ulaşan iç kamu borcunun 2023 yılında 70 trilyon dinardan 2025 yılının ağustos ayı sonunda 92 trilyon dinara yükseldiğine kimse itiraz etmiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.