Kuzeydoğu Suriye'de artan gerilim: Beklenen bir çatışma mı yoksa yeni bir baskı dalgası mı?

SDG hükümete karşı manevralarda bulunuyor ve Suriye Silahlı Kuvvetleri, Türk askeri hareketliliğine paralel olarak cephe hatlarına konuşlanıyor

 Muharip birlikler, hükümetin kontrolündeki bölgeler ile Kürt Özerk Yönetimi kontrolündeki bölgeler arasındaki cephe hatlarına konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
Muharip birlikler, hükümetin kontrolündeki bölgeler ile Kürt Özerk Yönetimi kontrolündeki bölgeler arasındaki cephe hatlarına konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
TT

Kuzeydoğu Suriye'de artan gerilim: Beklenen bir çatışma mı yoksa yeni bir baskı dalgası mı?

 Muharip birlikler, hükümetin kontrolündeki bölgeler ile Kürt Özerk Yönetimi kontrolündeki bölgeler arasındaki cephe hatlarına konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
Muharip birlikler, hükümetin kontrolündeki bölgeler ile Kürt Özerk Yönetimi kontrolündeki bölgeler arasındaki cephe hatlarına konuşlandırılıyor (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın BM Genel Kurulu toplantısına katılıp “tarihi” olarak nitelendirilen ve yeni, birleşik bir Suriye çağrısı yapan bir konuşma yapmasının ardından New York'tan dönmesiyle birlikte, ülkenin kuzeydoğusu meselesi yeniden ön plana çıktı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelerde artan gerilim, beklenen bir gelişmenin habercisi.

Doğu kırsalı

Ülkenin kuzeyindeki Halep şehri, Suriyelilerin resmi açılışta Cumhurbaşkanlarının da hazır bulunmasını beklediği sanatsal bir kutlama eşliğinde Halep Kalesi’nin yeniden ziyarete açılışına sahne oldu. Ancak tüm bu beklentilerin aksine, Şara, valilik binasında hükümet ve askeri yetkililerin yanı sıra, hükümetin kontrolündeki bölgeler ile Kürt Özerk Yönetimi'nin kontrolü altındaki bölgeler arasındaki cephe hatlarında konuşlu muharip timlerin komutanlarının da katıldığı acil toplantılar düzenledi.

Doğu Halep kırsalında, özellikle de rejimin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden bu yana SDG kontrolünde olan Deyr Hafer kentinde yaşanan gerginliklere paralel olarak, Türk ordusundan konvoyların harekete geçtiği, helikopterlerin Kuveyris Havalimanı üzerinde uçtuğu ve Suriye ordusunun Tişrin Barajı eksenindeki SDG mevzilerini topçu ateşiyle hedef aldığı yönünde haberler geliyor.

Türkiye'nin müdahalesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre siyasi işler ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı Firas Burzan, Şara'nın New York ziyaretinin sonuçlarının SDG'ye karşı olası bir tırmandırma ile doğrudan bağlantılı olduğuna inanmıyor. Zira ziyaret öncesinde ilişkiler, Mart ayındaki anlaşmanın uygulanması, askeri yığınak ve hükümetin son tarihlere dair imalarıyla bağlantılı bir gerginlik yaşamıştı. Hükümetin imaları, müzakere sürecindeki çıkmazı aşmak için kararlı bir askeri müdahaleye başvurulabileceğine işaret ediyordu. Ne var ki ziyaretin olumlu sonuçlarının da daha fazla baskı uygulaması için Şam'a olan güveni artıracağına şüphe yok.

Burzan, “Son Trump-Erdoğan görüşmesinin sonuçları ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi'nin Irak ve Suriye'deki ABD askeri varlığıyla ilgili değişikliklerden sonra gelen açıklamaları göz önüne alındığında” Türkiye'nin askeri harekâta katılma olasılığını dışlamıyor. Ancak, zamanlama olarak askeri müdahalenin, SDG ile müzakereler için belirlenen tüm sürelerin dolmasından sonra, yani muhtemelen yıl sonundan önce gerçekleşmeyeceğini de belirtiyor.

Burzan, mevcut sahneyi, ABD'nin Irak'tan (ve dolayısıyla Suriye'den) çekilmesi ve İran'ın geri çekilmesi kapsamında Türkiye'nin yürüttüğü stratejik yeniden konumlanma ışığında yorumluyor. İran’ın geri çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel meselelere derinlemesine müdahil olmadan hem güvenlik hem de stratejik olarak doldurmaya çalışacağı bir boşluk yarattı. Burzan, “Öte yandan, Batı'nın Rusya ile ilişkilerinde artan gerginlik, Türkiye'nin Batı nezdindeki jeopolitik değerini artırıyor” dedi.

ghyju
Türk ordusu konvoyları ilerliyor ve helikopterler Kuveyris Havalimanı üzerinde uçuyor (Independent Arabia)

Şara ve Mazlum Abdi arasında Şam'da Mart ayında imzalanan anlaşma uyarınca SDG'nin orduya entegrasyonu geciktirmesi karşısında Ankara'nın sabrının tükendiği açık. SDG, Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile birlikte Özerk Yönetim’in kontrolündeki kuzeydoğu Suriye bölgesine nüfuzunu dayatıyor, petrol, gıda ve su kaynaklarını kontrol ediyor; bu durum hem Ankara'yı hem de Şam'ı rahatsız ediyor.

Bu arada Türkiye, SDG'yi yeni Suriye ordusuna entegre etmek için çabalıyor ve gözlemciler, anlaşmanın uygulanmaması halinde askeri müdahaleye başvurmaktan başka çaresi kalmayacağını öngörüyorlar. Bu, tampon bölgeyi tamamlamak ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile 1980'lerden beri süren uzun bir savaşın ardından güney sınırındaki tehditleri sona erdirmek için tarihi bir fırsat.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha önce yaptığı bir açıklamada entegrasyonun gerekliliğini vurgulamıştı. Erdoğan, ülkenin kuzeydoğusundaki kamplarda tutulan DEAŞ tutuklularının akıbetini görüşmek üzere Türkiye, Suriye, Irak ve ABD temsilcilerinden oluşan bir komitenin kurulduğuna işaret etmişti. Bu kamplar, Deyrizor şehrinin doğu kırsalında örgütün son kalesi olan Baguz kentinin düştüğü Mart 2019'dan beri SDG tarafından yönetiliyor.

SDG, Kürtler, Araplar, Asuriler, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler, Çerkezler ve diğerlerinden oluşan çok etnikli ve çok dinli bir ittifak. Pentagon'a göre Araplar SDG'nin yüzde 60'ını oluştururken, diğer kaynaklar bu oranın daha düşük olduğuna inanıyor. Bu arada Araplar, YPG’nin SDG komutanlığına ve bölgeye hakim olması nedeniyle Kürt bileşen ile bir çatışma içinde. SDG, Ekim 2015'te uluslararası koalisyon güçlerinin desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele etmesi için kuruldu.

Bu bağlamda, Şam ile SDG arasındaki anlaşmazlık konusu, yeni Suriye ordusuyla ilişkilerinin geleceği, özerk yönetimin geleceği ve siyasi sistemin niteliği (merkezi veya ademi merkeziyetçi) olmaya devam ediyor. Suriye'nin kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim Dış İlişkiler Eşbaşkanı İlham Ahmed, SDG komutanı Mazlum Abdi'nin veya SDG subaylarından birinin Savunma Bakanlığı veya Genelkurmay Başkanlığı görevlerini üstlenmesi yönünde bir teklifte bulundu.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, gergin atmosfere rağmen, bu yıl sonundan önce merkezi ve kapsayıcı bir Suriye hükümetinin kurulacağını tahmin ediyor. Bu hükümet, ABD'nin Kürtler ve diğer gruplara desteğiyle tüm bileşenlerin ve azınlıkların haklarını güvence altına alacak. Barrack, “federalizmin Suriye krizine uygun bir çözüm olmadığını” da ima etti.

Güç gösterisi

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise Halep şehrinde Suriye Geçiş Hükümeti yetkilileri ile Milli Ordu’ya bağlı fraksiyonların liderlerinin katıldığı toplantılar yapıldığını bildirdi. Bu toplantılar, SDG'nin doğu Halep kırsalındaki cephe hatlarında olası bir askeri harekâtını önlemek amacıyla ve güç gösterisi için tanklar ve toplar da dahil olmak üzere ağır araçlar ve silahlarla donatılmış askeri birliklerin konuşlandırılmasıyla sonuçlandı.

Hükümet güçlerinin bu hamlesi, SDG'nin şeker fabrikasında konuşlu kamikaze İHA'lar, roketatarlar ve uzun menzilli toplara sahip olduğu bilgisinin alınmasının ardından geldi. Özel olarak görüştüğümüz sahadan kaynaklar, Rakka-Halep otoyolu üzerinde, doğu Halep kırsalında bulunan ve SDG kontrolündeki bölgeleri otoyola bağlayan Deyr Hafer geçişinin kapatıldığını bildirdi.

Başka bir bağlamda, Deyrizor kırsalının doğusundaki Abriha kentinin belediye binasındaki askeri mevzilerine makineli tüfeklerle, kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından gerçekleştirilen yeni bir silahlı saldırıda dört SDG mensubu öldürüldü. İki taraf arasında çıkan çatışmada saldırganlardan biri de öldürüldü. Yine makineli tüfekli silahlı kişiler, Muheymida köyünde bir SDG askeri aracına saldırarak üç kişiyi yaraladı. Ayrı bir olayda, saldırganlar doğu Deyrizor kırsalındaki Ebu Hamam köyüne bir el bombası attılar, ancak herhangi bir can kaybına neden olmadılar.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.