Filistinli araştırmacı Dr. Cebrini: Trump'ın planı ‘fırsata dönüşebilecek siyasi bir tuzak’

Dr. Muhammed el-Cebrini, İsrail'deki aşırı sağ ile Hamas'ın karşı karşıya gelmesinin, herhangi bir yararlı plan için potansiyel tehdit oluşturduğunu söyledi

Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
TT

Filistinli araştırmacı Dr. Cebrini: Trump'ın planı ‘fırsata dönüşebilecek siyasi bir tuzak’

Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)

Mustafa el-Ensari

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme planını açıklaması, insani ve siyasi düzeyde geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Bazıları bu planı daha fazla kan dökülmesini durdurmak için fırsat olarak görürken, bazıları Filistin davasını parçalamak için yeni bir girişim olarak değerlendirdi. 20 maddelik plan, ‘Gazze, devlet kurma yolunda bir köprü mü olacak, yoksa Filistin topraklarının geri kalanından onu ayırmak için bir tuzak mı?’ şeklindeki önemli bir soruyu da gündeme getirdi.

Ramallah merkezli Filistin Araştırma Merkezi’nden (PRC) güvenlik ve siyasi meseleler uzmanı ve araştırmacı Dr. Muhammed el-Cebrini, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, planın acil insani fırsatlar sunduğunu, çünkü en önemli öncelikleri, özellikle de tüm Filistinlilerin talebi olan savaşın sona erdirilmesi ve rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılmasını öngördüğünü açıkladı. Aynı zamanda plan çerçevesinde Birleşmiş Milletler'in (BM) gözetiminde uluslararası yardımların akışı ve yeniden inşa için finansman sağlanmasının, abluka ve yıkımdan yorgun düşen Gazze Şeridi’ni yeniden ayağa kaldıracağını söyleyen Dr. Cebrini, daha da önemlisi planın İsrail'in Gazze'yi ilhak ya da işgal etmemesi taahhüdünü içerdiğini, bunun da yerinden edilme veya doğrudan kontrol senaryosunu ortadan kaldırdığını vurguladı.

Tüm bunların iki milyon Filistinli için bir umut ışığı olduğunu belirten Dr. Cebrini, ancak bu girişimin Filistin topraklarını bölmek için bir araç haline gelmemesi ve böylece bir tuzağa dönüşmemesi için dikkatli bir siyasi yönetim gerektiğinin altını çizdi. Çünkü Dr. Cebrini’ye göre İsrail aşırı sağı ve Hamas Hareketi, Oslo Anlaşmalarından 7 Ekim saldırılarının yaşandığı 2023 yılına kadar, nihai bir çözüm getirmek için yapılan ciddi çabaları sabote etmek için planlarını birleştirmiş durumda.

Hamas’a yakın Filistinli bir yetkili dün, Hamas’ın ‘Trump'ın planının bazı hükümlerini, örneğin silahsızlanma ve Hamas ile fraksiyon kadrolarının ortadan kaldırılması gibi, değiştirmek istediğini’ söyledi. Bu hükümler, savaşın sona ermesinden sonra Hamas’ın Gazze’de herhangi bir rol üstlenmesini reddeden ana planın hükümlerini yansıtıyor.

‘Önce Gazze’ sloganı ‘sadece Gazze’ye dönüşebilir

Ramallah merkezli araştırma merkezinde güvenlik, siyaset ve ideoloji konusunda uzman olan Dr. Cebrini, planın etrafında önemli riskler olduğunu ve bunun planı kapsamlı çözüme giden yol olmaktan çok kısa vadeli bir önlem haline getirebileceğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dr. Cebrini, “Batı Şeria ve Kudüs'ün gündemden çıkarılması ve Filistin Yönetimi'nin reformdan sonra rolünün ertelenmesi, ‘önce Gazze’ sloganının 'sadece Gazze'ye dönüşebileceği anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte iki devletli çözüm için net bir çerçeve veya işgalin sona erdirilmesi için bir takvim bulunmaması, yerleşim faaliyetlerinin devam etmesine olanak tanıyor ve yeniden yapılanmanın siyasileştirilmesi, Filistin halkı için temel bir hak olan geçim kaynaklarını siyasi pazarlık aracına dönüştürüyor.

Tüm bu tehlikelerin, planın savaşı sona erdirmenin bir kapısı olduğu ölçüde, şartlı hoşgörü içindeki Filistinlilerin resmi tutumlarındaki temkinliliği açıkladığını düşünen Dr. Cebrini, buna karşın Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ün tek bir otorite ve tek bir meşru ordu altında birleştirilmesi gerektiğini, seçimler düzenleme ve siyasi reformlar yapma istekliliği olduğunu, Gazze ile sınırlı herhangi bir anlaşmanın eksik kalacağını ve Filistin sorununu çözmeyeceğini belirtti.

Trump’ın planı açıklamadan önce temsilcilerine brifing verdiği Arap ve Müslüman ülkeler tarafından yapılan ortak Arap ve Müslüman ülkeler bildirisi de temkinli bir hoş geldin mesajı verdi. Savaşın sona ermesi ve yeniden inşa ile ilgili maddelerinden duyulan memnuniyetin dile getirildiği bildiride, ‘Batı Şeria’nın ilhakını ve yerinden edilmenin reddedildiği, uluslararası meşruiyetin otoritesini ve iki devletli çözümün onaylandığı’ vurgulandı.

Dr. Cebrini, Trump'ın planının iki milyon Filistinli için umut ışığı olduğunu söyledi (Reuters)Dr. Cebrini, Trump'ın planının iki milyon Filistinli için umut ışığı olduğunu söyledi (Reuters)

Dr. Cebrini’ye göre bu şartlı hoşgörü, girişimin nihai bir çözümün yerine değil, adil barışa doğru bir geçiş adımı olarak kullanılabileceğini açıkça ortaya koydu.

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu tarafından salı günü yapılan açıklamada, ABD yönetiminin çatışmayı sona erdirmek için kapsamlı bir planı açıklanmasının memnuniyetle karşılandığı vurgulandı. Açıklamada Suudi Arabistan'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini sağlamak ve kısıtlama olmaksızın yeterli insani yardımı ulaştırmak için kapsamlı bir anlaşma sağlamak üzere ABD ile iş birliği yapmaya hazır olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın bu açıklamasının önemine dikkati çeken Dr. Cebrini, planın ‘iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barışın sağlanması için çabaların güçlendirilmesine katkıda bulunduğunu ve 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını garanti ettiğini’ belirtti.

Hamas ve İsrail'in anlatıları sonuçlarda birbirine yaklaşıyor

Ancak, planın karşı karşıya olduğu zorluklar, bazı fikirlerinin belirsizliği ve İsrail koşullarına yönelik algılanan önyargısıyla sınırlı değil. Bunlar arasında, İsrail’in kurulduğu günden bu yana uzlaşı fikrine karşı çıkmasının yanı sıra Hamas'ın doğası ve siyasi, müzakere ve ideolojik zihniyeti yer alıyor.

Bu bağlamda Hamas’ın 1980'lerin sonlarından beri bu meselenin seyrinde karmaşık bir rol oynadığını belirten Dr. Cebrini, Müslüman Kardeşler (İhvan- Müslimin) kökenli Hamas’ın, Filistin sahnesinde önemli bir fenomen olarak ortaya çıktığını ve ilk günlerinde işgalin izin verdiği marjı, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) nüfuzunu dengelemek ve camilere, eğitim kurumlarına ve hayır kurumlarına yayılmak için kullandığını belirtti. Dr. Cebrini’ye göre Birinci İntifada'nın patlak vermesiyle silahlı çatışmalara karışan Hamas, aynı zamanda, o dönemde hakim olan milliyetçi-liberal karakterin aksine, çatışmaya dini bir boyut kazandırarak kendisini birleşik ulusal liderliğin alternatifi olarak sunmaya çalıştı.

Hamas'ın Oslo Anlaşmalarına karşı çıkmasının ve intihar saldırılarının barış süreci üzerindeki etkilerine dikkati çeken Dr. Cebrini, bunların Oslo Anlaşmalarını engellemeye çalışan İsrail aşırı sağının tutumuyla pratikte örtüştüğünü vurguladı. Hamas’ın intihar saldırını özellikle İsrail'in geri çekilmesinden veya anlaşma sonucunda tutukluların serbest bırakılmasından önceki günlerde gerçekleştirdiğine dikkati çeken Dr. Cebrini, bunun İsrail kamuoyunu kışkırttığını, Yaser Arafat’a yönelik kışkırtmaları, İsrail sağının Yitzhak Rabin'e yönelik kışkırtmalarıyla aynı zamana denk geldiğini ve bunun da Rabin'in suikastına ve Netanyahu'nun barış karşıtı bir zeminde yükselişine yol açtığını söyledi.

İkinci İntifada sırasında bu eğilimin devam etmesini ve bunun Filistin bölünmesine yansımasını değerlendiren Dr. Cebini’ye göre Hamas, İkinci İntifada sırasında Filistin Devlet Başkanı Arafat'ın çağrıda bulunduğu sükunet dönemlerine uymayı reddetti ve intihar saldırılarını artırdı. Bu da Filistin liderliğinin uluslararası arenadan daha fazla dışlanmasına ve 2007 yılında Gazze'de iç darbeye zemin hazırladı.

O zamandan bu yana Gazze’nin ilkel roketlerin devasa bir askeri cephaneliğe karşı olduğu, eşit olmayan şartlarda askeri çatışmalara sahne olduğunu söyleyen Dr. Cebrini, “Hamas, manevi zaferler olarak görse de pratikteki sonuç on binlerce kayıp, boğucu bir kuşatma, ulusal altyapının tahrip edilmesi ve artan siyasi izolasyon oldu, ta ki 7 Ekim saldırıları için sahne hazır olana kadar. Bu saldırıların yıkıcı sonuçları herkes tarafından biliniyordu” şeklinde konuştu.

Hamas, işgalciyi mümkün olan her yolla kovma hakkına sahip olduğunu savunarak stratejisini meşru direniş olarak savunuyor, ancak Filistin Yönetimi bu direnişin yol açtığı zararın daha büyük olduğunu düşünüyor.

Hamas'ın varlığı İsrail'in çıkarlarına hizmet etmeye mi devam ediyor?

Hamas’ın geçmişini ve İsrail aşırı sağının hedefleriyle kesiştiği noktaları göz önünde bulunduran Dr. Cebrini, planın Filistin davasını parçalamak için bir araç haline gelmesini ve Hamas veya İsrail tarafından uçurumu derinleştirmek için kullanılmasını önlemek için Arap ülkeleri ile uluslararası toplum arasındaki koordinasyonun önemini vurguladı.

Siyasi açıdan, Filistinliler arasındaki bölünme ulusal projeyi zayıflattı. Hamas uluslararası alanda parya bir hareket olarak gösterilirken İsrail, saldırgan politikalarını meşrulaştırmak için Hamas'ın varlığını gerekçe gösteriyor ve Filistin Yönetimi zayıf bir yapı olarak muamele görüyor. İsrail aşırı sağı bile açıkça “Hamas İsrail için bir kazanç, Filistin Yönetimi ise bir yük. Bu nesnel paralellik, herhangi bir uluslararası girişimin siyasi çözümden ziyade kriz yönetimi haline gelmesine yol açıyor” diyor.

Bu tarihi bağlam, Trump'ın yeni planında da yansıtılıyor. Trump, bu planın Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ü birbirine bağlamak, kapsamlı seçimler ve siyasi reformlar yoluyla Filistinlilerin tutumunu birleştirmek ve iki devletli çözümü desteklemek ve işgali sona erdirmek için Arap ve uluslararası konsensüsü kullanmak için kullanılabileceğine inanıyor. Daha da önemlisi, yeniden yapılanma, toprakların teslim edilmesi veya parçalanması şartına bağlı olmayan bir insani hak olmalı.

İşte bu şekilde bir tuzak fırsata dönüşür

Bunun Filistin'in uluslararası alanda tanınması için Arap ülkeleri ve Suudi Arabistan'ın gösterdiği çabaları ve Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması ve desteklenmesi yoluyla, İsrail üzerindeki baskıyı nasıl yoğunlaştırabileceklerine ve ne İsrail ne de ABD'nin bu girişimi tarihi ve hukuki seyrinden saptırmaya çalışmalarına nasıl engel olunacağını ifade ediyor. ‘New York Deklarasyonu’nun garanti altına aldığı da bu. Zira bu deklarasyon, Riyad'ın Filistin'e uluslararası tanınırlık kazandırarak destek verdiği ‘iki devletli çözüm’ girişimi yoluyla, 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını sağlamak için ‘geri dönüşü olmayan bir yolun’ zaman çizelgesi olarak karşımıza çıkıyor.

Filistinliler ve Araplar bugün, daha fazla kan akmaması için geçici bir önlem olarak planı kabul ederken, planı bilinçli olarak kapsamlı çözüme doğru bir geçiş adımı haline getirmek arasında seçim yapmak zorundalar (Beyaz Saray)Filistinliler ve Araplar bugün, daha fazla kan akmaması için geçici bir önlem olarak planı kabul ederken, planı bilinçli olarak kapsamlı çözüme doğru bir geçiş adımı haline getirmek arasında seçim yapmak zorundalar (Beyaz Saray)

Dr. Cebrini, Trump ve Tony Blair'in planına duyduğu büyük şüpheyle birlikte bunun savaşı sona erdirmek ve yeniden yapılanmanın kapısını açmak için bir fırsat olabileceğini söylese de Filistin topraklarını birleştiren ve kendi kaderini tayin hakkını geri kazandıran kapsamlı bir vizyona entegre edilmedikçe bunun siyasi bir tuzak olarak kalacağını belirtti. Burada asıl sınav, Gazze'nin özgürlüğe açılan bir kapı mı, yoksa Filistinlilerin hayallerine yeni bir engel olup olmayacağı sınavı.

Filistinliler ve Araplar bugün bu planı kanamayı durdurmak için geçici bir önlem olarak kabul ederken, planı bağımsız bir Filistin devleti temelinde Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ü birbirine bağlayan kapsamlı bir çözüme geçiş aşaması olarak bilinçli şekilde dönüştürmek arasında bir seçim yapmak zorundalar. Bu durum Hamas'ı planı kabul etmekle reddetmek arasında zor bir durumda bıraktı. Netanyahu da planı isteksizce kabul etti, ancak planın siyasi hedeflerine ulaşmadığını gördüğünde planın birçok boşluğundan yararlanabileceğini umuyor.

Hamas, plana prensipte olumlu yanıt vereceğini taahhüt etmiş, ancak bunun Hamas'ı ortadan kaldırmak için bir taktik olabileceğinden endişe duyduğunu belirtmişti. Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesine göre Hamas’tan bir kaynak, planın aldatıcı olduğunu ve ABD'nin Trump'a kişisel bir zafer kazandırmanın yanı sıra rehineleri kurtarma hedefine ulaştıktan sonra başka yollarla savaşı yeniden başlatmak istediğini düşündüğünü söyledi.

Friedman: Akıllıca bir plan ama Trump bunun ne anlama geldiğinin farkında mı?

Öte yandan başta İsrail olmak üzere Ortadoğu meseleleri uzmanı Amerikalı yazar Thomas Friedman, “Başkan Trump'ın Gazze'de barış için hazırladığı yirmi maddelik plan, Gazze'deki korkunç savaşı sadece İsrail-Filistin çatışmasını çözmek için yeni bir temel oluşturmak amacıyla değil, aynı zamanda İsrail ile Suudi Arabistan, Lübnan, Suriye ve hatta Irak arasında normalleşme için de kullanarak, bir bomba kraterini barış için bir fırlatma rampasına dönüştürmek üzere yapılmış akıllıca bir plan” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak, İsrail’in acımasızlığı önceki hiçbir İsrail-Arap savaşında görülmemiş bir tabloya yol açtıktan ve barışı imkansız hale getirdikten sonra, planın çok geç geldiğini üzülerek ifade ettiğini söyleyen Friedman, çatışmayı takip ettiği onca yıl boyunca, çatışmanın hiç bu kadar parçalanmadığını, her bir parçanın birbirine karşı güvensizlik ve nefretle dolu olduğunu ifade etti. Friedman’a göre bu parçaları bir araya getirerek, ateşkesin sağlanması, İsrail'in Gazze'den kademeli çekilmesi, İsrailli rehinelerin serbest bırakılması, Filistinli tutukluların salıverilmesi ve ardından uluslararası gözetim altında Gazze Şeridi'nin yeniden inşası gibi karmaşık bir planı uygulamak zorlu bir görev olacak ve anlaşmanın tüm düşmanları her gün onu bozmaya çalışırken, her gün diplomatik bir Rubik küpünün çözülmesini gerektirecek.

Friedman, New York Times'ta (NYT) yayınlanan makalesinde Trump'ın planın gerektireceği çabanın büyüklüğünü ve bunun kendisine ne kadar zaman ve siyasi sermaye gerektireceğini anladığından şüphe ettiğini belirterek, bu zorlukların üstesinden gelmek için dua edilmesi çağrısında bulundu. Friedman, makalesinde “Plan iyi bir yere giden son tren ve bir sonraki tren ve ondan sonraki tüm trenler cehennemin kapılarına durmaksızın gidecek” ifadelerini kullandı.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’un köşe yazarı Nahum Barnea, Netanyahu veya Hamas'ın planı sabote etmesinin birkaç yolu olduğunu söylese de diğerleri gibi o da bunun denemeye değer olduğunu belirtti. Dr. Cebrini de Hamas'ın plan onaylandıktan sonra bile elinden gelen her şeyi yapıp planı sabote etmeye çalışacağını söyledi.

Bu durum, Filistinliler arasında yapılan bir ankette Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği saldırının Filistin'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiğine inananların oranının geçtiğimiz yıl eylül ayında yüzde 45'ten yüzde 30,9'a düştüğünü göstermesiyle ortaya çıktı. Savaşın Hamas'ın lehine sonuçlanacağına dair iyimserlik ise 2023 yılının ekim ayında yüzde 67,1 iken, mevcut ankette yüzde 25,9'a geriledi. Öte yandan yüzde 46,3’lük bir kesim ise savaşın ne Hamas ne de İsrail lehine sonuçlanacağına inandıklarını ifade etti.

Filistin halkının hedeflerine ulaşmak için barışçıl müzakerelerin en iyi yol olduğuna inananların oranı, 2023 yılının eylül ayında yüzde 25,7 iken yüzde 44,8'e yükseldi. Silahlı direnişe verilen destek ise yine 2023 yılının eylül ayında yüzde 33,7 iken, yüzde 27,8'e düştü. Ankete savaş nedeniyle Gazze’deki Filistinliler katılamadı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.