Filistinli araştırmacı Dr. Cebrini: Trump'ın planı ‘fırsata dönüşebilecek siyasi bir tuzak’

Dr. Muhammed el-Cebrini, İsrail'deki aşırı sağ ile Hamas'ın karşı karşıya gelmesinin, herhangi bir yararlı plan için potansiyel tehdit oluşturduğunu söyledi

Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
TT

Filistinli araştırmacı Dr. Cebrini: Trump'ın planı ‘fırsata dönüşebilecek siyasi bir tuzak’

Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)
Dr. Muhammed el-Cebrini, Batı Şeria'yı Gazze Şeridi'nden ayırma planının uygulanmasına karşı uyardı (PRC)

Mustafa el-Ensari

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme planını açıklaması, insani ve siyasi düzeyde geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Bazıları bu planı daha fazla kan dökülmesini durdurmak için fırsat olarak görürken, bazıları Filistin davasını parçalamak için yeni bir girişim olarak değerlendirdi. 20 maddelik plan, ‘Gazze, devlet kurma yolunda bir köprü mü olacak, yoksa Filistin topraklarının geri kalanından onu ayırmak için bir tuzak mı?’ şeklindeki önemli bir soruyu da gündeme getirdi.

Ramallah merkezli Filistin Araştırma Merkezi’nden (PRC) güvenlik ve siyasi meseleler uzmanı ve araştırmacı Dr. Muhammed el-Cebrini, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, planın acil insani fırsatlar sunduğunu, çünkü en önemli öncelikleri, özellikle de tüm Filistinlilerin talebi olan savaşın sona erdirilmesi ve rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılmasını öngördüğünü açıkladı. Aynı zamanda plan çerçevesinde Birleşmiş Milletler'in (BM) gözetiminde uluslararası yardımların akışı ve yeniden inşa için finansman sağlanmasının, abluka ve yıkımdan yorgun düşen Gazze Şeridi’ni yeniden ayağa kaldıracağını söyleyen Dr. Cebrini, daha da önemlisi planın İsrail'in Gazze'yi ilhak ya da işgal etmemesi taahhüdünü içerdiğini, bunun da yerinden edilme veya doğrudan kontrol senaryosunu ortadan kaldırdığını vurguladı.

Tüm bunların iki milyon Filistinli için bir umut ışığı olduğunu belirten Dr. Cebrini, ancak bu girişimin Filistin topraklarını bölmek için bir araç haline gelmemesi ve böylece bir tuzağa dönüşmemesi için dikkatli bir siyasi yönetim gerektiğinin altını çizdi. Çünkü Dr. Cebrini’ye göre İsrail aşırı sağı ve Hamas Hareketi, Oslo Anlaşmalarından 7 Ekim saldırılarının yaşandığı 2023 yılına kadar, nihai bir çözüm getirmek için yapılan ciddi çabaları sabote etmek için planlarını birleştirmiş durumda.

Hamas’a yakın Filistinli bir yetkili dün, Hamas’ın ‘Trump'ın planının bazı hükümlerini, örneğin silahsızlanma ve Hamas ile fraksiyon kadrolarının ortadan kaldırılması gibi, değiştirmek istediğini’ söyledi. Bu hükümler, savaşın sona ermesinden sonra Hamas’ın Gazze’de herhangi bir rol üstlenmesini reddeden ana planın hükümlerini yansıtıyor.

‘Önce Gazze’ sloganı ‘sadece Gazze’ye dönüşebilir

Ramallah merkezli araştırma merkezinde güvenlik, siyaset ve ideoloji konusunda uzman olan Dr. Cebrini, planın etrafında önemli riskler olduğunu ve bunun planı kapsamlı çözüme giden yol olmaktan çok kısa vadeli bir önlem haline getirebileceğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dr. Cebrini, “Batı Şeria ve Kudüs'ün gündemden çıkarılması ve Filistin Yönetimi'nin reformdan sonra rolünün ertelenmesi, ‘önce Gazze’ sloganının 'sadece Gazze'ye dönüşebileceği anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte iki devletli çözüm için net bir çerçeve veya işgalin sona erdirilmesi için bir takvim bulunmaması, yerleşim faaliyetlerinin devam etmesine olanak tanıyor ve yeniden yapılanmanın siyasileştirilmesi, Filistin halkı için temel bir hak olan geçim kaynaklarını siyasi pazarlık aracına dönüştürüyor.

Tüm bu tehlikelerin, planın savaşı sona erdirmenin bir kapısı olduğu ölçüde, şartlı hoşgörü içindeki Filistinlilerin resmi tutumlarındaki temkinliliği açıkladığını düşünen Dr. Cebrini, buna karşın Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ün tek bir otorite ve tek bir meşru ordu altında birleştirilmesi gerektiğini, seçimler düzenleme ve siyasi reformlar yapma istekliliği olduğunu, Gazze ile sınırlı herhangi bir anlaşmanın eksik kalacağını ve Filistin sorununu çözmeyeceğini belirtti.

Trump’ın planı açıklamadan önce temsilcilerine brifing verdiği Arap ve Müslüman ülkeler tarafından yapılan ortak Arap ve Müslüman ülkeler bildirisi de temkinli bir hoş geldin mesajı verdi. Savaşın sona ermesi ve yeniden inşa ile ilgili maddelerinden duyulan memnuniyetin dile getirildiği bildiride, ‘Batı Şeria’nın ilhakını ve yerinden edilmenin reddedildiği, uluslararası meşruiyetin otoritesini ve iki devletli çözümün onaylandığı’ vurgulandı.

Dr. Cebrini, Trump'ın planının iki milyon Filistinli için umut ışığı olduğunu söyledi (Reuters)Dr. Cebrini, Trump'ın planının iki milyon Filistinli için umut ışığı olduğunu söyledi (Reuters)

Dr. Cebrini’ye göre bu şartlı hoşgörü, girişimin nihai bir çözümün yerine değil, adil barışa doğru bir geçiş adımı olarak kullanılabileceğini açıkça ortaya koydu.

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu tarafından salı günü yapılan açıklamada, ABD yönetiminin çatışmayı sona erdirmek için kapsamlı bir planı açıklanmasının memnuniyetle karşılandığı vurgulandı. Açıklamada Suudi Arabistan'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini sağlamak ve kısıtlama olmaksızın yeterli insani yardımı ulaştırmak için kapsamlı bir anlaşma sağlamak üzere ABD ile iş birliği yapmaya hazır olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın bu açıklamasının önemine dikkati çeken Dr. Cebrini, planın ‘iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barışın sağlanması için çabaların güçlendirilmesine katkıda bulunduğunu ve 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını garanti ettiğini’ belirtti.

Hamas ve İsrail'in anlatıları sonuçlarda birbirine yaklaşıyor

Ancak, planın karşı karşıya olduğu zorluklar, bazı fikirlerinin belirsizliği ve İsrail koşullarına yönelik algılanan önyargısıyla sınırlı değil. Bunlar arasında, İsrail’in kurulduğu günden bu yana uzlaşı fikrine karşı çıkmasının yanı sıra Hamas'ın doğası ve siyasi, müzakere ve ideolojik zihniyeti yer alıyor.

Bu bağlamda Hamas’ın 1980'lerin sonlarından beri bu meselenin seyrinde karmaşık bir rol oynadığını belirten Dr. Cebrini, Müslüman Kardeşler (İhvan- Müslimin) kökenli Hamas’ın, Filistin sahnesinde önemli bir fenomen olarak ortaya çıktığını ve ilk günlerinde işgalin izin verdiği marjı, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) nüfuzunu dengelemek ve camilere, eğitim kurumlarına ve hayır kurumlarına yayılmak için kullandığını belirtti. Dr. Cebrini’ye göre Birinci İntifada'nın patlak vermesiyle silahlı çatışmalara karışan Hamas, aynı zamanda, o dönemde hakim olan milliyetçi-liberal karakterin aksine, çatışmaya dini bir boyut kazandırarak kendisini birleşik ulusal liderliğin alternatifi olarak sunmaya çalıştı.

Hamas'ın Oslo Anlaşmalarına karşı çıkmasının ve intihar saldırılarının barış süreci üzerindeki etkilerine dikkati çeken Dr. Cebrini, bunların Oslo Anlaşmalarını engellemeye çalışan İsrail aşırı sağının tutumuyla pratikte örtüştüğünü vurguladı. Hamas’ın intihar saldırını özellikle İsrail'in geri çekilmesinden veya anlaşma sonucunda tutukluların serbest bırakılmasından önceki günlerde gerçekleştirdiğine dikkati çeken Dr. Cebrini, bunun İsrail kamuoyunu kışkırttığını, Yaser Arafat’a yönelik kışkırtmaları, İsrail sağının Yitzhak Rabin'e yönelik kışkırtmalarıyla aynı zamana denk geldiğini ve bunun da Rabin'in suikastına ve Netanyahu'nun barış karşıtı bir zeminde yükselişine yol açtığını söyledi.

İkinci İntifada sırasında bu eğilimin devam etmesini ve bunun Filistin bölünmesine yansımasını değerlendiren Dr. Cebini’ye göre Hamas, İkinci İntifada sırasında Filistin Devlet Başkanı Arafat'ın çağrıda bulunduğu sükunet dönemlerine uymayı reddetti ve intihar saldırılarını artırdı. Bu da Filistin liderliğinin uluslararası arenadan daha fazla dışlanmasına ve 2007 yılında Gazze'de iç darbeye zemin hazırladı.

O zamandan bu yana Gazze’nin ilkel roketlerin devasa bir askeri cephaneliğe karşı olduğu, eşit olmayan şartlarda askeri çatışmalara sahne olduğunu söyleyen Dr. Cebrini, “Hamas, manevi zaferler olarak görse de pratikteki sonuç on binlerce kayıp, boğucu bir kuşatma, ulusal altyapının tahrip edilmesi ve artan siyasi izolasyon oldu, ta ki 7 Ekim saldırıları için sahne hazır olana kadar. Bu saldırıların yıkıcı sonuçları herkes tarafından biliniyordu” şeklinde konuştu.

Hamas, işgalciyi mümkün olan her yolla kovma hakkına sahip olduğunu savunarak stratejisini meşru direniş olarak savunuyor, ancak Filistin Yönetimi bu direnişin yol açtığı zararın daha büyük olduğunu düşünüyor.

Hamas'ın varlığı İsrail'in çıkarlarına hizmet etmeye mi devam ediyor?

Hamas’ın geçmişini ve İsrail aşırı sağının hedefleriyle kesiştiği noktaları göz önünde bulunduran Dr. Cebrini, planın Filistin davasını parçalamak için bir araç haline gelmesini ve Hamas veya İsrail tarafından uçurumu derinleştirmek için kullanılmasını önlemek için Arap ülkeleri ile uluslararası toplum arasındaki koordinasyonun önemini vurguladı.

Siyasi açıdan, Filistinliler arasındaki bölünme ulusal projeyi zayıflattı. Hamas uluslararası alanda parya bir hareket olarak gösterilirken İsrail, saldırgan politikalarını meşrulaştırmak için Hamas'ın varlığını gerekçe gösteriyor ve Filistin Yönetimi zayıf bir yapı olarak muamele görüyor. İsrail aşırı sağı bile açıkça “Hamas İsrail için bir kazanç, Filistin Yönetimi ise bir yük. Bu nesnel paralellik, herhangi bir uluslararası girişimin siyasi çözümden ziyade kriz yönetimi haline gelmesine yol açıyor” diyor.

Bu tarihi bağlam, Trump'ın yeni planında da yansıtılıyor. Trump, bu planın Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ü birbirine bağlamak, kapsamlı seçimler ve siyasi reformlar yoluyla Filistinlilerin tutumunu birleştirmek ve iki devletli çözümü desteklemek ve işgali sona erdirmek için Arap ve uluslararası konsensüsü kullanmak için kullanılabileceğine inanıyor. Daha da önemlisi, yeniden yapılanma, toprakların teslim edilmesi veya parçalanması şartına bağlı olmayan bir insani hak olmalı.

İşte bu şekilde bir tuzak fırsata dönüşür

Bunun Filistin'in uluslararası alanda tanınması için Arap ülkeleri ve Suudi Arabistan'ın gösterdiği çabaları ve Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması ve desteklenmesi yoluyla, İsrail üzerindeki baskıyı nasıl yoğunlaştırabileceklerine ve ne İsrail ne de ABD'nin bu girişimi tarihi ve hukuki seyrinden saptırmaya çalışmalarına nasıl engel olunacağını ifade ediyor. ‘New York Deklarasyonu’nun garanti altına aldığı da bu. Zira bu deklarasyon, Riyad'ın Filistin'e uluslararası tanınırlık kazandırarak destek verdiği ‘iki devletli çözüm’ girişimi yoluyla, 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını sağlamak için ‘geri dönüşü olmayan bir yolun’ zaman çizelgesi olarak karşımıza çıkıyor.

Filistinliler ve Araplar bugün, daha fazla kan akmaması için geçici bir önlem olarak planı kabul ederken, planı bilinçli olarak kapsamlı çözüme doğru bir geçiş adımı haline getirmek arasında seçim yapmak zorundalar (Beyaz Saray)Filistinliler ve Araplar bugün, daha fazla kan akmaması için geçici bir önlem olarak planı kabul ederken, planı bilinçli olarak kapsamlı çözüme doğru bir geçiş adımı haline getirmek arasında seçim yapmak zorundalar (Beyaz Saray)

Dr. Cebrini, Trump ve Tony Blair'in planına duyduğu büyük şüpheyle birlikte bunun savaşı sona erdirmek ve yeniden yapılanmanın kapısını açmak için bir fırsat olabileceğini söylese de Filistin topraklarını birleştiren ve kendi kaderini tayin hakkını geri kazandıran kapsamlı bir vizyona entegre edilmedikçe bunun siyasi bir tuzak olarak kalacağını belirtti. Burada asıl sınav, Gazze'nin özgürlüğe açılan bir kapı mı, yoksa Filistinlilerin hayallerine yeni bir engel olup olmayacağı sınavı.

Filistinliler ve Araplar bugün bu planı kanamayı durdurmak için geçici bir önlem olarak kabul ederken, planı bağımsız bir Filistin devleti temelinde Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ü birbirine bağlayan kapsamlı bir çözüme geçiş aşaması olarak bilinçli şekilde dönüştürmek arasında bir seçim yapmak zorundalar. Bu durum Hamas'ı planı kabul etmekle reddetmek arasında zor bir durumda bıraktı. Netanyahu da planı isteksizce kabul etti, ancak planın siyasi hedeflerine ulaşmadığını gördüğünde planın birçok boşluğundan yararlanabileceğini umuyor.

Hamas, plana prensipte olumlu yanıt vereceğini taahhüt etmiş, ancak bunun Hamas'ı ortadan kaldırmak için bir taktik olabileceğinden endişe duyduğunu belirtmişti. Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesine göre Hamas’tan bir kaynak, planın aldatıcı olduğunu ve ABD'nin Trump'a kişisel bir zafer kazandırmanın yanı sıra rehineleri kurtarma hedefine ulaştıktan sonra başka yollarla savaşı yeniden başlatmak istediğini düşündüğünü söyledi.

Friedman: Akıllıca bir plan ama Trump bunun ne anlama geldiğinin farkında mı?

Öte yandan başta İsrail olmak üzere Ortadoğu meseleleri uzmanı Amerikalı yazar Thomas Friedman, “Başkan Trump'ın Gazze'de barış için hazırladığı yirmi maddelik plan, Gazze'deki korkunç savaşı sadece İsrail-Filistin çatışmasını çözmek için yeni bir temel oluşturmak amacıyla değil, aynı zamanda İsrail ile Suudi Arabistan, Lübnan, Suriye ve hatta Irak arasında normalleşme için de kullanarak, bir bomba kraterini barış için bir fırlatma rampasına dönüştürmek üzere yapılmış akıllıca bir plan” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak, İsrail’in acımasızlığı önceki hiçbir İsrail-Arap savaşında görülmemiş bir tabloya yol açtıktan ve barışı imkansız hale getirdikten sonra, planın çok geç geldiğini üzülerek ifade ettiğini söyleyen Friedman, çatışmayı takip ettiği onca yıl boyunca, çatışmanın hiç bu kadar parçalanmadığını, her bir parçanın birbirine karşı güvensizlik ve nefretle dolu olduğunu ifade etti. Friedman’a göre bu parçaları bir araya getirerek, ateşkesin sağlanması, İsrail'in Gazze'den kademeli çekilmesi, İsrailli rehinelerin serbest bırakılması, Filistinli tutukluların salıverilmesi ve ardından uluslararası gözetim altında Gazze Şeridi'nin yeniden inşası gibi karmaşık bir planı uygulamak zorlu bir görev olacak ve anlaşmanın tüm düşmanları her gün onu bozmaya çalışırken, her gün diplomatik bir Rubik küpünün çözülmesini gerektirecek.

Friedman, New York Times'ta (NYT) yayınlanan makalesinde Trump'ın planın gerektireceği çabanın büyüklüğünü ve bunun kendisine ne kadar zaman ve siyasi sermaye gerektireceğini anladığından şüphe ettiğini belirterek, bu zorlukların üstesinden gelmek için dua edilmesi çağrısında bulundu. Friedman, makalesinde “Plan iyi bir yere giden son tren ve bir sonraki tren ve ondan sonraki tüm trenler cehennemin kapılarına durmaksızın gidecek” ifadelerini kullandı.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’un köşe yazarı Nahum Barnea, Netanyahu veya Hamas'ın planı sabote etmesinin birkaç yolu olduğunu söylese de diğerleri gibi o da bunun denemeye değer olduğunu belirtti. Dr. Cebrini de Hamas'ın plan onaylandıktan sonra bile elinden gelen her şeyi yapıp planı sabote etmeye çalışacağını söyledi.

Bu durum, Filistinliler arasında yapılan bir ankette Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği saldırının Filistin'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiğine inananların oranının geçtiğimiz yıl eylül ayında yüzde 45'ten yüzde 30,9'a düştüğünü göstermesiyle ortaya çıktı. Savaşın Hamas'ın lehine sonuçlanacağına dair iyimserlik ise 2023 yılının ekim ayında yüzde 67,1 iken, mevcut ankette yüzde 25,9'a geriledi. Öte yandan yüzde 46,3’lük bir kesim ise savaşın ne Hamas ne de İsrail lehine sonuçlanacağına inandıklarını ifade etti.

Filistin halkının hedeflerine ulaşmak için barışçıl müzakerelerin en iyi yol olduğuna inananların oranı, 2023 yılının eylül ayında yüzde 25,7 iken yüzde 44,8'e yükseldi. Silahlı direnişe verilen destek ise yine 2023 yılının eylül ayında yüzde 33,7 iken, yüzde 27,8'e düştü. Ankete savaş nedeniyle Gazze’deki Filistinliler katılamadı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.