Donald Trump yeni bir planla geri dönerken Ürdün hesaplaşmanın eşiğinde

Amman her zamanki gibi ortada kalmış durumda, risk alamıyor ve yokluğu tolere edemiyor

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Donald Trump yeni bir planla geri dönerken Ürdün hesaplaşmanın eşiğinde

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Malik Athamneh

‘Yeni’ ifadesine yapılan atıf ve bunun herhangi bir şehrin adına eklenmesi, ‘Yeni Dünya’nın yeni temeller üzerinde şekillenmeye başladığı günden beri Amerikan zihniyetine yerleşmiş bir fikir. Örneğin, İngiliz şehri York, yeni coğrafyada New York, İngiliz Hampshire ilçesi ise yeni dünyada New Hampshire oldu, tıpkı Fransız şehri Orleans'ın New Orleans'a dönüşmesi gibi.

Bu nedenle, Donald Trump o zamanlar ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırdığı ilk planını açıkladığında, birçok kişi bunu, politika oluşturmaktan çok slogan satmayı bilen bir adamın seçim kampanyasının parçası olarak değerlendirdi. Ancak bu hafta açıklanan ve ‘Yeni Gazze’ olarak bilinen yeni plan, biçim, içerik ve belki de zamanlama açısından farklı görünse de ABD’nin tüm dünyanın sadece bir sürü coğrafya ve biraz tarihten ibaret olduğu şeklindeki temel düşüncesiyle tutarlı görünüyor.

Başlangıçta 21 maddeden oluştuğu belirtilen plan, yüzeysel olarak Gazze'deki savaşı sona erdirmek için cazip bir vizyon gibi görünse de gerçekte tüm bölgeyi, özellikle de Ürdün’ü etkileyebilecek siyasi ve güvenlik değişikliklerinin önünü açıyor.

Planın The Times of Israel gazetesi tarafından sızdırılan ilk versiyonuda, 21 maddeden oluştuğu ve barışın nihai hedefi olarak gelecekteki Filistin devletinin kurulması için siyasi ufukların açılmasını talep eden açık bir maddeye yer verdiği belirtildi. İsrail ve Amerikan çevrelerinde yaygın tartışmalara yol açan madde de bu maddeydi.

Ancak daha sonra planın Beyaz Saray tarafından yayınlanan versiyonu 20 maddeden oluşuyordu ve Filistin devletiyle ilgili madde çıkarılmıştı. Bu değişiklik dikkat çekiciydi ve yeni bir stratejik vizyonun ya da ilk tekliften geri adım atılmasının işaretiydi. 

Bu kez Trump kendisini İsrail'in körü körüne müttefiki olarak değil, barışın savunucusu olarak tanıtıyor. Bu yaklaşım, Araplar tarafından ihtiyatlı bir hoşgörüyle ve Körfez ülkeleri tarafından da zımni bir destekle karşılanmış görünüyor.

Bu eksikliğin birkaç mantıklı nedeni bulunuyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Filistin devletini açıkça ilan etmek İsrail içinde kırmızı çizgi oluşturur ve hükümetin aşırı sağ kanadının reddine yol açabilir, bu da planın nihai metne dahil edilmesi halinde uygulanmasını olasılık dışı hale getirir.

2- Bu maddenin çıkarılması, ABD yönetimine ve müzakerecilere esneklik ve müzakere alanı sağlar, böylece taraflara daha sonra reddedilebilecek resmi bir taahhütte bulunma riskini almazlar.

3- Bu eksiklik, maddenin teknik veya siyasi açıdan olgunlaşmamış olduğunu ya da bölgesel ve Filistinli ortaklarla henüz üzerinde anlaşmaya varılmadığını, bu nedenle doğrudan çatışmayı önlemek için ertelendiğini veya dondurulduğunu gösterebilir.

Son maddesi çıkarılarak sunulan plan, başlangıçta sızdırılandan daha muhafazakâr bir nitelik taşıyor. Bu durum, planın nihai metninin, nihai yapısını etkileyen bölgesel ve İsrail'in tepkilerine tabi olduğunu ortaya koyuyor.

ABD’nin önde gelen yazarlarından David Ignatius, The Washington Post gazetesindeki son makalesinde bu planı, savaşın başlangıcından bu yana sunulan en ciddi plan olarak nitelendirdi ama planın beklenen sonuçlar açısından iddiasız ve uygulanması ve hayata geçirilmesi için gerekli mekanizmalardan yoksun olduğunu belirtti. Ignatius, makalesinde planı “Bu, iradeye dayalı, ancak uyuma bağlı bir vizyon” diyerek özetledi.

dfgt
Trump, New York'ta Arap ve Müslüman ülkelerin liderleriyle yaptığı toplantıya başkanlık yaptı, 23 Eylül 2025 (Reuters)

Plan temel olarak, Hamas'ın tamamen silahsızlandırılması, tüm rehinelerin serbest bırakılması, cesetlerin iadesi ve Hamas’ın Gazze Şeridi'nden ayrılmak isteyen tüm üyelerine güvenli geçiş imkanı sağlanması karşılığında kapsamlı bir ateşkes öneriyor. Ardından, Trump ve Tony Blair'in başkanlık ettiği uluslararası bir ‘Barış Konseyi’nin denetimi altında, Gazze için geçici bir sivil yönetim kurulması ve Hamas'ın katılmayacağı bir geçiş dönemini yönetecek Filistin hükümeti kurulmasının önünün açılması öngörülüyor.

Ancak asıl değişiklik şartlarda değil, üslupta. Bu kez Trump kendini İsrail'in körü körüne müttefiki olarak değil, barışın savunucusu olarak gösteriyor. Bu yaklaşım, Araplar tarafından ihtiyatlı bir hoşgörüyle, Körfez ülkeleri tarafından gayri resmi bir destekle ve Mısır, Türkiye ve Katar gibi ülkeler tarafından ilk etapta kabul gördü. Ürdün ise, kamuoyunda adı pek geçmese de her zaman sahnede yer alıyor.

Ürdün’de resmi makamlar, özellikle Filistinlilerin topraklarından yeniden yerinden edilmelerini veya zorla çıkarılmalarını reddetme konusunda halkın verdiği açık desteğe sahip.

Ancak asıl endişenin temelinde söylenmeyenler yatarken, “Bu plan, kaosun tohumlarını ekmeden Hamas'ı etkili bir şekilde ortadan kaldırmayı başarabilecek mi? Gazze, Batı Şeria'ya ihraç edilebilecek bir model haline gelecek mi? Siyasi süreç başarısız olursa ve uygulama mekanizması çökerse ne olacak? Ürdün, savaş sonrası denklemler için gerekli bir kanal haline gelecek mi?” soruları gündemi meşgul ediyor.

Ignatius, Ürdün gibi ülkelerin ya oyuna katılmak ya da uzaktan izlemek arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaklarını açıkça belirtse de bu durumda oyuna katılmak hiç kolay değil. Bir yandan Ürdün, savaşı durdurmak ve sivilleri korumakla ilgileniyor. Öte yandan, sınırlarında demografik ve siyasi baskıları yeniden üretecek herhangi kısmi çözüme karşı tarihi bir takıntısı var.

Filistin meseleleri uzmanı Hamid Karman, planda iki devletli çözüme atıfta bulunan 21’inci maddenin çıkarılmasının Netanyahu'nun planının hükümet içinde kabul edilmesini kolaylaştırmak için yapıldığını, planın yine de kabul edilebilir ve faydalı olduğunu düşünüyor. Çünkü Karman’a göre planın hemen uygulanması halinde üç hayati hedef gerçekleştirilebilir. Bunlar; ateşkes, Gazze'deki katliamın sona ermesi, yerinden edilme fikrinin ortadan kalkması ve son olarak, plan Gazze Şeridi veya Batı Şeria'nın ilhakı fikrini durdurmak için bir temel oluşturması.

gh
Ürdün Kralı 2. Abdullah, New York'taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde Filistin meselesi üzerine düzenlenen zirvede konuşurken, 22 Eylül 2025 (AFP)

Filistin Yönetimi’ne yakın bir isim olan Karman'a göre planın ilk aşamasının uygulanması zaman alacak, muhtemelen en az üç yıl sürecek, bu da bize Trump'ın o zamana kadar görevde olmayacağı gerçekçi bir olasılık sunuyor.

Ürdün’de resmi makamlar, özellikle Filistinlilerin topraklarından yeniden yerinden edilmelerini veya zorla çıkarılmalarını reddetme konusunda halkın verdiği açık desteğe sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre plan ‘yeniden yerleştirme’ ifadesini kullanmaktan tamamen kaçınsa da Hamas üyelerinin Gazze Şeridi’nden ayrılması, Gazze Şeridi'nin güneyindeki güvenlik düzenlemeleri ve Filistin Yönetimi'nin yeniden yapılandırılması konularından her bahsedildiğinde şüpheler artarak devam ediyor.

Ürdünlü Milletvekili Ömer el-Ayasira, planın nihayetinde Ürdün'ün çıkarlarına uygun olduğu yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak, “Başka bir seçeneğimiz yok” dedi.

İsrail'in tutumunda belirgin bir değişiklik olduğunu düşünen Ayasira, bunun etkili Arap ülkelerinin artık sadece seyirci değil, aktif oyuncular haline gelmesinden kaynaklandığını düşünüyor.

Ürdün, her zamanki gibi ortada kalmış, risk alamıyor ve yokluğu tolere edemiyor. Fırtına dört bir yandan yaklaşırken, temkinli hareket ediyor ve sakin bir ses tonuyla konuşuyor.

Planın bazı yeni fırsatlar içerdiğini, bunların başında Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılması karşılığında Filistin Yönetimi'nin yeniden faaliyete geçirilmesinin geldiğini vurgulayan Ayasira’ya göre bu plan Netanyahu'nun hırslarını frenledi ve aşırı sağın saldırganlığını önemli ölçüde durdurdu. Ürdünlü Milletvekili, “Siyasi ritim bu şekilde devam ederse, Netanyahu hükümetinin çok yakında düşüşünü görebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bazı gözlemciler Ayasira’nın açıklamalarının aksine tehlikenin, planın metninde değil, metnin yorumunda yattığını düşünüyor. Gözlemcilere göre en büyük tehlike, Amman'ın çözümün mimarlığında gerçek bir ortak olmadan Filistin davasının yeniden şekillenmesine tanık olması.

fgbhyju
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Resmi Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, basın mensupları soru sormak için ellerini kaldırıyor, 29 Eylül 2025 (Reuters)

Arka planda, Trump kararlı bir dille geri döndü ve Beyaz Saray'a geri dönüş yolunu açabilecek bir plan önerdi. Ancak aynı zamanda bölge için Hamas'sız Gazze, yönetimi değiştirilmiş Batı Şeria, gelecek vaat etmeyen Kudüs ve zayıf uluslararası koruma altında ilerleyen İsrail gibi yeni bir gerçekliği de beraberinde getirdi.

Tüm bunlarla birlikte Ürdün, her zamanki gibi orta yoldan gitmeye devam ediyor. Ne risk almayı ne de ortadan kaybolmayı göze alabiliyor. Fırtına dört bir yandan yaklaşırken temkinli adımlar atıyor ve sakin bir ses tonuyla konuşuyor.

Ancak ‘Bu itidal, önümüzdeki aşamaya hazırlıklı olmak için yeterli mi yoksa bugün Filistinlilerin sesini duyurmaya devam eden ve bizim görüşümüz alınmadan bizim için yeni bir plan yazılmadan önce bölgesel dengeyi yeniden belirleyen bir karşı-Ürdün stratejisine mi ihtiyacımız var?’ sorusu halen yanıt bekliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.