Emperyalizmin farklı biçimlerde geri dönüşü

ABD ikili emperyalizm uyguluyor; dünya genelindeki 800 askeri üssünün yanı sıra, dolar üzerinden bir ekonomik ve finansal hakimiyeti bulunuyor

 Garton Ash, “Avrupa'nın yeni imparatorluk türlerine karşı koyabilmek için liberal bir imparatorluk kurması gerektiğini” savunuyor (Sosyal medya)
Garton Ash, “Avrupa'nın yeni imparatorluk türlerine karşı koyabilmek için liberal bir imparatorluk kurması gerektiğini” savunuyor (Sosyal medya)
TT

Emperyalizmin farklı biçimlerde geri dönüşü

 Garton Ash, “Avrupa'nın yeni imparatorluk türlerine karşı koyabilmek için liberal bir imparatorluk kurması gerektiğini” savunuyor (Sosyal medya)
Garton Ash, “Avrupa'nın yeni imparatorluk türlerine karşı koyabilmek için liberal bir imparatorluk kurması gerektiğini” savunuyor (Sosyal medya)

Hepsi emperyalist. Biçimleri ne kadar farklı olursa olsun, bir emperyalist ile diğeri arasında hiçbir fark yok. “Küresel Güney”deki güçler arasında pratikte var olmayan bir şey, yani “iyi” ve “kötü” emperyalizmler arasındaki ayrım üzerine süregelen tartışma anlamsız. Küçük ve orta ölçekli ülkelerin emperyalistler arasındaki oyunda artık bir role sahip olmalarına gelince, bu geçmişte mümkün olmayan bir ayrıcalık. Emperyalizmler arasındaki nüfuz, pazar ve tesis yarışına gelince, bu eski yarışın yeni araçlarla devamı niteliğinde.

Resim göründüğü kadar basit değil. 19. yüzyıl ve öncesindeki emperyalizmler 20. yüzyılda sona erdi ve 21. yüzyılda ya da en azından bu yüzyılda 19. yüzyıl politikalarına geri döndüler. Bazıları askeri güç ve aynı eski formülle geri döndü. Diğerleri ise teknoloji, yapay zekâ ve finansal gücü kullanarak yeni bir formda geri döndü.

Ölümünden yıllar önce, Mısırlı solcu düşünür Semir Emin, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere ve Japonya'nın ulusal emperyalizmlerine alternatif olarak ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Japonya’dan oluşan “kolektif emperyalizm” hakkında bir makale yazmıştı. Emin, her şeyin tek bir ülkede değil “dünyada üretildiği”, sanayinin birçok ülkeden gelen parça ve malzemelere dayandığı “küreselleşmiş bir üretim”den bahsediyordu. “Egemen ekonomik oligarşi, kolektif emperyalizm üçlüsündeki egemen tekellerle aynı saftadır” diyordu.

Yakın zamanda ise Alasdair Roberts, “Süper Güçler: 21. Yüzyılın İmparatorlukları” başlıklı bir kitap yayınladı. Kitabında Rusya'ya atıfta bulunmadan, dört modern süper gücün “Çin, Hindistan, ABD ve AB” olduğunu belirtiyor. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yüzde 40'ının bu dört ülkede yaşayacağını öngörüyor. Bunların “imparatorluk olmayabileceğini ama emperyal sorumlulukları olduğunu ve tarihte bu kadar ağır bir yük taşıyan rejimler” olmadığını öne sürüyor.

Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ülkesinin “emperyal emelleri” olmadığı iddiasını kabul edersek, o zaman soru şudur: 700 bin Rus askeri Ukrayna'da ne yapıyor? Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ülkesine ve Rusya'ya “Küresel Güney ülkelerini birleştirme” görevini veriyorsa, bu göreve ne ad vereceğiz? Bu, ikili Amerikan ve Avrupa emperyalizmi karşısında ikili küresel Güney emperyalizminin liderliğinden başka bir şey midir? Portekizlilerin, İspanyolların, Hollandalıların ve Belçikalıların imparatorluk dönemlerine duydukları özlemi atlatıp atlatmadıklarını kesin olarak belirlemek zor. Ancak İngilizlerin, Fransızların, Japonların ve Almanların imparatorlukların yokluğuna uyum sağlayamadıklarını söylemek kolay. Ruslar, Çinliler ve Amerikalılar ise açıkça emperyalizmi uyguluyorlar.

Gürcistan'ın bazı kısımlarını, Kırım'ı ve Ukrayna'nın dört bölgesini işgal eden Rusya, önünde “kutsal bir görev” olduğunu belirtiyor: Rusya liderliğindeki Avrasya projesini hayata geçirmek. Başkan Jimmy Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Profesör Zbigniew Brzezinski, “Rusya, Ukrayna olmadan imparatorluk olmaktan çıkar” diye yazmıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Kont Nikolay Troçki’nin temelini attığı ve bugün Putin'in ilham kaynağı olduğu söylenen Aleksandr Dugin tarafından da benimsenen Avrasyacılık, jeopolitik ve ideolojik bir projedir. Dugin’e göre “Dört kara medeniyeti -Çin, Rusya, Hindistan ve İran- geçmişte İngiltere ve Fransa, günümüzde ise ABD olmak üzere üç deniz, aristokrat ve Atlantik medeniyetiyle ebedi bir çatışma içindedir.”

Çin, emperyal emellerini “Kuşak ve Yol” projesi aracılığıyla gerçekleştiriyor. Altyapıya odaklanıyor gibi görünen bu proje kapsamında şimdiye kadar 150'den fazla ülkeyle anlaşmalar imzalandı. Bunun en basit örneği, Çin'in şu anda Afrika ve Asya'da çok sayıda limanda faaliyet göstermesidir; bunların en önemlileri Angola'daki Cayo, Sri Lanka'daki Hambantota, Ekvator Ginesi'ndeki Bana, Pakistan'daki Gwadar, Kamerun'daki Kribi, Kamboçya'daki Ream, Pasifik Okyanusu'ndaki Espiritu Adası'ndaki Luganville, Mozambik'teki Nacala ve Moritanya'daki Nuakşot limanlarıdır.

ABD ise ikili emperyalizm uyguluyor; dünya genelindeki 800 askeri üssünün yanı sıra, dolar üzerinden bir ekonomik ve finansal hakimiyeti bulunuyor. Harvard Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Profesörü Timothy Garton Ash'e göre AB ise “imparatorluk sonrası bir imparatorluk”tur. Nasıl mı? “O, tek bir milletin egemenliğinde olmayan, hukukla yönetilen, aynı zamanda liberal ve bilhassa Putin'in Ukrayna'yı işgal ederek Rus İmparatorluğu'nu yeniden kurma girişiminden sonra, otoriter olan bir Avrupa imparatorluğu”dur.

Dahası Garton Ash, “Avrupa'nın yeni imparatorluk türlerine karşı koymak için liberal bir imparatorluk üretmesi ve çöken Rus imparatorluğunun geri dönmesini ve bir Çin imparatorluğunu önlemek için Amerikan imparatorluğuyla stratejik ortaklık kurması gerektiğine” inanıyor. Bu, Çin ve Rusya'nın “sınırsız ortaklık” çerçevesinde planladığının tam aksidir. Tarihçi Gerund Snade'in dediği gibi, ABD ise “NATO aracılığıyla davet üzerine bir imparatorluktur.” Yale Üniversitesi’nden tarihçi Timothy Snyder’e gelince “Özgürlüğe Giden Yol” adlı kitabında, AB ile Putin yönetimindeki Rusya arasındaki çatışmanın “entegrasyon veya imparatorluk” arasında bir seçim olduğunu belirtiyor. Ancak entegrasyon bir devletin sonu değil, gelişmiş bir süreçtir.

Şi'nin “Çin Rüyası” sloganı, Amerikan başkanlarının “Tepe üstündeki şehir” ve “Vazgeçilmez bir devlet” sloganları, Putin'in Çarlık Rusyası dışişleri bakanı Aleksandr Gorçakov'dan ödünç aldığı “Rusya öfkelenmez, hazırlanır” sloganı ve Narendra Modi'nin Hindistan'daki “Vishvaguru” yani “dünyanın öğretmeni” sloganı arasında, küçük devletler büyük güçler arasında önemli roller oynuyor. “21. Yüzyılın İmparatorlukları” kitabına göre, “Büyük güçler, geniş toprakları ve çeşitli halkları yöneten hem imparatorluk hem de devlet unsurlarına sahip melez oluşumlardır.”

Brookings Enstitüsü'nden Robert Kagan'ın “hegemonya emperyalizmden farklıdır, çünkü hegemonya başkalarının nüfuz altına girmeye zorlanmasıdır; emperyalizm ise bir amaç veya hedeften ziyade bir koşul veya durumdur” şeklindeki açıklamasını kabul etmek zor. Hegemonya, emperyalizmin yalnızca yumuşak bir biçimidir. Emperyalizm ise biçimi ne olursa olsun, halklara karşı acımasızdır. “Dünya devleti”ne gelince bu, sağlam bir siyasi gerçekliğe toslayan filozofların hayalidir. “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” toplumu ise Marksizm adına yöneten 70 yıllık bir iktidarın ardından doğmadı, aksine sonunda çöken totaliter bir sistemde doğdu.

Sorun şu ki, Robert Tucker'ın “emperyalizmin cazibesi” dediği şey, özgürlüğün cazibesinden daha güçlü olmaya devam ediyor. Rus düşünür Aleksandr Yakovlov'un dediği gibi, emperyalizm “şaşırtıcı bir şekilde büyüyor ancak o kadar çelişkilerle dolu ki, 70 Karl Marx bile onu analiz edemez.”

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.


İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
TT

İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)

İran’da reform yanlısı medya kuruluşları dün akşam, ülke çapında haftalardır süren yaygın protesto gösterilerinin ardından, reformist hareketin önde gelen isimlerini hedef alan tutuklama kampanyası kapsamında Reform Cephesi Başkanı ve İran Birlik Partisi Genel Sekreteri Azer Mansuri'nin tutuklandığını bildirdi.

Reform Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen ‘İmtidad’ adlı haber sitesi, Mansuri'nin Tahran'ın yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Karçak ve Ramin semtindeki evine yapılan baskın sırasında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbarat servisi üyeleri tarafından adli emirle tutuklandığını aktardı.

Bu haberin ardından DMO'ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı Fars, güvenlik ve adli kaynaklara dayandırdığı haberinde Mansuri'nin, eski milletvekili, önde gelen reformist figür ve Reform Cephesi Siyasi Komite Başkanı İbrahim Asgerzade ve asli üye eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Muhsin Eminzade ile birlikte tutuklandığını doğruladı.

drvgf
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2025 yılının ağustos ayında İsrail ile savaşın sona ermesinden birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı görevine geldikten sonra Reform Cephesi üyeleriyle üçüncü kez bir araya geldiğinde (İran Cumhurbaşkanlığı)

Aynı kaynaklara göre tutuklulara yöneltilen suçlamalar arasında ‘ulusal uyumu bozmak, anayasaya aykırı tutumlar sergilemek, düşman propagandasıyla iş birliği yapmak, teslimiyet politikasını teşvik etmek, grupların siyasi yollarını saptırmak ve yıkıcı nitelikte gizli mekanizmalar kurmak’ yer alıyordu.

Konuya hakim bir yetkili, yetkililerin ‘önceki eleştirel tutumlarını hoş görmesine rağmen, güvenlik karşıtı faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle bu gruba yasaya uygun şekilde müdahale ettiğini’ söyledi.

İran'daki reformist partiler için en geniş koordinasyon çerçevesini oluşturan Reform Cephesi, son seçimlerde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın en önde gelen destekçilerinden biri oldu.

Yine DMO'ya yakınlığıyla bilinen bir diğer haber ajansı Tesnim, kısa ve belirsiz bir açıklamayla yayınladığı haberde Tahran Savcılığı'nın bazı önde gelen siyasi isimleri ‘Siyonist İsrail rejimini ve ABD'yi desteklemekle’ suçladığını bildirdi. Ocak ayındaki olaylarla ilgili soruşturmalar çerçevesinde ilgili kişilerin isimleri, parti bağlantıları veya tutuklanma koşullarına dair herhangi bir bilgi ise verilmedi.

Tesnim’in haberine göre bu ‘terör olayları’, şiddet eylemlerini meşrulaştırmak ve iç güvenliği etkilemek için perde arkasında ve siber uzayda çalışan bir organizasyon ve medya ağı aracılığıyla ‘İsrail’ ve ‘kibirli’ taraflarla pratik ve operasyonel bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Ajans, ABD ve İsrail’in tehditlerinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde reformist hareketin önde gelen politikacılarının davranışlarını izlemenin, savcının onları ‘siyasi ve sosyal durumu bozmak ve saha terörizmi olarak nitelendirdiği eylemleri meşrulaştırmak için faaliyetler düzenlemek ve yönetmekle’ suçladıktan sonra dosyalarını açmasına neden olduğunu da ekledi.

Tesnim, prosedürlerin tamamlanmasının ardından, bir siyasi partiye bağlı dört kişiye suçlamada bulunulduğunu, bunlardan bazılarının İsrail ve ABD için çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandığını, diğerlerinin ise ulusal uyumu bozmak ve kışkırtmakla suçlandıkları bir davada soruşturma için çağrıldıklarını bildirdi.

dfghyju
Aktivist Azer Mansuri ve Eminzade solda, Asgerzade sağda (Jamaran News)

İran Yargı Erki’nin haber ajansı Mizan, kimliklerini açıklamadığı bazı siyasi isimlerin tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını doğruladı.

Mansuri (60), daha önce reformist çizgiden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin danışmanlığını yapmıştı. Aralık ayı sonlarında İran'da protestolar patlak verdikten sonra, Instagram hesabında “Sesinizi duyurmanın tüm yolları kapandığında, protesto sokaklara taşınır” diye yazmıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye göre Mansuri, ‘baskının, protestocularla başa çıkmanın en kötü yolu’ olduğunu belirtirken, protestolar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybetmesine atıfla, “Medyaya ulaşamıyoruz, ancak yaslı ailelere ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz” mesajına “Hiçbir güç, hiçbir gerekçe, hiçbir zaman bu büyük felaketi telafi edemez” diye ekledi.

Mansuri, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası düzenlenen protestoların ardından tutuklanmış ve ‘kamu düzenini bozmak ve devlete karşı propaganda yapmak’ gibi suçlamalarla üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı şekilde 2022'de ‘başkalarına zarar vermek ve çevrimiçi kamuoyunu kışkırtmak amacıyla yalan yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Mansuri, bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı. Mansuri, 2023 yılının haziran ayından bu yana, daha fazla sosyal özgürlük ve sivil toplumun daha güçlü bir rol oynamasını talep eden reformist partiler ve grupların çatı koalisyonu olan Reform Cephesi'nin başkanlığını yapıyor.

Yargı uyarıları

Bu tutuklamalar, 28 Aralık'ta İran genelinde yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede yaygın bir hükümet karşıtı protesto hareketine dönüşen ve 8-9 Ocak'ta zirveye ulaşan protestoların ardından gerçekleşti.

Protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizmin de dahil olduğu ‘ayaklanmalara’ dönüştüğünü belirten İranlı yetkililer, ABD ve İsrail'i ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdikleri olayların arkasında olmakla suçladı. Ardından gelen baskılar, 1979'dan bu yana rejime yönelik en büyük siyasi meydan okuma olarak kabul edilen protestoları sona erdirdi.

Tutuklamalardan önce, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reformlar ve gerçekleri araştırma komitelerinin kurulması çağrısında bulunan yerli şahsiyetleri sert bir şekilde eleştirdi. Ejei, Velayet-i Fakih’in yanında yer almayanların, ‘savaş sırasında Saddam Hüseyin'e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanlarla’ aynı kaderi paylaşacakları uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir zamanlar devrimde yer alan ve şimdi açıklamalar yapanlar, zavallı ve sefil insanlardır.”

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre protestolar sırasında 6 bin 971 kişinin öldürüldüğü belgelendi, bunların çoğu göstericiydi, ayrıca 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Reformistlere yönelik parlamento tehdidi

Tutuklama kampanyası, Reform Cephesi'nin eski başkanı ve eski Milletvekili Ali Şakuri-rad'ın, güvenlik güçlerini protestolar sırasında ‘kendi saflarında cinayetler uydurmak’ ve ‘camileri yakmakla’ suçladığı açıklamalarıyla tırmanan tartışmalarla eş zamanlı gerçekleşti.

Şakuri-rad ne demişti?

Geçtiğimiz hafta Şakuri-rad’ın bir ses kaydı sızdırıldı. Bu kayıtta, 8-9 Ocak olaylarını ayrıntılı olarak anlatan Şakuri-rad, üyelerinin gerçekleştirdiği cinayetlerin ayaklanmayı bastırmak için yapılan bir proje olduğunu söyledi. Cami, türbe ve Kuran'ların yakılması ile Besic üyeleri ve güvenlik güçlerinin öldürülmesinin baskı için bahane olarak kullanıldığını da ekleyen Şakuri-rad, Mossad ve dış operasyon ekiplerini bu olayların arkasında olmakla suçlayan resmi açıklamayı reddettiğini ifade etti. Diğer açıklamalarında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın protestocuları ‘sorun çıkaranlar’ olarak nitelendirmesini eleştiren Şakuri-rad, bunun ‘merkezci bir güç olarak rolünü yaktığını’ ve merkezci gücün ‘krizlerde temel sosyal sermayeyi temsil ettiğini’ söyledi.

rgthy
İran'ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestocular toplanırken duman yükseliyor, 10 Ocak 2026'da (Reuters)

Aynı bağlamda Şakuri-rad, Birlik Partisi'nin kısa bir süre önce düzenlenen konferansına atıfla, konferansın oturumlarından birinde İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in mevcut durumu ele almak için bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a devretmesi önerisinin gündeme getirildiğini ve bu önerinin parti içinde tartışıldığını, ancak kamuoyuna açıklanmadığını söyledi.

“Geçiş konseyi”

Iran International adlı televizyon kanalı, 20 Ocak'ta Reform Cephesi Merkez Konseyi'nin, Hamaney'in istifasını ve bir ‘geçiş konseyi’ kurulmasını talep eden bir taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Ancak kanalın aktardığına göre güvenlik güçleri müdahale ederek Reform Cephesi liderlerini tehdit etti ve bu da bildirinin yayınlanmasının askıya alınmasına ve herhangi bir kamuoyu çağrısının geri çekilmesine yol açtı.

Habere göre görüşmelerde ‘toplu istifalar’ ve ‘ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısı’ önerileri de gündeme geldi, ancak yaygın tutuklamalarla ilgili uyarılar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin baskısı, bu adımların atılmasını engelledi.

Kanalın aktardığı reformist harekete yakın kaynaklara göre, güvenlik güçlerinin tepkisi, yetkililerin en üst düzeylerdeki siyasi bölünme belirtilerine karşı duyarlılığını ve İran siyasi sahnesinde herhangi bir fikir birliği hali veya kamuoyu eyleminin oluşmasını önleme çabalarını yansıttı.