Gazze planının başarısız olması halinde Trump'ın önündeki üç seçenek

Gazze, daha derin bir transatlantik uçurumun yan etkilerinden sadece biri

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

Gazze planının başarısız olması halinde Trump'ın önündeki üç seçenek

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Christopher Phillips

Daha önceki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul görüşmelerinin büyük kısmında bu yıl tanık olunana benzer bir heyecan yaşanmamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, her zamanki gibi yaklaşık bir saat süren uzun ve kışkırtıcı konuşmasıyla manşetlere çıktı. Aynı durum, daha sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da kabul edip, Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmek için 20 maddelik bir plan açıklarken de tekrarlandı.

Trump'ın New York'ta yaptığı en şok edici açıklamalardan biri, özellikle Batı Avrupa ve İngiltere'deki müttefiklerini eleştirerek, göç ve yeşil enerjiyi benimsemeleri nedeniyle ‘gerçek bir sorunla karşı karşıya olduklarını’ ve ‘başarısız olacaklarını” söylemesiydi. Bu açıklama, dinleyicilerini hayrete düşüren açıklamalarının oluşturduğu uzun liste içinde yer aldı. Trump'ın ikinci döneminin ilk sekiz ayında transatlantik ilişkilerde sert gerilimler yaşanırken, heyetler salondan Batı ittifakının gerçek bir sorunla karşı karşıya olup olmadığını merak ederek ayrıldılar.

dfrgty
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda düzenlenen ortak basın toplantısında tokalaşırken, gazeteciler soru sormak için söz istiyor, 29 Eylül 2025 (Reuters)

Batı ittifakı içindeki görüş ayrılığı, Gazze konusunda diğer yerlere göre daha belirgindi. BM Genel Kurulu'ndaki müzakerelerin başlıca gündem maddesi de buydu. Binyamin Netanyahu, kendisini eleştiren liderleri ‘önyargılı medya, radikal İslamcı seçmenler ve anti-Semitik kitlelerin’ baskısına boyun eğmekle suçladıktan sonra, onlarca delege Binyamin Netanyahu'nun konuşmasını dinlemekten kaçındı ve o kürsüye çıkmadan salonu terk etti. Bu olay, Fransa, İngiltere, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere bazı Batı ülke hükümetlerinin Genel Kurul toplantıları sırasında Filistin devletini tanımasının ardından yaşandı. Filistin devletinin bu ülkelerce tanınması İsrail'i öfkelendirdi ve Gazze savaşının başlamasından bu yana ABD’nin tutumunda belirgin bir ayrışmaya yol açtı. Batı ittifakı içinde Filistin konusunda ortaya çıkan bu yeni farklılıklar ne kadar önemli? Bunlar sadece yüzeysel mi, yoksa zaten artan gerginlik yaşayan ilişkilerde bir değişimin başlangıcı mı?

Bölünme çizgisi nerede?

Batılı müttefikler arasında Gazze konusunda anlaşmazlıklar yeni başlamadı. ABD, Gazze’deki savaş boyunca İsrail’i kararlılıkla desteklemeye ve eleştirilerden korumaya devam ederken, Washington'ın müttefiklerinin kınamaları giderek yoğunlaştı. İtalya, İspanya, Japonya ve Kanada silah ihracatı yasağı getirirken, İngiltere 350 silah ihracat lisansından 30'unu askıya aldı ve İsrailli aşırı sağcı iki bakana yaptırım uyguladı. Filistinliler için büyük bir sembolik öneme sahip olsa da bazı Batılı hükümetlerin eylül ayında Filistin devletini tanıması ilave bir zafer olarak görülebilir.

BM Genel Kurul toplantılarının ardından yaşanan gelişmeler, Batılı müttefikler arasında Gazze konusunda bir bölünme değil, bir dereceye kadar uzlaşı olduğunu gösteriyor

Görünüşe bakılırsa, ABD ile Batılı müttefikleri arasındaki uçurum giderek genişliyor. Trump, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Filistin'in tek taraflı olarak tanınmasının ‘Hamas için ‘çok büyük bir ödül’ olacağını söylerken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Filistin’in tanınmasının, süreci ‘ne ilerleten ne de geciktiren’ bir adım olduğunu ifade etti.

Ancak ABD bu kınayıcı açıklamalarına rağmen, direktiflerini ihlal eden müttefiklerine karşı herhangi bir adım atmadı. İsrailli politikacılar, Filistin devletini tanıma kararlarına yanıt olarak Netanyahu'dan Batı Şeria topraklarını ilhak etmesini talep ettiğinde, Trump ‘böyle bir şeye izin vermeyeceğini’ açıkça ifade etti. Bu açıklama, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Körfez ülkelerinden müttefiklerinin baskısından kaynaklanıyordu. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), gerginliğe neden olacak herhangi bir adımın Trump'ın ilk dönemindeki en önemli başarılarından biri olan Abraham (İbrahim) Anlaşmaları'nı tehlikeye atabileceğini ima etti. Trump'ın Macron'la uyumlu tutum sergilemesi, onun Paris'in Filistin'i tanımasına karşı ciddi bir düşmanlık beslemediğini gösterdi.

u7ı8
ABD Başkanı Donald Trump, New York'ta Arap ve Müslüman ülke liderleriyle yaptığı toplantı sırasında, 23 Eylül 2025 (Reuters)

Esasen BM Genel Kurul toplantılarının ardından yaşanan gelişmeler, Batılı müttefikler arasında Gazze konusunda bir bölünme değil, bir dereceye kadar uzlaşma olduğunu gösterdi. Trump yönetimi, Gazze’deki savaş konusunda bir ‘anlaşmaya’ varmak üzere olduğunu iddia ediyor. Bu yüzden BM Genel Kurulu’nu Arap ülkeleri, İsrail, Türkiye ve Avrupa ülkelerinin liderleriyle bu anlaşmayı görüşmek için kullandı. Detaylar belirsiz olsa da haberlere göre Beyaz Saray, Hamas'ı dışlayan geçici bir teknokrat yönetimin başına eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i atamak için tartışmalı bir planı destekliyor. Bu plan hedeflerine ulaşamayabilir, ancak amaç ateşkes ve siyasi çözüm için baskı yapmaksa, Batılı müttefiklerin desteğini sürdürmek, Filistin devletinin tanınması konusundaki anlaşmazlıklardan önce ABD yönetimi için bir öncelik olmaya devam edecektir.

Ufukta sorunlar mı var?

Peki, ya tüm bunlar İsrail ve Filistin konusunda transatlantik ittifak içindeki çatlakları maskelemekten başka bir işe yaramazsa? Ya böyle bir anlaşma başarısız olursa ya da hiç gün yüzü görmezse? O zaman bu farklılıkların yeniden su yüzüne çıkması gibi gerçek bir tehlike ortaya çıkar. Batılı liderlerin çoğu Trump'ın aksine İsrail'e karşı daha eleştirel bir tutum sergilemeleri için içerden gelen bir baskı altında ve savaşı sona erdirmek için çaba gösteriyorlar. Bu yüzden Filistin devletinin tanınması sürecin sadece başlangıcıdır, sonu değil. Savaş devam ederse ve Filistinlilerin ölümleri artarsa, bu liderler muhtemelen daha ileri adımlar atacaktır.

Bir BM soruşturma komisyonu kısa süre önce İsrail'in Gazze'de soykırım gerçekleştirdiğini açıkladıktan sonra, özellikle Avrupalılar ilave yaptırımlar uygulamayı düşünmeye başladı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği (AB)-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın belirli maddelerinin askıya alınmasını önerdi. Bu durumda İsrail mallarının AB pazarına ayrıcalıklı erişimi engellenecek.

tyu
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Görsel: Eduardo Ramon)

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İsrail'in Ukrayna'yı işgalinden sonra Rusya'ya uygulanan muameleye tabi tutulmasını ve uluslararası spor müsabakalarına katılımının yasaklanmasını istedi. Avrupa Futbol Birliği, başta Türkiye olmak üzere üyelerinin baskısıyla, İsrail milli takımını ve İsrail futbol kulüplerini müsabakalarından ihraç etmek zorunda kalabilir. Bu tür yaptırımlar veya benzer önlemler açıklanırsa, Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer gibi Batılı liderler, Netanyahu hükümetine karşı eylemlerini genişletmeleri yönünde taleplerle karşı karşıya kalacaklar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum Trump'ı kızdırabilir, zira ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin diğer ülkelerle ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası'na İsrail'in katılımını engellemeye yönelik her türlü girişime karşı çıkacağını zaten açıkladı.

Trump'ın FIFA Başkanı Gianni Infantino ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında, UEFA'nın uyguladığı herhangi bir yasağı geçersiz kılmak için baskı yapabilir. Trump, kendisini İsrail'in uluslararası savunucusu olarak göstermeye devam ederse, Batılı müttefikleri Netanyahu'ya baskı uygulamakta ellerinin bağlı olduğunu hissedecek, bu da Batı ittifakı içinde bölünmelerin artmasına yol açabilir.

İsrail'in Katar'daki Hamas liderlerine yönelik saldırısı, Körfez’deki ABD müttefikleri arasında öfkeye yol açtı ve Beyaz Saray'a Netanyahu’nun saldırganlığını durdurması için baskı yapmaya sevk etti.

Ancak, Beyaz Saray’ın böyle bir tepki vereceğine dair herhangi işaret yok. Trump’ın şimdiye kadar İsrail'e verdiği güçlü desteğe rağmen, ABD başkanı öngörülemezliği ile biliniyor. İsrail’in Katar’daki Hamas liderlerine yönelik saldırısı, Körfez'deki ABD müttefikleri arasında öfkeye yol açarak, Beyaz Saray'a Netanyahu'yu dizginlemesi için baskı yapmalarına neden oldu. Ateşkes için açıklanan bu son plan, bu baskının sonucu olabilir, ancak plan başarısız olursa Trump, İsrail'e koşulsuz desteğin sonuçlarına değip değmeyeceğine karar vermek zorunda kalacak. Avrupa ve hatta Körfez ülkeleriyle daha fazla ayrılık kabul etmeye istekli olabilir, ancak tamamen ticari hesaplamalarıyla tanınan Trump’ın, Netanyahu’nun bu desteğin karşılığında kendisine yeterince şey sonucuna varması da mümkün.

Hamas ve İsrail'in Gazze’de savaşı sona erdirme planını onaylaması ve Mısır'ın planın ayrıntılarına ilişkin müzakerelere ev sahipliği yapma niyetini açıklaması üzerine, Trump'ın Gazze planı başarısız olursa bir sonraki aşamada önünde üç seçeneği olacak:

1- Batı ittifakına verilebilecek zarara bakılmaksızın İsrail'i desteklemeye devam etmek.

2- İsrail'e savaşı durdurması ve bölünmelerin genişlemesini önlemesi için güçlü baskı uygulamaya devam etmek.

3- Müttefikleriyle ilişkilerinde anlaşmazlıkları stratejisinin odak noktası haline getirmeden farklılıkların var olmasına izin vermek.

Trump, şimdiye kadar üçüncü seçeneğe eğilimli bir tutum sergiledi. Trump'ın İsrail'e karşı güçlü duyguları olduğunu herkes biliyor, ancak BM’deki konuşmasından da anlaşıldığı üzere Avrupalı müttefiklerine bakışı sadece Filistin'deki durumla ilişkili değil. Konuşması, şahsi görüşlerini ve bir dizi başka faktörü de yansıtıyor. Trump, Gazze konusundaki anlaşmazlıkları, Avrupa'ya karşı sert tutumunu haklı çıkarmak için kullanıyor olabilir. Ancak Gazze, Batı ittifakı içindeki daha derin bölünmenin yan etkilerinden sadece biri.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
TT

Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, ülkedeki son protestoların Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından düzenlenen bir darbe girişimi olduğunu söyledi.

Televizyonda yayınlanan konuşmasında Hamaney, yaşananların "kendiliğinden gelişen protestolar değil, ülkenin yönetimindeki hassas noktaları hedef almak amacıyla yapılmış bir Amerikan-Siyonist komplosu" olduğunu ifade etti.

Hamaney'in konuşması, ocak ayındaki protestolar hakkındaki tutumları nedeniyle "Reform Cephesi" lideri Azer Mansuri'nin yanı sıra parlamenterler ve eski yetkililer de dahil olmak üzere önde gelen reformcu isimleri hedef alan bir gözaltı dalgasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Diğer yandan, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da konuşan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'la yapılacak herhangi bir müzakerede "kırmızı çizgileri" belirleyecek "tek kişinin" Başkan Donald Trump olduğunu söyledi.


Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.