7 Ekim'in üzerinden iki yıl geçerken Ortadoğu kaos ve değişim arasında

İsrail, bölgedeki temel askeri güç olarak öne çıktı

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam
TT

7 Ekim'in üzerinden iki yıl geçerken Ortadoğu kaos ve değişim arasında

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam

Paul Salem

7 Ekim 2023 saldırılarının ardından patlak veren geniş çaplı bölgesel çatışmanın ikinci yıldönümüne geldiğimiz bugün, çok sayıda krizin Ortadoğu'yu nasıl değiştirdiğini ve önümüzdeki aylarda bölgenin gidişatının nasıl etkileyebileceğini değerlendirmemiz gerekiyor.

Ortadoğu’daki çatışmalar, İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde patlak veren savaşla başladı, ancak kısa sürede bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendiren bir dönüm noktasına dönüştü. Bu durum bölgenin başlıca aktörleri olan İsrail, İran, Türkiye, Körfez ülkeleri ve ABD'yi, Ortadoğu'nun yeni bir entegrasyon ve istikrar dönemine mi gireceğini yoksa daha fazla çatışma ve parçalanmaya mı doğru gittiğini belirleyecek stratejik kararlar almaya itti.

Bu kritik dönüm noktasında, yeni bölgesel düzeni şekillendirecek önemli sorular gündeme geliyor. İsrail, benzeri görülmemiş askeri üstünlüğünü kullanarak bölgesel normalleşme, entegrasyon ve komşularıyla siyasi uzlaşmayı sağlayabilecek mi? İran, doğrudan müdahale yaklaşımını yeniden gözden geçirip daha istikrarlı bir güvenlik ve diplomatik yaklaşım arayışına girecek mi? ABD ve Körfez ülkeleri, tepki vermekle yetinmek yerine, nüfuzlarını istikrarı sağlamak için kullanmayı başarabilecek mi? Lübnan ve Suriye'de devletin yeniden inşası için sınırlı fırsatlar, bölgesel bir canlanma faktörüne dönüşebilir mi, yoksa yeni bir bölgesel gerginlik dalgasının ortasında yok olup gidecek mi?

Kazananlar ve kaybedenler

İsrail, bölgenin önde gelen askeri gücü olarak açıkça öne çıktı. Operasyonları sadece Gazze’de değil, Lübnan, Suriye, Yemen ve İran topraklarında da olayları şekillendirdi. Önceki caydırıcılık varsayımlarının çökmesinin sonuçlarından korkmadan İran tesislerini hedef alma yeteneğini gösterdi ve böylece bölgedeki askeri dengeyi yeniden şekillendirdi.

İsrail, yeni hakim güç konumundan, bölgesel düzenin geleceğini şekillendirmede en büyük role sahip. Sahadaki kazanımlarını, Ortadoğu'ya kalıcı entegrasyonunu güvence altına alan bir bölgesel güvenlik çerçevesi oluşturmak için kullanabilir.

Buna karşın İran en büyük kaybeden oldu. Tahran'ın her zaman gurur duyduğu ve yıllardır İsrail ile kırılgan bir dengeyi koruyan ‘direniş ekseni’ parçalandı. Bu durum İran'ı Suriye'den çekilmeye zorladı ve Hizbullah'ın Lübnan'daki etkisi önemli ölçüde azalırken, Tahran kendi topraklarına yönelik doğrudan saldırıları bile engelleyemedi.

Öte yandan Türkiye, sessizce etkisini güçlendirmeye devam etti. Türkiye'nin desteğini alan ve Suriye cumhurbaşkanlığına ulaşan Ahmed eş-Şara'nın yükselişi, Ankara'ya Şam'da yeni bir etki kaynağı sağladı ve bölgesel varlığının bir kısmını da geri kazandı. Körfez ülkeleri ise kısa bir süre öncesine kadar doğrudan çatışmayı önlemeyi başarmışlardı, ancak geçen hafta İsrail'in Katar'a düzenlediği saldırı, onları gerilimin merkezine yerleştirdi ve çatışmanın daha da derinleşmesine neden olabilir.

Eski düzen ortadan kalkarken yenisi henüz doğmadı

Bir yandan İsrail, diğer yandan İran ve müttefikleri arasındaki güç dengesi üzerine kurulu, onlarca yıldır süren bölgesel düzen çöktü. Ancak, henüz yeni bir düzen ortaya çıkmadı.

İsrail’in güç perspektifi

İsrail, yeni hakim güç konumundan, bölgesel düzenin geleceğini şekillendirmede en büyük role sahip. Yerinde elde ettiği kazanımları, Ortadoğu'ya kalıcı entegrasyonunu güvence altına alan bir bölgesel güvenlik çerçevesine doğru sıçrama tahtası olarak kullanabilir. Bunun için Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi, Suudi Arabistan ile normalleşmenin hızlandırılması, Filistinlilere inandırıcı bir siyasi ufuk sunulması ve Suriye, Lübnan ve diğer Arap ve Müslüman ülkelerle uzlaşı kapısının açılması gerekiyor.

İran'ın izleyebileceği alternatif bir yol var. Bu yol, sınırlarını korumasına ve bölgedeki konumunu yeniden kazanmasına yardımcı olacak. Arap komşularıyla diplomasi, hala bir seçenek olarak durmaktadır.

Ancak Netanyahu'nun şu an izlediği yol bu yaklaşımdan çok uzak görünüyor. Netanyahu, Katar’ın başkenti Doha'da Hamas’ın müzakere heyetini hedef alarak savaşı sona erdirmek için diplomatik girişimleri engellemeye çalıştı. Tüm bunlar arasında Gazze'deki savaş üçüncü yılına girdi. Katar'a yapılan saldırı, ABD Başkanı Donald Trump'ın sahneye güçlü bir şekilde geri dönmesine ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için Trump planını başlatmasına neden olmuş gibi görünüyor. Bununla birlikte Katar'a güvenlik garantisi veren Trump, açıkça “İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine izin vermeyeceğim” dedi.

Hamas anlaşmanın bazı ayrıntılarını hala müzakere ettiği için Trump'ın planı nihayetinde başarısız olabilir, ancak plan devam ederse Trump, İsrail'i savaşı sona erdirmeye, Batı Şeria'yı ilhak etme planlarını ertelemeye ve Suudi Arabistan ile olası bir anlaşmanın önünü açmaya zorlamış olacak. Plan başarısız olursa, savaş üçüncü yılına girerken bölgede birkaç hafta önce hakim olan gerginlik hali yeniden ortaya çıkacak.

hyuj
Görsel: Nesma Moharam

Aslında, eylül ayı başlarında Katar'a yapılan saldırı ve Türkiye ile gerginliğin artması, bölgede geniş çaplı bir gerginlik artışı olasılığını işaret ediyordu. İsrail'in Lübnan ve Suriye'deki ‘zaferleri’ bile askeri açıdan kesin sonuç vermedi. Netanyahu, sahadaki başarılarını yeni bölgesel güvenlik mimarisine dönüştürmek yerine, ABD'nin etkili bir baskı uygulamaması nedeniyle, İsrail ve bölgeyi açık bir çatışma döngüsünde tutma riskini göze alıyor gibi görünüyor.

İran'ın rolü

Tahran, hesaplarını yeniden gözden geçirmek için kritik bir kavşakta bulunuyor. Milisleri ‘cepheye’ itme ve Arap devletlerinin iç işlerine müdahale etme stratejisi, büyük bir başarısızlık olarak sonuçlandı. İran şu anda etkili bir caydırıcılıktan yoksun, zayıf müttefiklere sahip ve etkisi azalan bir konumda bulunuyor.

Tüm bu aksiliklere rağmen Tahran henüz radikal bir stratejik gözden geçirme yapmadı. İran rejimi, saldırılardan sağ kurtulan vekillerini desteklemeye devam ediyor ve nükleer programı konusunda önceki tutumunu sürdürüyor. Bu çıkmaz durum, İsrail'in daha da gerilimi artırmasına kapı açarak, İran'ı daha fazla izolasyona maruz bırakması ve zayıflatması nedeniyle gerçek bir tehlike yaratıyor.

Ancak İran'ın izleyebileceği alternatif bir yol var. Bu yol, sınırlarını korumasına ve bölgedeki konumunu yeniden kazanmasına yardımcı olabilir. Komşusu olan Arap ülkeleriyle diplomasi, halen masasındaki bir seçenek olarak duruyor. İran, milis yaklaşımından vazgeçip Filistin sorunu da dahil olmak üzere devam eden çatışmalara müzakere yoluyla çözüm arayabilir. Ayrıca, rejimin güvenliğini ve halkın çıkarlarını artıracak ve Tahran'a bölgesel istikrara katkıda bulunmak için gerçek bir fırsat verecek güvenlik çerçeveleri, ekonomik koridorlar ve enerji tedarik ağları gibi bölgesel kamu mallarının oluşturulmasına odaklanabilir.

Stratejik satranç tahtası ise hala istikrarsızlığını koruyor. Her bir ülkede yaşanan gelişmeler, istikrarı teşvik edecek ya da yeni krizlere yol açacak şekilde değişiyor. 

Körfez ülkeleri ve sınırlı etkileri

Körfez ülkeleri daha istikrarlı ve entegre bir bölgesel sisteme doğru ilerliyor, ancak mevcut askeri dengede sınırlı rol oynamaya devam ediyorlar. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme teklifi, en güçlü diplomatik kozu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu teklif, Arap-İsrail ilişkilerinde dönüştürücü bir etki yaratabilir, ancak Netanyahu liderliğindeki sert sağ koalisyonun tutumunu değiştirmeyi henüz başaramadı. Öte yandan Körfez'in tekrar tekrar başlattığı girişimler, İran'ın bölgesel tutumunu henüz değiştiremedi.

Washington’un rolü: Tepki ile stratejik vizyon arasında

İkinci döneminin yarısını geride bırakan ABD Başkanı Donald Trump, Körfez ülkeleriyle, ABD'nin arabulucu ve ana yararlanıcısı olduğu istikrarlı ve entegre bir bölgesel düzen kurma hedefini paylaşıyor. Seçimden göreve başlama törenine kadar Trump, Netanyahu'ya Gazze ve Lübnan'da ateşkes kabul etmesi için önemli baskı uyguladı. Buna rağmen Washington kısa sürede reaktif bir tutuma geri döndü ve büyük ölçüde İsrail'in kararlarıyla yönetilen krizlerle başa çıkmakla yetindi.

Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, Katar'a yapılan saldırı Trump'ı yeniden ön plana çıkardı. Trump, iddialı hedefleri arasında Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan ile Abraham (İbrahim) Anlaşmaları'nı tamamlamak, İran'ın nükleer programı sorununa kalıcı bir çözüm bulmak ve Suudi Arabistan'ı tatmin edecek ve aynı zamanda İsrail'in güvenliğini garanti altına alacak şekilde Filistin sorununu çözmek olduğunu açıkladı. Trump’ın son girişimi hedeflerini gerçekleştirmede başarılı olursa, bu karmaşık bölgesel krizin çözümünde bir sonraki aşamayı oluşturabilir ve hatta dış politika mirasını belirleyebilir.

Bölgesel sahalar sürekli değişiyor

Stratejik satranç tahtası istikrarsızlığını korusa da her bir ülkede yaşanan gelişmeler, istikrarı teşvik edecek ya da yeni krizleri tetikleyecek şekilde değişiyor.

Lübnan ve devletin yeniden ayağa kalkması

Lübnan, devletin yeniden doğuşuna dair en umut verici hikayelerden birini sunuyor. On yıllar süren felç ve çöküş döneminin ardından, Beyrut'un devlet kurumları yavaş yavaş yeniden ayağa kalkıyor, Hizbullah'ın nüfuzu zayıflıyor ve İran'ın etkisi hızla azalıyor.

7 Ekim saldırılarının üzerinden iki yıl geçti, Ortadoğu kritik bir dönüm noktasında, eski düzen çöktü, ancak yerine henüz yeni bir düzen gelmedi.

Lübnan, güçlü uluslararası destek sayesinde egemenliğini yeniden tesis etmek, çökmekte olan mali ve bankacılık sistemini reform etmek ve bir zamanlar onu bölgenin parlayan merkezi haline getiren çoğulculuk ve refah modelini yeniden canlandırmak için nadir bir fırsata sahip. Ancak, özellikle Hizbullah'ın ilerlemeyi engelleme kabiliyeti ve İsrail'in ateşkes taahhütlerini yerine getirmedeki yavaşlığı göz önüne alındığında, iyileşme süreci halen kırılgan seyretse de devletin güçlendirilmesi ve kurumlarının sağlamlaştırılması yönünde bir genel eğilim söz konusu.

Suriye ve kırılgan geçiş süreci

Diğer taraftan Suriye'deki geçiş süreci de aynı derecede belirsiz görünüyor. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye'yi Arap dünyasına yeniden entegre etmeyi amaçlayan kapsayıcı bir devlet kurma sözü verdi. Ancak, hükümetinin Alevi nüfusun yoğun olduğu kıyı bölgesi ve Dürzi azınlığın yaşadığı Süveyda ilindeki muhalefete şiddetle karşılık vermesi, bu yaklaşımın güvenilirliği konusunda soru işaretleri yarattı. Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile müzakerelerin çıkmaza girmesi de Suriye toplumunun farklı bileşenleri arasındaki güven eksikliğini yansıtıyor.

Bunun yanında Şara, toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve on yıllar süren tecrit ve savaşın ardından bölgedeki ve uluslararası sahnedeki konumunu yeniden kazanmayı amaçlayan, yaşayabilir bir Suriye devleti inşa etme vizyonunu sürdürmeye devam ediyor. Bu yolda geniş bölgesel ve uluslararası destek görüyor. Lübnan örneğinde olduğu gibi, işleyen bir devlet ve gelişen bir ekonominin kurulması sadece Suriyelilerin beklentilerini ve acil ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda tüm bölgede istikrarın temellerinin atılmasına da katkıda bulunabilir.

Yeni bir bölgesel düzen mi, yoksa tam bir kaos mu ortaya çıkacak?

7 Ekim saldırılarının üzerinden iki yıl geçti, Ortadoğu kritik bir dönüm noktasında, eski düzen çöktü, ancak yerine henüz yeni bir düzen gelmedi. İsrail benzeri görülmemiş bir askeri güce sahip, İran savunma pozisyonunda, Körfez ülkeleri ve ABD istikrar için bir çerçeve arıyor ve Beyrut'tan Şam'a kadar yerel arenalarda dalga dalga ayaklanmalar ve kargaşalar yaşanıyor.

Politika yapıcılar bir sonraki şoku beklemek yerine bu fırsatı değerlendirmelidir. Cesur bir bölgesel strateji oluşturmak için gerçek fırsat var.

Burada “Tüm bu dönüşümler, güvenlik, diplomasi ve ekonomik entegrasyona dayalı yeni bir bölgesel yapı oluşturmak için mi kullanılacak, yoksa bölge, savaşların çemberini genişleten ve istikrarsızlığı derinleştiren yeni bir çatışma dönemine mi girecek?” sorusu ortaya çıkıyor.

Ortadoğu şu an hem tehlike hem de fırsat barındıran bir dönüm noktasında. Bölgedeki aktörler ve ABD için mevcut çatışmaların gidişatını kalıcı istikrara doğru çevirmek ve herkese refah getirebilecek bir bölgesel sistem kurma konusunda fırsatlar hala var. Ya bu yol benimsenir ya da bölge, bir sonraki patlama bölgenin haritasını yeniden çizene kadar krizden krize sürüklenmeye devam eder.

Politika yapıcıların bir sonraki şoku beklemek yerine bu fırsatı değerlendirmeleri gerekiyor. Gazze'deki ateşkes müzakereleri, İsrail-Filistin sorununun çözümü, Arap ülkeleri ile İsrail ilişkilerinin normalleşmesi ve İran ile diplomatik anlaşma ile daha geniş bir güvenlik ve ekonomi çerçevesinin oluşturulmasını birbirine bağlayan cesur bir bölgesel strateji geliştirme fırsatı bulunuyor. Ancak bu fırsat hızla uzaklaşıyor. Eğer derhal harekete geçilmezse daha fazla hayatın ve yılların boşa gittiği ağır bir bedel ödenir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı

62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
TT

Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı

62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)
62 yaşındaki Brad Pitt, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandıran dublör Cliff Booth rolüne bu yıl izleyiciyle buluşacak filmle geri dönüyor (Sony Pictures Releasing)

Netflix, Super Bowl sırasında sürpriz bir "ilk bakış" videosu yayımlayarak Brad Pitt'in dublör Cliff Booth rolüne The Adventures of Cliff Booth'ta geri döndüğünü gösterdi. Yapım, Bir Zamanlar… Hollywood'da (Once Upon a Time... in Hollywood) evreninde geçen yeni bir film.

Kısa tanıtım, retro bir müzik eşliğinde Cliff'in bir barda keyif yaptığı, bir film setinin perde arkasında dolaştığı ve toprak pistte bir yarış arabasının direksiyonunda görüldüğü sahnelerden oluşuyor. 

Video, dublörün dizini buzlayıp Elizabeth Debicki ve Yahya Abdul-Mateen II’nin canlandırdığı karakterlerle tanışmasıyla açılıyor; ikili, gösterişli "eski Hollywood" tarzı kıyafetler içinde. Tanıtım boyunca çıplaklık, sigara, orta parmak, silahlar ve küfürlü replikler kısa kısa beliriyor; görüntüler, "şakacı" bir sansür numarasıyla anlık olarak kapatılıyor.

Finalde ise Cliff'in masasının üzerine bir Oscar koyduğu bir plan var. Bu da Pitt'in, Bir Zamanlar… Hollywood'da filmindeki rolüyle kazandığı ilk oyunculuk Oscar'ına gönderme diye yorumlandı.

Pitt'in canlandırdığı "havalı ve karizmatik" dublör Cliff Booth'u ilk kez 2019'da filmde tanımıştık.

Devam filminde yönetmen koltuğunda David Fincher oturuyor. Senaryoyu Quentin Tarantino kaleme aldı ancak yönetmenliği Fincher'a bıraktı. Tarantino'nun ise hâlâ çekmek istediği 10. ve "son" film projesi üzerinde çalıştığı belirtiliyor. 

Fincher'ın Netflix'le ilişkisi Mindhunter dönemine uzanıyor. Yönetmenin platform için çektiği The Killer ve Mank de bu ortaklığın son örnekleri.

Super Bowl'u evde izleyenler ise, tanıtımda filmin adının hiç görünmemesiyle şaşkınlık yaşadı. Sosyal medyada bir kullanıcı "O Brad Pitt'li fragman da neyin nesiydi, biri açıklasın" derken, bir başkası şöyle yazdı: 

Brad Pitt'li Netflix filminin adını öğrenmemize resmen izin yok mu?

Başka bir kullanıcı ise Netflix'in filmin ismini bilinçli olarak vermediğini, insanların internette aratmasını sağlamak istediğini savundu.

Bir Zamanlar… Hollywood'da, 1969'da Charles Manson tarikatı mensuplarının Sharon Tate ve arkadaşlarını öldürdüğü geceyi "alternatif tarih" kurgusuyla yeniden yazmış; Cliff Booth'la yakın arkadaşı, Rick Dalton saldırganları durdurup öldürmüştü. 

The Adventures of Cliff Booth'un hikayesi 1970'lerde geçecek. Dalton'ı canlandıran Leonardo DiCaprio'nun bu devam filminde geri dönmesi beklenmiyor. 

Cliff Booth'a; Scott Caan, Elizabeth Debicki, Yahya Abdul-Mateen II, Carla Gugino ve Holt McCallany'nin canlandırdığı yeni karakterlerin eşlik edeceği açıklandı. Ayrıca Timothy Olyphant'ın, ilk filmdeki James Stacy rolüyle geri döneceği de doğrulandı.

Independent Türkçe, Variety, Mirror


Netflix'e sessiz sedasız eklenen Alman dizisi listeleri altüst etti

Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
TT

Netflix'e sessiz sedasız eklenen Alman dizisi listeleri altüst etti

Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)
Unfamiliar'ın başrollerinde 53 yaşındaki Susanne Wolff'a (solda) Dogs of Berlin ve Dark gibi dizilerle de tanınan Felix Kramer (sağda) eşlik ediyor (Netflix)

Netflix izleyicileri platforma yeni eklenen gerilim dizisini tek oturuşta bitiriyor.

6 bölümlük Unfamiliar, neredeyse hiç tanıtım yapılmadan Netflix kataloğuna eklendi. Ancak bu sessiz sedasız çıkışına rağmen kısa sürede izleyicinin ilgisini çekti ve platform listelerinde üst sıralara tırmandı.

Dizi, Birleşik Krallık'ta en çok izlenenler listesinde 9. sıraya yükseldi. Yayına girer girmez büyük ilgiyle karşılanan Unfamiliar, Türkiye'deyse ikinci sıraya yerleşti. Hem izleyiciler hem de eleştirmenler, bağımlılık yapan temposu nedeniyle gerilim dizisini türün meraklılarına öneriyor.

Almanya yapımı Unfamiliar, Simon ve Meret adlı iki eski casusun Berlin'in merkezinde gizli bir "güvenli ev" işletmesiyle açılıyor.

Netflix, 18 yaş altı izleyicilere uygun olmadığını belirttiği dizinin konusunu resmi özetinde şöyle anlatıyor:

İki eski casusun geçmişleri peşlerini bırakmayınca, en büyük dertleri araba kovalamacaları, silahlı çatışmalar veya yumruklaşmalar değil; birbirlerine gerçeği söylemek olur.

Bir değerlendirmede Unfamiliar'ın "kedi-fare" kovalamacası üzerine kurulu olduğu ve Netflix'in önceki casusluk hitleri The Night Agent, The Recruit ve Black Doves'u hatırlattığı belirtiliyor. Aynı yorumda dizi "görsel olarak etkileyici" bulunuyor. İzleyiciyi daha ilk bölümden yakaladığı ve aksiyon sevenler için "tek oturuşta bitirilecek" bir seçenek sunduğu vurgulanıyor.

Başka bir izleyici ise dizinin ilk bölümde merak uyandıracak kadar ipucu verip, bazı ayrıntıları karanlıkta bırakırken bunu "seyirciyle oynuyormuş" hissi yaratmadan yapmasını övdü.

Diziyi şimdiden bitirdiğini söyleyen bir izleyici de "Duramadım; gece 02.30'a kadar tüm bölümleri arka arkaya izledim" diyerek, yapımı "alışıldık Hollywood prodüksiyonlarından çok daha iyi" bulduğunu dile getirdi. 

Bir başka yorumda da aksiyon sahnelerinin sertliğine dikkat çekildi. Ana karakterin telefonda eşiyle tartışırken bir yandan da saldırganlarla boğuştuğu sekansı hatırlatan bir izleyici şöyle dedi:

Kulağa tuhaf geliyor ama sahne müthiş akıyor.

Bazı izleyiciler, başroldeki Susanne Wolff'un performansını "müthiş" diye nitelerken, dizinin klişelere düşmediğini belirtiyor. 

Çekimleri Berlin'de gerçekleşen Unfamiliar, 5 Şubat'tan bu yana Netflix'te izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Express, Mirror


Zirve el değiştirdi: Timothée Chalamet'nin son filminden rekor

30 yaşındaki Timothée Chalamet'nin canlandırdığı Marty karakteri; masa tenisi şampiyonu, dolandırıcı, komedyen ve girişimci Marty Reisman'ın hayatından esinlenerek yaratılmış (A24)
30 yaşındaki Timothée Chalamet'nin canlandırdığı Marty karakteri; masa tenisi şampiyonu, dolandırıcı, komedyen ve girişimci Marty Reisman'ın hayatından esinlenerek yaratılmış (A24)
TT

Zirve el değiştirdi: Timothée Chalamet'nin son filminden rekor

30 yaşındaki Timothée Chalamet'nin canlandırdığı Marty karakteri; masa tenisi şampiyonu, dolandırıcı, komedyen ve girişimci Marty Reisman'ın hayatından esinlenerek yaratılmış (A24)
30 yaşındaki Timothée Chalamet'nin canlandırdığı Marty karakteri; masa tenisi şampiyonu, dolandırıcı, komedyen ve girişimci Marty Reisman'ın hayatından esinlenerek yaratılmış (A24)

Timothée Chalamet'nin başrolünü üstlendiği +18'lik spor filmi Muhteşem Marty (Marty Supreme), A24'ün dünya genelinde en yüksek hasılat yapan filmi oldu. 

Komediyle dramı buluşturan film, küresel gişede 147 milyon dolara ulaştı. Bunun 93 milyon doları ABD'den, 54 milyon dolarıysa uluslararası pazarlardan geldi. 

Bu rakamlar, daha önce A24'ün dünya çapındaki en büyük gişe başarıları arasında yer alan Oscarlı Her Şey Her Yerde Aynı Anda'nın (Everything Everywhere All at Once) 142 milyon dolarlık ve İç Savaş'ın (Civil War) 127 milyon dolarlık küresel hasılatını geride bıraktı.

Film, yılın başında 77 milyon dolarla A24'ün ABD gişesi rekorunu da kırmış ve Her Şey Her Yerde Aynı Anda'nın elindeki zirveyi devralmıştı. Yapımın dünya genelinde de liderliğe yükselmesi yalnızca birkaç hafta sürdü.

A24'e göre Muhteşem Marty'nin hasılatı daha da artacak. Zira film hâlâ bazı büyük uluslararası pazarlarda vizyona girmedi. 

Stüdyo, pazarlama giderleri hariç yalnızca prodüksiyon için 70 milyon dolar harcadı; bu, bağımsız/arthouse çizgisiyle bilinen şirketin bugüne kadar bir filme ayırdığı en yüksek yapım bütçesi. Sinema salonlarının bilet gelirinin yaklaşık yarısını aldığı hesaba katıldığında, filmin gişede uzun süre ayakta kalması stüdyo için rahatlatıcı.

Yapım, ABD ve Kanada'da Noel günü vizyona girerek uzun tatil döneminde 27 milyon dolarlık açılış yapmıştı. Başarıda Chalamet'nin payı büyük. Film, olumlu eleştiriler ve kulaktan kulağa yayılan övgü dolu yorumlar sayesinde sinemalarda izleyici çekmeyi sürdürüyor

Çin'de de vizyona girecek

Josh Safdie imzalı tempolu macerada Chalamet, masa tenisi şampiyonu Marty Mauser rolünde. Mauser, zirve hayalinin peşinde kendini sonuna kadar zorluyor. Filmde Chalamet'ye Gwyneth Paltrow, Odessa A'zion, Kevin O'Leary, Tyler Okonma, Abel Ferrara ve Fran Drescher eşlik ediyor.

Filmin uluslararası vizyon yolculuğu da sürüyor. A24, yapımın yıl içinde Çin'de vizyona gireceğini duyurdu ancak tarih henüz açıklanmadı. Chalamet, yılın başlarında yaptığı açıklamada "Çinli izleyicilerin Muhteşem Marty'yi deneyimlemesi ve filmin dünyanın dört bir yanındaki yolculuğunun bir parçası olması için sabırsızlanıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Muhteşem Marty aynı zamanda ödül sezonunda da güçlü bir performans sergiliyor. Chalamet, En İyi Erkek Oyuncu dalında Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerini kazandı. Spor draması, En İyi Film dahil 9 dalda Oscar'a aday gösterildi.

Türkiye'de 1 Ocak'ta vizyona giren Muhteşem Marty halen gösterimde.

Independent Türkçe, Variety, The Playlist