7 Ekim'in üzerinden iki yıl geçerken Ortadoğu kaos ve değişim arasında

İsrail, bölgedeki temel askeri güç olarak öne çıktı

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam
TT

7 Ekim'in üzerinden iki yıl geçerken Ortadoğu kaos ve değişim arasında

Görsel: Nesma Moharam
Görsel: Nesma Moharam

Paul Salem

7 Ekim 2023 saldırılarının ardından patlak veren geniş çaplı bölgesel çatışmanın ikinci yıldönümüne geldiğimiz bugün, çok sayıda krizin Ortadoğu'yu nasıl değiştirdiğini ve önümüzdeki aylarda bölgenin gidişatının nasıl etkileyebileceğini değerlendirmemiz gerekiyor.

Ortadoğu’daki çatışmalar, İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde patlak veren savaşla başladı, ancak kısa sürede bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendiren bir dönüm noktasına dönüştü. Bu durum bölgenin başlıca aktörleri olan İsrail, İran, Türkiye, Körfez ülkeleri ve ABD'yi, Ortadoğu'nun yeni bir entegrasyon ve istikrar dönemine mi gireceğini yoksa daha fazla çatışma ve parçalanmaya mı doğru gittiğini belirleyecek stratejik kararlar almaya itti.

Bu kritik dönüm noktasında, yeni bölgesel düzeni şekillendirecek önemli sorular gündeme geliyor. İsrail, benzeri görülmemiş askeri üstünlüğünü kullanarak bölgesel normalleşme, entegrasyon ve komşularıyla siyasi uzlaşmayı sağlayabilecek mi? İran, doğrudan müdahale yaklaşımını yeniden gözden geçirip daha istikrarlı bir güvenlik ve diplomatik yaklaşım arayışına girecek mi? ABD ve Körfez ülkeleri, tepki vermekle yetinmek yerine, nüfuzlarını istikrarı sağlamak için kullanmayı başarabilecek mi? Lübnan ve Suriye'de devletin yeniden inşası için sınırlı fırsatlar, bölgesel bir canlanma faktörüne dönüşebilir mi, yoksa yeni bir bölgesel gerginlik dalgasının ortasında yok olup gidecek mi?

Kazananlar ve kaybedenler

İsrail, bölgenin önde gelen askeri gücü olarak açıkça öne çıktı. Operasyonları sadece Gazze’de değil, Lübnan, Suriye, Yemen ve İran topraklarında da olayları şekillendirdi. Önceki caydırıcılık varsayımlarının çökmesinin sonuçlarından korkmadan İran tesislerini hedef alma yeteneğini gösterdi ve böylece bölgedeki askeri dengeyi yeniden şekillendirdi.

İsrail, yeni hakim güç konumundan, bölgesel düzenin geleceğini şekillendirmede en büyük role sahip. Sahadaki kazanımlarını, Ortadoğu'ya kalıcı entegrasyonunu güvence altına alan bir bölgesel güvenlik çerçevesi oluşturmak için kullanabilir.

Buna karşın İran en büyük kaybeden oldu. Tahran'ın her zaman gurur duyduğu ve yıllardır İsrail ile kırılgan bir dengeyi koruyan ‘direniş ekseni’ parçalandı. Bu durum İran'ı Suriye'den çekilmeye zorladı ve Hizbullah'ın Lübnan'daki etkisi önemli ölçüde azalırken, Tahran kendi topraklarına yönelik doğrudan saldırıları bile engelleyemedi.

Öte yandan Türkiye, sessizce etkisini güçlendirmeye devam etti. Türkiye'nin desteğini alan ve Suriye cumhurbaşkanlığına ulaşan Ahmed eş-Şara'nın yükselişi, Ankara'ya Şam'da yeni bir etki kaynağı sağladı ve bölgesel varlığının bir kısmını da geri kazandı. Körfez ülkeleri ise kısa bir süre öncesine kadar doğrudan çatışmayı önlemeyi başarmışlardı, ancak geçen hafta İsrail'in Katar'a düzenlediği saldırı, onları gerilimin merkezine yerleştirdi ve çatışmanın daha da derinleşmesine neden olabilir.

Eski düzen ortadan kalkarken yenisi henüz doğmadı

Bir yandan İsrail, diğer yandan İran ve müttefikleri arasındaki güç dengesi üzerine kurulu, onlarca yıldır süren bölgesel düzen çöktü. Ancak, henüz yeni bir düzen ortaya çıkmadı.

İsrail’in güç perspektifi

İsrail, yeni hakim güç konumundan, bölgesel düzenin geleceğini şekillendirmede en büyük role sahip. Yerinde elde ettiği kazanımları, Ortadoğu'ya kalıcı entegrasyonunu güvence altına alan bir bölgesel güvenlik çerçevesine doğru sıçrama tahtası olarak kullanabilir. Bunun için Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi, Suudi Arabistan ile normalleşmenin hızlandırılması, Filistinlilere inandırıcı bir siyasi ufuk sunulması ve Suriye, Lübnan ve diğer Arap ve Müslüman ülkelerle uzlaşı kapısının açılması gerekiyor.

İran'ın izleyebileceği alternatif bir yol var. Bu yol, sınırlarını korumasına ve bölgedeki konumunu yeniden kazanmasına yardımcı olacak. Arap komşularıyla diplomasi, hala bir seçenek olarak durmaktadır.

Ancak Netanyahu'nun şu an izlediği yol bu yaklaşımdan çok uzak görünüyor. Netanyahu, Katar’ın başkenti Doha'da Hamas’ın müzakere heyetini hedef alarak savaşı sona erdirmek için diplomatik girişimleri engellemeye çalıştı. Tüm bunlar arasında Gazze'deki savaş üçüncü yılına girdi. Katar'a yapılan saldırı, ABD Başkanı Donald Trump'ın sahneye güçlü bir şekilde geri dönmesine ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için Trump planını başlatmasına neden olmuş gibi görünüyor. Bununla birlikte Katar'a güvenlik garantisi veren Trump, açıkça “İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine izin vermeyeceğim” dedi.

Hamas anlaşmanın bazı ayrıntılarını hala müzakere ettiği için Trump'ın planı nihayetinde başarısız olabilir, ancak plan devam ederse Trump, İsrail'i savaşı sona erdirmeye, Batı Şeria'yı ilhak etme planlarını ertelemeye ve Suudi Arabistan ile olası bir anlaşmanın önünü açmaya zorlamış olacak. Plan başarısız olursa, savaş üçüncü yılına girerken bölgede birkaç hafta önce hakim olan gerginlik hali yeniden ortaya çıkacak.

hyuj
Görsel: Nesma Moharam

Aslında, eylül ayı başlarında Katar'a yapılan saldırı ve Türkiye ile gerginliğin artması, bölgede geniş çaplı bir gerginlik artışı olasılığını işaret ediyordu. İsrail'in Lübnan ve Suriye'deki ‘zaferleri’ bile askeri açıdan kesin sonuç vermedi. Netanyahu, sahadaki başarılarını yeni bölgesel güvenlik mimarisine dönüştürmek yerine, ABD'nin etkili bir baskı uygulamaması nedeniyle, İsrail ve bölgeyi açık bir çatışma döngüsünde tutma riskini göze alıyor gibi görünüyor.

İran'ın rolü

Tahran, hesaplarını yeniden gözden geçirmek için kritik bir kavşakta bulunuyor. Milisleri ‘cepheye’ itme ve Arap devletlerinin iç işlerine müdahale etme stratejisi, büyük bir başarısızlık olarak sonuçlandı. İran şu anda etkili bir caydırıcılıktan yoksun, zayıf müttefiklere sahip ve etkisi azalan bir konumda bulunuyor.

Tüm bu aksiliklere rağmen Tahran henüz radikal bir stratejik gözden geçirme yapmadı. İran rejimi, saldırılardan sağ kurtulan vekillerini desteklemeye devam ediyor ve nükleer programı konusunda önceki tutumunu sürdürüyor. Bu çıkmaz durum, İsrail'in daha da gerilimi artırmasına kapı açarak, İran'ı daha fazla izolasyona maruz bırakması ve zayıflatması nedeniyle gerçek bir tehlike yaratıyor.

Ancak İran'ın izleyebileceği alternatif bir yol var. Bu yol, sınırlarını korumasına ve bölgedeki konumunu yeniden kazanmasına yardımcı olabilir. Komşusu olan Arap ülkeleriyle diplomasi, halen masasındaki bir seçenek olarak duruyor. İran, milis yaklaşımından vazgeçip Filistin sorunu da dahil olmak üzere devam eden çatışmalara müzakere yoluyla çözüm arayabilir. Ayrıca, rejimin güvenliğini ve halkın çıkarlarını artıracak ve Tahran'a bölgesel istikrara katkıda bulunmak için gerçek bir fırsat verecek güvenlik çerçeveleri, ekonomik koridorlar ve enerji tedarik ağları gibi bölgesel kamu mallarının oluşturulmasına odaklanabilir.

Stratejik satranç tahtası ise hala istikrarsızlığını koruyor. Her bir ülkede yaşanan gelişmeler, istikrarı teşvik edecek ya da yeni krizlere yol açacak şekilde değişiyor. 

Körfez ülkeleri ve sınırlı etkileri

Körfez ülkeleri daha istikrarlı ve entegre bir bölgesel sisteme doğru ilerliyor, ancak mevcut askeri dengede sınırlı rol oynamaya devam ediyorlar. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme teklifi, en güçlü diplomatik kozu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu teklif, Arap-İsrail ilişkilerinde dönüştürücü bir etki yaratabilir, ancak Netanyahu liderliğindeki sert sağ koalisyonun tutumunu değiştirmeyi henüz başaramadı. Öte yandan Körfez'in tekrar tekrar başlattığı girişimler, İran'ın bölgesel tutumunu henüz değiştiremedi.

Washington’un rolü: Tepki ile stratejik vizyon arasında

İkinci döneminin yarısını geride bırakan ABD Başkanı Donald Trump, Körfez ülkeleriyle, ABD'nin arabulucu ve ana yararlanıcısı olduğu istikrarlı ve entegre bir bölgesel düzen kurma hedefini paylaşıyor. Seçimden göreve başlama törenine kadar Trump, Netanyahu'ya Gazze ve Lübnan'da ateşkes kabul etmesi için önemli baskı uyguladı. Buna rağmen Washington kısa sürede reaktif bir tutuma geri döndü ve büyük ölçüde İsrail'in kararlarıyla yönetilen krizlerle başa çıkmakla yetindi.

Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, Katar'a yapılan saldırı Trump'ı yeniden ön plana çıkardı. Trump, iddialı hedefleri arasında Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan ile Abraham (İbrahim) Anlaşmaları'nı tamamlamak, İran'ın nükleer programı sorununa kalıcı bir çözüm bulmak ve Suudi Arabistan'ı tatmin edecek ve aynı zamanda İsrail'in güvenliğini garanti altına alacak şekilde Filistin sorununu çözmek olduğunu açıkladı. Trump’ın son girişimi hedeflerini gerçekleştirmede başarılı olursa, bu karmaşık bölgesel krizin çözümünde bir sonraki aşamayı oluşturabilir ve hatta dış politika mirasını belirleyebilir.

Bölgesel sahalar sürekli değişiyor

Stratejik satranç tahtası istikrarsızlığını korusa da her bir ülkede yaşanan gelişmeler, istikrarı teşvik edecek ya da yeni krizleri tetikleyecek şekilde değişiyor.

Lübnan ve devletin yeniden ayağa kalkması

Lübnan, devletin yeniden doğuşuna dair en umut verici hikayelerden birini sunuyor. On yıllar süren felç ve çöküş döneminin ardından, Beyrut'un devlet kurumları yavaş yavaş yeniden ayağa kalkıyor, Hizbullah'ın nüfuzu zayıflıyor ve İran'ın etkisi hızla azalıyor.

7 Ekim saldırılarının üzerinden iki yıl geçti, Ortadoğu kritik bir dönüm noktasında, eski düzen çöktü, ancak yerine henüz yeni bir düzen gelmedi.

Lübnan, güçlü uluslararası destek sayesinde egemenliğini yeniden tesis etmek, çökmekte olan mali ve bankacılık sistemini reform etmek ve bir zamanlar onu bölgenin parlayan merkezi haline getiren çoğulculuk ve refah modelini yeniden canlandırmak için nadir bir fırsata sahip. Ancak, özellikle Hizbullah'ın ilerlemeyi engelleme kabiliyeti ve İsrail'in ateşkes taahhütlerini yerine getirmedeki yavaşlığı göz önüne alındığında, iyileşme süreci halen kırılgan seyretse de devletin güçlendirilmesi ve kurumlarının sağlamlaştırılması yönünde bir genel eğilim söz konusu.

Suriye ve kırılgan geçiş süreci

Diğer taraftan Suriye'deki geçiş süreci de aynı derecede belirsiz görünüyor. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye'yi Arap dünyasına yeniden entegre etmeyi amaçlayan kapsayıcı bir devlet kurma sözü verdi. Ancak, hükümetinin Alevi nüfusun yoğun olduğu kıyı bölgesi ve Dürzi azınlığın yaşadığı Süveyda ilindeki muhalefete şiddetle karşılık vermesi, bu yaklaşımın güvenilirliği konusunda soru işaretleri yarattı. Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile müzakerelerin çıkmaza girmesi de Suriye toplumunun farklı bileşenleri arasındaki güven eksikliğini yansıtıyor.

Bunun yanında Şara, toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve on yıllar süren tecrit ve savaşın ardından bölgedeki ve uluslararası sahnedeki konumunu yeniden kazanmayı amaçlayan, yaşayabilir bir Suriye devleti inşa etme vizyonunu sürdürmeye devam ediyor. Bu yolda geniş bölgesel ve uluslararası destek görüyor. Lübnan örneğinde olduğu gibi, işleyen bir devlet ve gelişen bir ekonominin kurulması sadece Suriyelilerin beklentilerini ve acil ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda tüm bölgede istikrarın temellerinin atılmasına da katkıda bulunabilir.

Yeni bir bölgesel düzen mi, yoksa tam bir kaos mu ortaya çıkacak?

7 Ekim saldırılarının üzerinden iki yıl geçti, Ortadoğu kritik bir dönüm noktasında, eski düzen çöktü, ancak yerine henüz yeni bir düzen gelmedi. İsrail benzeri görülmemiş bir askeri güce sahip, İran savunma pozisyonunda, Körfez ülkeleri ve ABD istikrar için bir çerçeve arıyor ve Beyrut'tan Şam'a kadar yerel arenalarda dalga dalga ayaklanmalar ve kargaşalar yaşanıyor.

Politika yapıcılar bir sonraki şoku beklemek yerine bu fırsatı değerlendirmelidir. Cesur bir bölgesel strateji oluşturmak için gerçek fırsat var.

Burada “Tüm bu dönüşümler, güvenlik, diplomasi ve ekonomik entegrasyona dayalı yeni bir bölgesel yapı oluşturmak için mi kullanılacak, yoksa bölge, savaşların çemberini genişleten ve istikrarsızlığı derinleştiren yeni bir çatışma dönemine mi girecek?” sorusu ortaya çıkıyor.

Ortadoğu şu an hem tehlike hem de fırsat barındıran bir dönüm noktasında. Bölgedeki aktörler ve ABD için mevcut çatışmaların gidişatını kalıcı istikrara doğru çevirmek ve herkese refah getirebilecek bir bölgesel sistem kurma konusunda fırsatlar hala var. Ya bu yol benimsenir ya da bölge, bir sonraki patlama bölgenin haritasını yeniden çizene kadar krizden krize sürüklenmeye devam eder.

Politika yapıcıların bir sonraki şoku beklemek yerine bu fırsatı değerlendirmeleri gerekiyor. Gazze'deki ateşkes müzakereleri, İsrail-Filistin sorununun çözümü, Arap ülkeleri ile İsrail ilişkilerinin normalleşmesi ve İran ile diplomatik anlaşma ile daha geniş bir güvenlik ve ekonomi çerçevesinin oluşturulmasını birbirine bağlayan cesur bir bölgesel strateji geliştirme fırsatı bulunuyor. Ancak bu fırsat hızla uzaklaşıyor. Eğer derhal harekete geçilmezse daha fazla hayatın ve yılların boşa gittiği ağır bir bedel ödenir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.


BM: Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adım güçlü ve hızlı

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
TT

BM: Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adım güçlü ve hızlı

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki kalkınmayı desteklemek için attığı son adımı güçlü ve hızlı olarak nitelendirdi. (BM)

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, geçici başkent Aden’deki durumu “Artık jeneratör seslerini duymuyorum; çünkü elektrik şebekesi geri dönmeye başladı. Bu, Suudi Arabistan’ın hızlı müdahalesi sayesinde gerçekleşti. Ayrıca dün Aden Havalimanı’ndan ayrıldım ve pistin yeniden inşasını gördüm; bu da çok olumlu bir gelişme” sözleriyle değerlendirdi.

Şarku’l Avsat ile yaptığı röportajda, Suudi Arabistan’ın kalkınma müdahalelerinin insani yardımlar kadar önemli olduğunu vurgulayan Harneis, “Suudi Arabistan’ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı kapsamında ülke genelinde pek çok proje yürütülüyor. Son günlerde ve haftalarda Suudi Arabistan, Yemen hükümetini destekleme konusunda hızlı ve etkili bir şekilde hareket etti” dedi.

yu7
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis (Şarku’l Avsat)

Harneis, Husi güvenlik güçlerinin yaklaşık 73 BM çalışanını gözaltında tutmaya devam ettiğini ve BM’ye ait birçok ofisi kontrol altında bulundurduğunu açıkladı. Harneis, Husilerin yüzlerce iletişim cihazı ve gerekli ekipmana da el koyduğunu belirterek, durumun değişeceğine dair hiçbir işaret olmadığını ve bunun ‘son derece moral bozucu’ olduğunu ifade etti.

Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi

Harneis, Riyad ziyaretinin, küresel insani durumu ele almak üzere Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSRelief) ile yapılan bir toplantıya katılmak amacıyla gerçekleştiğini açıkladı. Harneis, “Son on yılda KSRelief büyük bir gelişim kaydetti ve bugün insani yardım alanında küresel ölçekte önemli bir aktör konumunda” dedi.

Harneis, merkezin Yemen’de insani yardıma büyük önem verdiğini belirterek, “Bu ziyarette Yemen’deki insani durum üzerinde yoğunlaştım. Yaptığımız görüş alışverişi çok faydalı oldu. KSRelief ile ilişki ve iş birliği her zaman mükemmel oldu. BM ve insani yardıma güçlü bir şekilde destek verdiler. Bugün amacımız, teknik ve liderlik boyutlarını da kapsayan daha derin tartışmalarla bu ilişkiyi bir üst seviyeye taşımak. İnsani yardımın nasıl organize edileceği konusu son derece kritik” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan en büyük bağışçılardan biri

Yemen’deki kalkınma çalışmalarına da değinen Harneis sözlerini şöyle sürdürdü: “KSRelief, son on yılda olağanüstü destek sağladı ve her zaman en büyük bağışçılardan biri oldu. Bu yıl muhtemelen en büyük bağışçı olacak. Rolü yalnızca finansmanla sınırlı değil; Yemen’deki durumu derinlemesine anlamaları, bu çalışmaları son derece önemli kılıyor.”

hyju
Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Julien Harneis, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki insani yardım faaliyetlerine en büyük bağışçılardan biri olduğunu doğruladı. (BM)

Harneis, Suudi Arabistan’ın kalkınma alanındaki katkılarını da vurgulayarak, “Kalkınma çabaları insani yardımlar kadar, hatta belki daha da önemli. Suudi Arabistan’ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı, ülke genelinde çeşitli projeler yürütüyor. Son günlerde ve haftalarda Suudi Arabistan, Yemen hükümetini destekleme konusunda hızlı ve güçlü bir şekilde harekete geçti; bu oldukça belirgindi” dedi.

Elektrik altyapısını örnek gösteren Harneis sözlerine şöyle devam etti: “Bu sorun en az 15-20 yıldır var ve Yemenlilerin hayatında sürekli bir gerilim kaynağıydı. İnsanlar neredeyse tamamen jeneratörlere bağımlıydı. Ancak son bir hafta veya on gün içinde jeneratör seslerini artık duymuyorum; çünkü elektrik şebekesi geri dönmeye başladı. Bu da Suudi Arabistan’ın hızlı müdahalesi sayesinde gerçekleşti. Dün Aden Havalimanı’ndan ayrıldım ve pistin yeniden inşasını gördüm; bu çok olumlu bir gelişme.”

Harneis ayrıca, “Hükümet kontrolündeki bölgelerde güçlü bir devletin kalkınmanın faydalarını, hukukun üstünlüğünü ve iyi idareyi vatandaşlara gösterebilmesi gerekiyor” dedi.

BM personelinin gözaltına alınması

Harneis, “Anlam veremediğimiz bir şekilde, fiili otorite olan Husiler Sana’da 73 meslektaşımızı gözaltına aldı; bunlardan biri gözaltı sırasında hayatını kaybetti. Ayrıca BM’nin eski çalışanları da gözaltına alındı. Bu tek seferlik bir olay değil; Aralık 2021, 2023 ve 2024’te ve 2025’te üç kez daha yaşandı; en son olay sadece üç hafta önce gerçekleşti” şeklinde konuştu.

cvfghy
2026 Yemen İnsani Yardım Planı için yaklaşık 2,16 milyar dolarlık bir kaynak gerekli. Bunun 1,6 milyar doları en acil ihtiyaçlar için ayrılmış durumda. (BM)

BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörü Harneis, “Ofislerimize ve varlıklarımıza el konuldu; birçok ofis ya Husi güvenlik güçlerinin kontrolü altında ya da kapalı durumda. Yüzlerce iletişim cihazı ve gerekli ekipman da alınmış durumda. Sana’dan bu durumun değişeceğine dair hiçbir işaret yok; bu özellikle Yemen halkı için kritik bir dönemde son derece moral bozucu” ifadelerini kullandı.

Saada ziyaretleri

Harneis, Husilerin kalesi sayılan Saada vilayetine son yıllarda yaklaşık altı kez ziyaret gerçekleştirdiğini ve Yemen’in diğer bölgelerinde de insani yardım çalışmalarını güvence altına almak için diyalog yürüttüğünü belirtti. Harneis, “İlk kez 2013’te Saada’yı ziyaret ettim; 2014, 2015 ve 2016’da da oradaydım, ardından iki yıl önce ve geçen yıl tekrar ziyaret ettim. Yemen’in çoğu bölgesini gezdim; birçok bölgede yönetim silahlı grupların elinde. İnsani yardımın devam etmesi için bu gruplarla diyalog kurmak gerekiyor” dedi. Son ziyaretinde vilayet valisiyle görüştüğünü de bildirdi.

Husilere yönelik eleştiriler

Harneis, BM’nin Husilere yönelik eleştirilerini operasyonel kolaylıklar veya başka gerekçelerle yumuşatmadığını kesin bir dille vurguladı. Harneis, “Genel Sekreter bile personelimizin gözaltına alınması konusunda defalarca konuştu, ajans başkanları da konuştu, yüzlerce açıklama yapıldı; hiçbir zaman susmadık… Üzücü olan, yüzlerce, belki de binlerce Yemenlinin gözaltında olmasına rağmen seslerinin duyulmaması” ifadelerini kullandı.

İnsani yardım harcamalarının denetimi

Harneis, BM fonlarının Yemen’de nasıl kullanıldığına dair yöneltilen sorulara şöyle yanıt verdi: “Yaptığımız her şey şeffaftır ve halka açıktır; bunu ‘fts.un.org’ üzerinden takip edebilirsiniz. Burada finansman kaynakları ve yıllardır yürütülen projeler görülebilir. Ayrıca tüm BM ajansları, yıllık iç ve dış denetimlere tabidir; bunun yanında bağışçılar tarafından da gözden geçirilmektedir.”

BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörlüğü Ofisi’nin Aden’e taşınması

Harneis, BM Yemen İnsani Yardım Koordinatörlüğü Ofisi’nin Sana’dan Aden’e taşınması kararının BM Genel Sekreteri tarafından alındığını belirtti. Bu kararda etkili olan faktörlerden birinin ‘Yemen hükümetinin BM nezdinde resmi temsilci olması’ olduğunu söyleyen Harneis, diğer faktörün ise ‘Sana’daki yetkililerin BM’ye yönelik kötü muamelesi’ olduğunu vurguladı.

Hükümetle iyi ilişkiler

Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetiyle ilişkilerin ‘iyi’ olduğunu vurgulayan Harneis, “Tüm düzeylerde sürekli koordinasyon halindeyiz” dedi. Harneis, BM’nin hedefini ise şöyle açıkladı: “Amacımız her zaman hükümetle yakın çalışmak; çıkarlarımız ortak. Bunu güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Bunun için net bir hükümet liderliği ve istikrarlı bir plan şart. Son iki yılda hükümeti bağışçılarla koordinasyon mekanizmalarına dahil etmeye çalıştık, kalkınma önceliklerini hükümetin öncelikleriyle ilişkilendirdik ve bu alanda somut ilerleme kaydettik.”

2026 için öncelikler

Harneis’e göre BM bu yıl Yemen’de, hükümetin kalkınma liderliğini ulusal öncelikler doğrultusunda desteklemeye odaklanıyor. İnsani alanda özellikle Husilerin kontrolündeki bölgelerde krizin etkilerini en aza indirmeye çalışacaklarını belirten Harneis, bu görevleri uluslararası sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yürüteceklerini ve öncelikli alanların gıda güvenliği, sağlık ve beslenme olacağını vurguladı.

Harneis, 2026 Yemen İnsani Yardım Planı için gerekli bütçenin yaklaşık 2,16 milyar dolar olduğunu, bunun 1,6 milyar dolarının acil öncelikler için ayrıldığını açıkladı.