Trump'ın Gazze Şeridi ile ilgili önerisini ele almak

Filistin meselesinin geleceğiyle ilgili hassas hesaplar ve kader belirleyici kararlarla karşı karşıyayız

Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
TT

Trump'ın Gazze Şeridi ile ilgili önerisini ele almak

Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)
Mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı, Araplar ve İsrailliler için bir sır değil (AFP)

Nebil Fehmi

Gazze'deki olayları, hangi milliyetten olursa olsun zerre kadar insaniyete sahip dürüst bir gözlemci olarak takip eden herkes, bir ateşkes anlaşmasına varılmasını, Gazze Şeridi sakinlerinin normal hayata dönmesini ve çatışmaların sona ermesini ummalıdır. Bu, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılmasını sağlayacak, İsrail işgalinin sona ermesinin ve her iki halkın da güvenlik ve barış içinde yaşayabileceği bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açacaktır.

İnsani nedenlerle muharebeleri durdurmak, çatışmayı sona erdirmek ve iki halkın siyasi kimliklerini ifade etmelerini sağlamak için harekete geçmenin önemine, hatta gerekliliğine rağmen, mevcut İsrail hükümetinin iki devletli çözüme inanmadığı Araplar, İsrailliler ve diğerleri için bir sır değil. Bu tutum Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kendisi tarafından dile getiriliyor. Yine İsrail'in açıklamalarına göre ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in en yakın dostu olarak kabul ediliyor. Dahası genel koşullar zorlu, beklentiler düşük ve ihtimaller, tehlikeler ve potansiyel aksiliklerle dolu.

Analistlerin hepsi, Gazze için herhangi bir güvenlik anlaşmasının uygulanmasının İsrail'in onayını, önerilerin temel unsurlarından biri Hamas'ın silahsızlanması ve Gazze Şeridi'nin yöneticisi rolünden çekilmesi talebi olsa da daha az ölçüde Hamas'ın onayını gerektirdiği konusunda hemfikir. Silahlanma ve çekilme Hamas'ın baş müzakerecisi tarafından kabul edildi.

Ancak çeşitli unsurları ve aşamaları, önerilen anlaşmanın Filistinlileri -Hamas, Gazze halkı, Batı Şeria'daki Filistin Ulusal Otoritesi ve hatta diasporadaki Filistinlileri- hedef aldığı anlamına geliyor.

Filistin davasının geleceğiyle ilgili hassas hesaplar ve kader belirleyici kararlarla karşı karşıyayız. Bu kararlar öncelikle Filistinlileri ilgilendiriyor ve sonuçları Arap ve bölgesel arenalarda geniş çaplı bir etki yaratacak.

Hamas'ın yanıtı özünde olumlu ve akıllıcaydı; prensipte kabul etmekle birlikte, bazı noktaların açıklığa kavuşturulması ve teyit edilmesi için müzakere edilmesi konusunda ısrarcıydı. Beyaz Saray bu yanıtı olumlu bir adım olarak yorumladı.

Bir Mısırlı ve bir Arap olarak benim için Filistin davası kişisel, ulusal ve bölgesel bir meseledir. Ama kararları verecek olan Filistinlilerin kendisidir. Bizim rolümüz, uzun süre Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), ardından merhum Yaser Arafat ve daha sonra Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Ulusal Otoritesi’ne yaptığımız gibi, desteklemek ve dürüst tavsiyelerde bulunmaktır.

Bu bakış açısından hareketle, karmaşık verileri, hassas aşamayı ve çatışan öncelikleri ele alan bazı gözlem ve öneriler sunuyoruz; bunları kabul etmenin veya reddetmenin temelde Filistin tarafına bağlı olduğunu da göz önünde bulunduruyoruz.

Filistinlilerin ezici çoğunluğu Gazze'deki şiddet ve savaş döngüsünü sona erdirmek istiyor. Herhangi bir anlaşmanın, tam egemen Filistin devletinin kurulmasına dayalı kalıcı bir barış pahasına olmamasını sağlamak istiyorlar.

Uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından desteklenen iki devletli çözüm, hükümetin dışındaki akıllı İsrailliler için bile barışa giden tek kesin ve sürdürülebilir yol olmaya devam ediyor.

Ancak Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti, iki devletli çözümü reddederek, iddialı bir barış anlaşmasının samimiyeti ve uygulanabilirliği konusunda şüphe uyandırıyor. Rehineler serbest bırakıldıktan sonra İsrail'in süreci tamamlama konusundaki taahhüdüne bağlı kalıp kalmayacağıyla ilgili endişeleri artırıyor.

Buna ilaveten, Trump'ın İsrail ile yakın ittifakı ve Batı Şeria'nın ilhakına karşı çıkması, diğer yandan da İsrail'e güçlü desteği gibi çelişkili tutumları, Filistinlilerin güven eksikliğinin iki nedenidir. Netanyahu'nun güvenlik ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile ilgili maddeleri yorumlarken kamuoyu önünde yaptığı çarpıtmalar, olumsuz değerlendirmeleri daha da derinleştirdi.

Belgeye ve haber kaynaklarına göre, Trump yönetimi, Gazze ile ilgili önerilerini 20 ila 22 madde arasında ve hedef kitleye bağlı olarak biraz değişen çeşitli biçimlerde sundu. Bilindiği üzere ilk versiyon, Filistin çıkarlarını korumaya yönelik net açıklamalarla birlikte kendisini memnuniyetle karşılayan Arap ve İslam ülkeleri grubuna sunuldu. Bu haklar arasında, zorla göç ettirme, sürgün veya toprak ilhakının reddedilmesi, bir Filistin devletinin kurulması, acil insani yardım sağlanması, İsrail'in geri çekilmesi ve insan haklarına dair garantiler yer alıyor. Hamas tarafından kabul edilen metin de budur.

Netanyahu ile yapılan istişarelerin ardından Trump, İsrail'in güvenlik yetkilerini ve Hamas'ın silahsızlandırılmasını teyit eden revize edilmiş bir versiyon açıkladı. Filistinliler bunu, İsrail kontrolünü artıracak olumsuz bir değişiklik olarak gördüler. Bu durum, Pakistan elçisini, açıklananların kendileriyle görüşülenlerle uyuşmadığını açıkça belirtmeye sevk etti.

İlave olarak, uzun vadeli planın uygulanması için muhtemel zaman çizelgesi Trump’ın başkanlık süresinin ötesine uzanıyor. Bu da ABD içindeki farklı görüşler, İsrail'in ABD’deki seçim yarışından faydalanma çabasıyla oyalamaya yönelmesi olasılığı sebebiyle endişelere yol açıyor.

Buna rağmen Hamas, mekanizmaları ve bazı hükümleriyle ilgili istişarelerde bulunma ve açıklamalar isteme konusunda ısrar etse de Amerikan önerisini kabul etti. Şimdi yapılması gereken, Gazze ve ötesinde Filistin pozisyonunu takviye etmektir. Öneride yer alan bazı madde ve pozisyonlar açısından bunu bir dereceye kadar başarmak için sağlam temel bulunmaktadır.

Bu güçlendirme ve takviye etme unsurları arasında BM'de Filistin devletinin tanınmasına dair açık ve artan uluslararası sinyaller, Trump'ın Batı Şeria'nın ilhakını reddeden ve Arap-İslam grubu tarafından kabul edilen önerinin orijinal metnine bağlı kalan açıklamaları, önerinin açıklanmasının hemen ardından bu grup tarafından yayınlanan resmi açıklama, Netanyahu'nun Trump ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalara yanıt olarak yayınlanan Arap-İslam açıklaması, Trump'ın son saatlerde amacının ve umudunun Ortadoğu'da kapsamlı barış, güvenlik ve emniyeti sağlamak olduğunu söylemesi yer alıyor.

Tüm sürecin Filistinlilerin özelliklerini ve kimliğini taşıması ve tüm insani yardımların uluslararası meşruiyet şemsiyesi altında olması gerektiği konusunda geniş bir uluslararası destek bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Amerikan önerisi buna kapıyı araladı ve uluslararası kuvvetlerin varlığı, herhangi bir anlaşmanın değişen siyasi faktörlerin ötesinde sürdürülebilir olması için kaçınılmaz olarak geniş bir uluslararası onay veya destek gerektirecektir. İstişareler sonrasında anlaşmanın tamamen onaylanmasına karar verilirse, Filistinlilerin anlaşmayı teyit eden ve kendi pozisyonlarını ayrıntılı olarak kaydetmelerine olanak tanıyan bir Güvenlik Konseyi kararı talep etmeleri düşünülebilir. Nitekim Trump yönetimi sonrasında bile uygulanmasını sağlamak için bir siyasi ivme ve doğru yorum sağlamak, Filistinlilerin haklarını korumak ve kalıcı barışı sağlamak amacıyla aylar önce bir ABD taslak kararı için de böyle bir talepte bulunulmuştu.

Özetle; Filistinlilerin Trump'ın önerilerine verdiği yanıt, saldırıların acilen sona erdirilmesi ihtiyacı, ulusal hakları ve egemenliği koruma zorunluluğu ve İsrail'in tutumuna duyulan güven eksikliği arasında zaman zaman yaşanan çelişkilere rağmen, olumlu bir yanıt verme arzusunu yansıtıyor.

Gazze'de barış ve istikrar acil bir hedef, uluslararası ve bölgesel siyasi okumalar rahatsız edici, endişe verici ve iyimser olma veya başkalarına güvenme açısından olumsuz iken, Filistinlilerin ve destekçilerinin, herhangi bir kalıcı çözümün ulusal haklarının tanınmasını ve iki devletli bir çözüm için gerçek bir çerçeve ve garantilere dayanmasını talep etmeleri şaşırtıcı değil. Özellikle de kendilerinden veya en azından Hamas'tan, rolleri konusunda somut tavırlar alması beklendiği göz önüne alındığında.

Bu, anlaşmayı tanıyan veya dikkate alan bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarılarak başarılabilir ve bu, ABD'nin ateşkes arayışıyla kendi inisiyatifiyle attığı bir adım. Bilhassa öneri, örgütün kurumlarına bir rol öngördüğü ve Gazze Şeridi'nde uluslararası kuvvetlerin konuşlandırılmasına atıfta bulunduğu için Rusya'nın girişime ilk tepkisinin açık ve olumlu olduğunu belirtmekte fayda var.

Nihayetinde, kalıcı barışa ulaşmak, bu karşıt taleplerin şeffaf, adil ve uluslararası destekli bir siyasi süreçle uzlaştırılmasını gerektirir. Allah Filistinlilere muvaffakiyet versin ve onlara, Araplara ve Ortadoğu'ya güvenlik ve emniyet bahşetsin.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.