Rothschild ve Trump'ın planları arasında Gazze Rivierası: Finansman ve yerinden edilmenin sırları

Savaş sonrası Gazze'nin yeniden inşası için ekonomik planlar ve uluslararası yatırımlar. Finansmanın arkasında yatan gerçek mali kaynaklar neler?

Rothschild'den arazi satın alımlarına: Gazze Rivierası'nın ardındaki finansman sırları ve mitleri (Yapay zeka tarafından oluşturulan bir görüntü)
Rothschild'den arazi satın alımlarına: Gazze Rivierası'nın ardındaki finansman sırları ve mitleri (Yapay zeka tarafından oluşturulan bir görüntü)
TT

Rothschild ve Trump'ın planları arasında Gazze Rivierası: Finansman ve yerinden edilmenin sırları

Rothschild'den arazi satın alımlarına: Gazze Rivierası'nın ardındaki finansman sırları ve mitleri (Yapay zeka tarafından oluşturulan bir görüntü)
Rothschild'den arazi satın alımlarına: Gazze Rivierası'nın ardındaki finansman sırları ve mitleri (Yapay zeka tarafından oluşturulan bir görüntü)

İnci Mecdi

Yahudi bir Alman olan para tüccarı ve bankacı Mayer Amschel Rothschild, Avrupa'nın en güçlü finans ailesinin temellerini atmaya 18. yüzyılın ikinci yarısında başladı. Beş oğlu kısa sürede Londra, Paris, Viyana, Napoli ve Frankfurt'a dağıldı ve Avrupa'yı kapsayan bir bankacılık imparatorluğu kurdular.

Bu bankacılık imparatorluğunun kurucuları, istikrarlı ve sakin adımlarla İsrail Devleti'nin kurulması için ekonomik, siyasi ve maddi temelleri atmak için çalıştılar. Rothschild ailesi, Osmanlı Filistin'inde arazi satın almaktan İsrail Yüksek Mahkemesi'nin inşasına kadar, henüz adı dahi olmayan bir ulusun oluşumuna katkıda bulundu. Baron Edmond James de Rothschild, 1880'lerden 1920'lere kadar fonlarını o dönemde Osmanlı kontrolü altındaki topraklara yönlendirdi, tarım arazilerine yatırım yaptı, İbrani okullarını destekledi ve şarap imalathaneleri kurdu. İngiliz Siyonist Federasyonu'nun başkanı olan İngiliz aristokrat Lionel Walter Rothschild, 1917'de Balfour Deklarasyonu'nun resmi alıcısıydı. James Armand de Rothschild ve eşi Dorothy daha sonra bu görevi devraldı ve İsrail parlamentosu binası Knesset'in inşası için 1,25 milyon sterlin bağışladı. James'in ölümünden sonra Dorothy, İsrail Yüksek Mahkemesi'nin kurulması için gerekli finansmanı üstlendi.

Geçen yıl vefat eden Lord Jacob Rothschild, dördüncü baron ve Victor'un oğluydu. Aynı zamanda İsrail'deki büyük projeleri desteklemeye devam eden Yad Hanadiv Vakfı'nın başkanıydı ve onun liderliği döneminde vakıf, Kudüs'teki yeni İsrail Ulusal Kütüphanesi'nin finansmanına katkıda bulundu.

Dünyanın gizli hükümdarları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Yahudi devletinin kurucuları olarak uzun bir geçmişe sahip olan Rothschild ailesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘Gazze Rivierası’ adı altında Gazze Şeridi'ni yeniden inşa etme konusundaki tartışmalı planını ortaya attığında, doğal olarak, vatanları olarak kurmak istedikleri devletin genişlemesi kapsamında projenin ana finansörleri olarak öne çıktı. Yahudiler için ulusal bir vatan olarak kurmak istedikleri devletin genişlemesi kapsamında projenin ana finansörleri olarak ‘Rothschild ailesi’ adının öne çıkması doğaldı. Ancak bu durum, Rothschild ailesinin tarihi boyunca süregelen birçok efsaneden biri olabilir. Örneğin Nathan Rothschild'ın Londra'da Napolyon'un Waterloo'da yenilgiye uğradığı haberini ilk alan kişi olması nedeniyle ailenin servetini biriktirdiği yönündeki anlatı, ailenin hakkındaki en yaygın efsanelerden biri. Nathan Rothschild'ın Napolyon'un kazandığını iddia ederek borsanın çökmesine neden olduğu ve İngilizlerin zaferi haberi geldiğinde değerini geri kazanan hisse senetlerini satın aldığı söylenir. Bu hikayenin hiçbir dayanağı olmasa da Rothschildların ‘dünyanın gizli hükümdarları’ olduğu şeklinde heyecan verici hikayelerin önemli bir parçası olmaya devam ediyor.

Belki de Trump'ın Gazze Rivierası projesinin finansal yönündeki belirsizlik, ‘Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Büyüme ve Dönüşüm Fonu’ adı altında bir fon kurulmasından ibaret olmasıdır. Bu projede Gazzelileri buranın dışına nakletme, daha doğrusu ‘nüfusu yerinden etme’ planını içermesi, buna karşılık olarak 5 bin dolar ve dört yıl boyunca konut ve bir yıl boyunca gıda için mali destek sağlanması öngörülüyor. Planın metni bu yönden tarihte Yahudiler tarafından Filistin topraklarının satın alınmasıyla olanları akıllara getirdi.

Filistin topraklarının satın alınması

Sonuç olarak İsrailli iş adamlarının Gazze Şeridi'nde arazi satın almak ve İsrail'in genişlemesini finanse etmek için 300 milyar dolar ayırdıkları söylentisi, konuyla ilgili yayılan söylentilerden sadece biri. Bu söylenti, eylül ayı başlarında dillendirilmeye başlandı ve fonun Gazze topraklarının yaklaşık yüzde 30'unu 99 yıla kadar kiralamasını öneren Trump'ın planıyla inandırıcılık kazandı. Plana göre kiralanan topraklar projenin başlangıç sermayesi veya varlıkları olarak kabul ediliyor.

ABD medyasında yer alan belgelere dayanan plan, buradaki ‘kamu’ arazilerinin gelir getirici varlıklar olarak kullanılması, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasından sonra 300 milyar doları aşan bir değer tahmininin parçası olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla belirtilen rakam, kiralanacak ve fon için finansman olarak kullanılacak kamu arazilerinin yüzde 30'unun tahmini değeri olarak görülüyor.

Trilyon dolarlık plan

Gazze'nin yeniden inşası planı veya ABD Başkanı’nın ‘Gazze Rivierası’ olarak adlandırdığı proje ile ilgili olarak Ekonomi Profesörü Joseph Pelzman tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz yıl temmuz ayında ABD’deki George Washington Üniversitesi tarafından yayınlanan makale başvurulması gereken, güvenilir bir kaynaktan alınan bir belge olarak karşılımıza çıkıyor. Makale, inşa, işletme ve ulaşım temelli uzun vadeli bir yatırım modeli aracılığıyla savaş sonrası Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için ekonomik bir vizyon sunuyor.

Toplamda 49 sayfadan oluşan araştırma makalesine göre Gazze Şeridi’nin yeniden inşasının 5 ila 10 yıl arasında 1 ila 2 trilyon dolara mal olması tahmin ediliyor. Gazze'nin yeniden inşasını, uzun vadeli bir kira sözleşmesi kapsamında 50 yıl boyunca burayı yönetme ve işletme hakkını elde edecek olan birkaç ülkeden gelen yabancı yatırımlarla gerçekleştirmeyi öneren Prof. Pelzman’a göre bu süre zarfında modern sivil ve hukuki kurumlar kurulacak. Sürecin sonunda, yönetişim halka devredilecek ve hukukun üstünlüğüne ve serbest ekonomi sistemine dayalı iyi yönetişim kurumları kurulacak.

Makale, Gazze'nin yeniden inşası için dört finansman kaynağı öneriyor. Bunlar; ‘ılımlı’ Arap ve bölge ülkeleri ile yatırımcılara 50 yıllık geçici mülkiyet hakkı tanıyan bir imtiyaz sistemi aracılığıyla uluslararası ekonomik güçler. Özellikle Arap Körfez ülkelerini eğitim ve ekonomi alanında rol model ve potansiyel finansörler olarak gösteren makale, finansman ve denetim konusunda potansiyel ortaklar olarak ABD ve Abraham Anlaşmaları’na katılan ülkelere işaret ediyor. Bunun yanında enerji, altyapı, teknoloji ve turizm alanlarında yatırım yapabilecek uluslararası özel sektör şirketleri finansman kaynağı olarak öneren makalede son olarak, başlangıç sermayesi ve risk garantisi sağlayacak Dünya Bankası ve Körfez ülkelerinin fonları gibi uluslararası finans kurumları sayıyor.

Trump'ın Gazze Rivierası’na ilişkin ilk önerisinin ve sonraki önerilerinin temelini bu makale oluşturuyor. Bu önerilerin en sonuncusu, Gazze halkının yerinden edilmesinden veya nakledilmesinden açıkça bahsetmemekle birlikte, Gazze halkının yerinde kalması koşuluyla Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını içeren Gazze savaşını sona erdirme planıydı.

Gazze fonu planı

İlk belge, geçtiğimiz temmuz ayında İngiliz gazetesi Financial Times tarafından yayınlanan alıntılar gibi görünüyor. Amerikan medyası, yeniden inşa sürecinin finansörleri hakkında daha net bilgiler içeren daha ayrıntılı bir versiyonunu yayınladı. ‘Gazze Yeniden İnşa, Ekonomik Büyüme ve Dönüşüm Fonu’ (GREAT Trust) adlı teklif, Gazze Şeridi'ni devasa bir ekonomik projeye dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu fon aracılığıyla Gazze, İsrail ve Arap ülkelerini içeren Abraham Anlaşmaları'na dayalı bölgesel bir sistem içinde İsrail ile ekonomik olarak entegre olacak ve Filistin Yönetimi'nin de daha sonraki bir aşamada bu sisteme katılacağı varsayılıyor.

dfrgt
Gazze Şeridi’nin GREAT Trust’un önerildiği belgede öngörüldüğü şekilde yeniden yapılanma sonrası görünümü

Finansman, kamudan 70 milyar ila 100 milyar dolar arasında bir ilk kamu yatırımı ve kamu-özel sektör ortaklıkları yoluyla 35 ila 65 milyar dolarlık ek özel yatırımla, ilk 10 yıl için ortaklıklar ve özel sektörden toplam tahmini 133,4 milyar dolarlık bir maliyetle sağlanacak. Bu yatırımların altyapı, yeniden inşa, kalıcı konutlar, tıbbi ve eğitim tesisleri ve güvenlik dahil olmak üzere 10 farklı ‘mega projeyi’ kapsaması bekleniyor.

Musk ve Trump’ın projeleri

Bahsi geçen mega projelerden biri, Tesla'nın sahibi Elon Musk'ın bu sektöre yatırım yaptığını gösteren ‘Elon Musk Akıllı Üretim Bölgesi’ adını taşıyor. Diğer mega projeler arasında, ABD Başkanı tRump’ın sahibi olduğu şirketler aracılığıyla, öncelikle bir gayrimenkul geliştiricisi olarak yatırım yaptığı görünen bir grup turistik tatil köyü ve yapay adadan oluşan ‘Gazze Rivierası ve Trump Adaları” projesi bulunuyor. Gazze'deki tesisleri Mısır, İsrail ve Körfez ülkelerindeki limanlara bağlayan Refah'daki ‘İbrahim Sınır Kapısı’nın lojistik merkezi ve Gazze'yi el-Ariş ve İsrail'e bağlayan, Avrupa ve Körfez ülkeleriyle serbest ticaret sistemi ve Körfez ülkeleri ile İsrail'e hizmet veren veri merkezleri ve elektrikli otomobiller gibi ileri imalat sektörleri bulunan özel bir ekonomik bölge kurulmasını öngörüyor.

Ancak bu plan çerçevesinde yeniden inşa süreci boyunca Gazze nüfusunun yalnızca yüzde 75'inin Gazze Şeridi’nde kalacağı tahmin ediliyor. Başka bir ülkeye yerleşmek isteyenlere 5 bin dolarlık mali teşviklerin yanı sıra dört yıllık kira ve gıda yardımı ile ilgili diğer teşvikler de sunuluyor. Plan, yeniden yerleşenlerin üçte ikisinin Gazze'ye dönmeyeceğini varsayıyor.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.