Hikmet el-Hicri son açıklamasında ‘Başan Dağı’ ifadesini kasıtlı olarak mı kullandı?

Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hicri, İncil'de geçen ve Suriye'nin güneyini kapsayan bir bölge için kullanılan “Başan Dağı” ifadesini kullanarak tartışma yarattı

Suriye’deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri (Getty)
Suriye’deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri (Getty)
TT

Hikmet el-Hicri son açıklamasında ‘Başan Dağı’ ifadesini kasıtlı olarak mı kullandı?

Suriye’deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri (Getty)
Suriye’deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri (Getty)

Baha el-Avam

Suriye’deki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, bir kez daha Süveyda için kendi kaderini tayin hakkı ve ‘tarafsız’ özyönetim talep etti. Hicri, geçtiğimiz temmuz ayında patlak veren şiddet olaylarından bu yana Süveyda ile Şam arasındaki gergin ilişkilerin bir sonucu olarak temel ürünlerin bölgeye girişinde ve temel hizmetlerde ciddi kıtlık yaşayan güney iline insani yardım koridorları açılması için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Hicri’nin önceki gün yaptığı konuşma, üç ay önce Süveyda’da şiddet olaylarının patlak vermesinden bu yana tekrarladığı insani yardım çağrılarının devamı niteliğindeydi. Ancak, Dürzilerin ruhani lideri bu kez, bağımsızlık veya özyönetim talep ettiği coğrafi bölgeyi ifade etmek için Cebel el-Arab veya Süveyda ifadeleri yerine ‘Başan Dağı’ ifadesini tercih etti.

Başan Dağı, ‘Başan’ kelimesinin ‘verimli toprak’ anlamına gelmesi nedeniyle İncil'de önemli yere sahip bir isimdir. Eski Ahit'te buradan verimli toprağı ve sürüleriyle ünlü bir bölge olarak bahsedilir. İncil’deki metinlerde Musa'nın yaşadığı dönemde yaşamış olan ‘Og’ adlı Başan kralından söz edilir. Og, MÖ 12. yüzyılda yaşamış eski bir Semitik halk olan Rephaimlerdendir.

Cevad Ali tarafından kaleme alınan ‘İslam Öncesi Arapların Tarihi’ adlı kitapta, Başan bölgesinin Ürdün'ün doğusunda yer aldığı ve Hermon Dağı ile Gilad Dağı arasında uzandığını belirtiliyor. Modern coğrafyada, bu bölge bugün Cebel el-Arab, Horan Ovası ve Golan Tepeleri'nin bir kısmını kapsıyor. Diğer bir deyişle, Suriye'nin güneyindeki üç ili, Süveyda, Dera ve Kuneytra’yı içine alıyor.

Hikmet el-Hicri, Başan Dağı ifadesini kullanarak büyük tepki topladı. Bu durum, muhaliflerinin sosyal medyada onu bir kez daha Tel Aviv için çalıştığı ve yabancı bir gündemin hizmetinde ayrılıkçılığı kışkırttığı yönünde suçlamalarına yol açtı. Bu da onu, İsrail'deki aşırı uçtaki Yahudilerin sempatisini kazanmak ve Binyamin Netanyahu hükümetinin Suriye'nin kuzeyinde kurulmasını talep ettiği tampon bölge haritalarını onaylamak için bir açıklama yapmaya itti.

Suriye ve İsrail arasında tartışılan güvenlik anlaşması taslağında, geçtiğimiz eylül ayında Suriye'nin güneyinin Süveyda, Dera ve Kuneytra'yı kapsayan üç bölgeye ayrıldığı bir harita ortaya çıktı. Harita, Tel Aviv'in Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yönetimine bu üç ilde askeri ve güvenlik açısından ne tür silahlar kullanılacağını ve hangi bölgelerde konuşlanılmasına izni verileceğini netleştiriyor.

İsrail, geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda ilinde yaşayanların hükümet güçlerine ait olduğu bildirilen unsurlar tarafından kaçırılma, cinayet, hırsızlık, kundaklama ve mülk yağmalama olaylarına maruz kalmasının ardından, güvenliği sağlamak bahanesiyle ilde başlatılan askeri operasyonu durdurmak için müdahale etti. Şam bu iddiayı reddetse de operasyon sırasında hatalar yapıldığını kabul ederek, uluslararası bir soruşturma komisyonunun olayları araştırmasına izin verdi.

Şeyh Hicri, birkaç gün süren olayların ardından İsrail ve ABD’ye Dürzilerin yanında durdukları ve onlara karşı yürütülen ‘yok etme’ savaşını durdurdukları için teşekkür etti. Süveyda'nın kendi kaderini tayin etme hakkını talebiyle düzenlenen halk gösterilerinde İsrail bayrakları dalgalandırıldı. Bu talepler daha sonra geçtiğimiz ay Birleşmiş Milletlere (BM) sunulan yasal bir belgede de yer aldı.

Süveyda Kendi Kaderini Tayin Kampanyası'nın organizatörlerinden avukat Eymen Şehabeddin, Hicri'nin son açıklamasında neden ‘Başan’ ifadesini kullandığını bilmediğini söyledi. Ancak kendisi ve meslektaşlarının uluslararası toplumu kendi kaderini tayin hakkını tanımaya ikna etmeye çalıştıkları coğrafyada, Dürziler, Hıristiyanlar ve diğer grupların yaşadığı Süveyda’yı da kapsıyor Şehabeddin’e göre Süveyda krizinin tek çözümü kendi kaderini tayin hakkının tanınması.

Akademisyen Yahya el-Aridi de Şeyh Hicri'nin ‘Başan’ ifadesini Cebel el-Arab ile değiştirmesinin nedenini tam olarak bilmiyor olsa da bu ismin Dürzilerin ruhani lideri tarafından hem iç hem de dış politikaya yönelik mesajlar içerdiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı hebere göre Aridi, ‘Başan Dağı’ ifadesi, Süveydalılar ve diğerleri arasında tartışmalara ve sorgulamalara neden olabilir görüşünde. Aridi, Hicri’nin bu son açıklamasının geriye kalan kısmında herhangi bir yenilik olmadığını da kaydetti.

Hicri'nin Şam hükümetinin Süveyda’da zor şartlar altındaki insani durum karşısında kayıtsız kalmaya devam etmesi nedeniyle Süveyda'daki krize tek çözüm olarak özyönetim ve kendi kaderini tayin hakkını talep etmeye devam ettiğini düşünen Aridi, “Şam, sanki hiç olmamış ya da sadece geçici bir olaymış gibi görmezden gelinemeyecek ya da göz ardı edilemeyecek karmaşık bir ikileme zayıf çözümler sunuyor” yorumunda bulundu.

Hicri’nin son açıklaması, Dürzileri ‘yok olmaktan koruduğu için’ minnettarlığını gizlemediği ülkelerle bağlantılı bir dış motivasyonla yapılmış olabilir. Hicri’nin daha önce birkaç kez söylediği gibi, bu sadece Süveyda'da devam eden insani krize duyduğu öfke nedeniyle Suriye kimliğinden kopma çabası olabilir. Bu da ateşkes anlaşmasının şartlarının tam olarak uygulanmadığı ve Süveyda’ya gerekli desteğin sağlanmadığı anlamına gelir.

Basında yer alan haberlere göre 30'dan fazla köyün sakinleri, il sınırları içindeki diğer bölgelere yerleştirilirken, 130 binden fazla kişi evlerine geri dönme umuduyla okullarda ve çeşitli tesislerde barınmaya devam ediyor. Süveyda’da temel ihtiyaç maddeleri ve yakıt konusunda ciddi kıtlık yaşanıyor. Elektrik, su ve internet hizmetleri, günde birkaç saat kesintiye uğrarken, bu kesintiler bazen hizmetlerin hiç sağlanamaması noktasına varıyor.

Suriye hükümeti geçtiğimiz eylül ayında, Süveyda krizini çözmek için Ürdün ve ABD ile üçlü bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada, henüz yürürlüğe girmeyen birkaç madde yer alıyor. Bunların başında, tüm silahlı unsurların Süveyda sınırlarından çekilmesi geliyor. Anlaşmada ayrıca toprak bütünlüğünün, ülkenin birliğinin, çoğulculuğun ve eşitliğin ön plana çıktığı, ilin insani ve ekonomik destek sağlanarak devlete tam entegrasyonunu sağlayacak ulusal bir projenin başlatılması öngörülüyor.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.