Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Filistin ve İsrail'in Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzalamaması, bölgenin bir Ortadoğu Rivierası’na dönüşme korkularını yeniden canlandırıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
TT

Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)

Yoğun geçen bir günde Hamas, tüm canlı rehineleri serbest bıraktı ve bazı cesetleri teslim etti. ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Knesset'te zaferlerini kutladı. Daha sonra, ABD, Mısır, Katar ve Türkiye devlet başkanları, Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzaladı. Tüm bunlar olurken bir nokta dikkat çekiciydi, o da Gazze savaşını sona erdirme anlaşmasını savaşan iki tarafın imzalamayıp, imzalayanların yalnızca dış taraflarla sınırlı kalmasıydı.

20 ülkenin ve 11 uluslararası kuruluşun başkanları ve temsilcileri Mısır'ın barış şehri Şarm el-Şeyh'teki barış zirvesine katıldı. Zirvede, savaşın sona ermesini garanti altına alan, harap olmuş Gazze Şeridi'nde istikrar ve barışı teşvik eden, savaş sonrası düzenlemeleri ele alan ve bölgesel iş birliği için yeni ufuklar açan bir belge imzalandı.

Trump konuşmasında, “Bu harika bir gün. Gazze'deki savaşı Şarm el-Şeyh'te durdurabildik. Herkes bu andan memnun. Gazze anlaşması geçerliliğini koruyacak. Bugün imzaladığımız Gazze belgesi, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin kuralları netleştiriyor. Bundan böyle Ortadoğu'da büyük çaplı bir savaşa yer yok” dedi.

Anlaşmalar taraflarca imzalanır

Gelgelelim, Gazze'ye ilişkin, oradaki savaşı net kurallara göre sona erdirmeyi içeren barış belgesinin, savaşan taraflardan hiçbiri tarafından imzalanmamış olması ilginç. Daha da ilginç olanı, iki yıl boyunca savaşan tarafların barış zirvesine hiç katılmamış olmaları. Anlaşmayı imzalayan taraflar yalnızca arabulucu ülkelerdi. Bu, şüphe uyandıran ve açıklama gerektiren bir durum.

Dünya genelindeki barış anlaşmaları incelendiğinde, genellikle barış anlaşmasında ilgili iki tarafın belgeleri imzaladığı görülür. En akılda kalıcı örnek, BAE, İsrail ve ABD'nin imzaladığı İbrahim Anlaşması’dır. O dönemde belgeleri imzalayanlar anlaşmanın taraflarıydı.

Filistinliler ve İsrailliler arasında imzalanan tüm anlaşmalarda da esasında böyle olmuştur. Oslo Anlaşması’nı, Filistin Ulusal Otoritesi ve İsrail uluslararası himaye altında imzaladı. Camp David Anlaşması’nda hem Arap hem de İsrail tarafları hazır bulundu ve belgelere imzalarını attı. 2014’teki Gazze savaşını sonlandıran anlaşmayı bile, Azzam el-Ahmed Filistin Ulusal Otoritesi ve FKÖ'yü temsilen Filistinliler adına, İsrail tarafı ise hükümeti adına imzaladı.

Sonuç olarak, benzeri görülmemiş bir durum yaşandı; dış güçler savaşı sonlandıran belgeyi imzalarken, savaşan iki taraf aralarındaki yıkıcı çatışmayı sona erdirmek için düzenlenen konferansa katılmadı. Bu görevi garantör ülkeler olan ABD, Mısır, Katar ve Türkiye üstlendi.

Filistin Ulusal Otoritesi'nin, Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından temsil edildiği, barış zirvesinde hazır bulunduğu, Trump'ın Abbas ile uzaklığın ve atışmaların damga vurduğu uzun bir aradan sonra ilk kez görüştüğü doğru. Ayrıca, aralarında uzun bir konuşmanın geçtiği ve Trump’ın Abbas’a belki de abartılı bir şekilde övgüler yağdırdığı da doğru. Ancak Filistinlilerin temsilcisi, savaşı sona erdiren barış belgesini bir taraf olarak imzalamadı. Bu da şaşkınlık, şüphe ve soru işaretleri uyandırıyor.

Hamas imzalamadı ve katılmadı

Barış konferansı başlamadan önce Hamas, katılmayacağını gerekçeleri ile açıkladı ve konferansa katılmayanlar arasındaydı. Zirve sırasında, örgütün Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Katılımcılar arasında olmayacağız. Hamas liderliği, Mısırlı yetkililerden konferansın yalnızca devletlerin katılımına açık olacağına dair güvence aldı” dedi.

Badran, savaşın taraflarından olan Hamas'ın yokluğunu gerekçelendirmeye devam ederek, “Zirvenin amacı bir anlaşma imzalamak değil, elde edilen başarıyı kutlamaktır” dedi. Ardından “Ateşkese varıldığında anlaşmayı hem biz hem de karşı taraf imzaladı” ifadesini kullandı.

 Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)

Hamas liderliği, bu konferansa katılımının gereksiz olduğuna inanıyor. Trump'ın katılımının, İsrail'e anlaşmanın onun himayesinde ve doğrudan garantisi altında yürütüldüğüne dair açık bir mesaj niteliğinde olduğunu, ayrıca, anlaşma hükümlerinin uygulanmasını sağlamak için kendisinin arabulucularla doğrudan temas halinde olduğunu da teyit ettiğini düşünüyor.

Siyaset bilimci Bilal Şalabi, “Hamas'ın katılmayıp belgeyi imzalamamasının haklı gerekçeleri ve nedenleri var. Öncelikle o sadece bir Filistinli fraksiyon ve Filistinlileri ve devletlerini temsil etmiyor. Barış zirvesi devletler için düzenlendiğinden katılmaması da doğal” değerlendirmesinde bulundu.

Siyaset bilimci, “Filistin Ulusal Otoritesi, Filistinliler adına katıldı, çünkü dünya nezdinde onların meşru temsilcisi ve Filistin devletini kuracak organdır. Bu nedenle, Hamas'ın konferanstaki varlığı kendisine meşruiyet kazandırmaması” ve davanın resmi temsili olarak algılanmaması için katılımdan menedildi” diye belirtiyor.

Şalabi, dünyanın İsrail'in hedeflerine ulaştığı ve Hamas'ın şu anda var olmadığı varsayımıyla hareket ettiğini ifade ediyor. Bu nedenle barış konferansına katılması mantıksızdı ve yine bu nedenle Filistin Otoritesi davet edildi ve bu da geleceğe dair önemli mesajlar içeriyor.

İmzasız katılım

Gerçekten de Filistin Ulusal Otoritesi konferansa katıldı ve Mahmud Abbas da Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'nde hazır bulundu. Trump ile görüştü, el sıkıştı ve fotoğraf çektirdi. ABD Başkanı, sanki Abbas’ın meşruiyetini yeniden onaylar gibi “Filistin'in sesisiniz ve sizi burada görmekten mutluluk duyuyorum” diyerek onu övdü. Ancak Abbas’ın Gazze Anlaşması'nı imzalamasına izin verilmedi.

Abbas'ın zirvede bulunması normaldi, çünkü Gazze'deki geçiş dönemini, bu dönem ile ilgili düzenlemelerde kendisine rol verilmesi ve Gazze'deki uluslararası misyonun kalıcı bir uluslararası vesayete dönüşmemesi koşuluyla kabul etmişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre anormal olan, Filistin devletinin topraklarının bir parçası olan Gazze ile ilgili bir anlaşmayı imzalamaktan alıkonulmasıdır.

Abbas, zirveye geç de olsa davet edildi, ancak geç olması hiç olmamasından iyidir, diyor Arap Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler uzmanı Raid Ebu Bedeviyye ve şöyle devam ediyor: “Davet, ABD'nin Gazze Şeridi'ni yönetme planının Filistin Otoritesi’ni tamamen devre dışı bıraktığı gibi göründüğü kritik bir siyasi anda geldi. Bu sadece sembolik bir onurlandırma değil, aynı zamanda anlaşmaya Filistinli bir meşruiyet kazandırmak için atılmış bir adım. Gazze'nin ertesi gününü müttefikleriyle birlikte formüle eden ABD, planın yerel düzeyde kabul görmesi için Filistinlilerin temsiline ihtiyaç duyuyor.”

Uluslararası hukuk uzmanı “Kamuoyu, Gazze'nin uluslararası vesayet yoluyla yönetilmesini reddediyor. Abbas'ın katılımının daha derin anlamı, kararlar alınırken değil, meşruiyet gerektiğinde Filistin Otoritesi'ne başvurulduğu anlamına geliyor. Bu ise savaş sonrası formüle edilirken konumunun ne kadar kırılgan olduğunu yansıtıyor” diye ekliyor.

Ebu Bedeviyye, Abbas'ın varlığının, Suudi Arabistan ve Fransa'nın çabaları doğrultusunda, bölgesel ve uluslararası toplumun Filistin meşruiyetinin devamını sağlama arzusunu yansıttığını açıklıyor. Katılımı güçlü bir diplomatik mesaj iletirken, herhangi bir Filistinli temsilcinin olmaması toplantıyı mantıksız hale getirirdi, çünkü barış, özellikle mağdur taraf oldukları için Filistinlileri içermedikçe müreffeh ve güvenli olamazdı değerlendirmesinde bulunuyor.

Gerçekten de Abbas zirveye katılırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yoktu. Netanyahu'nun ofisi, bunu zirve tarihinin dini bir bayrama yakın olmasıyla gerekçelendirdi. Ancak, tuhaf olan barış konferansına Tel Aviv'den hiçbir temsilcinin katılmamasıydı. Netanyahu'nun Sözcüsü Şoş Bedrosyan da “hiçbir İsrailli yetkilinin katılmadığını” söyleyerek bunu doğruladı.

Netanyahu imza töreninde yok

Netanyahu'nun savaşı durduran anlaşmanın imzalanmasına katılmaması ve ülkesinin temsilcilerinin zirveye katılmaması mantıksız. Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Merkezi'nde siyasi araştırmacı olan Michael Milstein, katılmama gerekçesinin ikna edici olmadığını ve bunun arkasında başka sebepler ve anlamlar olduğunu düşünüyor.

Milstein, “Netanyahu'nun 'iki devletli çözüm' veya savaş suçları hakkında sözler duyacağından endişe ediliyordu. Keza Netanyahu, Abbas ve Erdoğan'ın katıldığı bir zirveye katıldığı için popülaritesini ve koalisyonunu kaybedebilirdi. Uluslararası izolasyon da onu katılmaktan alıkoydu. Bu nedenle İsrail, katılmamanın daha iyi olduğunu düşündü” diyor.

İmzalama sırasında karşılıklı tehditler

Katılmaması daha iyi değildi. Savaşan tarafların anlaşma imzalamadığı ve hatta çatışmalara doğrudan dahil olanların bile katılmadığı bir barış zirvesi şüphe uyandırır ve gerçekten de öyle oldu. İmza sırasında Tel Aviv güç kullanma seçeneğinde diretirken, Hamas da silah bırakmayı reddetti.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Hamas'a karşı mücadelemiz henüz bitmedi. Ordumuz tüm Gazze tünellerinin imhasına katılmalı. Güçlerimiz, silahlarını tamamen bırakana kadar Hamas’a baskıyı sürdürmek için Gazze Şeridi'nde kalacak” dedi.

Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)

Hamas bu açıklamayı görmezden gelmedi ve Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Savaş yeniden başlarsa herhangi bir İsrail saldırısına karşılık vereceğiz. Silahlarımızı bırakmayacağız veya silahsızlanmayacağız. Bu söz konusu bile değil” diyerek yanıt verdi.

Siyasi araştırmacı Fadl Hin, Hamas ve İsrail'in barış zirvesine katılmamasının, savaşı sona erdirmek için bir anlaşma imzalamamalarının ve konferans sırasında yaşanan sözlü atışmaların “anlaşmadan muaf tutuldukları ve onları bağlayan hiçbir şey olmadığından savaşın tekrar başlayabileceği anlamına geldiğine” inanıyor.

Gazze uluslararası bir bölge

Ancak Hamas Siyasi Bürosu'nun vekaleten Başkanı olan Halil el-Hayye'nin savaşın sona erdiğine dair verdiği güvenceler ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aynı şeyi açıklaması, Gazze anlaşmasının imzalanmasına katılmamalarının arkasında başka bir neden olduğunu ortaya koyuyor.

Siyasi araştırmacı Maysa Gannam, “İmzalanan bir belge değil, ABD ile belgeyi imzalayanlar -Mısır, Katar ve Türkiye- arasında bir sözleşmedir. Gerçekten de yaşananlar eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bu, Gazze Şeridi'nin bu ülkeler arasında uluslararasılaştırılması ve mülkiyetinin Filistinlilerden bu taraflara devredilmesi sürecidir” diyor.

Siyasi araştırmacı, “Savaşın ertesi günü Gazze, bir Amerikan eyaleti sayılıyor. Barış Konseyi Başkanı bizzat Trump. Yeniden inşa planı, Trump'ın damadı Jared Kushner'ın vizyonuna dayanıyor. Polisi uluslararası misyon. Bu, Gazze'yi uluslararasılaştırma, küresel ve hatta Amerikan vesayeti altına alma süreci” diye belirtiyor.

Gannam, bu bağlamda, Filistinlilerin yeni anlaşmayı imzalamalarına gerek olmadığını, çünkü anlaşmanın tarafı olmadıklarını açıklıyor. Aynı durum, Gazze'yi istemeyen ve önce yıkıp sonra Trump'a hediye olarak sunan İsrail için de geçerli. “İsrail Gazze’den herhangi bir şey istemediğine göre, anlaşmanın tarafı değil ve katılması da gerekmiyor, imzası da hiçbir şey katmıyor.”

Gannam, Gazze'nin ABD yönetimi altında Ortadoğu'nun Rivierası olma yolunda ilerlediğini belirtiyor. Sakinlerinin çıkarılması, başka bir yere yeniden yerleştirilmesi ve tazminat ödenmesi de dahil olmak üzere, Trump'ın planı bütünüyle uygulanacak. Gazze Şeridi yıkılacak, ardından tatil köyleri, şirketler, gayrimenkuller ve yatırımlar inşa edilecek. Tüm bunlar, Gazze'nin uluslararasılaştırıldığı ve onun sadece Filistinliler ait bir bölge olmaktan çıktığı anlamına geliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.