Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Filistin ve İsrail'in Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzalamaması, bölgenin bir Ortadoğu Rivierası’na dönüşme korkularını yeniden canlandırıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
TT

Gazze, savaşın ertesi gününü uluslararasılaşma ve vesayet endişeleriyle karşılıyor

Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)
Dün yoğun bir gündü, Hamas rehineleri serbest bıraktı, Trump İsrail ve Mısır'ı ziyaret etti (Independent Arabia)

Yoğun geçen bir günde Hamas, tüm canlı rehineleri serbest bıraktı ve bazı cesetleri teslim etti. ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Knesset'te zaferlerini kutladı. Daha sonra, ABD, Mısır, Katar ve Türkiye devlet başkanları, Trump'ın “Barış ve Refah” belgesini imzaladı. Tüm bunlar olurken bir nokta dikkat çekiciydi, o da Gazze savaşını sona erdirme anlaşmasını savaşan iki tarafın imzalamayıp, imzalayanların yalnızca dış taraflarla sınırlı kalmasıydı.

20 ülkenin ve 11 uluslararası kuruluşun başkanları ve temsilcileri Mısır'ın barış şehri Şarm el-Şeyh'teki barış zirvesine katıldı. Zirvede, savaşın sona ermesini garanti altına alan, harap olmuş Gazze Şeridi'nde istikrar ve barışı teşvik eden, savaş sonrası düzenlemeleri ele alan ve bölgesel iş birliği için yeni ufuklar açan bir belge imzalandı.

Trump konuşmasında, “Bu harika bir gün. Gazze'deki savaşı Şarm el-Şeyh'te durdurabildik. Herkes bu andan memnun. Gazze anlaşması geçerliliğini koruyacak. Bugün imzaladığımız Gazze belgesi, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin kuralları netleştiriyor. Bundan böyle Ortadoğu'da büyük çaplı bir savaşa yer yok” dedi.

Anlaşmalar taraflarca imzalanır

Gelgelelim, Gazze'ye ilişkin, oradaki savaşı net kurallara göre sona erdirmeyi içeren barış belgesinin, savaşan taraflardan hiçbiri tarafından imzalanmamış olması ilginç. Daha da ilginç olanı, iki yıl boyunca savaşan tarafların barış zirvesine hiç katılmamış olmaları. Anlaşmayı imzalayan taraflar yalnızca arabulucu ülkelerdi. Bu, şüphe uyandıran ve açıklama gerektiren bir durum.

Dünya genelindeki barış anlaşmaları incelendiğinde, genellikle barış anlaşmasında ilgili iki tarafın belgeleri imzaladığı görülür. En akılda kalıcı örnek, BAE, İsrail ve ABD'nin imzaladığı İbrahim Anlaşması’dır. O dönemde belgeleri imzalayanlar anlaşmanın taraflarıydı.

Filistinliler ve İsrailliler arasında imzalanan tüm anlaşmalarda da esasında böyle olmuştur. Oslo Anlaşması’nı, Filistin Ulusal Otoritesi ve İsrail uluslararası himaye altında imzaladı. Camp David Anlaşması’nda hem Arap hem de İsrail tarafları hazır bulundu ve belgelere imzalarını attı. 2014’teki Gazze savaşını sonlandıran anlaşmayı bile, Azzam el-Ahmed Filistin Ulusal Otoritesi ve FKÖ'yü temsilen Filistinliler adına, İsrail tarafı ise hükümeti adına imzaladı.

Sonuç olarak, benzeri görülmemiş bir durum yaşandı; dış güçler savaşı sonlandıran belgeyi imzalarken, savaşan iki taraf aralarındaki yıkıcı çatışmayı sona erdirmek için düzenlenen konferansa katılmadı. Bu görevi garantör ülkeler olan ABD, Mısır, Katar ve Türkiye üstlendi.

Filistin Ulusal Otoritesi'nin, Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından temsil edildiği, barış zirvesinde hazır bulunduğu, Trump'ın Abbas ile uzaklığın ve atışmaların damga vurduğu uzun bir aradan sonra ilk kez görüştüğü doğru. Ayrıca, aralarında uzun bir konuşmanın geçtiği ve Trump’ın Abbas’a belki de abartılı bir şekilde övgüler yağdırdığı da doğru. Ancak Filistinlilerin temsilcisi, savaşı sona erdiren barış belgesini bir taraf olarak imzalamadı. Bu da şaşkınlık, şüphe ve soru işaretleri uyandırıyor.

Hamas imzalamadı ve katılmadı

Barış konferansı başlamadan önce Hamas, katılmayacağını gerekçeleri ile açıkladı ve konferansa katılmayanlar arasındaydı. Zirve sırasında, örgütün Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Katılımcılar arasında olmayacağız. Hamas liderliği, Mısırlı yetkililerden konferansın yalnızca devletlerin katılımına açık olacağına dair güvence aldı” dedi.

Badran, savaşın taraflarından olan Hamas'ın yokluğunu gerekçelendirmeye devam ederek, “Zirvenin amacı bir anlaşma imzalamak değil, elde edilen başarıyı kutlamaktır” dedi. Ardından “Ateşkese varıldığında anlaşmayı hem biz hem de karşı taraf imzaladı” ifadesini kullandı.

 Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)Filistinli esirlerin dönüşü (Independent Arabia)

Hamas liderliği, bu konferansa katılımının gereksiz olduğuna inanıyor. Trump'ın katılımının, İsrail'e anlaşmanın onun himayesinde ve doğrudan garantisi altında yürütüldüğüne dair açık bir mesaj niteliğinde olduğunu, ayrıca, anlaşma hükümlerinin uygulanmasını sağlamak için kendisinin arabulucularla doğrudan temas halinde olduğunu da teyit ettiğini düşünüyor.

Siyaset bilimci Bilal Şalabi, “Hamas'ın katılmayıp belgeyi imzalamamasının haklı gerekçeleri ve nedenleri var. Öncelikle o sadece bir Filistinli fraksiyon ve Filistinlileri ve devletlerini temsil etmiyor. Barış zirvesi devletler için düzenlendiğinden katılmaması da doğal” değerlendirmesinde bulundu.

Siyaset bilimci, “Filistin Ulusal Otoritesi, Filistinliler adına katıldı, çünkü dünya nezdinde onların meşru temsilcisi ve Filistin devletini kuracak organdır. Bu nedenle, Hamas'ın konferanstaki varlığı kendisine meşruiyet kazandırmaması” ve davanın resmi temsili olarak algılanmaması için katılımdan menedildi” diye belirtiyor.

Şalabi, dünyanın İsrail'in hedeflerine ulaştığı ve Hamas'ın şu anda var olmadığı varsayımıyla hareket ettiğini ifade ediyor. Bu nedenle barış konferansına katılması mantıksızdı ve yine bu nedenle Filistin Otoritesi davet edildi ve bu da geleceğe dair önemli mesajlar içeriyor.

İmzasız katılım

Gerçekten de Filistin Ulusal Otoritesi konferansa katıldı ve Mahmud Abbas da Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi'nde hazır bulundu. Trump ile görüştü, el sıkıştı ve fotoğraf çektirdi. ABD Başkanı, sanki Abbas’ın meşruiyetini yeniden onaylar gibi “Filistin'in sesisiniz ve sizi burada görmekten mutluluk duyuyorum” diyerek onu övdü. Ancak Abbas’ın Gazze Anlaşması'nı imzalamasına izin verilmedi.

Abbas'ın zirvede bulunması normaldi, çünkü Gazze'deki geçiş dönemini, bu dönem ile ilgili düzenlemelerde kendisine rol verilmesi ve Gazze'deki uluslararası misyonun kalıcı bir uluslararası vesayete dönüşmemesi koşuluyla kabul etmişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre anormal olan, Filistin devletinin topraklarının bir parçası olan Gazze ile ilgili bir anlaşmayı imzalamaktan alıkonulmasıdır.

Abbas, zirveye geç de olsa davet edildi, ancak geç olması hiç olmamasından iyidir, diyor Arap Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler uzmanı Raid Ebu Bedeviyye ve şöyle devam ediyor: “Davet, ABD'nin Gazze Şeridi'ni yönetme planının Filistin Otoritesi’ni tamamen devre dışı bıraktığı gibi göründüğü kritik bir siyasi anda geldi. Bu sadece sembolik bir onurlandırma değil, aynı zamanda anlaşmaya Filistinli bir meşruiyet kazandırmak için atılmış bir adım. Gazze'nin ertesi gününü müttefikleriyle birlikte formüle eden ABD, planın yerel düzeyde kabul görmesi için Filistinlilerin temsiline ihtiyaç duyuyor.”

Uluslararası hukuk uzmanı “Kamuoyu, Gazze'nin uluslararası vesayet yoluyla yönetilmesini reddediyor. Abbas'ın katılımının daha derin anlamı, kararlar alınırken değil, meşruiyet gerektiğinde Filistin Otoritesi'ne başvurulduğu anlamına geliyor. Bu ise savaş sonrası formüle edilirken konumunun ne kadar kırılgan olduğunu yansıtıyor” diye ekliyor.

Ebu Bedeviyye, Abbas'ın varlığının, Suudi Arabistan ve Fransa'nın çabaları doğrultusunda, bölgesel ve uluslararası toplumun Filistin meşruiyetinin devamını sağlama arzusunu yansıttığını açıklıyor. Katılımı güçlü bir diplomatik mesaj iletirken, herhangi bir Filistinli temsilcinin olmaması toplantıyı mantıksız hale getirirdi, çünkü barış, özellikle mağdur taraf oldukları için Filistinlileri içermedikçe müreffeh ve güvenli olamazdı değerlendirmesinde bulunuyor.

Gerçekten de Abbas zirveye katılırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yoktu. Netanyahu'nun ofisi, bunu zirve tarihinin dini bir bayrama yakın olmasıyla gerekçelendirdi. Ancak, tuhaf olan barış konferansına Tel Aviv'den hiçbir temsilcinin katılmamasıydı. Netanyahu'nun Sözcüsü Şoş Bedrosyan da “hiçbir İsrailli yetkilinin katılmadığını” söyleyerek bunu doğruladı.

Netanyahu imza töreninde yok

Netanyahu'nun savaşı durduran anlaşmanın imzalanmasına katılmaması ve ülkesinin temsilcilerinin zirveye katılmaması mantıksız. Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Merkezi'nde siyasi araştırmacı olan Michael Milstein, katılmama gerekçesinin ikna edici olmadığını ve bunun arkasında başka sebepler ve anlamlar olduğunu düşünüyor.

Milstein, “Netanyahu'nun 'iki devletli çözüm' veya savaş suçları hakkında sözler duyacağından endişe ediliyordu. Keza Netanyahu, Abbas ve Erdoğan'ın katıldığı bir zirveye katıldığı için popülaritesini ve koalisyonunu kaybedebilirdi. Uluslararası izolasyon da onu katılmaktan alıkoydu. Bu nedenle İsrail, katılmamanın daha iyi olduğunu düşündü” diyor.

İmzalama sırasında karşılıklı tehditler

Katılmaması daha iyi değildi. Savaşan tarafların anlaşma imzalamadığı ve hatta çatışmalara doğrudan dahil olanların bile katılmadığı bir barış zirvesi şüphe uyandırır ve gerçekten de öyle oldu. İmza sırasında Tel Aviv güç kullanma seçeneğinde diretirken, Hamas da silah bırakmayı reddetti.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Hamas'a karşı mücadelemiz henüz bitmedi. Ordumuz tüm Gazze tünellerinin imhasına katılmalı. Güçlerimiz, silahlarını tamamen bırakana kadar Hamas’a baskıyı sürdürmek için Gazze Şeridi'nde kalacak” dedi.

Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)Savaşın her iki tarafı da Gazze'de savaşa geri dönme tehdidinde bulunmaya devam ediyor (Independent Arabia)

Hamas bu açıklamayı görmezden gelmedi ve Siyasi Büro üyesi Husam Badran, “Savaş yeniden başlarsa herhangi bir İsrail saldırısına karşılık vereceğiz. Silahlarımızı bırakmayacağız veya silahsızlanmayacağız. Bu söz konusu bile değil” diyerek yanıt verdi.

Siyasi araştırmacı Fadl Hin, Hamas ve İsrail'in barış zirvesine katılmamasının, savaşı sona erdirmek için bir anlaşma imzalamamalarının ve konferans sırasında yaşanan sözlü atışmaların “anlaşmadan muaf tutuldukları ve onları bağlayan hiçbir şey olmadığından savaşın tekrar başlayabileceği anlamına geldiğine” inanıyor.

Gazze uluslararası bir bölge

Ancak Hamas Siyasi Bürosu'nun vekaleten Başkanı olan Halil el-Hayye'nin savaşın sona erdiğine dair verdiği güvenceler ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aynı şeyi açıklaması, Gazze anlaşmasının imzalanmasına katılmamalarının arkasında başka bir neden olduğunu ortaya koyuyor.

Siyasi araştırmacı Maysa Gannam, “İmzalanan bir belge değil, ABD ile belgeyi imzalayanlar -Mısır, Katar ve Türkiye- arasında bir sözleşmedir. Gerçekten de yaşananlar eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bu, Gazze Şeridi'nin bu ülkeler arasında uluslararasılaştırılması ve mülkiyetinin Filistinlilerden bu taraflara devredilmesi sürecidir” diyor.

Siyasi araştırmacı, “Savaşın ertesi günü Gazze, bir Amerikan eyaleti sayılıyor. Barış Konseyi Başkanı bizzat Trump. Yeniden inşa planı, Trump'ın damadı Jared Kushner'ın vizyonuna dayanıyor. Polisi uluslararası misyon. Bu, Gazze'yi uluslararasılaştırma, küresel ve hatta Amerikan vesayeti altına alma süreci” diye belirtiyor.

Gannam, bu bağlamda, Filistinlilerin yeni anlaşmayı imzalamalarına gerek olmadığını, çünkü anlaşmanın tarafı olmadıklarını açıklıyor. Aynı durum, Gazze'yi istemeyen ve önce yıkıp sonra Trump'a hediye olarak sunan İsrail için de geçerli. “İsrail Gazze’den herhangi bir şey istemediğine göre, anlaşmanın tarafı değil ve katılması da gerekmiyor, imzası da hiçbir şey katmıyor.”

Gannam, Gazze'nin ABD yönetimi altında Ortadoğu'nun Rivierası olma yolunda ilerlediğini belirtiyor. Sakinlerinin çıkarılması, başka bir yere yeniden yerleştirilmesi ve tazminat ödenmesi de dahil olmak üzere, Trump'ın planı bütünüyle uygulanacak. Gazze Şeridi yıkılacak, ardından tatil köyleri, şirketler, gayrimenkuller ve yatırımlar inşa edilecek. Tüm bunlar, Gazze'nin uluslararasılaştırıldığı ve onun sadece Filistinliler ait bir bölge olmaktan çıktığı anlamına geliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.