Sudan bir “milis cumhuriyetine” mi dönüşüyor?

Sudan’da farklı sadakatlere ve tehlikeli gündemlere sahip 100'den fazla silahlı örgüt faaliyet gösteriyor

Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
TT

Sudan bir “milis cumhuriyetine” mi dönüşüyor?

Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)
Burhan ve Hamideti’nin Beşir rejimini devirmek için iş birliği yaptıkları ve mevcut savaşta birbirleriyle savaşmaya başlamadan önceki dönemden bir kare (Arşiv- AFP)

Sudan, 1956 yılının başlarında bağımsızlığını kazandığından beri iç savaşlar aralıksız olarak devam etti. Bir bölgede çatışmalar diner dinmez, başka bir bölgede yeniden alevlendi. Onlarca yıl süren çatışmalar, milislerin ortaya çıkmasına ve silahların benzeri görülmemiş bir şekilde yaygınlaşmasına neden oldu. Bazı tahminlere göre Sudan’da her biri çeşitli silahlara sahip olan ve nüfuzunu artırmaya çalışan 110'dan fazla silahlı örgüt faaliyet gösteriyor.

2023 yılının nisan ayı ortalarında patlak veren mevcut savaşta da bu milisler ya Sudan ordusunu ya da Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) desteklemek üzere ikiye ayrıldılar. Bazıları ise savaşın yol açtığı durumu liderlerinin veya bölgelerinin hedeflerine ulaşması için kullanıyor.

Bu durumun en tehlikeli yanı, söz konusu silahlı örgütlerin coğrafi, ideolojik ve kabileler olarak bölünmüş olmaları ve uzun yıllar sürebilecek bir askeri gerçeklik oluşturmaya çalışarak, mevcut savaş sona erdikten sonra gelecekte patlak verebilecek yeni savaşların temellerini atmaya çalışıyor olmaları.

Milis bataklığı

Yazar Emir Babekir, ‘Sudan'da Barış... Milisler ve Paramiliter Güçlerin Bataklığı’ adlı kitabında, ordu ile HDK arasında çatışmalar başladığında ülkede 92 silahlı örgütün olduğunu, bunların 87'sinin Darfur bölgesinde ve başlıcalarının ise diğer bazı bölgelerde de faaliyet gösterdiğini belirtiyor.

Mevcut savaşın başlamasından birkaç ay sonra Sudan’ın doğusunda ortaya çıkan silahlı örgütlerin yanı sıra Sudan’ın orta kesimlerinde, Kordofan bölgesinde ve Mavi Nil'de de faaliyet gösteren silahlı örgütler bulunuyor.

Babekir’e göre milis sayısındaki bu büyük patlamanın, çatışmaların karmaşıklığını artırarak mevcut savaşı uzatması bekleniyor.

Öte yandan siyasi analist Mehaden ez-Zaim, sosyal medya platformu Facebook’tan yaptığı bir paylaşımda, mevcut çatışmanın iki tarafında coğrafi ve ideolojik bloklar halinde bölünmüş yaklaşık 90 silahlı örgüt olduğunu, bazılarının ise ülkedeki en güçlü milis grubu olmalarına zemin hazırlayan bloklar oluşturarak kendilerine yer edinmeye çalıştığını belirtti.

Milis türleri

Sudan’daki milisler bloklara ve ittifaklara ayrılmış durumda. Bazıları orduyla, bazıları ise HDK ile ittifak halinde. Ancak, önceki rejimden bu yana bölgesel ve taleplerle ilgili nedenlerle orduya karşı kendi savaşlarını veren, fakat mevcut savaşa katılmayan ve tarafsızlık iddiasında bulunan üçüncü ve daha küçük silahlı örgütler de var.

Milisler ideolojik, bölgesel ve etnik gruplara ayrılıyor. Ayrıca, eskiden organize suç örgütlerinde olan, daha sonra savaşı kendi çıkarları için kullanarak nüfuzlarını genişleten ve savaşan taraflara yaklaşarak yağma, kimlik temelli cinayetler ve tecavüz gibi daha fazla ihlal ve suç işleyen silahlı örgütler de bulunuyor.

Bunun yanında onlarca yıldır Sudan ordusuna karşı savaşan silahlı örgütlerden bazıları mevcut savaşın patlak vermesiyle ordunun müttefiki haline geldi.

Coğrafi dağılım

Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde faaliyet gösteren silahlı örgütler en büyük milis gruplar olarak biliniyor. Çoğu, ‘Müşterek Güç’ çatısı altında orduyla ittifak kurmayı tercih eden bu örgütlerin başında şu anda Darfur Valisi olan eski isyancı Minni Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi geliyor. Onu, şu anda Maliye Bakanı olan Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi, ardından Sudan Kurtuluş Hareketi, Salah Rasas liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi – Geçiş Konseyi, Beşir Harun liderliğindeki Sudan Kurtuluş Ordusu, Abdullah Yahya liderliğindeki Sudan Kurtuluş Güçleri ve Mustafa Tambur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi takip ediyor.

Darfur merkezli silahlı örgütlerin ortaya çıkışı, 2003 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir liderliğindeki siyasal İslamcıların Sudan’da iktidarda olduğu dönemde, sosyal ve ekonomik ‘ötekileştirme’ şikayetleri ve bölgeselcilik bahanesiyle ordu ile Sudan Kurtuluş Hareketi arasında patlak veren ve ‘Darfur Savaşı’ olarak bilinen çatışmalara kadar uzanıyor. Ancak bu örgütler daha sonra bölünerek birkaç harekete ayrıldı.

1990'ların sonunda, iktidardaki İslami Hareket’in bölünmesiyle, muhalif İslamcı isim Halil İbrahim'in liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ortaya çıktı. Halil İbrahim suikasta kurban gittikten sonra yerine kardeşi Cibril İbrahim geçti. Hareket daha sonra birkaç kez daha bölündü.

Sudan Kurtuluş Hareketi'ndeki ilk bölünme, hareketin o dönemki lideri olan Zaghawa kabilesinden Minni Arko Minavi tarafından, hareketin lideri olan Fur kabilesinden Abdulvahid Muhammed en-Nur'a karşı gerçekleştirildi. Her iki lider de eski adı kendi hareketlerinde korudu ve sonuç olarak ‘Sudan Kurtuluş Hareketi’ adında iki örgüt ortaya çıktı.

Mevcut savaşın patlak vermesinden sonra, Minavi ve İbrahim'in liderliğindeki iki hareket, eski rejimin Darfur savaşındaki kilit isimlerinden biri olan Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) liderliğindeki HDK'ya karşı, ‘Müşterek Güç' adı altında orduya bağlılıklarını ilan ettiler. Bu arada, Abdulvahid en-Nur liderliğindeki örgüt savaşta tarafsız bir tutum sergiledi, Cebel Marra'daki kontrol alanlarını elinde tuttu ve hükümete karşı olduğunu açıkça duyurdu.

Sudan'daki yerel etki haritalarını gösteren grafik (Şarku’l Avsat)Sudan'daki yerel etki haritalarını gösteren grafik (Şarku’l Avsat)

Milisler içindeki bölünmeler

Buheyt Abdulkerim Debcu liderliğindeki Halk Öz Savunma Gücü, Mansur Erbab liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve ‘Arta... Arta’, ‘Dagou Jowa’, ‘Raya’ ile Musa Hilal liderliğindeki ‘Devrimci Uyanış Konseyi’ gibi yerel isimlere sahip diğer hareketler, aktif olarak çatışmalara katılmadan ordunun yanında yer alıyor.

Bu milislerin gücü, ülke dışından ve mevcut savaşın patlak vermesinden sonra ordudan elde ettikleri sofistike silahlarda yatıyor. Bu silahlar, altın madenciliği bölgelerini kontrol altına alarak finansal ayrıcalıklar elde etmelerini ve böylece finansman sağlamalarını mümkün kılıyor.

Analistlere göre silahlı örgütlerin zayıflıkları, aralarındaki kabile farklılıklarından ve Zaghawa kabilesinin bu hareketler üzerindeki kontrolünden kaynaklanıyor. Bu durumdan özellikle Darfur bölgesindeki geleneksel nüfuz alanlarının yaklaşık yüzde 90'ını HDK milislerine kaptıran başlıca iki örgüt olan Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan Kurtuluş Hareketi etkilendi.

İslami Hareket’e bağlı milisler

Yerel basında yer alan haberlere göre eski rejim ve İslami Hareket ile bağlantılı 25'ten fazla milis grubu bulunuyor. Bunların başında Gençlik Kolordusu, Yıldırım Tugayları, Ensarullah, Furkan Tugayı, Yanan Yıldızlar, Sicil, Hakikat Askerleri, Halid bin Velid Tugayı, el-Cezire Kalkanı, Kordofan Kolordusu ve İslami Hareket’in ana kolları arasında sayılan Bera bin Malik Tugayları geliyor.

1989 yılında siyasal İslamcılar tarafından gerçekleştirilen darbenin ilk aylarında kurulan HDK, yasal olarak ‘paramiliter bir güç’ olarak kabul ediliyor. Ancak HDK, siyasal İslamcı ideolojiyi benimsemiş ve ‘cihat’ gerekçesiyle Güney Sudan'da savaşmıştı.

Halk Savunma Güçleri, mevcut savaşın patlak vermesinden sonra yeniden ortaya çıktı. Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejiminin ardından gelen sivil hükümet, 30 yıl boyunca ülkeyi yönettikten sonra 2019 yılında halk ayaklanmasıyla devrilen ‘eski İslamcı rejimin askeri cephesi’ olarak gördüğü Halk Savunma Güçleri’ni feshetmişti.

Ayrıca, İslami Hareketin İkinci Komutanı ve eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in yardımcısı Ali Osman Muhammed Taha tarafından ilk kez ortaya çıkarılan gizli güçler olan ‘gölge taburlar’ da ülkede faaliyet gösteriyor. Taha, sonunda rejimi deviren halk hareketine yönelik tehdidinde “Hayatlarını feda etmek anlamına gelse bile rejimi savunan gölge taburlar var” demişti.

Güvenlik ve istihbarat teşkilatlarına bağlı ideolojik bir grup olan Operasyonlar İdaresi Güçleri, Beşir rejiminin düşüşünün ardından dağıldıktan sonra orduyla birlikte savaşmak için geri döndü. Son olarak, ‘güvenlik hücresi’ olarak bilinen, orduyla birlikte savaşmak için seferber edilen büyük gruplar da var.

Bu milislerin gücü, devletin sağladığı finansman, istihbarat desteği ve ordudan ve çeşitli güvenlik kurumlarından aldıkları silahlar, Kornet füzeleri ve gelişmiş insansız hava araçları (İHA) gibi donanımlara dayanıyor.

Buna karşın zayıf olmasının sebebi, eski rejimin bir aracı olması ve bu yüzden halkın eski rejimin geri dönüşünü reddetmesi nedeniyle nispeten tecrit edilmesi.

Kabile üyesi ve bölgesel milisler

Önceki rejim, ordu ile HDK arasındaki gizli çatışma sırasında, iki taraf arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya karşı panzehir görevi görmek üzere, subay Ebu Akile Kikel liderliğinde ‘Butana Kalkanı’ adlı bir milis gücü kurmuştu. Ancak savaş patlak verdikten sonra, milis gücü HDK'nın yanında yer aldı ve onunla birlikte birçok bölgede savaştı. Bunların başında ülkenin orta kesimlerinde başkent Hartum'a komşu El-Cezire eyaletinin kontrolü için verilen savaş geliyor.

Ancak Kikel’e bağlı milisler, geçtiğimiz yıl ekim ayında HDK'ya karşı isyan bayrağı açıp orduya bağlılıklarını ilan ederek herkesi şaşırttı. Bunun karşılığında Kikel’e Sudan ordusu tarafından tuğgeneral rütbesi verildi. El-Cezire eyaletinin doğusunda kapsamlı askere alma operasyonları yürüttü. Ardından Sudan Kalkanı Güçleri adını aldı ve ordunun ülkenin orta kesimlerini ve başkent Hartum'u geri almasında önemli bir rol oynadı.

Siyasi analist Muhanned ez-Zaim'in Facebook sayfasından yaptığı değerlendirmeye göre Sudan Kalkanı Güçleri’nin yanı sıra Sudan'ın orta kesimleri ve kuzeyinde Seyfunnasr, Aşem, Abdullah Cama, Zubeyr bin el-Avvam, Esved es-Said ve Nubye Kalkanı gibi diğer küçük milis grupları da ortaya çıktı.

Doğu’daki milisler

Gadarif bölgesinde orduya destek veren bir silahlı grubun üyeleri (Arşiv- AFP)Gadarif bölgesinde orduya destek veren bir silahlı grubun üyeleri (Arşiv- AFP)

Ülkenin sorunlu olan doğu bölgesinde, kabile ve etnik grupların birbiriyle iç içe geçmiş olması nedeniyle, bazı komşu ülkeler tarafından eğitilmiş ve silahlandırılmış 10 kabile ve bölgesel milis grubu faaliyet gösteriyor. Bu milislerin tümü orduya bağlılıklarını ilan ettilerse de Mebruk Mubarek Salim liderliğindeki Arap olan Reşayide kabilesine bağlı bir milis grubu, HDK'ya bağlılığını açıkladı.

Sudan'ın doğusundaki milisler arasında, Ulusal Kongre Partisi'nin (devrik lider Beşir'in partisi) önde gelen üyelerinden Muhammed Suleyman Betai’nin liderliğindeki Ulusal Adalet ve Kalkınma Hareketi de bulunuyor. Bu hareketin tabanı, Nezir Muhammed el-Emin Turki liderliğindeki gruba karşı çıkan Hadendoa kabilesinin bir kolundan geliyor.

Bunun yanında İbrahim Dunya liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi-Doğu, savaşın başlamasından birkaç gün sonra Eritre'nin himayesinde, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık 2 bin savaşçı ile ortaya çıktı. Ayrıca Ammar kabilesine bağlı Şiba Darar liderliğindeki Doğu Sudan Partileri ve Güçleri milisleri de faaliyet gösteriyor.

Doğu Sudan Kalkanı milisleri, Reşadiye kabilesinin liderinin oğlu ve İslami Hareket’in üyesi olan Mubarek Hamid Beraki tarafından, 1950’lilerde kurulan köklü bir parti olan, devrik lider Beşir’in yardımcısı Musa Muhammed Ahmed liderliğindeki Beca Kongresi Güçleri ve Hadendoa kabilesinin lideri Muhammed el-Emin Turki liderliğindeki Beca Nazirleri ve Bağımsız Şefler Yüksek Konseyi ile birlikte kuruldu.

Sudan'ın doğusundaki bu milislerin gücü, toplulukları içinde sahip oldukları geniş kabile ve etnik destek ile bazı komşu ülkelerden aldıkları askeri destek, eğitim ve silahlara dayanıyor. Ancak kabileler arasındaki ciddi anlaşmazlıkların yanında koordinasyon ve ortak planlama eksikliği nedeniyle giderek zayıflıyorlar. Bölgedeki bileşenler arasındaki iç çatışmalar, her an patlak verebilecek potansiyel bir tehlike oluşturuyor.

HDK

Sudan'daki çatışma bölgelerinden birindeki HDK devriyesi (Arşiv- Reuters)Sudan'daki çatışma bölgelerinden birindeki HDK devriyesi (Arşiv- Reuters)

HDK, Sudan'da yaygın olan inanca göre eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir tarafından 2013 yılında, ‘orduda önemli nüfuza sahip bazı müttefiklerinin olası ihanetine’ karşı alınmış bir önlem olarak resmen kuruldu.

Bu inanç, Beşir'in kendisi HDK komutanı olan ve ‘Hamideti’ lakabıyla bilinen Muhammed Hamdan Dagalu'ya şaka yollu ‘Hamideti’ (koruyucum) diye hitap etmesiyle daha da güçlendi. Beşir, HDK’yı Darfur bölgesinde rejimine karşı isyan eden silahlı hareketleri bastırmak için de kullandı.

HDK üyelerinin çoğu, Darfur bölgesindeki çeşitli Arap kökenli ve hayvancılıkla uğraşan kabilelerden geliyor.

Bu grupların bazıları, bölgede ‘Cancavid’ olarak biliniyordu. Cancavid kelimesi ‘at sırtındaki cinler’ anlamına gelen cümlenin kısaltmasıdır. Kabile lideri Musa Hilal'in önderliğinde devlete karşı ayaklanan Afrika kabileleriyle savaşmak için ortaya çıkan Cancavid milisleri, diğer kabilelere saldırılarını at sırtında gerçekleştiriyorlardı.

Cancavid milisleri, Darfurlulara karşı yaygın ihlallerde bulunmakla suçlanıyor. Bu yüzden Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik suçlamalarıyla Beşir ve mevcut Ulusal Kongre Partisi başkanı Ahmed Harun dahil olmak üzere üç yardımcısı hakkında tutuklama kararı çıkardı.

HDK, eski Cancavid örgütüyle olan ilişkisini her zaman inkar etmeye çalışıyor ve kendisinin ‘eski rejimin parlamentosu tarafından kabul edilen yasa ile kurulmuş düzenli bir güç’ olduğunu iddia ediyor. Başlangıçta güvenlik ve istihbarat teşkilatlarına bağlı olan HDK, daha sonra ordunun başkomutanı sıfatıyla doğrudan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'e bağlandı.

Sudan halk 2018 yılının aralık ayında ayaklandı. Beşir, devrimi bastırması için HDK’yı Hartum'a çağırdı. Ancak HDK halen bilinmezliğini koruyan bir nedenden ötürü bu görevi yerine getirmeyi reddetti ve bunun yerine Beşir'e karşı harekete geçti. HDK’nın bu tutumu, Beşir rejiminin devrilmesinde önemli bir rol oynadı. Sonuç olarak HDK Komutanı Hamideti, Beşir'in yerine gelen geçiş dönemi askeri konseyinde başkan yardımcısı seçildi.

HDK, yaklaşık 30 bin savaşçıdan oluşan küçük bir gruptu, ancak ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Geçici Askeri Konsey'in iktidarı döneminde avantaj elde ederek yaklaşık 100 bin savaşçıdan oluşan büyük bir güç haline geldi, tanklar ve uçaklar dışında çeşitli türde silahlarla donatıldı.

HDK’nın ittifakları

HDK Komutanı Hamideti, paralel hükümetinin üyelerinin yemin törenine tanıklık ediyor (Sudan Kurucu İttifakı)HDK Komutanı Hamideti, paralel hükümetinin üyelerinin yemin törenine tanıklık ediyor (Sudan Kurucu İttifakı)

Sudan’da süregelen savaş 2023 yılının nisan ayı ortalarında patlak verdikten sonra, bazı silahlı gruplar ana hareketlerinden ayrılıp HDK'nın yanında yer aldılar. Bunların başında Tahir Hacer liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi, Suleyman Sandal liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve el-Hadi Idris liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi-Geçiş Konseyi geliyor. Bu gruplara ilave olarak, bir dizi başka aşiret milisleri ve Tamazuc Hareketi'nden ayrılan bir grup da bulunuyor.

Mavi Nil bölgesinde, Malik Agar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ordunun yanında yer almayı tercih etti. Agar, Hamideti'nin yerine Egemenlik Konseyi başkan yardımcısı oldu.

HDK, geçtiğimiz şubat ayında çeşitli silahlı hareketler ve siyasi güçlerle ittifak kurarak Sudan Kurucu İttifakı koalisyonunu oluşturdu. Koalisyonda yer alan oluşumların başında 2011 yılından bu yana hükümetle savaşan Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi geliyor.

Oluşumun rahmindeki milisler

Daha önce milislerin bilinmediği ülkenin kuzeyinde, ‘El-Cakumi’ lakaplı Kuzey Hareketi lideri Muhammed Sayed Ahmed, geçtiğimiz temmuz ayında hareketinin Kuzey ve Nil Nehri eyaletlerinden 50 bin savaşçıya ileri düzey askeri eğitim verdiğini duyurdu.

Başka milis grupları da ortaya çıktı. Şarku’l Avsat’ın et-Tağyir adlı internet sitesinden aktardığına göre bunların başında,  önceki rejim altında faaliyet göstermeye başlayan ve savaştan sonra ordunun desteğini alan ‘Evlad-ı Kameri’ adlı milis grubu geliyor.

Ülkenin batısında, kuzey ve batı Kordofan'daki gruplar, ‘Onur İttifakı Güçleri- Kordofan Kalkanı’ adlı yeni bir milis gücünün kurulduğunu duyurdu. Bu milis gücü, ‘Kordofan İttifakı’, ‘Dağların Aslanları’ ve diğer küçük milis güçleriyle birlikte HDK'ya karşı orduyla birlikte savaştıklarını ilan etti.

Ülkenin orta kesimlerinde ise özellikle el-Cezire eyaletinde yeni milisler ortaya çıktı. Bunlardan biri olan ‘Merkez Halk Kuvvetleri’ adlı milis grubu, Sudan Kalkanı Güçleri’nin yanında savaşa girdiğini açıkladı.

Tehlike çanları

​​​​​​​Ordu ile HDK arasındaki çatışmalar ülkenin altyapısına büyük zarar verdi (AFP)Ordu ile HDK arasındaki çatışmalar ülkenin altyapısına büyük zarar verdi (AFP)

Bu karmaşık durumla ilgili bir değerlendirmede bulunan siyasi analist Osman Fadlallah Şarku’l Avsat yaptığı açıklamada, milislerin ülkede barış ve istikrarın sağlanması şansını zorlaştırmada şüphesiz belirleyici bir rol oynadığını söyledi.

Fadlallah, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü milisler, devletin zayıflığı ve meşru güç kullanımı olmamasından ötürü güvenlik boşluğunu doldurmak için yayıldıkları ve ülkedeki sosyal ve siyasi bölünmeleri derinleştiren bölgesel, kabile ve kişisel gündemleri olduğu için herhangi bir siyasi anlaşma veya ulusal girişime aykırı bir gerçekliği sahada dayattılar.”

Milis şiddetinin etkilerinin devlet kurumlarına olan güveni zedelediğini ve vatandaşların, iktidarı elinde tutanların kanun değil silahları kullananlar olduğuna inanmasına yol açtığını belirten Fadlallah, diyalog ve siyasi katılım yerine şiddeti güçlenme ve korunma aracı olarak kullanmaya karşı uyardı.

Siyasi analist Salah el-Emin ise ‘hepsi de acı’ olarak nitelendirdiği birkaç senaryo sıraladı. Sudan'ın bölünmesi senaryosuna ilişkin endişelerini dile getiren Emin, “Libya'ya benzer şekilde, bir devlette iki hükümetin olduğu bir senaryo söz konusu. Her devletin, daha az etkiye sahip savaş ağaları şeklinde küçük bir hükümeti var” ifadelerini kullandı.

Emin, şunları söyledi:

“Başka bir senaryo da Sudan'ın bazı bölgelerinin, özellikle etnik ve kültürel açıdan örtüşen alanlarda, komşu ülkelere katılması.”

Diğer taraftan milislerin ülkede yayılmasına ilişkin verileri analiz eden uzman İsam Abbas şunları söyledi:

“Savaşın patlak vermesinden bu yana durum daha da kötüleşti. Çünkü milisler sadece güvenlik araçları olmaktan çıkıp, kabile ya da bölgesel bağlantıları yahut dar çıkarlar temelinde bağımsız oluşumlara dönüştü.”

Milislerin güç kazanmasını ‘resmi askeri kurumların ve devlet otoritesinin zayıflığına, bu durumun milislerin kurulmasını teşvik etmesine, ayrıca düzenlenmemiş askere alımların benimsenmesine’ bağlayan Abbas, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, net bir ulusal proje olmadan bu durumun devam etmesinin gelecekte kanunsuzluğun artmasına ve güvenlik ve siyasi çöküşe yol açacağını söyledi.

Birçok insanın aklında yanıt bekleyen en önemli soru şu: Sudanlılar güvenlik ve askeri kurumlarını yeniden tesis edebilecekler mi, yoksa milisler çoğalarak kendi aralarında savaşacak ve ülkeyi sonsuz bir savaş döngüsüne mi sokacaklar?



Etiyopya: Tigray güçleri Mekele Havalimanı'nın kontrolünü ele geçirdi... Federal orduyla çatışmalar yaşanıyor

Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
TT

Etiyopya: Tigray güçleri Mekele Havalimanı'nın kontrolünü ele geçirdi... Federal orduyla çatışmalar yaşanıyor

Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)

Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde isyancı güçlerin, bölgenin başkenti Mekele’deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre güvenlik ve yerel kaynakların bugün verdiği bilgilere göre gelişme, federal hükümet ile Tigray yönetimi arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF), hükümet karşıtı silahlı grupların oluşturduğu yeni bir ittifaka katılmasından günler sonra yaşanan gelişme, ülkedeki güvenlik durumuna ilişkin endişeleri artırdı.

Mekele’deki Alula Aba Nega Havalimanı’nda çalışan bir görevli, “Havalimanına gitmek üzere yoldayken amirimiz şoförü arayarak Tigray güçlerinin havalimanını kontrol altına aldığını söyledi. Uçuş olmadığı için eve dönmemiz istendi” dedi. Batılı bir ülkenin büyükelçiliğinde görevli güvenlik kaynağı da bu bilgiyi doğruladı.

Afar bölgesinde çatışmalar

Öte yandan iki yardım kaynağı, Etiyopya’nın Afar bölgesinde federal ordu ile komşu Tigray bölgesine bağlı güçler arasında çatışmalar çıktığını AFP’ye bildirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen  yardım görevlisi, “Tigray güçleri dün geceden bu yana Abala ve Eribti’de federal orduyla çatışıyor” dedi. Söz konusu iki yerleşim, Tigray sınırına yakın Afar bölgesinde bulunuyor.

Etiyopya’da federal güçlerle TPLF’ye bağlı güçler arasında 2020-2022 yılları arasında yaşanan savaşta Afrika Birliği’nin tahminlerine göre en az 600 bin kişinin hayatını kaybetti. Son aylarda meydana gelen aralıklı çatışmalar ise savaşın yeniden başlaması yönündeki endişeleri artırmıştı.

Uçuş takip sitesi FlightRadar24’ün verilerine göre bu sabah Mekele ile federal başkent Addis Ababa arasında yapılması planlanan uçuş iptal edildi.

Etiyopya Havayolları da bugün yaptığı açıklamada, Tigray bölgesindeki üç havalimanına uçuşları askıya aldığını duyurdu. Şirket sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Mekele’nin yanı sıra Shire ve Aksum kentlerine uçuşların “Tigray bölgesindeki mevcut durum” nedeniyle durdurulduğunu bildirdi, ancak ayrıntı vermedi.

Hükümet karşıtı silahlı ittifak

Son gelişmeler, Tigray’deki isyancı yönetimin başkan yardımcısının, ülke genelindeki başlıca silahlı grupların federal hükümete karşı bir ittifak kurduğunu açıklamasından günler sonra yaşandı.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi Başkan Yardımcısı Amanuel Assefa, pazar günü yaptığı açıklamada, “Az önce bir ittifak kurduk ve birçok grupla iş birliği yapıyoruz. Amacımız hükümeti devirmek ve geçiş hükümetinin kurulmasını kolaylaştırmak” ifadelerini kullandı.

Assefa, ittifakın yedi silahlı örgütü kapsadığını belirtti. Bunlar arasında Tigray güçleri, Amhara bölgesindeki Fano milisleri ve ülkenin en kalabalık bölgesi Oromia’da faaliyet gösteren Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) bulunuyor.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) üyeleri, 30 Haziran 2021'de bölgenin başkenti Mekelle'de tek sıra halinde yürüyor (AFP)
Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) üyeleri, 30 Haziran 2021'de bölgenin başkenti Mekelle'de tek sıra halinde yürüyor (AFP)

İttifakın Somali, Afar, Ogaden ve Benishangul-Gumuz bölgelerindeki silahlı grupları kapsayan başka bir oluşumu da içerdiği ifade edildi.

Assefa, “Başarılı olacağımıza inanıyoruz. Bu konuyu bir yılı aşkın süredir kendi aramızda görüşüyoruz” diyerek, ittifakın liderliğini Fano grubu liderinin üstleneceğini belirtti.

Norveç’teki Oslo New University College’da bölge uzmanı olan Kjetil Tronvoll ise silahlı grupların şu aşamada federal hükümete karşı “uzun süreli bir çatışma” yürütme kapasitesine ilişkin şüphelerini dile getirdi.

Tronvoll, federal hükümetin özellikle çok sayıda silahlı insansız hava aracına (İHA) sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak askeri komuta düzeyinde koordinasyon denklemi değiştirebilir. Hükümet kendisini aynı anda dört veya beş potansiyel cephede bulabilir ve bu durum büyük bir meydan okuma oluşturabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Etiyopya’da süregelen çatışmalar

Yaklaşık 130 milyon nüfusa sahip Doğu Afrika ülkesi Etiyopya’da, yıllardır ülkenin en kalabalık iki bölgesi olan Oromia ve Amhara’da silahlı çatışmalar devam ediyor.

Federal güçler, 2018’den bu yana Oromo Kurtuluş Ordusu ile, 2023’ten itibaren ise Fano milisleriyle karşı karşıya geliyor.

Ülkenin en kalabalık bölgesi olan Oromia’da 40 milyondan fazla kişi yaşıyor. Federal güçler, 2018’den bu yana burada, Addis Ababa yönetiminin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Oromo Kurtuluş Ordusu ile çatışıyor.

2018 yılında birkaç bin kişi olduğu tahmin edilen OLA’nın militan sayısının son yıllarda önemli ölçüde arttığı belirtiliyor.

Öte yandan, Amhara etnik grubunun geleneksel halk milisleri olan Fano, başlangıçta “öz savunma” amacıyla oluşturulmuştu. Federal hükümetin bu milisleri silahsızlandırma kararı almasının ardından grup, Nisan 2023’te hükümete karşı silahlı mücadele başlattı.

Özellikle kırsal bölgelerde faaliyet gösteren Fano milisleri, düzenli olarak gerilla saldırıları düzenliyor.

Etiyopya’da Başbakan Abiy Ahmed’in 2018’de göreve gelmesinin ardından, federal güçlerle Tigray Halk Kurtuluş Cephesi arasında 2020-2022 yılları arasında kanlı bir savaş yaşanmış ve Afrika Birliği’nin tahminlerine göre çatışmalarda en az 600 bin kişi hayatını kaybetmişti.


Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)

Nijerya’da bir boru hattından yakıt çalmaya çalışan 37 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre yerel bir sivil toplum kuruluşu, 37 kişinin yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluması sonucu öldüğünü bildirdi.

“Gençlik ve Çevre Savunuculuk Merkezi” yaptığı açıklamada, Nijer Deltası bölgesindeki genç gönüllüler ve insan hakları savunucularından oluşan ağından gelen bir raporu aldığını ve olayı doğruladığını belirtti. Açıklamada, Rivers eyaletine bağlı Okrika’da en az 37 kişinin “Endorama” yakıtının buharını soluması sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi.

Merkez, “çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu” bildirdi.

Rivers eyaleti polisi de olayı doğrularken, can kaybının sayısı hakkında herhangi bir bilgi vermedi.