Ukrayna savaşının genişlemesine geri sayım: Avrupa'da savaş tamtamları çalıyor

Ukrayna savaşının genişlemesine geri sayım: Avrupa'da savaş tamtamları çalıyor
TT

Ukrayna savaşının genişlemesine geri sayım: Avrupa'da savaş tamtamları çalıyor

Ukrayna savaşının genişlemesine geri sayım: Avrupa'da savaş tamtamları çalıyor

Hattar Ebu Diyab

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 8 Ekim'de, Avrupa'nın Rusya'nın “hibrit savaşına” yanıt vermesi gerektiğini vurgulayarak, Avrupa semalarında “yeni ve tehlikeli bir şeylerin” yaşandığını söyledi. Bu gelişme, Avrupa'nın son haftalarda Rus insansız hava araçlarının Polonya, Romanya, Estonya ve Danimarka başta olmak üzere birçok ülkenin hava sahasını ihlal ettiği şüphesiyle sarsılmasının ardından geldi.

Söz konusu gelişme, Kremlin'in NATO'nun güvenilirliği ve birliği ile Avrupa Birliği'nin (AB) birlik ve beraberliği konusunda bir sınav niteliğinde. Daha da kötüsü, Başkan Donald Trump'ın Ukrayna savaşını durdurma girişiminin başarısız olması nedeniyle, bu durum Ukrayna savaşının genişlemesine ve Rusya ile NATO arasındaki gerginliğin tırmanmasına yol açabilir.

Sistematik Rus meydan okuması

Rusya'nın Ukrayna’dan sürekli toprak koparması (yaklaşık yüzde 20) ve Başkanlar Donald Trump ile Vladimir Putin arasındaki soğukluğa paralel olarak Rusya, Avrupa'nın nabzını ölçmek, zayıflıklarını ortaya çıkarmak ve en önemlisi, Avrupa ülkeleri ve NATO'nun insansız hava aracı savaşının yarattığı sistematik meydan okumaya tepkisini ölçmek için zamanın uygun olduğunu düşünüyor.

Buna karşılık, Avrupa'nın Rus insansız hava araçlarının ihlallerine karşılık veremediği aşikâr. Bunun nedeni de askeri olarak tansiyonu yükseltme korkusu veya Rus eylemlerini açıkça belirtmeme kertesine varacak kadar kamuoyunda endişe yaratmaktan kaçınma çabası. Bu durum, Rusya'nın herhangi bir sorumluluğu reddetmesi ve Avrupalı tarafların Moskova'nın sorumluluğunu kanıtlayamaması ile kesişiyor. Bu da bazılarını İHA'ların petrol ihracatı için tasarlanmış bir Rus “hayalet” gemi filosundan fırlatıldığından şüphelenmeye sevk ediyor.

İHA savaşı büyüyor ve Rusya-NATO gerginliği, doğrudan çatışmayı engelleyen bir çıtanın altında seyretse de tırmanıyor. Bu, Rusya'nın NATO ile bir güç testine girmek istemediği anlamına gelmiyor

Bu bağlamda, NATO ve Rusya arasındaki nüfuz mücadelesi belirginleşiyor. Söz konusu mücadele, özellikle NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler ve Baltık ülkeleri olmak üzere, Avrupalı NATO üyesi devletlerin egemenliğini ilgilendiriyor. NATO'nun “Doğu Muhafızı” misyonunun, mevcut hava güvenliği ve kara savunma misyonuna ek olarak, ilave Avrupa savaş uçakları, bir savaş gemisi ve hava savunma sistemleri dahil edilerek güçlendirilmesinin nedeni de bu.

“Rus meydan okuması”, özellikle Ukrayna'daki savaşı durdurmaya yönelik sonuçsuz temaslar ve toplantıların ardından gelen Alaska Zirvesi'nin başarısızlığından sonra, tıpkı Donald Trump'ın ilk döneminde olduğu gibi, ABD ve Rusya başkanları arasındaki “dostluğun” dayanıklılığını yitirmesiyle eş zamanlı olarak geliyor.

df
Polonyalı keskin nişancılar, Polonya'nın kuzeybatısındaki Orzysz'de, Polonya ve NATO ülkelerinin katıldığı askeri tatbikatlar sırasında kamuflaj giyiyor, 17 Eylül 2025 (AFP)

Buna ilave olarak Rusya, Trump-Putin görüşmesinin ardından oluşan “ivmenin” büyük ölçüde tükendiğine inanıyor. Bu bağlamda, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov'un açıklaması dikkat çekiciydi. Ryabkov, “özellikle Avrupalıların yıkıcı eylemlerinin, Ukrayna'daki çatışmanın çözümü konusunda bir 'anlaşma' sağlamayı amaçlayan müzakerelerde ilerlemeyi engellediğini” belirtti.

Bu nedenle insansız hava araçları savaşı büyüyor ve Rusya-NATO gerginliği, doğrudan çatışmayı engelleyen bir çıtanın altında seyretse de tırmanıyor. Bu, Rusya'nın NATO ile bir güç testine girmek ve meydan okumalara yanıt verme gücünün sınırlı olduğunu göstermek istemediği anlamına gelmiyor.

Bu aynı zamanda, “istekliler koalisyonu” ve AB'nin Amerikan rolündeki herhangi bir boşluğu doldurması ve Rusya ile bir tür “güç dengesi” kurması gerektiğini de ortaya koyuyor. Bu nedenle Moskova, Trump'ın tutumundaki değişime dair işaretlerin ardından Avrupa'nın angajmanının kapsamını test ediyor.

Ukrayna savaşının genişlemesinin riskleri

Aynı bağlamda, eylül ayı başlarında özel olarak Fransız Le Canard enchaîné gazetesinin, Fransız Sağlık Bakanlığı'nın 18 Temmuz'da bölgesel sağlık yetkililerine gönderdiği, Mart 2026'ya kadar potansiyel bir “büyük çatışmaya” hazırlanmaları ve hastaneleri donatmaları yönündeki talimatları açıklaması tesadüf değildi. Aynı zamanda, Başbakanlığa bağlı Savunma ve Ulusal Güvenlik Genel Sekreterliği'nin gözetiminde, Sağlık Bakanlığı “çatışma bölgelerinden dönen hastaları kabul etmek için sağlık merkezleri kurmayı” da değerlendiriyor.

Bu, Ukrayna savaşının 2022'den günümüze gelişimine yönelik ihtiyatlı bir yaklaşıma göre; Rus taktiklerinin ve Avrupa'nın yapısal zayıflıklarının “Ukrayna savaşını Avrupa çapında bir yangına dönüştürebileceği” korkusunu yansıtıyor.

Rusya, Ukrayna'daki askeri savaşına paralel olarak, Avrupalı ​​rakiplerine karşı hibrit bir savaş yürütüyor. Söz konusu savaş, siber savaş ile özellikle bazı aşırı sağ partiler aracılığıyla siyasi müdahaleyi de içeriyor

Rusya kırmızı çizgileri aşarken, Washington da Ukrayna'ya uzun menzilli Tomahawk füzeleri tedarik etme olasılığı gibi benzer sinyaller veriyor. Bilindiği üzere Trump daha önce “füzeleri vermeden, nerede kullanılacaklarını ve nereyi hedef alacaklarını bilmek istediğini” söylemişti. O zaman Putin “Tomahawk füzelerinin Amerikan subaylarının doğrudan katılımı olmadan kullanılmasının imkansız olduğu ve bunların Ukrayna'ya gönderilmesinin Rus-Amerikan ilişkilerine zarar vereceği” uyarısında bulunmuştu. Ancak, Rusya’nın ABD ile ilişkileri ne kadar kötüleşirse kötüleşsin, Amerikan taahhütleri güçlenmeyecek, mali ve askeri yükleri (Ukrayna'ya gönderilen Amerikan teçhizatının parasını bile ödeme noktasına varana kadar) üstlenecek Avrupalıları desteklemek şeklinde kalacaktır.

Rusya, Avrupalıları statükoyu kabul etme veya kendilerini, müttefiklerini ve “Avrupa değerler sistemini" aynı anda savunma seçenekleri ile karşı karşıya bırakıyor.

Birden fazla Avrupalı ​​kaynak, Trump'ın çabaları ilerleme kaydetmemeye ve Putin ilerlemeye devam ederse, “Moskova'nın savaşı Ukrayna sınırlarında bitmeyecek. Tüm Avrupa tehdit altında” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bu nedenle, tarih bazen hızlanıyor gibi görünüyor. Mevcut durumu donduracak bir çözüme veya uzlaşmaya varılamazsa, Avrupa güvenliği ile Ukrayna güvenliği arasındaki bağ güçlenecek ve tüm Avrupa tehlike altında olacaktır. Rus saldırganlığı karşısında, yanıt vermede herhangi bir gecikme veya erteleme, Ukrayna ve Avrupa'nın güvenilirliği ve güvenliği üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Savaş sona ermezse ve dördüncü yılına girmeye yaklaşırsa, kısmi veya geçici çözümlere güvenmek zor görünüyor. Ukrayna'daki sivilleri ve ülkenin hayati altyapısını korumakla, Avrupalıların Rus saldırılarının yoğunlaşmasına orantılı bir yanıt formüle etmesi mutlak öncelik olmaya devam ediyor.

Avrupa kendini bir buhran içinde görüyor, ancak muazzam risklerle karşı karşıya olan yaşlı kıta teknik, askeri ve finansal olanaklara da sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre en çok ihtiyaç duyduğu şey ise (Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti tarafından ihlal edilen) birleşik bir Avrupa duruşu ve siyasi iradesidir.

Avrupa içindeki Truva atları

Rusya, Ukrayna'daki savaşına paralel olarak Avrupalı ​​rakiplerine karşı hibrit bir savaş yürütüyor. Söz konusu savaş, siber savaş ile özellikle bazı aşırı sağ partiler aracılığıyla siyasi müdahaleyi de içeriyor. Gerçekten de denklemde bir dengesizlik var, çünkü karar alma ve uygulama süreçleri kırılgan olan, siyasi güç kılığında yabancı sızmalara açık olan Avrupa demokrasilerinin aksine, Rus rejimi tek bir kişinin karar alabildiği otokratik bir yapıya sahip ve iktidar devir teslimi yok.

AB, küresel GSYİH'nin yaklaşık yüzde 20'sini temsil ederken, Rusya'nın payı yüzde 2'den az

Avrupa'da yükselen aşırı sağın çoğunluğunun (son zamanlarda Çek Cumhuriyeti'nde ve öncesinde birçok etkin ülkede olduğu gibi) Putin'i desteklediği ve Ukrayna'yı desteklemek istemediği izlenimine rağmen, Fransız ve Avrupa aşırı sağının Ukrayna'daki savaş karşısında son derece zor bir durumla karşı karşıya olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Bu akımın liderleri sık sık Ukraynalıları desteklediklerini ancak Avrupa’nın çatışmaya herhangi bir reaksiyon göstermesini reddettiklerini açıklıyorlar. Bu durum, Avrupa aşırı sağının benimsediği ve onu sıkıntıya sokan tutumu ortaya koyuyor; zira bir yanda (İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi) “vatanseverliğini” veya “Atlantikçiliğini” kanıtlamak, dil ucuyla Ukrayna'yı desteklediğini açıklamak, diğer yandan Rusya ile örtülü ilişkilerini sürdürmek ve aynı zamanda Donald Trump'a hayranlığını dillendirmek arasında kalmış durumda.

Ancak, bu akım bir noktayı reddetmekte birleşiyor: Rus düşmanlığına dair belirtilere aldırmadan Avrupa'nın savaşa doğrudan müdahil olması.

ggtr
28. Bağımsız Mekanize Tugay askerleri, Ukrayna'nın doğusunda açıklanmayan bir yerde temel eğitim alırken, bir insansız hava aracı saldırısına karşı kendilerini koruyor, 11 Ekim 2025 (AFP)

Gözlemciler, Avrupa'nın zayıf yönlerinin ötesinde, cesaret düzeyinin güçlü yönleriyle orantısız olduğunu belirtiyor. Paradoks çok açık; AB, küresel GSYİH'nın yaklaşık yüzde 20'sini temsil ederken, Rusya'nın payı yüzde 2'den az. Ancak ekonomik rakamların yanı sıra, bir de jeopolitik ağırlık ve siyasi karar alma gücü var. Bunlar ise, ekonomik bir güç merkezi olmaya devam eden ancak jeopolitik bir güç merkezi haline gelemeyen Avrupa'da eksik.

Avrupa, Rusya'nın yayılmacı eğilimlerine karşı koymada, Avrupa ve Atlantik'in tereddütlerinin veya Trump tarzı yarım yamalak önlemlerin bedelini ödeyebilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.