Irak'ta nüfuz mücadelesini kim kazanacak: ABD mi, İran mı?

Washington, Haşdi Şabi Güçleri’nin feshedilmesini istiyor

 Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
TT

Irak'ta nüfuz mücadelesini kim kazanacak: ABD mi, İran mı?

 Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor

Selam Zeydan

Irak, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında tırmanan bir mücadeleye tanık oluyor. Washington, Saddam Hüseyin rejiminin yerine geçecek mevcut siyasi sistemi kurduktan sonra nüfuzunu kaybederken, Tahran’ın giderek nüfuzunu artırdığına inanıyor. Washington, Iraklı siyasi güçlerin bir sonraki başbakanın seçiminde İran etkisinden kurtulmak ve silahlı milis grupları siyasi karar alma süreçlerinden uzaklaştırmak için çalışmalarını istiyor.

Son olarak, Washington'un Haşdi Şabi yasasındaki değişikliğin veto edilmesi için baskı uygulamasının ardından Irak sahnesi üzerindeki etkisi açıkça belirginleşti. Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani, Iraklı siyasi güçlerin Haşdi Şabi yasasındaki değişikliği meclisten geçirmeyerek Amerikan baskısına boyun eğdiğini açıkladı. Meşhedani, baskının siyasi yaptırımlar uygulamayı, siyasi sisteme verilen desteği geri çekmeyi, petrol gelirleri üzerindeki korumayı kaldırmayı, Haşdi Şabi'yi hedef almayı ve İsrail'in Irak topraklarına doğrudan saldırılar düzenlemesine izin vermeyi içerdiğini belirtti.

Ancak, Amerikan tarafıyla yapılan görüşmelerle ilgili bilgi sahibi olan Iraklı siyasi liderler, al-Majalla'ya, yeni Amerikan stratejisinin, çeşitli bakanlıklarda bakanlık düzeyindeki Iraklı yetkililere ve genel müdürlere yaptırımlar uygulayarak ve Irak hükümetinin karar alma süreçlerindeki etkilerini ortadan kaldırarak, İran'ın siyasi sistem içinde dayandığı derin devleti hedef almak olduğunu vurguladılar. Yaptırımlara tabi olan tüm yetkililerin bir sonraki aşamada görevlerinden alınması gerektiğini belirttiler.

ABD'nin Iraklı kurumlara yönelik yaptırımları 2023 yılında yoğunlaşmaya başladı ve İran'ın kendisine uygulanan yaptırımları atlatmasına yardımcı olma gerekçesiyle,100'den fazla şirket ve kişiye yaptırım uygulandı. En son yaptırımlar, Haşdi Şabi’ye bağlı el-Mühendis Şirketi'nin yanı sıra, Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih Feyyad, Egemenlik İttifakı Başkanı Hamis el-Hancer ve Asaib Ehli’l Hak'ın siyasi kolu olan Sadıkun Hareketi Başkanı Kays el-Hazali'yi hedef aldı.

Kaynaklara göre Washington bu önlemlerin, İran nüfuzunu azaltabilecek ve milis grupların rolünü sınırlayabilecek yeni Batı yanlısı siyasi güçler yaratarak, İran nüfuzunun 2012 öncesi seviyelerine geri dönmesinin önünü açtığına inanıyor. Bu ise yaklaşan parlamento seçimlerinin sonuçlarına bağlı.

DEAŞ’ın ülkenin üçte birini ele geçirdiği 2014 yılından sonra İran'ın Irak'taki etkisi arttı. O dönemde Irak hükümeti, Irak güçlerini eğitmeleri için İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'tan danışmanlar görevlendirdi. İran silah depoları Iraklı milis gruplara açıldı ve daha sonra Irak hükümeti silahların parasını ödedi. Irak'ın üçte birini ele geçirip Bağdat'ın dış mahallelerine ulaşan DEAŞ ile mücadele etmek için sivil gönüllülerden ve çeşitli örgütlerden oluşan Haşdi Şabi Güçleri adlı özel bir birim kuruldu.

ABD'nin Iraklı kurumlara yönelik yaptırımları, 2023 yılında yoğunlaşmaya başladı ve İran'a uygulanan yaptırımları atlatmasında yardımcı olma gerekçesiyle 100'den fazla şirket ve kişiyi hedef aldı

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak'a özel temsilci olarak Mark Savaya'yı atamasının Iraklı fraksiyonların rolünü sona erdirmeyi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun Bağdat'taki ekonomi ofisini kapatarak İran'ın etkisini azaltmayı, aynı zamanda ABD'nin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanındaki nüfuzunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Irak kökenli olan Savaya, Arapça konuşuyor ve Başbakan Muhammed Şiya Sudani ile yakın bağları bulunuyor. Hizbullah Tugayları tarafından kaçırılan İsrailli araştırmacı Elizabeth Tsurkov'un serbest bırakılması için yürütülen müzakereleri de o yönetti. Savaya’nın görevi, önümüzdeki dönemde Hizbullah Tugayları, Asaib Ehli’l Hak, Nuceba Hareketi ve Seyyid el-Şüheda Tugayları gibi milis gruplarını Irak güvenlik sahasından uzaklaştırmaya odaklanmak olacak. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Savaya özellikle son haftalarda Iraklı fraksiyonlar ile duyurulmamış bir anlaşmayı hayata geçirmeyi başardı. Bu anlaşma, ABD ve İsrail'in, Tsurkov'un serbest bırakılması karşılığında, bu fraksiyonların Iraklı liderleri ve hatta Irak’taki misafir liderlerini hedef almayacağını öngörüyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran destekli milislerin faaliyetlerinin devam etmesinin ülkenin egemenliğini zayıflattığını belirtti.

Rubio, “Irak'taki İran destekli milisler hem Amerikalıların hem de Iraklıların hayatlarını ve işlerini tehdit ediyor ve Tahran'ın çıkarı için Irak kaynaklarını yağmalıyor” dedi. Washington'un bu fraksiyonların silahsızlandırılmasını iç istikrarı korumak için hayati bir adım olarak gördüğünü vurguladı.

İran'ın tavrı

Ancak diğer yandan İran, Irak sahasındaki Amerikan hamleleri karşısında kayıtsız kalmadı. Tahran şu anda stratejisini değiştirmek, milis grupları Washington ile doğrudan çatışmaktan uzaklaştırmak ve Irak'taki nüfuzunu kaybetmesini önlemek için çalışıyor.

Iraklı Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne yol açan ABD hava saldırısını kınamak için Bağdat'ta düzenlenen yürüyüşte bayraklarını sallıyor, 31 Temmuz (AFP)Iraklı Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne yol açan ABD hava saldırısını kınamak için Bağdat'ta düzenlenen yürüyüşte bayraklarını sallıyor, 31 Temmuz (AFP)

Aynı kaynaklar, İran'ın Irak dosyasına yaklaşımını yakın zamanda yeniden yapılandırdığını açıkladı. Bu kapsamda Kasım Süleymani'nin ölümünün ardından son yıllarda Irak hükümetlerinin kuruluşunda önemli rol oynayan Lübnan Hizbullah'ını, İsrail ile savaşta karşılaştığı zorluklar ve liderlerinin çoğunu kaybetmesi nedeniyle sahneden uzaklaştırdı. Yine İran, Iraklı fraksiyonlar ve siyasi oluşumlar ile temas halinde olan liderleri de değiştirdi. Bunlar, Irak'taki stratejisini, ABD ve İsrail ile doğrudan çatışmadan bazı milis grupları çekerek ve Irak içinde gerginliği önlemek için siyasi boyuta odaklanarak yeniden kalibre etme yönünde atılan ciddi adımlar. Kaynaklar, Irak dosyasının halen İsmail Kaani'nin sorumluluğunda olduğunu, ancak komutası altında çalışan ve Irak güçleriyle iletişim kuran tarafların son zamanlarda değiştiğini teyit etti.

İran'ın, kendisine uygulanan Amerikan ve Batı yaptırımlarını atlatmak için kritik bir alan olan Irak'ı kaybetmek istemediğine de dikkat çeken kaynaklar, İran’ın nüfuzunun bir kısmını ABD'ye devredeceğini belirtti. Ayrıca İran’ın, Washington ve Tahran arasında bir anlaşma yoluyla bir sonraki Irak başbakanının seçiminde dengeyi korumayı ve Tahran'ın Adil Abdulmehdi'yi tek taraflı olarak başbakan seçip siyasi kaosa yol açtığı deneyimin tekrarlanmasını önlemek istediğini de ifade etti.

Kaynaklar, İran İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri Ali Hamaney'in geçen hafta İsmail Kaani aracılığıyla Iraklı siyasi güçlere bir mesaj göndererek, “Koordinasyon Çerçevesi”ni dağıtmamaları ve pozisyonlarını birleştirmeleri çağrısında bulunduğunu belirtti. Hamaney, başbakanlık konusunda en uygun adayı desteklemek için yaklaşan Irak parlamento seçimlerinin sonuçlarını bekliyor. İran için bu adayın yalnızca “Koordinasyon Çerçevesi” kapsamındaki güçlerden olması gerekiyor. Bu husus, ABD ile bağlantıları olan bazı Iraklı politikacıların bir sonraki aşama için kendilerini tanıtmak amacıyla yürüttükleri mekik diplomasisi göz önüne alındığında özellikle önemli.

İran, son yıllarda Kasım Süleymani'nin ölümünün ardından Irak hükümetlerinin kuruluşunda önemli bir rol oynayan Lübnan Hizbullah'ını sahneden uzaklaştırarak Irak siyasi ortamını yeniden yapılandırmaya çalışıyor

 Ancak, Başbakan'a yakın bir Iraklı politikacı olan İbrahim el-Sumeyd’i, bir sonraki Irak başbakanının, tek bir şart koşan ABD Başkanı Donald Trump'ın güvenini kazanacak kişi olacağını belirtti. O şart ise Irak'taki milis gruplar dosyasının kapatılması. Iraklı politikacı, 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşanan büyük değişikliklerin ardından İran ekseninin bölgede etkisiz hale geldiğine işaret etti.

Kaynaklar, ABD'nin, İran'a yakınlıkları nedeniyle terör örgütü olarak tanımlanan bazı güçleri uzaklaştırarak Şii siyasi güçlerini dağıtmaya çalıştığını belirtti.

Irak, Bağdat'taki Irak Parlamentosu, 7 Şubat 2022 (Reuters)Irak, Bağdat'taki Irak Parlamentosu, 7 Şubat 2022 (Reuters)

Veriler, Irak arenasında ABD ile İran arasındaki mücadelenin tırmanabileceğini gösteriyor. Bu durum, parlamentoda sandalye sahibi Şii siyasi güçlerin yeni hükümetin kurulmasına katılmalarının engellenmesi durumunda, güvenlik alanında huzursuzluklara yol açabilir. Bu senaryo 2021’de, seçimlerin galibi Mukteda es-Sadr İran destekli Koordinasyon Çerçevesi’ne katılmayı reddedip hükümeti tek taraflı olarak kurmaya çalıştığında yaşananları hatırlatıyor. İki taraf arasında silahlı çatışmalar yaşanmış ve sonunda Sadr siyasi süreçten resmen çekilmişti.

Ünlü siyasetçi İzzet el-Şabender, Haşdi Şabi’nin dağıtılması yönündeki Amerikan taleplerini yerine getirmenin, bu eyleme kalkışacak herhangi bir hükümetin 24 saat içinde devrilmesine yol açacağını belirtti. Bu adımın kolay olmadığını belirten Şabender, Haşdi Şabi'nin Amerikan çıkarlarına bir tehdit oluşturmadığının ve dağıtılmasının İsrail'in bir talebi olduğunun düşünüldüğünü belirtti.

Şabender, İsrail'in ülkelerin içişlerine müdahalesi nedeniyle Irak'ın geleceğinde istikrar olmadığını belirterek, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının iki cepheye bölünmesinin, Şiiler için büyük bir kayba yol açacağını kaydetti.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.