Irak'ta nüfuz mücadelesini kim kazanacak: ABD mi, İran mı?

Washington, Haşdi Şabi Güçleri’nin feshedilmesini istiyor

 Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
TT

Irak'ta nüfuz mücadelesini kim kazanacak: ABD mi, İran mı?

 Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat'ta Irak Silahlı Kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Koalisyon'dan üst düzey yetkililerle bir toplantıya başkanlık ediyor

Selam Zeydan

Irak, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında tırmanan bir mücadeleye tanık oluyor. Washington, Saddam Hüseyin rejiminin yerine geçecek mevcut siyasi sistemi kurduktan sonra nüfuzunu kaybederken, Tahran’ın giderek nüfuzunu artırdığına inanıyor. Washington, Iraklı siyasi güçlerin bir sonraki başbakanın seçiminde İran etkisinden kurtulmak ve silahlı milis grupları siyasi karar alma süreçlerinden uzaklaştırmak için çalışmalarını istiyor.

Son olarak, Washington'un Haşdi Şabi yasasındaki değişikliğin veto edilmesi için baskı uygulamasının ardından Irak sahnesi üzerindeki etkisi açıkça belirginleşti. Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani, Iraklı siyasi güçlerin Haşdi Şabi yasasındaki değişikliği meclisten geçirmeyerek Amerikan baskısına boyun eğdiğini açıkladı. Meşhedani, baskının siyasi yaptırımlar uygulamayı, siyasi sisteme verilen desteği geri çekmeyi, petrol gelirleri üzerindeki korumayı kaldırmayı, Haşdi Şabi'yi hedef almayı ve İsrail'in Irak topraklarına doğrudan saldırılar düzenlemesine izin vermeyi içerdiğini belirtti.

Ancak, Amerikan tarafıyla yapılan görüşmelerle ilgili bilgi sahibi olan Iraklı siyasi liderler, al-Majalla'ya, yeni Amerikan stratejisinin, çeşitli bakanlıklarda bakanlık düzeyindeki Iraklı yetkililere ve genel müdürlere yaptırımlar uygulayarak ve Irak hükümetinin karar alma süreçlerindeki etkilerini ortadan kaldırarak, İran'ın siyasi sistem içinde dayandığı derin devleti hedef almak olduğunu vurguladılar. Yaptırımlara tabi olan tüm yetkililerin bir sonraki aşamada görevlerinden alınması gerektiğini belirttiler.

ABD'nin Iraklı kurumlara yönelik yaptırımları 2023 yılında yoğunlaşmaya başladı ve İran'ın kendisine uygulanan yaptırımları atlatmasına yardımcı olma gerekçesiyle,100'den fazla şirket ve kişiye yaptırım uygulandı. En son yaptırımlar, Haşdi Şabi’ye bağlı el-Mühendis Şirketi'nin yanı sıra, Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih Feyyad, Egemenlik İttifakı Başkanı Hamis el-Hancer ve Asaib Ehli’l Hak'ın siyasi kolu olan Sadıkun Hareketi Başkanı Kays el-Hazali'yi hedef aldı.

Kaynaklara göre Washington bu önlemlerin, İran nüfuzunu azaltabilecek ve milis grupların rolünü sınırlayabilecek yeni Batı yanlısı siyasi güçler yaratarak, İran nüfuzunun 2012 öncesi seviyelerine geri dönmesinin önünü açtığına inanıyor. Bu ise yaklaşan parlamento seçimlerinin sonuçlarına bağlı.

DEAŞ’ın ülkenin üçte birini ele geçirdiği 2014 yılından sonra İran'ın Irak'taki etkisi arttı. O dönemde Irak hükümeti, Irak güçlerini eğitmeleri için İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'tan danışmanlar görevlendirdi. İran silah depoları Iraklı milis gruplara açıldı ve daha sonra Irak hükümeti silahların parasını ödedi. Irak'ın üçte birini ele geçirip Bağdat'ın dış mahallelerine ulaşan DEAŞ ile mücadele etmek için sivil gönüllülerden ve çeşitli örgütlerden oluşan Haşdi Şabi Güçleri adlı özel bir birim kuruldu.

ABD'nin Iraklı kurumlara yönelik yaptırımları, 2023 yılında yoğunlaşmaya başladı ve İran'a uygulanan yaptırımları atlatmasında yardımcı olma gerekçesiyle 100'den fazla şirket ve kişiyi hedef aldı

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak'a özel temsilci olarak Mark Savaya'yı atamasının Iraklı fraksiyonların rolünü sona erdirmeyi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun Bağdat'taki ekonomi ofisini kapatarak İran'ın etkisini azaltmayı, aynı zamanda ABD'nin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanındaki nüfuzunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Irak kökenli olan Savaya, Arapça konuşuyor ve Başbakan Muhammed Şiya Sudani ile yakın bağları bulunuyor. Hizbullah Tugayları tarafından kaçırılan İsrailli araştırmacı Elizabeth Tsurkov'un serbest bırakılması için yürütülen müzakereleri de o yönetti. Savaya’nın görevi, önümüzdeki dönemde Hizbullah Tugayları, Asaib Ehli’l Hak, Nuceba Hareketi ve Seyyid el-Şüheda Tugayları gibi milis gruplarını Irak güvenlik sahasından uzaklaştırmaya odaklanmak olacak. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Savaya özellikle son haftalarda Iraklı fraksiyonlar ile duyurulmamış bir anlaşmayı hayata geçirmeyi başardı. Bu anlaşma, ABD ve İsrail'in, Tsurkov'un serbest bırakılması karşılığında, bu fraksiyonların Iraklı liderleri ve hatta Irak’taki misafir liderlerini hedef almayacağını öngörüyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran destekli milislerin faaliyetlerinin devam etmesinin ülkenin egemenliğini zayıflattığını belirtti.

Rubio, “Irak'taki İran destekli milisler hem Amerikalıların hem de Iraklıların hayatlarını ve işlerini tehdit ediyor ve Tahran'ın çıkarı için Irak kaynaklarını yağmalıyor” dedi. Washington'un bu fraksiyonların silahsızlandırılmasını iç istikrarı korumak için hayati bir adım olarak gördüğünü vurguladı.

İran'ın tavrı

Ancak diğer yandan İran, Irak sahasındaki Amerikan hamleleri karşısında kayıtsız kalmadı. Tahran şu anda stratejisini değiştirmek, milis grupları Washington ile doğrudan çatışmaktan uzaklaştırmak ve Irak'taki nüfuzunu kaybetmesini önlemek için çalışıyor.

Iraklı Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne yol açan ABD hava saldırısını kınamak için Bağdat'ta düzenlenen yürüyüşte bayraklarını sallıyor, 31 Temmuz (AFP)Iraklı Haşdi Şabi üyeleri ve destekçileri, dört Haşdi Şabi üyesinin ölümüne yol açan ABD hava saldırısını kınamak için Bağdat'ta düzenlenen yürüyüşte bayraklarını sallıyor, 31 Temmuz (AFP)

Aynı kaynaklar, İran'ın Irak dosyasına yaklaşımını yakın zamanda yeniden yapılandırdığını açıkladı. Bu kapsamda Kasım Süleymani'nin ölümünün ardından son yıllarda Irak hükümetlerinin kuruluşunda önemli rol oynayan Lübnan Hizbullah'ını, İsrail ile savaşta karşılaştığı zorluklar ve liderlerinin çoğunu kaybetmesi nedeniyle sahneden uzaklaştırdı. Yine İran, Iraklı fraksiyonlar ve siyasi oluşumlar ile temas halinde olan liderleri de değiştirdi. Bunlar, Irak'taki stratejisini, ABD ve İsrail ile doğrudan çatışmadan bazı milis grupları çekerek ve Irak içinde gerginliği önlemek için siyasi boyuta odaklanarak yeniden kalibre etme yönünde atılan ciddi adımlar. Kaynaklar, Irak dosyasının halen İsmail Kaani'nin sorumluluğunda olduğunu, ancak komutası altında çalışan ve Irak güçleriyle iletişim kuran tarafların son zamanlarda değiştiğini teyit etti.

İran'ın, kendisine uygulanan Amerikan ve Batı yaptırımlarını atlatmak için kritik bir alan olan Irak'ı kaybetmek istemediğine de dikkat çeken kaynaklar, İran’ın nüfuzunun bir kısmını ABD'ye devredeceğini belirtti. Ayrıca İran’ın, Washington ve Tahran arasında bir anlaşma yoluyla bir sonraki Irak başbakanının seçiminde dengeyi korumayı ve Tahran'ın Adil Abdulmehdi'yi tek taraflı olarak başbakan seçip siyasi kaosa yol açtığı deneyimin tekrarlanmasını önlemek istediğini de ifade etti.

Kaynaklar, İran İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri Ali Hamaney'in geçen hafta İsmail Kaani aracılığıyla Iraklı siyasi güçlere bir mesaj göndererek, “Koordinasyon Çerçevesi”ni dağıtmamaları ve pozisyonlarını birleştirmeleri çağrısında bulunduğunu belirtti. Hamaney, başbakanlık konusunda en uygun adayı desteklemek için yaklaşan Irak parlamento seçimlerinin sonuçlarını bekliyor. İran için bu adayın yalnızca “Koordinasyon Çerçevesi” kapsamındaki güçlerden olması gerekiyor. Bu husus, ABD ile bağlantıları olan bazı Iraklı politikacıların bir sonraki aşama için kendilerini tanıtmak amacıyla yürüttükleri mekik diplomasisi göz önüne alındığında özellikle önemli.

İran, son yıllarda Kasım Süleymani'nin ölümünün ardından Irak hükümetlerinin kuruluşunda önemli bir rol oynayan Lübnan Hizbullah'ını sahneden uzaklaştırarak Irak siyasi ortamını yeniden yapılandırmaya çalışıyor

 Ancak, Başbakan'a yakın bir Iraklı politikacı olan İbrahim el-Sumeyd’i, bir sonraki Irak başbakanının, tek bir şart koşan ABD Başkanı Donald Trump'ın güvenini kazanacak kişi olacağını belirtti. O şart ise Irak'taki milis gruplar dosyasının kapatılması. Iraklı politikacı, 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşanan büyük değişikliklerin ardından İran ekseninin bölgede etkisiz hale geldiğine işaret etti.

Kaynaklar, ABD'nin, İran'a yakınlıkları nedeniyle terör örgütü olarak tanımlanan bazı güçleri uzaklaştırarak Şii siyasi güçlerini dağıtmaya çalıştığını belirtti.

Irak, Bağdat'taki Irak Parlamentosu, 7 Şubat 2022 (Reuters)Irak, Bağdat'taki Irak Parlamentosu, 7 Şubat 2022 (Reuters)

Veriler, Irak arenasında ABD ile İran arasındaki mücadelenin tırmanabileceğini gösteriyor. Bu durum, parlamentoda sandalye sahibi Şii siyasi güçlerin yeni hükümetin kurulmasına katılmalarının engellenmesi durumunda, güvenlik alanında huzursuzluklara yol açabilir. Bu senaryo 2021’de, seçimlerin galibi Mukteda es-Sadr İran destekli Koordinasyon Çerçevesi’ne katılmayı reddedip hükümeti tek taraflı olarak kurmaya çalıştığında yaşananları hatırlatıyor. İki taraf arasında silahlı çatışmalar yaşanmış ve sonunda Sadr siyasi süreçten resmen çekilmişti.

Ünlü siyasetçi İzzet el-Şabender, Haşdi Şabi’nin dağıtılması yönündeki Amerikan taleplerini yerine getirmenin, bu eyleme kalkışacak herhangi bir hükümetin 24 saat içinde devrilmesine yol açacağını belirtti. Bu adımın kolay olmadığını belirten Şabender, Haşdi Şabi'nin Amerikan çıkarlarına bir tehdit oluşturmadığının ve dağıtılmasının İsrail'in bir talebi olduğunun düşünüldüğünü belirtti.

Şabender, İsrail'in ülkelerin içişlerine müdahalesi nedeniyle Irak'ın geleceğinde istikrar olmadığını belirterek, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının iki cepheye bölünmesinin, Şiiler için büyük bir kayba yol açacağını kaydetti.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.