Irak, el-Hol Mülteci Kampı’ndaki DEAŞ’lıları geri alırken SDG pazarlık kozunu kaybeder mi?

Trump yönetimi, çeşitli ülkelerin Suriye'nin kuzeydoğusundaki gözaltı kamplarından vatandaşlarını geri almalarını sağlayacak ortak koordinasyon mekanizması kurdu

Bağdat, bu yılın başlarından bu yana Suriye'den 5 binden fazla vatandaşını geri aldığı 13 nakil operasyonu gerçekleştirdi (AFP)
Bağdat, bu yılın başlarından bu yana Suriye'den 5 binden fazla vatandaşını geri aldığı 13 nakil operasyonu gerçekleştirdi (AFP)
TT

Irak, el-Hol Mülteci Kampı’ndaki DEAŞ’lıları geri alırken SDG pazarlık kozunu kaybeder mi?

Bağdat, bu yılın başlarından bu yana Suriye'den 5 binden fazla vatandaşını geri aldığı 13 nakil operasyonu gerçekleştirdi (AFP)
Bağdat, bu yılın başlarından bu yana Suriye'den 5 binden fazla vatandaşını geri aldığı 13 nakil operasyonu gerçekleştirdi (AFP)

İsmail Derviş

Irak hükümeti, Suriye'nin kuzeydoğusundaki kamplarda yaşayan Suriyeli olmayan mültecileri geri gönderme planı çerçevesinde Haseke kırsalında bulunan el-Hol Mülteci Kampı’nda yaşayan yüzlerce vatandaşını geri aldı.

Yerel kaynaklar, Irak hükümetinin pazartesi günü çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 840 kişiden oluşan 249 aileyi naklettiğini doğruladı. Kaynaklar, bu yılın başlarından bu yana Bağdat'ın Suriye makamları, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Birleşmiş Milletler (BM) ile koordineli olarak Suriye'deki 5 binden fazla vatandaşını 13 nakil işlemiyle naklettiğini açıkladı.

Çoğu ailenin Ninova ilindeki el-Cedah Mülteci Kampı’na nakledildiğini ve nakledilenlerin kampta bulunan Iraklı vatandaşların toplam sayısının yüzde 50'sini oluşturduğunu belirten kaynaklar, Suriye ve Irak'ın önümüzdeki altı ay içinde tüm Iraklı vatandaşların transferini tamamlamayı hedeflediği ve bu sayede Suriye topraklarındaki Iraklı mülteciler dosyasının kapatılacağı için önümüzdeki günlerde yeni tahliyelerin gerçekleştirileceğini doğruladılar.

Rehabilitasyon programları ve 29 tahliye operasyonu

Öte yandan Irak Göç ve Yerinden Edilmişler Bakanlığı, 2021 yılından bu yana 29 tahliye operasyonu gerçekleştirilerek el-Hol Mülteci Kampı’ndan aralarında erkeklerin, kadınların, yaşlıların, gençlerin ve çocukların da olduğu yaklaşık 19 bin kişiyi ülkesine geri gönderdiğini duyurdu. Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı INA’dan aktardığı habere göre Bakanlık sözcüsü Ali Abbas, ‘hükümetin el-Hol Mülteci Kampı’ndan geri dönenler için 78 rehabilitasyon programı uyguladığını’ söyledi. Bu programlar, geri dönenler ile onları kabul eden bölgelerdeki yerel halk arasında gerginliklerin önlenmesinde başarılı oldu.

frg
Suriye'deki el-Hol Mülteci Kampı’nın havadan bir görüntüsü (AFP)

Irak hükümetinin vatandaşlarını acilen transfer etme kararı, Suriye ve ABD’nin kampı tahliye etme ve dünyanın çeşitli ülkelerinin mülteciler ve terör örgütü DEAŞ üyelerinin aile üyeleri olsun, vatandaşlarını geri çekme ve örgüte mensup kişileri geldikleri ülkelerdeki ulusal mahkemelerde yargılama taleplerine yanıt olarak alındı. ABD’nin talebi, 14 Mayıs'ta Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Al Suud'un katılımıyla, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmede Başkan Donald Trump'ın açıkladığı gibi, DEAŞ üyesi tutuklularının bulunduğu hapishanelerin Suriye hükümeti tarafından denetlenmesini de öngörüyor.

ABD’nin koordinasyon mekanizması

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  ABD Kongre Üyesi Marlin Stutzman, yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin ülkelere Suriye'nin kuzeydoğusundaki gözaltı kamplarından vatandaşlarını geri göndermeleri çağrısında bulunduğunu ve tutukluların ve yerinden edilmiş kişilerin menşe ülkelerine dönüşlerinin hızlandırılması gerektiğini söyledi. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bu amaçla ortak bir koordinasyon mekanizması kurdu. Çeşitli ülkelerin vatandaşlarının transferinde ilerleme kaydedildiğini, ancak Suriye'de vatandaşları bulunan tüm ülkelerle iş birliğini güçlendirmek istediklerini belirten Stutzman, “Irak hükümeti çok sayıda vatandaşını geri gönderdiği için Irak'ın bu konudaki çabalarını büyük takdirle karşılıyoruz ve dünyanın geri kalanını da aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz” diye ekledi.

SDG’nin kartları

Suriyeli gazeteci Usama Al-Ahmad ise yaptığı özel açıklamada, yabancı ailelerin Suriye'nin kuzeydoğusundan çıkarılmasının, SDG'nin Suriye devletine entegrasyon sürecini hızlandıracak adımlardan biri olacağını, zira yabancılar, özellikle terör örgütü DEAŞ üyelerinin aileleri ve tutuklu üyeleri sorununun, ABD'nin bu konudaki tutumunun Başkan Trump'ın kendisi tarafından açıkça belirtilmesine rağmen, SDG'nin tüm görüşmelerde kullandığı pazarlık kozlarından biri olduğunu söyledi. Tüm görüşmelerde SDG’nin kullandığı pazarlık kozlarından biri, çünkü Washington SDG’nin ana destekçisi olduğu için Başkan Trump’ın kendisi de belirttiği gibi ABD’nin bu konudaki tutumu açık. Bununla birlikte, Suriyeli olmayan ailelerin çıkarılması ve hükümet güçlerinin hapishaneleri denetlemesi gerektiğini vurguluyor.

Ahmed, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kampta DEAŞ ile bağlantılı kişilerin sayısının azalmasıyla birlikte, SDG'nin bu konuyu güvenlik, siyasi veya mali destek talep etmek için bir koz olarak kullanma imkanı da zayıflıyor. Çünkü binlerce kişinin ülkelerine geri dönmesi veya davaların ulusal mahkemelere sevk edilmesi SDG'nin nüfuzunu azaltıyor. Ancak kamp kartının kaybı, Kürt güçlerinin etkisinin sona ermesi anlamına gelmez, daha çok Suriye hükümeti ile müzakerelerde pazarlık güçlerinin azalması anlamına gelir. Yine de tahliye sürecini kolaylaştırmak için yaptıkları iş birliği, bu dosyayı kapatmak ve birleşik bir Suriye'ye doğru ilerlemek istediklerini gösteriyor. Yukarıda belirtildiği gibi, ABD’nin ‘tek devlet, tek bayrak ve tek halk’ şeklindeki resmi tutumu bu.”

Vatandaşlarını almayı reddeden ülkeler

Suriye’deki vatandaşlarını geri alan sadece Irak değil. Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya, Norveç, İsveç ve Danimarka başta olmak üzere birçok ülke, kamplarda tutuklu bulunan örgüt üyelerinin aile üyeleri ve akrabaları olan vatandaşlarının yanı sıra eski DEAŞ üyelerini geri almaya ve yerel olarak yargılamaya başladı.

zxdf
Suriye'de doğan Irak'a gitmeyi bekleyen Iraklı bir kız çocuğu (AFP)

Ancak her ülke vatandaşlarını geri almayı kabul etmiyor. İsviçre Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz ağustos ayında, DEAŞ üyeliği şüphesiyle Suriye'nin kuzeydoğusundaki kamplarda gözaltına alınan vatandaşlarını geri almayı reddettiğini yineleyen bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “İsviçre, örgüte bağlı yetişkin vatandaşların geri gönderilmesine ilişkin Mart 2019'da alınan hükümet kararını uygulamaya devam edecektir” denildi. Karar, İsviçre'nin bu kişileri geri göndermeyeceğini veya onlara pasaport vermeyeceğini ve sadece hayatlarına veya fiziksel güvenliklerine doğrudan bir tehdit olduğunda ‘mümkün olan sınırlar içinde’ konsolosluk hizmetleri sunacağını öngörüyor.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki kamplarda gözaltında tutulan İsviçre vatandaşları arasında üç erkeğin yanı sıra sekiz yaşındaki kızıyla birlikte bir kadın bulunuyor.

Bakanlık, gözaltına alınan vatandaşlar ve SDG yetkilileriyle temas halinde olduğunu ve kadının ve çocuğunun kaldığı Roj Kampı’na konsolosluk ziyareti gerçekleştirdiğini açıkladı. Annenin sadece çocuğun geri gönderilmesi teklifini reddettiği doğrulandı. Bu arada, İsviçre'de bu konu hakkında, ulusal güvenliği korumak için bu vatandaşların geri gönderilmesini reddedenler ile devletin vatandaşlarına karşı yasal ve insani yükümlülükleri doğrultusunda iadelerini isteyenler arasında hukuki bir tartışma yaşanıyor.

BM’nin verileri

BM’nin verilerine göre uluslararası alanda, DAEŞ ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen yaklaşık 9 bin kişi, yargılanmadan gözaltında tutuluyor. Bu kişilerin 5 bin 400'ü Suriyeli, bin 600'ü Iraklı ve bin 500'ü 50 farklı ülkenin vatandaşı. Hol ve Roj kamplarında da şüphelilerin akrabaları, mülteciler, yerinden edilmiş kişiler ve kişiler olmak üzere yaklaşık 42 bin 500 kişi bulunuyor. Bu kişilerin yüzde 60'ı çocuklardan oluşurken, geri kalan yüzde 40'ın çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor.

Şam göreve hazır

Suriyeli bir diplomatik kaynak yaptığı özel açıklamada, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Suriye'de vatandaşları bulunan birkaç ülkeyle görüştüğünü ve Şam'ın bu kişileri yargılamak veya süresiz olarak gözaltında tutmak zorunda olmadığı için vatandaşlarını tahliye etmelerini istediğini söyledi. Kaynak, “Irak dahil bazı ülkeler ABD'nin çağrısına yanıt vermiş olsa da İsviçre gibi bazı ülkeler buna karşılık vermedi. Bizim güçlerimiz ise terör örgütü üyelerinin tutulduğu hapishaneleri koruyabilecek kapasitede. ABD bizden bu hapishaneleri korumamızı birkaç kez talep etti ve biz de buna hazırız” dedi.

Sonuç olarak, birçok ülke tutuklu vatandaşlarını geri göndermeye ve örgüte üye olmakla suçlananları menşe ülkelerindeki yerel mahkemelere sevk etmeye başladı. Bu, BM’nin, dünya çapındaki ülkelere Suriye'deki vatandaşlarını geri göndermeleri ve onları rehabilite etmeleri veya yargılamaları yönünde defalarca kez yaptığı çağrılara verilen bir yanıttı. BM, ülkelerin vatandaşlarını terk ettikleri veya keyfi olarak vatandaşlıklarını iptal ettikleri konusunda endişelerini dile getirdi. Irak'ın tahliye sürecini hızlandırma girişimi, gözlemciler tarafından olumlu bir adım olarak görülüyor, ancak SDG'nin bundan ne kadar memnun olduğu belirsiz. Çünkü bu girişim SDG'nin pazarlık kozlarından birini elinden alacak ve SDG'nin uluslararası toplum nezdinde terör örgütü DEAŞ ile mücadelede ve hapishanelerin denetlenmesi ve kamplarda ailelerin gözaltında tutulmasında kilit bir ortak olarak görünmesini engelleyecek.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.